Pazar, Mayıs 14, 2006

Kavala...


















Kavala Selanik'e 2,5-3 saat uzaklıkta ama gitmeye de görmeye de değer. Biz günübirlik gidebildik ama bence günlerce, haftalarca kalınacak kadar güzel (hatta bazı yönlerden Selanik'ten katbekat güzel!) Bana biraz Ayvalık'ı, biraz Bodrum'u (ama bozulmamış halini) anımsattı. Aslında küçük bir yer ama sanırım güzel olmasının bir nedeni de bu. Aaaah ah!

Yahu Kavalalı Mehmet Ali Paşa çılgın mıymış! İnsan burayı bırakıp kalkıp Mısır'a vali olur mu hiç! :PP

not: evet, yağmurun azizliğne uğradık orada da ama yağmuru bile ayrı güzel bee :))

Selanik'te gece turu


Şu Selanik de geceleri bir başka güzel canııım! :)) Yunanlı arkadaşlar bize Makedonya Üniversitesi'nden eşlik ettiler; hepsi birbirinden şeker, sıcakkanlı insanlardı, valla iyi ki gitmişiz, iyi ki tanışmışız (başka fotoları çıkarsa ortaya, koyacağım buraya söz :))

Geceler çılgın, geceler ayaz ve fakat Selanik kafeleri de pek rahat anacım! Adamlar keyiflerine düşkün valla, nereye gitsek koltuklar konforlu, soğuksa ahan da şu sağda gördüğünüz sobalardan yakıp müşteri memnuniyetini sonuna kadar sağlıyorlar. Frappeleri fena değil ama akşam 8'den sonra servis yapmıyorlar; güya çok ağır olduğu için uyku kaçırıyormuş. Yok anacım, ben gecenin bilmemkaçında içtim, sonra da mışıl mışıl uyudum valla...

not: garson kızlar pek cilveli işveli, benden söylemesi ama erkek garsonlardan kaçması da zor olabiliyor hani ;)

Adak

Müslüman mahallesi


Efendim; Selanik'in yukarı tarafında eski Müslüman mahalleleri varmış. Şimdi diyeceksiniz ki o zaman bu kilisenin ne işi var? İzah edeyim efenim; zati bu Selanik'te camii namına bir şey yok! Adamlar tarihi değeri olan camii ve hamamları bile içler acısı duruma getirmiş; alçıları dökmüş, minareleri yıkmış vs. vs. Yani bize çamur atarlar ama kendileri beter durumda! Yine faşistleştin demeyin, valla durum bu anacım! Aha, bu güzelim kilisenin önündeki sarı (üstüne siyah kartal figürü) bayrak da Bizans İmparatorluğu'nun sembolü. Buyrun burdan yakın ;)

Selanik protestoları


Efendim; bu güzide insanlar Pontus Rumları olaraktan anma töreni düzenlemişler güzide Selanik'te. E saygı duyduk tabii ki; ve fekat yanlarından geçerken de Türkçe konuşmaya tırstık açıkçası. Neme lazım, saldıracakları sataşacakları tutar da yaban ellerde bir de haksız duruma düşürürler insanı. Valla sırf diplomatik nedenlerle şeettik anacım! Ertesi gün de Ermenilerin yürüyüşü varmış zati, aman diyeyim ha!

Ama sokaklar enfes tabii, şu soldaki binanın güzelliğe bakın. Kışkırma bahane, Selanik şahane!

Otelde kahvaltı


Ah kuzucuklarım; halimizi bir görseydiniz! Dört gün boyunca kuru gıda yemekten midemiz isyan etti valla! Biz de son sabahımızda otelde bir kahvaltı keyfi yapalım dedik ama ne hacet! Bir kere demleme çay yok; sırf otelde değil, Yunan'ın gavur ocağında tek damla demleme çay yok, varsa yoksa sallama, ne anlıyorlarsa! Sonra sofraya geldi koca koca zeytinler, biz de sandık ziyafet çekeceğiz. Nerdeeee; ne zeytini zeytin, ne ekmeği ekmek, paket ballar reçeller hep kristalleşmiş, portakal suları kutudan, ooooy oooy! Nerde bizim mis kahvaltılar! Çok aradık anacım buraları çoook! Valla sırf bu yemek derdinden yaşanmaz yaban ellerde (bir de tuvalet derdi var ki sormayın gitsin! Taharet muslukları yok ayol adamların! Bir de bize pis derler cık cık cık!)

Türk treni ve dönüş


Aman efendim, dönüşümüz pek bir şenlikli oldu; zira Yunan trenine 10 değil 100 basan (ki burada milliyetçilik yapmıyorum, inanın öyle, gidin test edin ayol!) Türk treni pek bir rahat, pek bir konforluydu. Kompartmanlar geniş, ferah, yataklar yumuşacık, çarşaflar mis kokulu, tuvaletler temiz, demleme çaylar leziz, e sohbet hepsinden nefis; hal böyle olunca dönüş yolu yüreğimizdeki hasretle biraz daha tatlı geldi valla! İşte efendim; o koccaman kompartmanda biz; aslında 10 kişi de sığdık ama çaktırmayın, kompartmancı amca kızmasın diye söölemedik ;PP

Salı, Mayıs 09, 2006

döndüm döndüm... efaristo ilginize

Efendim bazılarınız merak etmiş haliyle; hani ya bu köfte yaban ellere gittiydi, hemen de dönecem dediydi e hani nerede şimdi kendisi??? diye... Merak buyurmayınız paşam, sağ sağlim ve de bedeni tek ruhu binbir parça olarak geri döndü canınız ciğeriniz biricik köfteniz. E hadi bakalım, hoşdöndük hoşgördük diyelim de geleneği bozmayalım di mi ama?!

Yediğin içtiğin senin olsun, bize gördüklerini anlat diyorsanız baştan söyleyeyim; zati oralarda hiçbişicikler yiyemedim malum domuzun domuzluğu yüzünden. Ama son dakikada bir balık-uzo golü atmışız ki sormayın gitsin! Neyse efenim amaç ballandırıp bir yerlerinizi şişirmek değil tabii ve fakat hepsini şimdi ve bir seferde anlatamayacağım için Selanik-Kavala seferini ya bismillah çekip zikretmeye başlayacağımdır tez zamanda (Osmanlı etkisi de hemen kendini belli ediyor di mi, yok valla faşist olmadım oralara gidip de, seviyom ben Yunanlıları valla yaa ;P)

O yüzden şimdilik sadece salimen geldiğimi haber edip gerçek haber turunu ve flaş fotoları sonraya bırakıyor, sizleri de hasretle öpüyorum elma yanaklarınızdan! Kalinihta canlarım; hepinizi Sagapo ;)*

Salı, Mayıs 02, 2006

Selanik köftesi

Çok sefkili kuzucuklarım!

Yarın bu saatler itibariyle Yunanistan yollarında olacağımdan bir süre görüşemeyeceğizdir sanırsam ki :) Canınız kanınız biricik köfteniz Selanik'e gidiyor, neymiş efenim "study trip"miş! Külliyen yalan ayol, ben oraya gezmeye, görmeye ve bizzat tatbik etmeye gidiyorum ;P Allah'ın izniyle de dört gün kalıp geliyorum. Aman kendinize iyi, suluköfteye de gözünüz gibi bakın, beni aratmayın. Hakkınızı helal edin, beni çoook özleyin ;) E hadi şimdilik hoşçakalın! ;*

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

SuluKöfte 1 Yaşında! :))

























İyi ki doodun köfteeeee, iyi ki dooduun köfteee! İyi ki doğdun da hayatımızı renklendirdin, iyi ki varsın köfteeeeeeeeee!!! :))

Evet canım kuzucuklarım; canınız kanınız biricik suluköftenizle yolculuğa bundan tam bir sene önce başladık. Bir sene boyunca onunla üzüldük, onunla sevindik, onunla tepindik, onunla dellendik; kısacası onunla yattık onunla kalktık (ohaaaaa!!!) Sizi bilmem ama ben suluköfteyi çok sevdim, e çok iyi kız canııımmmm ;P

Bu bir seneyi benimle paylaştığınız, yanımda olduğunuz ve commentlerinizi eksik etmediğiniz için teşekkürler. İnşallah nice bir'lere, nice senelere, hep beraber olmak dileğiyle...

Tamam canım, ben de sizi seviyorum! ;)*

not: üstteki delidana suluköftenin küçüklüğü :PPP alttaki de; e suluköfteye böyle sulu bi kutlama yaraşır de mi ya! :))

Çarşamba, Nisan 26, 2006

pıtırcık :P


Last night I dreamt
That somebody loved me
No hope, no harm
Just another false alarm
Last night I felt

Real arms around me
No hope, no harm
Just another false alarm
So, tell me how long

Before the last one ?
And tell me how long
Before the right one ?
The story is old - I KNOW

But it goes on
The story is old - I KNOW
But it goes on
(mozz *)

Pazar, Nisan 23, 2006

23 Nisan Neşe Doluyor İnsan!

Ho ho ho! :))

Evet canlarım; bayramımız kutlu olsun! Tüm çocukların ve benim gibi çocuk kalanların!!!

Bayram ayrı tabii de, bir de başka bir mutumuz var yahu! Benim biricik Ankaralım geldi buraya, İstanbul şenlendi! Eh ben durur muyum?! Ben de şenlendim, çiçek açtım ayol! Sırf ben mi; güneşler açtı, denizler coştu, yunuslar oyunlar yaptı, daha neler neler! Efenim yat turunda filmler mi çekmedik, kumpirlerin üstüne dondurmalar mı götürmedik, turist teyzelere fotolar mı çektirmedik; anam bi Dolmabahçe'yle Yerebatanı gezmediğimiz kaldı. O da zamansızlıktan, yoksa daha neler yapacaktık... da işte! Neyse dedim; bu da bir şeydir. Yedi yılın hasretini yıkmışız kolay mı, Allah böyle hasret bırakmasın kimseleri valla, özlem(!) kötü şey kuzucuklarım ;)

Biz çok güldük, Allah bozmasın, sizleri de güldürsün! Aha bu da böyle bir post olsun :))

not: 101 oldu saymıyorum sanmayın ha :P

Salı, Nisan 18, 2006

vasiyetimdir!

Ey ahali, suluköfteyi nasıl bilirdiniz?!!

... diye sinir bir girizgah yaptıktan sonra köftenin ağzındaki ıslak baklayı çıkarıyorum. Efendim, şindik biz bu Selanik yoluna baş koyduk ya, baş koyup kafayı gözü bir güzel yardık ya, yardıktan sonra da vize başvurusu (bknz. baş-kafa-göz itinayla vurulur, yarılır, vs.) için gezi süresini kapsayacak şekilde bir sigorta poliçesi yaptırdık ya... Aha! İşte o poliçeyi elimize alıp okuduğumuzda bir baktık ki ne görelim; eğer Yunan'ın yaban ellerinde olur ya Allah gecinden versin, ölüp de kalırsak sigorta cesedimizin cennet vatana geri getirilmesinden sorumlu değilmiş!!! Yani öldün mü kalıyorsun orda, geri dönüşü yok! Hoş elin Yunan'ı senin dirini ne yapmış ki ölünü ne yapsın, elbet postalar buraya ama olsun, poliçede o maddeyi görmek bile insanın yüreğini burkuyor, "ölcem mi kalcam mı oralarda?!" paranoyası yaşatıyor :P

Neyse efendim, ben yine asıl konuya döneyim. Eğer ki bana oralarda bişicikler olursa, ahan da bu manyak köftelere söyledim: Sakın beni oralarda fani başıma bırakmayın, onlar getirmezse sırtlayıp siz getirin, zati etim ne budum ne (hişşşt tartıya aldanmayın!)... Ayrıca şimdiden vasiyet edeyim; kitaplarım, kasetlerim, kıyafetlerim, hepsi herbişiciklerim bağışlansın, cenazemde de ağlaşma falan istemem (zati alem kahkahalarla güleceği için, ne demişler ağlarsa anam ağlar gerisi salla başı al naaşı! ;P), sade Morrissey'imden "There is a light that never goes out"u çalın yiter :PPP

Evet kuzucuklarım; bu da böyle biline diye yazdım, kendinize iyi bakın, gidip de dönmemek dönüp de bulamamak var di mi ama?! Hoş henüz bi yere gidebildiğimiz yok, kendi çapımızda koşturup sağa sola çarpıyoruz ama belli mi olur, bir de bakmışsınız ki... Eee daha daha nasıl bilirdiniz???! ;)*

Pazartesi, Nisan 10, 2006

kissas... visa's...

Julio Iglesias fonda tanımadığım bir kadınla "Kissas Kissas" diye düetirken ben de bir yandan düşünüyorum; hem düşünüyorum hem çalışıyorum. Malum vize haftası; bitmeyen vizelerin bitip tükenmeyen haftaları... Ben abuk sabuk nice konuyla ve saçma soru taslaklarıyla cebelleşirken bir başka vize problemi gelip çakılıyor aklıma; Schengen vizesi... Formlar, belgeler, harçlar, pasaportlar vs. derken neredeyse bir yıl oldu olacak biz daha Selanik'in "s"sini göremedik. Hayır yani madem istemiyorlar desinler açık açık "götürmeyeceğiz çocuum sizi, neyinize sizin Yunan medeniyeti"! Ama yok, hem bir heves bir ballandırma, sonra iş icraata gelince yok pasaportun süresi, yok vizenin harcı, yok, Yunan'ın kaprisi bilmem ne... Şeytan diyor atla Kadıköy Evlendirme'nin ordan bi otobüse bas git görsünler nasıl oluyormuş. Ama yok anacım, inat ettim, illa trenle tıngır mıngır gidilecek, konsolosluk çalışanları delirtilecek vs. vs... İşin ilginç yanı iki vize belasının da ortak yanı: Yunanistan. Birinde sınavda çıkacak en önemli konu oluyor kendisi (Kıbrıs sorunu, Ege Adaları vs.), diğerinde de bizzat vizede sorun çıkartıyor. Hayır bir garezim de yok, bilakis pek severim kendilerini (özellikle Dimitri'yi, Stavros'u ve Vasilis'i :PPP) ama nedir onların benimle alıp veremedikleri onu merak ediyorum. Neyse öğreneceğiz İnşallah, tabii gidebilirsek... tabii bu vizeler biterse... Kissas yavrum kissas ;P*

Çarşamba, Nisan 05, 2006

Çarşamba, Mart 29, 2006

bahar köftesi!


Evet canlarım, bahar geldi artık canlanın! Kuş, ot, börtü, böcük ve tabii ki bendeniz sefkili suluköfteniz baharı pek bi şenlikli karşıladık efenim. Uçan kuşlar martılar, içli salçalı köfteler ve daha neler neler! Tamam, anlatacağım, durun teker teker gelin ayol!

Şindik, iyi bir bahar karşılaması için gereken tarifi vereceğim size, sakın evde denemeyin, çıkın dışarda tatbik edin. Kımıldayın azcık canım!

Yimeen adı: Bahar köftesi...

İçindekiler: Her çeşitten köfte ama illa ki suluköfte! Bir adet vapur, bir bardak dolusu deniz suyu, yarım kilo bulut (sadece çok sıcakta gölgelik olarak kullanılacak), bol kepçe güneş ışığı (aman bugünkü gibi tutulmasın dikkat edin), birkaç adet orta boy askılık (okul da illa ki asılacak :P), iki adet foto. makinesi (tercihen biri kameralı), yedi büyük boy patates (kumpir için), Kurukahveci Mehmet Efendi (adamın kendisi değil ayol, kahvesi!), altı halka simit (dışarıdan çikolata getirmek yasaktır!) vs. vs. (aman anacım bitmez ki istekleri!)

Dışındakiler: İçi beni dışı sizi yakar diyeyim siz anlayın :))

Hazırlanışı: Aha işte en kazık yeri burası sayın okurlar; zira bu bahar köftesi denilen yaratık çok zahmetli, nazlı, bööle kıvamı tutmazsa vıcık vıcık bişiidir. Ama var ya bi de tutarsaaaaa! İşte o zaman yemeyin de yanında yatınızdır ;)
Öncelikle; köfteler okula götürülür, bir süre güneş altında bekletilerek özenle dersten kaçırtılır. Ama fazla ısıtılmaz ki beyinleri sulanmasın (mümkün mü?!). Soonacııma, yeterli olgunluğa(!) eriştiklerinde önce bir otobüse, sonra da bir vapura bindirilerek kendilerinden geçirilir. Karşı kıyıya ulaştıklarında açlıktan mideleri sırtlarına itinayla yapıştırılan köftecikler önce kumpirciye, sonra pastaneye götürülüp doyurulur. Fakat doyma noktaları bulunmayan köftehorlar her an bir simitçiye kaçabilirler (kızı bırakırsan ya davulcu ya zurnacıya, köfteyi bırakırsan ya simitçi ya tatlıcıya :P) tikatli olunmalıdır! En sonunda bir tutam deniz kıyısında mayalanmaya bırakılan köfteler kahve, çay, meşrubat vs. ile terbiye edilir (nasıl yaa?!). Hala terbiyesizlil etmekte ısrar eden olursa (sulu gibi mesela) fal baktırılmak ve filmi çekilmek suretiyle safdışı edilir ve köfteler kıvama geldiklerinde sıcak olarak servis edilirler. Afiyet olsun!

Evet efenim; yer Ortaköy, oyuncular belli, senaryo meçhul... Şu anda fonda ise Beautiful South'un Dream a little Dream'inin Fransızcası var, neden bilmiyorum, denk gelmiş işte... Birazdan Paolo Conte Via Con Me'ye başlayabilir, napiim adam durmuyo anacım... Peki nedir bu Fransızca merakı diyorum sayın okurlar, kim bu aramızdaki Fransız?!! Acep yimeği de Fransız usulü mü yapsaydık beah! :PPP

Perşembe, Mart 23, 2006

dokunaklı :P


Ya bi tuhaf oldum ben; gelen yıllık yazılarından mı, son senenin hüznünden mi, yoksa tamamen kendi salaklığımdan mı bilmiyorum ama... BEN SİZİ ÇOK SEVİYORUUUUUM!!!

Bak böyle postu da bi daha bulamazsınız, kopyala-yapıştırla bi yerlere şeedin daha sonra aleyhime delil olarak kullanmak üzere. Böyle de self-ispiyoncuyumdur hani! Neyse işte, bu da bööle bi anımız olsun :PPP

Cuma, Mart 17, 2006

mozz geri döndü


Davullar çalınsın, kırk gün kırk gece bayram yapılsın; alemlerin otobur kralının dönüşü muhteşem oldu. Artık gay mey idare edivericeksiniz anacım, adam efsane oldu. En azından şu suluköftenizin hayatına ve halet-i ruhiyesine en uygun kıyak şarkıları yapmış adam, daha ne yapsın! Ne yapacak, çok yaşasın!!!

Şimdi gelelim Moz'un son bombasına: evet kuzucuklarım, bu dünya "there is a light that never goes out"u gördü, "the more you ignore me, the closer I get"i dinledi... İşte karşınızda yeni mest olma aracı; Mr. Morrissey ve You Have Killed Me!

Pasolini is me
'Accattone' you'll be
I entered nothing and nothing entered me
'Til you came with the key
And you did your best but
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
Piazza Cavour, what's my life for?
Visconti is me
Magnani you'll never be
I entered nothing and nothing entered me
'Til you came with the key
And you did your best but
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes, I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
Who am I that I come to be here...?
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
And there is no point saying this again
There is no point saying this again
But I forgive you, I forgive you
Always I do forgive you

Pasolini: Pier Paolo Pasolini, poet, director, writer, the soul of the 20th century Italian art.
Accattone: Accattone was the title of the first movie by Pier Paolo Pasolini in 1961. Literally 'Accattone' means a beggar, mendicant. In Rome it also means a poor man, a man with no talent. Here Morrissey implies that the person he is speaking to will be "his first"...
Piazza Cavour: Cavour square in Prati, Rome. Just behind the Palace of Justice and very near to Lungotevere. Visconti: Luchino Visconti, famous Italian director, author of masterworks like Ossessione, Rocco e i suoi fratelli, Morte a Venezia, Il Gattopardo. He also worked a lot with Anna Magnani as she was his favourite actress. An episode directed by Visconti of the movie "Siamo Donne" was about Anna Magnani's everyday life.
Magnani: Anna Magnani, the greatest Italian actress ever.

Boun Appetite! ;)*

Salı, Mart 07, 2006

köfteniz sizi seviyorrr


Evet canlarım, bir köfte ziyafetinde daha beraberiz. Bu sefer size çok farklı lezzetler sunuyorum, çeşit çeşit yiyin garii :P

Kendi özel South Park karakterlerinizi yaratabileceğiniz bir adres; bizim köftelerin de birer tane var ;)
http://www.vexatori.de/zib/sp-studio.swf

DeviantArt'tan harika bir yetenek; galerisini keşfedin, müthiş kısa filmlerini mutlaka izleyin. Cupid's last stand, When Genevieve ruled the world, Candy ve The little girl who was forgotten by absolutely everyone-even the postman... Hepsi birbirinden lezizzz ;P
http://crookedsixpence.deviantart.com/gallery/

Eğer bir gün vampir olmaya karar verirseniz hangi ismi alacaksınız?! Boşuna kafa yormayın tıklayın öğrenin ama kan emmeyin :PPP
http://www.emmadavies.net/vampire/

İşte harika bir site daha! Aslında harika olan site değil, Paris'in kendisi tabii... İyi seyirler, hoparlörün sesini açmayı unutmayın ;)
http://framboise781.free.fr/Paris.htm

Afiyet olsun kuzucuklarım ;)***

Perşembe, Mart 02, 2006

köftehorrrrrr


Resmen başımı kaldıramıyorum sayın okurlar; bir uyku bir uyku, anlatamam yani. Uykusuz ve yorgun geçen günlerin, haftaların ve hatta ayların (zira saydım tam iki ay oluyor!) acısını çıkarıyorum sanki ama nedense bu acı dinmiyor :(

Pazartesi günü söz verdiğim gibi hasta oldum sonunda; sesim kısıldı, boğazım kaşınıyor, halsizim ve azıcık da ateşim var. Ve fekat sabah körü o ayazda saatlerce beklemenin sonucunda yine de iyi sayılırım, eh işte içgüveysinden hallice! (keçi bak güvey dedim, sivri kulakların çınlasın ;P)

Sonuç itibariyle işler bitti ama yapacak yeni işler çıktı ortaya. Zati hayat böyle neetçen deyip yola devam ediyoruz bittabii ki. Ya siz ne sandınızdı köftehorlar?!

Öteki köfteler staja başlamış; hepsine hayırlı ve geçmiş olsun dileklerimi sunarken kendilerini fazla yormamalarını, bu patron milletinin zaten hiçbir zaman tatmin olmadığını, o yüzden iyisi mi eğlenmelerine bakmalarını salık veriyor, kendilerini koccaman öpüyor ve bakalım bu suluköfte ne halt yiyecek diye sormadan da edemiyorum! (nasıl bi cümle bu ya!)

Neyse efenim, muhabbeti tadında bırakalım ki tez ayrılmayalım ;) Hem daha çok işim var; yeğenime öykü yazacam ödev vermişler çocuğa (cık cık cık), soona saçımı kestircem insana benziicem (bak bu zor işte), soona... ay işte yapıcam bişiler canım, size ne ayol! Hadi baş baş!...

Cumartesi, Şubat 25, 2006

şindiiiiiiii


Aman da benim kuzucuklarım nicedir bensiz mi kalmış! Aman da ben yokken bunlar sürüden mi ayrılmış! Aman da benim koyunlarımı kurtlar mı kapmış! Yolarım len ben o kurtları! Hııııııı!!!

Tamam, rutin fırça ve paylama seansımızı gerçekleştirdikten sonra asıl meseleye dönebiliriz canlarım...

Hımm birileri "soundtrack isterük!" diyerekten kazan kaldırırmış, bre tez kelleleri vurula! Ay yok ayol, kıyamam ben onlara, gerekirse soundtracklerin kaşını gözünü yararık ama köfteler başımızın tacı (tabii bu durumda başımızın geniş ve sağlam olması lazım! :PPP)

Siz istersiniz de ben yapmaz mıyım be! Alın kuzu kuzu köftelerim; işte soundunuz trackiniz, dizleyin izleyin beni hatırlayın anacım ;)*

İlk sırada elbet ve tabii ki; The Crow (OST) ve muhteşem Graeme Revell, soundtrack'te bir numeraodur kendisi ;)
(not: yıldızlılar kişisel favorilerimdir :P)

1. Burn - The Cure*
2. Golgotha Tenement Blues - Machines Of Loving Grace*
3. Big Empty - Stone Temple Pilots*
4. Dead Souls - Nine Inch Nails*
5. Darkness - Rage Against The Machine
6. Color Me Once - Violent Femmes
7. Ghostrider - Rollins Band
8. Milktoast - Helmet
9. The Badge - Pantera
10. Slip Slide Melting - For Love Not Lisa
11. After The Flesh - My Life With The Thrill Kill Kult
12. Snakerider - The Jesus And Mary Chain
13. Time Baby III - Medicine
14. It Can't Rain All The Time - Jane Siberry*

Soonacııma; köftenin memleketi :P Balkanlara kısa bir yolculuk, sevgili Goran Bregoviç ve Emir Kusturica'nın Underground'u ;)

(not: bazılarını zaten biliyorsunuz, hatta birini Candan Erçetin Sevdim sevilmedim seveni sevemedim olarak söylemişti, ki çok da haklıdır kendisi :P)

1. Kalasnjikov 2. Ausencia 3. Mesecina 4.Ya ya (ringe ringe raja) 5. Cajesukarije 6. Wedding 7. War 8. Underground 9. Underground tango 10. The belly button of the world 11. Sheva

Şimdilik bu kadar canlarım, yeni bir matinede görüşmek dileğiyle; Aufwiederfaseln! ;))



Cuma, Şubat 17, 2006

gözünüz gönlünüz açılsın...


... Ya da daha beter kararsın :PPP

Sağdaki amcamızı zaten tanıyorsunuz; anlı şanlı Mickey Rourke'umuz. Tamam, yaşlandı azcık ama mihrap yerinde diye bi laf var canııım. Kendisi biraz olgun bir köfte (!) olsa da barbeküye uygundur sonuçta :PPP

Soldaki arka sayfa güzelimiz ise köftenin yeni kıyımlarından; Venezuela'nın dünyaya bağışladığı yeni star Edgar Ramirez! Kendisi Domino filmiyle ün kazanan (ya da kazanacak olan) taş mı taş Latino'muz ama dikkat edin, göründüğü gibi sırf vahşi bir cazibeden ibaret değil abiniz (sizin abiniz, benim diil!); ayrıca kendi filmlerini de yapan bir sanat adamı ;) Herkeslerden önce size duyurdum bak kıymetimi bilin, daha film piyasaya çıkmadan tanıttım size eniştenizi! E tabii, bu muhteşem köfteyi kızartıp da size ikram edeceğimi düşünmediniz herhalde, elbette ben yiyeceğim! :)))

Not: Film, oyuncuları kadar iyi değil, buradan belirteyim de sonradan kandırık yaptın diye başıma ekşimeyin! Afiyet olsun kuzucuklarım ;)*

Dipnot: Film Türkçe'ye "Domino Taşları" diye çevrilmiş; e haklılar anacım, baksanıza şu adamlara! :PPP

Çarşamba, Şubat 15, 2006

yine kar yine dolunay...


Evet canlarım; yine bir kar ve dolunayda beraberiz. Yaklaşık birkaç gecedir dolunay üstümüze doğmakta ve şu anda da lapa lapa kar yağıyor dışarıda. Tatil için en iyi hava bence. Özellikle de elinde sahlebi, kucağında battaniyesi ve üstünde pijamasıyla cam önünde bir yandan karı seyredip bir yandan da kitabını okuyanlar için (benim gibi evindeki tadilatla uğraşanlar için değil yani!) :P

O yüzden diyorum ki, eğer siz yapabiliyorsanız lütfen benim için de biraz keyif çatın. Ama ormandaki küçük kırmızı başlıklı kızdan da sakının. Duyduğuma göre kötü hain kurdu tuzağına düşürüp kötü emellerine alet ettikten sonra kayıplara karışmış. Ee kötü bir kurda bunları yapan, benim küçük masum kuzucuklarıma neler yapmaz değil mi ama! Amman haaaa :)))

Sizleri kar, dolunay ve kıımısı başlıklı kızla (:P) başbaşa bırakırken istek parçalarımı da sıralıyorum, tikat!

1. Tabii ki Karlar düşer... düşer düşer ağlarım fırk!
2. Her yerde kar var...
3. Neden saçların beyazlamış arkadaş (ne alaka ya! hııı kar düşmüş olabilir mi acep?!)
4. Kar düşer saçlarıma, yüreğime hasretin (yalan, yok bööle bi şarkı ben uydurdum!)

Bu şarkılar da yüreği sevgiyle eriyen tüm kardan adamlara gitsin hadi bakalım (heayt bee ne laf edermişim, len keçi, iice arabesk olduk len!) :PPP

Çarşamba, Şubat 08, 2006

güzel bir gün...



Bugün güzel bir gün :)

Haftalardır ilk defa uykumu tam alarak uyandım, tabii geç bir saatte...

Sonra uzuuun, güzel bir kahvaltı yaptım. Zaten hiçbir zaman yediklerimin kalori hesabını yapan bir insan olmadığım için yine kendimi özgür bıraktım, dünyaya bi kere geliyoruz ayol!

Derken gazete ve televizyon sefası yaptım, yine haftalardır ilk defa... En abidik yazıları okudum, en gubidik tv dizilerini bile izledim. İnsanın bazen kendine salaklık yapacak zamanı ayırması meğer ne keyifliymiş yahu...

Şimdi de bilgisayarda internet keyfi yapıyorum, o site senin bu site benim ve tabii yanımda her zamanki gibi Morrissey abiniz :) O "this charming man" dedi, ben "every day is like sunday" dedim, sonunda orta yolu bulduk, Beatles klasiği "hard day's night" eşiliğinde dans ediyoruz şimdi...

Birazdan Tae-bo yapacağım, yine haftalardır yapamamıştım ve artık yağ bağlamaktan altımdaki sandalyeyle bütünleşecektim ki silkindim ve kendime geldim. Gün uçan tekme günüdür!

Sonra sırada filmania var; uzundur izleyemediğim klasiklerimi izleyeceğim. The Crow (tabii ki ilki), Before Sunset, Secret Window, Boondock Saints ve belki biraz da Someone Like You... niahhaahhaahaaa

Bu arada kitap stoğum bitti, yani aslında bitmedi de, olanları okumak gelmiyor içimden. Hele ki o kadar küçük mucize raflarda beni beklerken! Hele bi buzlar çözülsün, karlar erisin, fethe çıkacağım. İstikamet Anita Blake!

Evet canlarım; bir finalsonrasıpsikozu-psikopatı okudunuz, bir sonraki programda görüşmek üzzre, esen kalın anacım ;)))

Salı, Şubat 07, 2006

mutant köfte!



Böyleydim (bkz. resim 1), böyle oldum (bkz. resim 2) :)))

Evet evet evet!

Dayak yemiş gibiydim, hatta hatta bi ara insanlıktan çıktığım bile oldu! Ama ama ama geri döndüm arkadaşlar, köfte is back kuzucuklarım! Artık özgür ve de mutlu bir insanım!

Niahhaahhaaaaaaaaaa...

Beni izleyin anacım ;PPP

Cumartesi, Şubat 04, 2006

karanlık yol


Karanlık Yol*

Karanlık dar bir yoldayız
soğuk
çok soğuk
Pinokyo'yu yakmak zorunda kaldık
o kadar ki soğuk

Gökte hiç yıldız yok
toprak kokmuyor
yürüyoruz
ellerimiz titriyor
her mola verdiğimizde
birini yakıyoruz
Her, birini yaktığımızda
mola veriyoruz desek
daha doğru

Karanlık dar bir yoldayız
Ellerimiz titriyor
Ve ne yaptığımızı bilmiyoruz
* (Refik Toksoy)



Salı, Ocak 31, 2006

luv&h8



Love and Hate... ain't it cute... and sooo true!

*from DA...

Cuma, Ocak 27, 2006

dream on...


Yetti gayri diyesiymiş bizim sıpa da, dili varmazmış bi türlü... Gelin gidesiymiş kara kalpli zındanlara da, ayağına kara sular inmiş, varamamış bizim köylü... Şööle yol boyuna çörekleneyim acep bi solukluk demiş, demiş ama bilememiş körgözlü... Meğer kara kalpli, kara kalıplı zındanlar yüreğinin tee köşeciğindeymiş zati, gitmek nesineymiş a ayrangönüllü... Otursunmuş oturduğu yerde zilli, zati dutları da bitirmiş ötmeyesice bülbülü!

Salı, Ocak 24, 2006

olur böyle vakalar...


Yok Türk polisi yakalar demeyeceğim, zira vaka benim vakam olduğu için yakalasa yakalasa belediye yakalar beni... Yok yok zabıta da yakalayabilir :P

Şaka bir yana, kırmak-kırılmak biz insanlara mahsus; önemli olan o kırıkları yapıştırmaya çalışmak değil, inadına o kırıkların üstünde güle oynaya tepinebilmek...

Umarım bastığınız yerler hep kırıksız-kırıntısız olsun diyorum canlarım, sevgiler! ;)

Bu arada ekleyeyim, işte böyle Tinkerbell gibi anahtar deliğine de sıkışabiliyor insan bazı bazı. Özellikle de kapı dinlerken :P Ve fekat yine mühim olan o kapıdan zorla girmek ya da davet edilmeyi beklemek değil, kapının anahtarını kendi kendine bulup açabilmektir. Yaaa... ;P

Not: Çok edebi oldum lan ben, ne oldu böyle bana! Ama beni bu hale getirenler utansın, Günay ah Günay, sana sesleniyorum, duy beni nankör kadın!!! :P

Dipnot: Silent Hill öneriyorum arkadaşlar (eski Solufain yeni Stella, Samet sağolsun! :P). Dinleyin artık sakinler misiniz, yoksa daha bi dellenir misiniz bilemem. Ve fekat ilaç niyetine diyorum, şifa olsuni yarasın kuzucuklarım! :)))

Pazartesi, Ocak 16, 2006

harflerin karmaşası-1


ANLAMIYORSUNUZ...

Okumak ona hiç bu kadar zor gelmemişti. Tam ondört dakikadır aynı sayfanın, aynı satırının, aynı kelimesindeydi; bir türlü ileri gidemiyordu. Gözlerini ayırmadan -kırptığı bile kuşkuluydu- baktığı harfler bir süre sonra sıkılıp aralarında oyunlar oynamaya, dans etmeye başlamışlardı. O ise gözleri ve beyni o birkaç heceye kilitlenmiş, kımıldamadan duruyordu. Siyah mürekkep, bembeyaz kağıt üzerinde gittikçe koyulaşıyor, gözbebeklerini yakıyordu. Hain bir "a" kendini onun gözüne sokarken, fırsatçı bir "n" de gözlerini oymaya çalışıyordu. Bu sırada "s" onları engellemek için önlerine geçti ama bu ortalığı daha çok karıştırdı. "U" ve "o" da araya girince tam bir kavga koptu ve harfler birbirine girdi. "N", "u"nun saçını çekip "m"ye çelme takarken; "a", "z" ile "r"nin arasında yumruk yiyerek gidip geliyordu. "L" ve "y"den bahsetmeye gerek bile yoktu; birbirlerinin boğazını sıkmakla meşguldüler. Kopan gürültü komşu kelimeleri de rahatsız ediyordu, satırlar şikayetçiydi. En kötüsü de hikayenin isyan etmesiydi; kendini okutmuyordu.

Karmaşanın beşinci, aynı kelimeye göz dikişin ondokuzuncu dakikasında okuyucu dayanamadı. Acı içindeki gözlerine eşlik eden kulaklarını, kitabı kapatan cefakâr elleriyle tıkayarak haykırdı:

"Anlamıyorsunuz!!!..."

FÖŞ'04

Cuma, Ocak 13, 2006

içimden geldi :P


Ayol içimden geldi, öpücem! Neden demeyin, öyle esti işte. Hem size ne, okuyucum diil misiniz? Öperim de döverim de! cık cık cık...

not: yediğim tatlılar beynimde kristalleşmiş olabilir, kendimde diilim pek zannımca :))

Pazartesi, Ocak 09, 2006

iyi bayramlar


Bayramımız hayırlı, kutlu olsun! Lütfen kurban kardeşlerime iyi davranın ;P***

Perşembe, Ocak 05, 2006

bana da birini hatırlatıyor ama...


The more you ignore me
The closer I get
You’re wasting your time
The more you ignore me
The closer I get
You’re wasting your time
I will be In the bar
With my head
On the bar
I am now
A central part Of your mind’s landscape
Whether you care Or do not
Yeah, I’ve made up your mind
The more you ignore me
The closer I get
You’re wasting your time
The more you ignore me
The closer I get
You’re wasting your time
Beware !I bear more grudges
Than lonely high court judges
When you sleep
I will creep
Into your thoughts
Like a bad debt
That you can’t pay
Take the easy way
And give in
Yeah, and let me in
It’s war
It’s war
WarWarWarWa
rOh, let me in
Ah, the closer I get
Ah, you’re asking for it
Ah, the closer I get
Ooh, the closer I ...

moz*tabii ki :P

Çarşamba, Ocak 04, 2006

bugünkü reçete


Bugünkü tarifimizde maalesef bir adet sunum var yarına yetişecek. Ama burayı hemen es geçip ana sıcaklara başlayalım diyorum ben ;)

Başlangıç için Constant Gardener olabilir; Ralph Fiennes'i atlamak olmaa, hem galiba film Oscar adayıymış...

Ara ara bünyeye 7 Numara verilebilir, özellikle strese iyi gelir...

Sonra ardı ardına The Smiths, The Killers, PJ Harvey, Def Lepard ve tabii tatlı niyetine Cure...

En sona da bir fincan kahveyle birlikte Sibel Atasoy'dan Bir Kadını Öldürmek...

Daha ne olsun... E okullar tatil olsun, bi de sınavlar ortadan kalksın... Bu kadar. Dağılabilirsiniz!

:))*

Not: Bu arada yorgunluk ve başağrısı için tavsiye edebileceğiniz bitkiçayı vs. varsa buyrunuz commentinizi eksik etmeyiniz. Bari bi hayrınız dokunsun be, öyle bedavaya okumak yok! :P

Pazar, Ocak 01, 2006

yeni yıla yeni post ve yeni umutlar...


Evet köfte kardeşlerim, yeni yıla girdik, hayırlısıyla yeni postumuzu da atıyoruz. Ve fekat atarken ne yapıyoruuuz? Yeni kararlar alıyor, yeni umutlar bağlıyoruz. Ayrıca daha nice yenilikler diyoruz. Peki nedir nedir? İşte budur...

İyi bir yeniyılınilkgünü geçirmeniz dileğiyle; işte yeniyılınilkgünü yapılacaklar, dinlenecekler ve izlenecekler...

(not: ayıldım ya merak etmeyin :P)

The Chronicles of Narnia; çok şirin bişi, Türk lokumu ve Aslan da harika...

Half Light; başroldeki Demi Moore'a takılmayın, iyi film. Diğer başrol Angus'a da dikkat derim...

Hitchhiker's Guide to the Galaxy; benim gibi bir suluköfte diilseniz hoşunuza gitmeyebilir ama aman ha başyapıt diyeyim ben size...

Kiss kiss Bang bang; fazlaca bir özelliği yok ama iyi bir seyirlik, e tabii Robert Downey Jr. deyince akan sular durmaa mı, duruuuurr...

(ve hâlâ ayılamayanlar için :P)

Erkin Koray_Çöpçüler_Fesüphanallah... Alice Cooper_Love's a loaded gun... Sex Pistols_I Did It My Way... Jimmy Buffet_Lime In The Coconut... Nazan Öncel_Aşıklar Parkı_Erkekler de Yanar... The Killers_Somebody Told Me... Seven Mary Three_Shelf Life... Pilli Bebek_Kedi_Berrak... The Smiths_Girl Friend In a Coma_Every Day Is Like Sunday... İlhan İrem_Anlasana_İşte Hayat... The Beatles_Hard Day's Night... Filter_Jurassitol... Özlem Tekin_Yol_Cinayet... Bush_Bomb... Korn_Sean Olson...

(eğer bundan sonra ayıldınızsa :P)

Alın kardeşim elinize gazetenizi, yapın şöyle bol köpüklü Türk kahvenizi, geçin en rahat koltuğa, yapın sefanızı... Yılın ilk gününü dinlenerek, keyfederek geçirin, zorunuz ne! Tabii fonda yine Müzeyyen Senar'dan_Seni Ben Ellerin Olsun Diye mi Sevdim'i ile... Bir çıtırın dediği gibi; "yeni yılda, yine yılmadan..."

Öpüldünüz canlarım... ;)*


Cumartesi, Aralık 31, 2005

NİCE MUTLU YILLARA






Nice mutlu yıllara kuzucuklarım, herşeyin en güzeli bizimle olsun ;)
Kocaman öpüyorum ve yeni yılda bol sağlık, başarı, huzur ve mürüvvet diliyorum! :))

Cuma, Aralık 30, 2005

köfte yiyelim miiii?!


Yok köfte möfte, kandırdım! Daha doğrusu yemelik değil de, bakmalık var :P

Bi dane salçalı köftemiz mevcut; aman da aman, kızıl mı kızıl, güsel mi güsel, leziz mi leziz... Adeta bir koncagül! ;) Her dolunayda azcık dellense de (:P) o sofralarımızın değişmez lezzetlerinden, yaşasın salçalı köfte! :D***

Helloween, Sweet Relief ve Pearl Jam'in millat öncesinden kalma bir kasedi yılın son bombaları. Pek etkili değildi ama olsuuun :)

Şimdilik yılbaşıyla ilgili bişi yazmıyorum, arkası yarın yaparık oldu mu? Öptüm güzeller! ;)*

cingıl bels cingıl bels...

Cuma, Aralık 23, 2005

seni seviyorum

Onu öldürürken elim titremedi. Gözümü bile kırpmadım diyebilirim. Aptal aptal bakan kocaman açılmış gözlerini son nefesini verirken bana dikti. Ben de inadına kaçırmadım benimkileri. Belki son bir pişmanlık, bir teselli arıyordu bakışlarımda. Bense aksine çok memnun olduğumu, zevkten havalara uçtuğumu belli eden bir tavır takınarak onu bir kez daha öldürmüş oldum. Ruhu şaşkınlıkla açılmış ağzından çıkıp giderken yanında bir de ufak soru cümlesi götürdü: "Neden?"

Neden mi? Neden mi?! Neden olacak gerizekalı; senden nefret ettiğim için! Senden tiksindiğim, sana dayanamadığım, seni yeryüzünden silmek istediğim için! Değil konuşman, oturup kalkman; soluk alman bile bana fazla geliyordu. Seni her gördüğümde o kahrolası beynini patlatmak, lanetolası kalbini yerinden sökmek istiyordum. Senin sadece ölmeni değil, seni ben öldürmek istiyordum!

Ondan ilk nefret edişim bir telefon konuşmasından sonra oldu. Onu ilk o zaman duydum, yaptığını itiraf ederken. Pervasız her kelimesi benim kulağıma öfke olarak geri döndü, öfke kalbime nefret olarak yerleşti. Nefret birikti, birikti. Bunda onun katkısı da yadsınamazdı tabii. Sanki her hareketi beni sinirlendirmek için yapıyor, ağzından çıkan her söz beni çileden çıkarıyordu. Bağırmak, kavga etmek çözüm değildi. O kapıdan çıkıp gittikten sonra arkasından fırlattığım bardaklar, kültablaları da yetmiyordu öfkemi gidermeye. Sonra sessizleşmeye başladım, ne ona cevap veriyor ne de tepki gösteriyordum. O sakinleştiğimi düşünüp içini rahatlatıyordu. Oysa benim içimi intikam ağlarıyla örüyordu nefret örümceği. Ağ da örümcek de öfkemle beslenerek giderek büyüyor; fakat bu da yetmiyordu. Örümcek pusuya yatmış, ağına takılacak ilk kurbanı bekliyordu.

Onu öldürmeyi ilk defa aklıma getirdiğimde gerçeği çoktan öğrenmiştim. Her şeyden emindim artık. Benim ondan nefret ettiğim kadar o da benden nefret ediyordu. Aslında ediyorlardı demeliyim; o ve o kadın. İkisi birlikte benden nefret ediyorlar, hayatımı mahvetmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Üstelik artık gizlemeye de gerek görmüyorlar, benimle açık açık alay ediyorlardı. O kadını evimde gördüğüm gün kalan son sabır damlası da taşmış oldu. İlk cinayet planım işte o günlere rastlar.

Tam kalbine nişan alarak silahı ona doğrulttum. Madem tüm kalbiyle nefret ediyordu benden ve tüm kalbiyle seviyordu onu, en günahkar yeri de kalbi olmalıydı. En azından benim intikam almak istediğim organ oydu. Gitmek ve bir daha geri gelmemek için, götürmek ve bir daha geri getirmemek üzere topladığı eşyaları elinde öylece donakaldı silahı görünce. Şaşırsın mı, korksun mu, kızsın mı bilemediği aptal bir ifade vardı yüzünde. Gözleri şaşılaşmış, namlunun ucuna bakıyordu. Ağzını açtı ama konuşmasına fırsat vermedim. Artık daha fazla yalan, daha fazla hakaret duymak istemiyordum, bıkmıştım. Yine de tetiği çekip onu vurduğumda son bir sözcük döküldü ölen dudaklarından: "Neden?"

Neden mi? Neden mi?! Çünkü senden nefret ediyorum! Sen beni aldattın, aşağıladın, bıraktın! Sevmedin, yalan söyledin ve ona gittin. Seni öldürmek zorundaydım, anlıyor musun; çünkü dayanamıyordum. Seni öldürdüm, çünkü seni seviyorum!!!

***
Funda Özlem Şeran

Pazar, Aralık 18, 2005

ma cherié


Hiçbir anlamı yok... Sadece biraz sıkıldım belki...
Çok mu belli oluyor? Bıkkınlığım da bir maskedir belki...
Huysuzluğum geçici... Ama benim cinsimdekiler daha fazla büyüyemiyordur belki...
Aptallık kalıcı... Sadece biraz susmak gerekiyordur belki...
Seviyorumdur... Ya da sevmiyorumdur...
Belki... Belki...

Pazar, Aralık 11, 2005

cadı köftesi


Cadı cadı dediniz, alın ülen size cadı! İnsanı zorla cadı da yapıyosunuz ya; halbuki alakam yok, melekim ben, kuzuyum, aman pek bir ciciyim! :P))

İşte bu da cadı kazanı size, öpüldünüz... (kim tarafından?? bilmem valla, elçiye zeval olmaa!) ;P*

SHE*
She may be the face I can't forget, a trace of pleasure or regret,
may be my treasure or the price I have to pay.
She may be the song that summer sings, may be the chill that autumn brings
May be a hundred different things within the measure of a day.
She may be the beauty or the beast, may be the famine or the feast
May turn each day into a heaven or a hell.
She may be the mirror of my dreams, a smile reflected in a stream
She may not be what she may seem inside her shell.
She who always seems so happy in a crowd, whose eyes can be so private and so proud
No one's allowed to see them when they cry.
She may be the love that cannot hope to last, may come to me from shadows of the past
That I'll remember till the day I die.
She may be the reason I survive, the why and wherefore I'm alive
The one I'll care for through the rough and ready years.
Me I'll take her laughter and her tears and make them all my souvenirs
For where she goes I've got to be the meaning of my life is she, she, she...


*Charles Aznavour şarkısı ama Elvis Costello başka türlü bir güzel söylüyor bence...

Salı, Aralık 06, 2005

olağan köfteler



Efenim ne zamandır blogcuğumla şööle bi dertleşemedim (aman Allah korusun, ne derdi yahu?!) Yani canım işte updatesiz bıraktım diyorum. Üff gelmeyin üstüme!

Neyse fırçayı bırakalım, konuya dönelim...

13. Ulusal Kış Temizliği bitti ve hatta törenlerle, ziyafetlerle kutlandı. Ve "Hayyrett bişşiii"dir ki odadan hiç böcek çıkmadı (ben hariç, ben zati başböcüküm!) Oysa ki geçen sefer odada üreyen mikroorganizmalar Finli bilimadamlarının ve Çinli gurmelerin (e adamlar böcük yiyo ben napiim!) çok ilgisini çekmişti. Gerçi özenle beslediğim yavrucuklarımı(!!) o zalimlere verirken içim burkuldu ama napalım doğa kanunu, hem kökü bende diil mi canım! (??) Neyse işte, sonuçta oda hijyen oldu, böcüklere yazık oldu ama ölsün mikroplar! (yok be acıyın bana...)

Sonracııma; Almanca kursunda Tabu oynadık, böylece ben ilk tabumu(!) Alamanca oynamış oldum, aman pek mutlu oldum. Bu arada 3. kurun bize çay borcu var, acayip haşat ettik onları, unutturmam valla!

Daha sonracııma; sonunda Anita Blake'ime yine kavuştum. Lanetliler Sirki'ndeyim, daha çook yolum var ama mutluyum, azimliyim :)

Daha da sonracııma; bizim o ezik kütüphanede kocca Edgar Allan Poe serisine rastladım (hani şu kitapları birleştirdiğinizde adamın resminin tamamlandığı) ve nassıl sevindim anlatamam. Görenler o kitaplara nasıl ağzımın suyunun aktığını bilir zira... Neyse işte, ben tam bööle sevindirik olmuşken yine "hayyrett bişşiii" oldu; kitapları ödünç alamama kuralının değiştiğini sanıp tatlı hayallere kapılmışken gıcık kütüphanecinin "kitapları alamazsınız!" demesiyle gerçek dünyaya döndüm. Ama heyhat! Napalım, biz de gidip gelip okuruz koca E.A.Poe serisini... (Yine de mutluyuz demek istiyorum yane)

En sonracıııma; sonunda bir buçuk aydır sayıkladığım waffle'a kavuştum, meğer Kadıköy'de çok güzel yapan bir yer varmış zati...

İşte böyle sayın köfteseverler... Bir köftepostun daha sonuna geldik... Gelecek sefere görüşmek üzere derken; en güzel günler, en güzel geceler sizlerin olsun diye eklemek istiyorum (Ya bana ne, niye sizin oluyomuş, benim olsun, benim benim!!) Esen kalın canlarım (bööğğğ) :P*

Cuma, Aralık 02, 2005

heeeyooo




Aha da şekilde görüldüğü üzere; ben uçan mutlu bi insanım artıkın, tabii bi dahaki sınavlara kadar! Ve fekat olsun; ben sınırlı zamanda bile şımarmayı bilirim hiiiaaaayyyyyyytttt!!!

Aman Maaşallah deyin bre köftehorlar; paylaşalım ki mutumuz artsın de mi yaa! :P)))

Çarşamba, Kasım 30, 2005

içli içli :)

Ben cesaretin ne olduğunu senle tanıdım,
Sensiz geçebilecek yılları baştan göze almakla.
Ben düşlerimin başıma yıkılmasından
Senden sonra korktum
İşte bu yüzden sustum.

İçi de dışı gibi pırıl pırıl olan bir arkadaştan... ;)*

Cuma, Kasım 25, 2005

edebi köfte


SORU

"Beni ne kadar seviyorsun?" dedi küçük kız.
"Dünyalar kadar!" dedi babası.

"Beni ne kadar seviyorsun?" dedi genç kadın.
"Ne saçma soru!" dedi sevgilisi.

ÇOK TATLI

"Çok tatlısın" dedi kıza. Ama biliyordu kız; tatlılık bir işe yaramıyordu. Şeker kadar değeri yoktu belki ya da dondurma kadar ömrü. Gidecekti o da, tıpkı diğerleri gibi, tıpkı herkes gibi; biliyordu kız. O da kızın elinden çikolatasını alıp kaçacak, kayıplara karışacaktı. "İstemem," dedi kız, "tatlı midemi bulandırıyor!"

F.Ö.Ş.
öncelerden, çok öncelerden...;*

Salı, Kasım 22, 2005

son dakika...

Flaş Flaş Flaş...!!!

Biricik köftenizin Talihsiz Serüvenler Dizisi'nin kahramanı olmasına ramak kaldı sayın okurlar!

Öncelikle başıma gelenlerden, daha doğrusu "başıma düşenlerden" başlayayım: Herşey gayet masum bir şekilde pencerenin storunu (Türkçesini bilmiyorum, hani şu cırt diye aşağı çektiğinizde odayı en ufak bir ışık kırıntısından mahrum bırakan perde!) indirmek istememle başladı. Artık nasıl kuvvetle çektiysem stor aşağı indi, tabii tül perde (ki annemin perdelerinden bahsediyorsak ağırlığı altında minyon bir insanı ezebilecek bir perdedir bu!) ve bunların hepsini tutmakla mükellef olan (ki anlaşılan görevden kaçmış!) kocca tahta da birlikte! İşte bir anda bu muhteşem(!) üçlünün tepeme inmesiyle feleğimi şaşırdım. Allah'tan kafama düşmedi (Maazallah belki düzelirdim!) ama sağolsun sağ omzumda hatrı sayılır bir göçük yarattı. Perdeyi, storu ve tahtayı yerine takarken çektiğimiz çileyi es geçersek, şu an omuz başımda ufaktan bir tümsek var. Ve fekat merak buyurmayınız sefkili okurlar; köfteciğiniz gayet iyi, canı bile yanmadı desem yeridir (aslanım beah!)

Gelelim ikinci bombaya: Köftenizin orta boy bir hamburger köftesini andıran biricik embesil köpeği Cherié the Madame Terrier (12, köpek yılına vurursak 12x7=84!) uzun zamandır hissettiği rahatsızlık (obezite, kaşıntı, hantallık, nefes darlığı v e tabii bir de yaşlılık!) nedeniyle soluğu veterinerde aldı. Ve fekat heyhat! Hanfendi sahte gebelik (kibarcası psikolojik hamilelik!) yaşıyormuş!! Hayır adam gözümüzün önünde hayvanın memesini sıkıp suratımıza süt fışkırtmasa inanmayacağız da! Ayol it(!) bariz kendini hamile sanıp süt filan salgılıyor! Hem de bu yaşta, menopoz şey!! Hadi daha önce hamile kalmış olmasa diycem canı çekti, özendi falan. Yok bundan seneler evvel tam dört tane eşşek kadar yavruyu toplam altı saatte zorla doğuran o değil sanki! Yavrum hiç mi ders almadın, hiç mi akıllanmadın! Ne akıllanması, hayvan iyice dellendi, şizofren oldu resmen! Eee böyle köfteye böyle köpek, böyle köpeğe de böyle hastalık demekten başka bişicikler gelmez elimizden...

Şimdiden geçmiş olsun dilekleriniz (o uyuz ite diil tabii ki, bana!) için teşekkürler canlarım ;PPP

Bilmeyenler için belirteyim; o uyuz iti aslında ben pek bir severim, kendisi "kardeşim" olur :P)))*

all is full of love


Take me out tonight
Because I want to see people
and i Want to see life
Driving in your car
Oh, please don’t drop me home
Because it’s not my home, it’s their Home,
and I’m welcome no more
And if a double-decker bus
Crashes into us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten-ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well, the pleasure and the privilege is mine

There is a light that never goes out... (moz)

Biraz Bjork biraz Morrissey karışımı oldu, idare ediverin artık. Ne de olsa köfte karışık bir yemek ;P*

Cumartesi, Kasım 19, 2005

asortiköfte


Siteye kendi resmimi koyarak nasıl asorti yapacağımı merak eden ahaliye cevap: ben zati asortik bi şahsiyetim, siteye ne hacet!!! Evet çok canım sıkıldı, evet vizeler beni çıldırttı ve yine evet kendimi çok seviyorum; var mı ötesi?! Ne zamandır doğru düzgün bi fırça atmamıştım size, farkettim kaşınıyordunuz da; eh sizi mi kırcam ey sefkili okur? Kırarım tabii, isteyin kafanızı bile kırarım niahhahaayytt!!! Tamam cılkını çıkardım toparlıyorum, bu arada isteyen varsa cılk köftesinin de tarifini verebilirim (ıııyyyyyyhhhhh harbi iğrencim ben:P)

Neyse, meseleye gelelim; fotoğraf Ortaköy Mado'nun ikinci katında çekildi (zira ilk katında bi halt yok), o sırada dondurmalı diye kandırıldığımız dondurmasız kahvelerimizi bekliyorduk. Sanırsam ki mevsimlerden ilkbahardı ama sallıyor da olabilirim :P Yine çok gülüp çok konuşup çok eğlenmiştik (aman Maaşallah!) Bu arada bir zamanlar Ortaköy Mado doğumgünü kutlamaları için favori bir mekandı, pastayı getirirlerken "Happy Birthday to youuuu" diye şarkı çalıyorlardı fonda ve pastayı kesmek için getirdikleri bıçak bile melodiliydi. Aaah ahh nerde o eski günler, şimdi yok öyle güzellikler, hani nerde müşteri memnuniyeti?! Neyse fazla nostaljik oldu, acep başlığı "Nostaljiköfte" diye değiştirsem mi?? :P

Valla o günle ilgili başka bir şey de hatırlamıyorum maalesef, bu kadar hafıza bile mucize :)) Aaa bi de Morrissey ile Him'in korsan cdlerini bulmuştum ve çok mutlu olmuştum :PP Ya ben böyle geçmişi andığıma göre bayağı bi yaşlanmışım be! Duyuyon mu İçli Köfteee?

not: fii tarihinde birileri siteye resmimi koydum diye eleştirmişti; hani "bırak millet hayal etsin, sonra yolda görüp tanıyacaklar bak" diye. yafu insanları niye yanlış yönlendireyim, altı üstü küçücük bir köfteciğim ben. hem hangi insanları, siteyi topu topu kaç kişi okuyor ki?!! :P))

saygı duruşu: o gün yanımda olan ya da olamayan tüm köfte arkadaşlarımı saygıyla selamlıyor, koccaman sulu sulu öpüyorummm! nice böyle sulu günlere!! ;P

Perşembe, Kasım 17, 2005

şiirsel köfte

BEN

Kırık bir şemsiyeyim ben
Küçük bir esintiye bile direnemeyen

Dümeni kırık bir gemiyim ben
Fırtınada yolunu kaybetmiş
Koca sularda karayı arayan

Kaybolan bir çocuğum ben
Annesini arayan
Tek yapabildiği
Gözyaşı dökmek olan

Kuyunun dibinde bir taşım ben
Olanca güçle atılan
Oradan kurtulma umudu kalmayan

Gökten düşen bir damlayım ben
İnerken neşe çığlıkları atan
Sert çarpmanın ardından sesi çıkmayan

Labirentte bir fareyim ben
Peynirini ararken
Yalnızlığı ile başbaşa kalan

Dumanı tüten bir trenim ben
"Çuf çuf" seslerinin arkasında kalan
Sessizliğin içinde kaybolan

Bir hiçim ben
Hiçliklerle dolu dünyada
Bir hiçi arayan

Bir tükenmez kalemim ben
Adı "tükenmez" olsa da
Mürekkebi bittiğinde tükenmiş olan

Ağaç dibinde çıkan yabani bir otum ben
Güneş ışığını alamayan
Kimsenin farketmediği, yalnız bir yabani ot!

imza: aslında hiç değil, herşey olan bir arkadaşım... keşke ben de böyle güzel ifade edebilsem ;)

Salı, Kasım 15, 2005

lunatiköfte



Ben demiştim işte; Dolunay çıkacaktı iki gün içinde ve de çıktı. Biliyorum, çünkü dişlerim uzamaya, avuçlarım kaşınmaya başlamıştı. Ve şimdi işte aha da orada gökyüzünde koccaman durmakta kendisi; karşınızda DolunAy... ;)

Günün özeti: Bazen güneş kadar olmasa da dolunay da insana umut verebiliyormuş :P

Günün aktivitesi: Geçen seferki Tank Girl soundtrack'i ve Massive Attack Mezzanine'ı keşfimden sonra bugün de mutlu bir tesadüf(!) sonucu Pulp Fiction ile The Crow: City of Angels soundtrack'leri ve The Black Crows'un Greatest Hits'ini buldum. Dinle dinle kudur, işin ne?!

Pazartesi, Kasım 14, 2005

köftenin günü

Bugün geleneksel dişçi ziyaretlerimden birini gerçekleştirdim. Son olmasını ümit ediyordum ve fekat kasabımın (!) yine geçici dolgu yapması ve beni on gün sonraya tekrar çağırmasıyla hayallerim kırık kırpış oldu (?! o ne yaa).

Dişçiden çıkınca acımasızca yağan yağmura yakalandım ve pek tabii o ünlü pempe(!) şemsiyemi evde unuttuğum için yağmur gözümün yaşına bakmadı(?!! iyice tuhaflaştım ben ya neyse) ve ben sırılsıklam oldum. Yeni rumuzum Sıçan Köfte olacak (yanlış anlamayınnn :PPP)

Sonra Bora Bayraktar adında bir adamla (adam değil be, koskoca CNN muhabiri!) tanıştım ve gasstecilik(!) gassına(!) geldim yine. Ülen dedim (kendime, adama değil tabii:P), kap çantayı mikrofonu kamerayı vs.yi git ülke ülke gez haber yap! Ama o biraz sıktı tabii...

Bu arada bugün hava bulutluydu ya, bir ara bizim sınıfa güneş doğdu sanki. Ama fazla geçmeden gitti ve biz yine üşüdük (biraz da görme sorunu yaşadık) ;PPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPP

Büyük yengem anjiyo oldu ama iyi, paniğe mahal yok.

Bask kitabını hâlâ bitiremedim, Gellner beni öldürcek, Günay hepimizi öldürcek, kısaca; hepimiss ölücess...!

Güne noktayı koyarken buradan bir arkadaşıma seslenmek istiyorum; kendisi bugün pek iyi değildi, nedenini de söylemedi ama ne olursa olsun:

BİZ SENİ ÇOOOOOOOOOOOOKKKKK SEVİYORUSSSSSSSSSSSSS!!!!!!!!!

Ve unutma; fırtınalar diner elbet ama Güneş hep oradadır, bizi ısıtmaya devam eder ;))

F.Ö.Ş.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

köfte kimlik


Size de birini hatırlattı mı?! Özellikle de "long hair... artist(!)... chaotic good alignment... pessimistically optimistic... random and unpredictable nature... self-conscious neurotic" kısımlarıyla... Bilmem ki, tanıyorum sanki de çıkaramıyorum!!! ;)

Cuma, Kasım 04, 2005

bayram şekeriii :PP


Benim işte, benim işte! Varmı bir diyeceğiniz!!! :)))


Gördüğünüz gibi bayram azizliği yaşadım, şekerler dokundu anlaşılan, aynı şeyi iki kere basmışım. Eee olacak artık o kadar, biz de yaşlandık bir yerde ;P

bayram şekeriiii :PP


Benim işte benim, var mı bi diyeceğiniz! :)))

Perşembe, Kasım 03, 2005

bayram köftesi...


HERKESE İYİ BAYRAMLAR! ŞEKER VE HARÇLIKLARI İHMAL ETMEYİN AMA DİŞLERİNİZE VE CÜZDANLARINIZA DA DİKKAT EDİN ;P))