Perşembe, Ekim 05, 2006

lunapark çocukları

Dönme dolabın döndürüp de dolaplar çeviren büyüsüne kapılıp öylece bakakalmıştım; kafam yukarda, gözlerim korku dolu... Asla ama asla cesaret edememiştim binmeye o döndürüşlü ve de gösterişli dolaba.
Ama balerina her zaman dostum olmuştu benim; sevdiğim, özendiğim ve özlediğim... Yıllar boyu "Baba beni zeynebe götüüür!" diye yalvarmamış mıydım zaten? Zeynep Koşuyolu'ndaki lunaparkta sahne alan(!) oturgaçlı dansçı (!!), babamsa biricik kızının bu arzusunu yerine getirmeyi görev bilen sevgi dolu adam...


Fakat yine de en çok sevilen, en çok güvenilen ve de en çok ziyaret edilen hep atlı karınca olmuştur. Beyaz atlı prensin, prensini çifte atarak bertaraf eden yaramaz atı tamam da, o karıncayı hiçbir zaman anlayamamıştım. Haniydi, neredeydi o karıncalar? Çok küçük oldukları için mi göremiyordum, yoksa ben mi çok küçüktüm göremeyecek kadar?!


Yine de hala göremediğime göre o karıncaları, hala rüyalarımda sayıkladığım için lunaparkı... Hala biraz küçük sayılmaz mıyım ben de???
;P

Cuma, Eylül 29, 2006

nassı yane???

Ya ben anlamıyorum arkadaşlar... İnsanlar nasıl devamlı bir depresyon çukurunun içinde kendilerine hayatı zehir ediyorlar, ben çıkış kapısını buradan gayet rahat görebiliyorken (ayol bağırıyor neonlu harflerle 'EXIT! EXIT!' diye) onlar neden sıkı sıkı tutunup bırakmaya yanaşmıyorlar zeminin dibindeki çamurlu toprağı... Yani tamam, ben de zaman zaman girip girip çıkıyorum ruhsal komalara; bazen bozuntuya vermiyorum ama benim de avuçladığım oluyor o dipteki çamurları. Fakat gayet iyi de biliyorum hayatın anlamının o çamur olmadığını... Bunların gelip geçici olduğunu... Yaraların ama kendiliğinden, ama mikili yara bantlarıyla sarılıp iyileşebileceğini... O zaman soruyorum, en naniğinden bir manik depresif olarak; NİYE? Neden bu çilecilik, çilekeşlik (çilek-eşlilik?!)

Acıyı anlayabilirim, sempati de duyabilirim empati kurduğum kadar. Ama kusura bakmayın da, fazlası da biraz sömürüye girmiyor mu? "Bakın benim ne güzel yaralarım, yara izlerim var. Hem çok da seri kanayabiliyorum böyle, litrelerce. Alın Allahaşkına, biraz da siz için, siz kanatın beni. HADİ AMA. Olmadı mı, e o zaman bir zahmet sarıverin yaralarımı, ha sahi fazla yara bandınız var mıydı? Peki ya tentürdüyot? Lütfen ama ağlarım bak!"

Üzgünüm ama ben almayayım canım... Hatta ben kanmayayım (kanamayayım?!) Zira bu entel dantel zırlamalar ve zırvalamalar -her ne kadar uzaktan şirin ve şefkat uyandırıcı görünse de- bana işlemiyor. Gerçek acı olduğuna inansaydım belki. Ama değil. Çünkü gerçek acıyı bilirim ben de, herkes kadar. Zaten herkesin acısı kendine değil mi?! Acırsın, konuşamazsın. Canın yanar ama çığlık bile atamazsın. Kimselere anlatamazsın, ki zaten kimse de anlamayacaktır. Sadece fısıldarsın kendine "geçecek, geçecek bunlar" diye. Bazen geçer, bazen geçmez, o ayrı. Ama dediğim gibi, "acım var, gelin acıyın bana" diye bağrılınmaz ortalarda, nispet yaparcasına. "Benim acım senin acını döv(er)"emez çünkü.

Herkes acı çekiyor, hepimizin canı yanıyor. Ama kimse -ben de dahil ve en azından benim tanıdığım hiç kimse- acısını böğüre böğüre bir şeylerin sömürüsü ya da mazereti olarak kullanmıyor. Acını çekersin paşa paşa, sonra da susar oturursun aşağı krallar gibi. Acı dediğin böyle yaşanır çünkü. Senin zannettiğin gibi paylaşıldıkça azalmaz, tıpkı paylaşılmadıkça artmayacağı gibi. O yüzden, küçük kız, KAPA ÇENENİ ve çek acını. Ayrıca o depresyona girmesini bildiğin gibi çıkmasını da bil. Bil ki bir dahaki sefere yine girmeye yüzün olsun. Çünkü bu halinle çok yüzsüzsün bence.

Not: Hehehe kimse korkmasın (o küçük kızdan başka :P) kendime yazılmış bir yazı değil bu; yani küçük kız ben olmadığım gibi (küçük mü? danalar gibiyim Maaşallah!), depresyonda falan da değilim (en azından bu aralar :P) Ama yazının muhatabını bir sıkı benzetmek kendimi daha iyi hissetmeme neden olabilir tabii ki. Neden olmasın?! ;) biraz evilish bi smiley yok mu buralarda :PP

Pazartesi, Eylül 25, 2006

kısa kısa...

Canlarım kanlarım biricik okurlarım! Okur diyorum ama siz kuzucuklarımı izlemekten ve dinlemekten de geri bırakır mıyım hiç?! Yapmam ben ööle şey! Yapmaaaaaam!!! Çemkirtmeyin beni de hadi izleyiverin gari bi yolcuk ah gurban oleeeem! :PPP

Not: Evet, youtube saolsun :P

Ergenlik Manyağı

"Gençlik nereye gidiyor?" ya da "Afferim len size!" siz seçin anacım ama ben olsam bu çocukları kesin bloga transfer ederdim hihihi...

Delivery

Acayip hoş bir animasyon, ağzınıza layık bir sanatsal köfte ay aman kısa film :)


I put a spell on you

Mutlaka izleyin; ben öldüm gülmekten, özellikle müzik bir harika hihihohohooooo...


Gözlerini Aç - kamera arkası

Aynı ekipten bir kısa filmin kamera arkası şeysi, harikalar yaa...


Gözlerini Aç

Aha bu da kısa filmleri, şiddetle (hıııı dıt!) tavsiye edilir ;P


Turkish Fear of the Dark

Hahhahaaa Iron Maiden'ın kulakları çınlasın, daha doğrusu kulak kıkırdakları sızlasın. Ama Türk aklı işte, yapmış yapacağını... Dinleyin görün anacım (bunu komşu blogdan arakladım şşşt çaktırmayın :P)



Pazar, Eylül 24, 2006

Hayırlı Ramazanlar


Evet sayın okurlarım, biricik kuzularım! Bir resim bir konu köşemize daha hoşgeldiniz diycem ama diyemiyorum; zira şu görmüş olduğunuz tarafımdan çekilen ve birinci sınıf bir sanatsal çalışma olan fotoyla konumuzun hiç alakası yok. Ama olsun, güsel duruyor işte diyerekten asıl hoş gelen hadiseye barnak basmak istiyorum, öhöm öhöm!

Bildiğiniz üzre Ramazan geldi, oruç ayı başladı. Sakın ha "aman bu ay oruçluyuz, suluköfte muluköfte yiyemeyiz!" diyerekten bloga girmemezlik, "kement" atmamazlık yapmayın, burayı boşlamayın, benim de sinirlerimi zıplatmayın! Tamam, belki guruldayan mideniz izin vermeyebilir ama köfteniz iftar ve sahur vakitleri de hizmetinizde yavrucuklarım. Gelin, buyrun, yiyin, doyun yani ;)

Ayrıca daha önce de bahsettiğim gibi, canınız kanınız biricik suluköfteniz sahurlarda davul, iftarlarda iftar topu (evet evet bizzat davul ve topun kendisi köfte :P) olarak siz kuzucuklarına hizmet etmeyi sürdürecektir; blog 24 saat açıktır, evlere servis yoktur, rezervasyon sınırlıdır. Aha da böyle biline, herkeşlere haber salına!

Bak iftara da az zaman kalmış, haydin hepinize hayırlı iftarlar canlarım! ;)

Salı, Eylül 19, 2006

Perşembe, Eylül 14, 2006

oturaklı köfte :P




Sandalyeler Serisi
by SuluKöfte ;)

Pazartesi, Eylül 04, 2006

şeytan aldı götürdü ya da yandı bitti kül oldu




















Çocukluğumun en güzel yaz günlerini yaşadığım yerler Ayvalık, Sarımsaklı, Şeytan Sofrası... Yıllardır hep bir ikinci ev gibi gördüm, kendimden bildim buraları. Belki de o yüzden bu yaz başında yangın haberlerini duyduğumda daha bir üzüldüm diğer yangın felaketlerinin yanında. Fırsat doğdu, bir de kendim gittim gördüm. Nerede o yemyeşil tepeler, nerede şimdiki yanık kuru topraklar... Resmen kel kalmış o güzelim ormanlar ama İnşallah kimsesiz kalmayacak. Kim yaptıysa (hangi elleri kırılasıca şerefsizse artık; ufak not: sabotaj olduğu gün gibi ortada, aynı anda koca ormanın beş yerinde birden yangın çıktığı nerede görülmüş, ayrıca burayı alıp oteller vs. dikmek isteyen ama izin alamayan Antalyalı bir işadamının olduğu da söylentiler arasında) amacına ulaşamayacak çünkü sanılanın aksine imara açılmayacak bu alanlar, tekrar yeşillendirilecek. Tabii toprak küsmez, doğa ana çocuklarını affederse... Şimdi Şeytan Sofrası'nın tepesindeki bu görüntülere bakınca hem içim acıyor, hem de sormadan edemiyorum. Ne oldu bizim insanlığımıza; koşarken ayak izini bu tepeye bırakan şeytan mı aldı götürdü, yoksa dağa kaçan inekle birlikte insanlık da yandı bitti kül mü oldu?! Ama cevabı bilsem de ne içimdeki çocuğun dili varıyor söylemeye, ne de ormanla birlikte yanıp kül olan diğer canlıların çığlıkları izin veriyor konuşmama... Susuyorum.

Pazar, Eylül 03, 2006

'what's next?' generation

"Sırada ne var?"... Hayatı artık at gibi dört nala değil, Ferrari'nin bilmemkaç beygir gücüyle (espri ve sululuklar sonraya lütfen) yaşadığımız şu zamanda kendimi sık sık sorarken buluyorum bu soruyu... "Eee şimdi ne var?" Öyle acımasız bir soru ki aslında. Sanki tüm olacaklar olmuş, yaşanacaklar yaşanmış, tüm olasılıklar tükenmiş gibi... Bir de ukala, bir de yüzsüz; yani sıradaki gelse ne yazar gelmese ne yazar, hepsinin köküne kibrit suyu der gibi... Üstelik yanıltıcı; ne olursa olsun başederim gibi saçma bir yanılsamaya düşürüyor insanı, ki eyvahlar olsun... Fakat belki de altında yatan anlam çok daha farklı; daha acı dolu, daha isyankar sanki. Hani dibe batmış da bundan daha dibini göremezmiş gibi. Ama alın bir yanılma daha; hayat en "bundan kötüsü olamaz" anlarımızda yakalayıp yere daha beter çivilemez mi bizi zaten. İşte bir korkum varsa bundandır benim de... "Sırada daha ne var? Yetmedi mi artık, bitsin yaa..." Ama bir isyanın başkaldırışıyla değil, ya da nanik depresifin (sonra açıklarım) vurdumduymazlığıyla... Sadece bir küçük köfteciğin hayata dair korkusu, merakı, endişesi ve belki ucundan kıyısından biraz da heyecanıyla... "What's next be birader?!" Olasılıklar havuzunda boğulup hayat okyanusunu ördekli kolluklarıyla yüzüp aşmaya çalışan gariban jenerasyonuma... Biliyorum oradasınız; çünkü "the truth is out there"... Maybe because it was never here... Kalın sağlıcakla ;)

Çarşamba, Ağustos 30, 2006

hayatınızın anlamı geri döndü!




















Merhabalar canlarım! Evet, beklenen gün geldi; biricik köfteniz döndü! Hem de müthiş fotolar ve tuhaf anılarla :PP veee tabii ki tatillik ayak resimleriyle! Hehehe fetişistlere duyurulur :PP

Hepinizi hasretle kocaman öpüyorum, daha sonra kaynatırız artık ;)*

Perşembe, Ağustos 17, 2006

tatil köftesi version 0.2

Evet canlarım ciğerlerim; köfteniz yine kaçıp gidiyor buralardan kısmetse... Yine türlü sululuklar ve mavi sular peşinde... Ben gidip dönene kadar iyi bakın buralara, bloga ve tabii kendinize de... Öpüyorum canlarım; haydin baş baş!

Not: Bak dayanamadım, gitmeden yine size bi güzellik düşündüm. Yüksek Sadakat'tan Döneceksin Diye Söz Ver; pek sefkili İçliKöftecim göndermişti doomgünümde, ben pek içlendim, bıyrın siz de bırdan yakın :P

Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver
Dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem her şey biter yine başlar yeni baştan
Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...

Söz! :PP

Pazar, Ağustos 13, 2006

A Smile in a Whisper
















Do you want to know a secret?


Titles by Fairground Attraction

Photo by Xenapp ;)

Perşembe, Ağustos 10, 2006

iyi ki doğdum...

İyi ki doğdum ben... İnsanız diye geçinip türlü çirkinliklerle, pisliklerle mahvettiğimiz; bizden başka canlı yokmuş gibi hayat bulmaya çalışan her yaratığa zehir ettiğimiz; kendi türümüze bile her gün işkence ettiğimiz; sonra da karşısına geçip yaptığımız iğrençliği gururla seyrettiğimiz bu dünyaya... iyi ki doğdum!

Biraz acı olduysa kusura bakmayın; sadece içimden geçenler bunlar... Ama hepinize teşekkür ediyorum; iyi ki varsınız ve iyi ki bu dünyayı çekilir kılıyorsunuz...

Sevgiler

Pazar, Ağustos 06, 2006

blog kardeşliği böyle günde lazım

Uzun zamandır bu konuda bir şeyler söylemek istiyordum ama sürüp giden bu acımasız savaşa karşı "yeter artık durun!"dan başka ne denebilir bilemiyorum. En iyisi lafı, gerçekten söyleyecek sözü olanlara bırakmak. İşte savaşa bizzat şahit olan Iraklı, Lübnanlı blogcu arkadaşlarımız...

Baghdad burning by Riverbend

Kerblog in Beirut

Salam Pax the Baghdad blog

Electronic Intifada

A Family in Baghdad

Ve bitirirken de Mazen Kerbaj (kerblog)'ın İsrailli bir gazeteciye verdiği yanıtı ekliyorum. Kendisi söylenecek herşeyi söylemiş zaten...

"to an israeli interviewer"
You have called me today to request an interview for an Israeli newspaper. Here is my answer.


you want to interview me about the music we are keeping going in beirut today.

in other times, i would have liked to be interviewed by an israeli newspaper to talk about my music and my drawings.

i would have probably said for a start that i never imagined the israeli people like green people with antennas.

i would have talked about the free jazz and the improvised and experimental music scene in lebanon. i would have said that beirut is most probably the closest city in the world to tel aviv and that the musicians and artists of both cities have a lot in common. at least the weather, not to speak about the mediterranean way of life and the high concentration of intellectuals, artists, thinkers and free men in both cities.

today that i have the occasion to say whatever i want, i do not wish to do so.

today, instead of playing music with my friends musicians in Beirut and in the whole world, i am playing with the israeli air force. and this, i do not accept.

today, i sadly do not feel we have the same weather anymore. beirut is getting hotter every day. and this, i do not accept.

today, i am beginning to believe that there is not so much free men in israel.

i tend to think more and more that the majority of the israelis are really green with antennas on their heads. and this, you shouldn't accept.

today, i do not wish to speak anymore.

thank you for listening to this “nothing” i ended up by saying.

posted by mazen

Cuma, Ağustos 04, 2006

şarkım geldi...

Gecenin bir yarısı, yazısını bitirmek için çırpınıp duran, sıcaktan patlayan ve kafayı duvarlara vuran bir köfteceğiz ne yapar? Kuzucuklarına mesaclı mesaclı "lyric" yazar efenim...

Happy when I'm crying - Pearl Jam

I need a song to help along
When it feels wrong it seems so long
To get to the light
We live in homes talk on phones
Hear the tones can you hold
Moving fast as light TV's on at night
Does peace come out of fighting
Can truths come out of lying
I'm happy when I'm crying
If reality is what I see newspapers mag-azines TV
Tell's what's going on leading us along
It's not absurd to all get heard
Put our feelings into words
You have to reach inside no feelings to hide
Does peace from out of fighting
Can truth come out of lying
I'm happy when I'm crying
Bring children into the world
We couldn't have done it by ourselves
Stop and wonder why
There's more than meets the eye
Somewhere inside I did believe
I can't belong I was wrong
I have gained insight
I will see the light
Truth isn't lying
Peace isn't fighting
Love isn't dying

Not: Bir de aplanız için Pearl Jam'den "Bee Girl" ile Morrissey'den "Girl Least Likely To" adlı parçalara bi bakıverin zamanınız olursa, pek bi içlendim de akşam akşam ;P

Salı, Ağustos 01, 2006

Salı, Temmuz 25, 2006

yepisyeni köfte!

Evet anacım; gördüğünüz üzzre blogumuz yenilendi, süslendi püslendi, cici oldu. Eh artık bi iç dizayn lazımdı zaten. Kabul ediyorum, bir yerlerden kopya çektim, komşu bloglardan aşırdım ama olcek o kadar. Hepsini sizin için yaptım canlarım, kendim için bişii istiyosam noliim ayol! Hadi siz blog içi gezintinize devam edin, commentlerinizi eksik etmeyin, ee nasıl buldunuz hadi söyleyin! ;)

Pazar, Temmuz 23, 2006

hasret köfteleri

















Ayrılık değil, son hiç değil... Ama merak etmeyin sizi de kendimi de ağlatıp blog ortamlarını kasmiicam; ben hasretimi kenarda köşede tek ayak üstünde (ve gözyaşlarıma eşlik edip akan burnumla beraber) çekerim anacım. Siz yeter ki yol hazırlıklarına başlayın; minibüs tutulsun, yolluklar pişsin, arkamızdan sular dökülsün; istikamet kara kent Ankara! Ya zaten yıllardan beri bir Ankaralı özletiyordu kendini (bkz. Hande zillisi), şimdi bir de Aslıyan köftesi çıktı başımıza. Ama sıkı durun Ankara, Bolu, Abant ve bilimum yolüstü et lokantaları! Yıllar ayıramayacağı gibi yollar da ayıramayacak; artık sadece İstanbul değil, tüm yurt bıkacak bizden niahahahaaaaaa!...

Zırlamayın len!

Not: O Aslıyan'ın başındaki ellerden biri benim; yani mesaj veriyom kızım, elim her zaman üstünde olacak, benden kurtulamayacaksınnn!!! ;)*

Cuma, Temmuz 14, 2006

mezuuun!!!


Evet canlarım; gördüğünüz üzre köfteniz mezun oldu. Tabii yandaki gibi bir sahne yaşanmadı (:PP) ama çok eğlendik, çok duygulandık, pek de bir sulandık. Önce kep töreni, sonra da pek şenlikli mezuniyet balosu derken hem eğlenceden hem de yorgunluktan bitap düştük ama daha bitmediii! Bundan sonra daha bir eğlenip daha bir sulancaz, bizi izlemeye devam edin anacım ;)

Not: Köftenin saçlar gitti, algı da düştü. Yaslardaydım yeni toparlandım. Kökü bendeymiş, pöh! Alacağın olsun Selim abi! :P

Cumartesi, Temmuz 01, 2006

resimsiz :P

Ayol hep göz banyosu yaptıracak değiliz ya! :PP Bu da böyle olsun be yav :)

Hayat enteresan, her zamanki gibi... Tuhaf bir seyirde devam ederken beni de şaşırtmaya devam ediyor. Aman anacım, Allah şaşırtmasın!

Bir de şöyle bir durum var; hayatımda ilk defa ileride ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Yani öyle garip ki; sanki bu yazdan sonra hayat yokmuş gibi... Ağustos, bilemedin en fazla Eylül'den sonrası bir büyük boşluk, adeta kara delik resmen... Ve bendeniz; "fil" in the blanks! Şu an Sheryl Crow "If it makes you happy, it can't be that bad" diyor ama durum Muse'den "Supermassive Black Hole"e daha fazla uyuyor, tabii supermassive olan yine benim...

Yine bir yerlere, bir şeylere, birilerine yetişmem gerektiği hissine kapılıyorum ama aslında yetişmem gereken tek kişi bizzat ben kendimim galiba. Sadece biraz toparlanmam lazım, sanki daha toparlak olabilirmişim gibi! :PP Aaa hakikaten, bu arada ayın 11'indeki mezuniyet için de ufaktan kampa girmem gerek, yoksa o siyah elbisenin içine asla sığamayacağım (yaa entel entel giderken birden sohbet bööyle sığlaşır işte, yüzeysel köfte senii!)

Her zamanki gibi size birkaç gündem maddesi sunmak isterdim canlarım ama şu deli sıcakta valla halim yok. Üstelik yazdığım gündem maddeleri bir bir elimde patlamaya başladı bildiğiniz üzre (bkz. Morrissey'im tatlı aşkım, benim yumuşak tatlım!) Yine de küstüm oynamıyorum diyemeyeceğim; daha yapacak çok işim var. Daha büyücem; "savaşçı" olcem, mezun olcem, yarışmacı olcem, "kardeş kraliçe" olcem, bi de sığdırabilirsem arada yerli turist olcem... Ama bittabii her zaman ve her an sizin biricik "suluköfteniz" olmaya devam ediciim kuzucuklarım ;)

Beni izlemeye devam edin :P*

Cumartesi, Haziran 24, 2006

kahve bahane...



... fal şahane?! Yalan halbuki! "Fal"ı aynaya tutarsanız görürsünüz gerçek yüzünü: "laf"tır esası. Falcı da laf cambazı demektir aslında. Neyi ne kadar bildiğiniz değil, neyi nasıl söylediğiniz önemlidir. Tabii iş biraz da karşınızdakinin safiyetine ve inanma arzusunun şiddetine kalmıştır. Ama iş ciddiyete ve maddiyata dökülmedikçe her zaman keyifli bir meşgale olmayı sürdürmüştür fal; annelerimizin altın günlerinden kampüs kantinlerimizin kaynaşma ortamlarına sürdüregelmiştir o taçsız egemenliğini. "Neyse halim, çıksın falım"dır parola ve kalbi kadar dili de temiz olan her bahtı belirsize açıktır gaibin kapıları. Gerisi yalandır; biz fanilere de fala inanıp falsız kalmamak düşer...

Perşembe, Haziran 15, 2006

the watcher


Who is watching us... whose eyes are upon us... the way we were, the way we are... who is gonna tell us which way to go... all and more is in the eye of the beholder... through the binoculars, a whole new world is ahead of you... just sit back and watch...


Thanx: to the lovely model "hotche", to our lovely hostess "arzuhan" and of course to the lovely photographer, who I guess is "tseyn" ;)

Cumartesi, Haziran 10, 2006

steven'ım patrick'im biricik morrissey'im!

Ben buralarda aylak aylak oturayım; yok izin alamayayım, yok ayarlayamayayım, yok ders çalışayım, yok bilet bulamayayım, bilmem ne! Hayallerimin pembe midillili(!) yakışıklı prensi biricik Morrissey'im İstanbul'a ahan da burnumun dibine gelsin, birkaç saat sonra da konser verecek, o kadife sesiyle "yuu hev killd miiiiiii" diye şarkı söyleyip gönülleri titretecek olsun ve ben gidemeyeyim!!! Pes bana! Ayıp bana! Yazık ya banaaaaa.......

Evet canlarım; bir F.Ö.Ş. organiza(ma)syonunda daha yine sizlerle beraberiz ve ne yazık ki Moz'umla değil de sizlerle beraberim! Ühhü ühüü ühüüüüüüü ya...

Efes One Love Festival başladı ama ben göremeyeceğim biricik "one love"ımı, dinleyemeyeceğim ve de höyküremeyeceğim "dı moor yu ignoor miiiiiiii!" diye. Olmaz olsun böyle festival ama görür onlar; the more görmezden gelsinler beni the closer get'icem ben onlara hıh!
O yüzden ve ondan ötürüdür ki, şimdilik bununla idare etmeye çalışacağız sefkili pek gıymatlı gözü yaşlı-bağrı taşlı kuzucuklarım:
Warm lights from the grand houses blind me
Haves cannot stand have-nots
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I'll never be anybody's hero now
They who should love me
Walk right through me
I am a ghost
And as far as I know
I haven't even died
And my love is under the ground
My one true love is under the ground
And I'll never be anybody's hero now
See as I.. See as I..I'll never be anybody's lover now
Things I've heard and I've seen
And I've felt and I've been
Tell me I'll never be anybody's lover now
It begins in the heart
And it hurts when it's true
It only hurts because it's true
Not: Bunu yazarken radyoda The more you ignore me çalmaya başladı, ağliicam yaaaaaa ;PP

Çarşamba, Haziran 07, 2006

Out of Africa


Biraz da mesaj verelim di mi ama efenim; tam da finallerde Afrika'daki "current history" hakkında çalışırkene bu da bize kapak olsun canlarım!

Cumartesi, Haziran 03, 2006

eternal sunshine değil, eternal bekleyiş oldu biraz ama; sonunda!


How happy is the blameless vestal's lot!
The world forgetting, by the world forgot.
Eternal sunshine of the spotless mind!
Each pray'r accepted, and each wish resign'd

(Alexander Pope)

Haydi arkadaşlar silmeye!...

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

çocuk işte...


Ne güzeldir çocuk olmak; hiçbir şeyi takmadan, annenin elini bırakmadan, hevesin henüz kırılmadan, kalbin daha parçalanmadan ve sonunu bilmeden yaşamak, hayat bir oyunmuşçasına...

Keşke hep çocuk olsak; bilmesek, öğrenmesek, kah ağlayıp kah gülsek ama hiç dertlenmesek, tek korkumuz karanlıkta yatağın altından çıkacak canavarlar olsa, henüz insan kılığındakilerle karşılaşmamış olsak, halen elimizi tutacak birileri olsa...

Belki Bigün Yaşlanıcam Ama Asla Büyümiycem!

kih kih kih...

Cumartesi, Mayıs 27, 2006

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

birileri beni özlemiş galiba ;P


E biliyorum zati; özlenmeyecek gibi değilim! Ve fekat her zaman da sizinle uğraşamam ki ayol! Bu köfteciğin de işi-gücü (yalannn!), okulu-dersi (külliyen yalannn!), gezeceği-göreceği yerler (bak bu doğru!), yazacağı edebi metinler (ehh!) ve boşa harcayacağı zamanı var! Amma ve lakin sizden gelen özel istekler de benim için pek bir değerli tabii canlarım; yani bir nevi siz isteyin aplanız size kurban olsun durumları (yalaaaaaan!). Sizi mi kırıcam ayol diyerekten attım elimi klavyeye ve ahan da bu güzide resmi buldum, zira duygu ve düşüncelerimi, ruh halimi pek bir güsel yansıtmakta kendisi. Eveet, hepinizin kanını emicemmm! Ama önce gündem maddeleri:

1. 10 Haziran'da Morrissey konseri var arkadaşlar! Toparlanın dedim kimse sallamadı; uyanın, silkinin ve kendinize gelin yahu, biletler kendilerini kendi kendilerine alamazlar (ne cümle beah!). Hayde bakem pamuk eller cebe; gelecekler tahtaya adını yazdırsın ya da buradan comment atsın ya da ya da direk bana ulaşsın, hadi amaaa!

2. Marmara Şenlikleri pek bir şenlikli devam ediyor; Perşembe Nev+Yüksek Sadakat, Cuma Şebnem Ferah aplamız sahne alıyor; aradaki günler de bizim gruplar çıkıyor, canlı müzik yapılıyor, halaylar çekiliyor, pamuk şekerler yeniyor vs. ve fakat asla ve asla bir daha asla gondola binilmiyorrrr!!!

3. Piknik, piknik, piknik!!!

4. Ödevleri yaptıracak birisi aranıyor! :P

5. Yok beşinci madde, ben uydurdum! Ama siz istek yapabilirsiniz; örneğin "beşinci gündem maddesi, aç karna kağıt helva arasında dondurma yiyen bir öğrencinin derse katılım performansı üzerine tespitler hakkında olsun" diyebilirsiniz. Buyrun comment'ten yakın ya da buradan dinleyin ;)

Pulp _ Common People
3 Doors Down _ Kryptonite
Chumbawamba _ I'm With Stupid
Tindersticks _ I've been loving you too long
Pearl Jam _ Soldier of Love

Öptüm kocman! ;)*

Pazar, Mayıs 14, 2006

İşte Selanik!


















İşte canlarım kuzucuklarım; çok merak ettiğiniz Selanik! Pek bir güzel, pek bir şenlikli. Ve Selanik Selanik olalı böyle köfte görmedi! :P Gittik, gezdik, gördük, tatbik ettik; aman efendim pek bir eğlendik! Yediğim içtiğim, gezdiğim gördüğüm buyrun burada aşağıda; tabii hepsini sığdıramadım buraya (giderken Yunan treninin kompartmanına da sığamamıştık zati :P) ama gördüm ki koca bir yürek dolusu sevgi sığdırılabiliyormuş istenince, fırsat verilince. O nedenle öncelikle hocalarımız Günay Hn., Gülden Hn. ve Erhan Bey'e teşekkürlerimi iletiyorum bu güzel seyahat için. Sonra da tek tek bütün yol arkadaşlarıma; Fidan, Özlem 3 (:P), Ezgi, Sevda, Müge, Serhan, Levent ve tabii ki Zeynep'le Hatice'ye sevgilerimi iletiyorum. Özellikle de bunca zaman konuşamayıp da ancak şimdi, sona yaklaştığımız şu vakitlerde tanıma fırsatı elde ettiğim eski-yeni tüm dostlarıma kucak dolusu sefkiler ve de öpücükler gönderiyorum ve bu keyifli yolculuk için hepsine teşekkür ediyorum ;) Ne dersiniz; seneye aynı ekip bir de İtalya yapalım mı?! :PP

not: evet, Selanik İzmir'e benziyor! :))

Ata'nın evi...


Şimdi canlarım; Ata'mızın evine gittik tabii gitmesine, pek de güzel, pek de duygu doluydu. Fakat maalesef fotoğraf makinesinin azizliğne uğradım, bu nedenle orada çektiğim fotolardan hiç memnun değilim, elimde eli yüzü düzgün bir bu var ama diğerlerini arkadaşlardan alacağım ve en kısa zamanda buraya ekleyip Ata'mızın evini hakettiği güzelliğiyle sergileyeceğim sizlere ;)

Bu arada biz oraya gitmeden bir gün önce R. T. Erdoğan da bir ziyarette bulundu ve malumunuz kriz patlak verdi. Şimdi biraz dedikoduya biraz da "inside information" a (:P) girerek size olaydan bahsedeyim: Erdoğan o malum sayfayı görüp herkesin gözü önünde yırtmakla kalmayıp Sn. Konsolos beyi de bir güzel haşlıyor; adamcağızın tepelere çıkan tansiyonu da onu yataklara düşürüyor. O nedenle biz gittiğimzde bizimle ilgilenemedi kendisi. Üstüne bir de Ermenilerin protesto yürüyüşü eklenince adamın halini düşünemiyorum, Allah yardımcısı olsun valla.

Balık & Uzo

















Sonunda mideler sıcak yemek gördü, bayram ettik; hem de balıkla! E tabii kuru kuruya gitmez :P Alttaki resim Kavala'daki ziyafette; o zaman hocaların şarap teklifine dayandık ama Selanik'te Osmanlı evlerine giderken uğradığımız şahane "TABERNA"da (üstteki resim) artık direnemedik ve Günay Hoca'nın(sağdaki hoş bayan) uzo ikramına balıklama(!) daldık! Hayde bre fondip! :))

Bu arada balıkları fazla pişirmiyorlar; yediğim kalamar neredeyse canlıydı :PP

not: tavernada canlı müzik de vardı, giderayak buzukini de tadına bakmış olduk valla ;)

Kavala...


















Kavala Selanik'e 2,5-3 saat uzaklıkta ama gitmeye de görmeye de değer. Biz günübirlik gidebildik ama bence günlerce, haftalarca kalınacak kadar güzel (hatta bazı yönlerden Selanik'ten katbekat güzel!) Bana biraz Ayvalık'ı, biraz Bodrum'u (ama bozulmamış halini) anımsattı. Aslında küçük bir yer ama sanırım güzel olmasının bir nedeni de bu. Aaaah ah!

Yahu Kavalalı Mehmet Ali Paşa çılgın mıymış! İnsan burayı bırakıp kalkıp Mısır'a vali olur mu hiç! :PP

not: evet, yağmurun azizliğne uğradık orada da ama yağmuru bile ayrı güzel bee :))

Selanik'te gece turu


Şu Selanik de geceleri bir başka güzel canııım! :)) Yunanlı arkadaşlar bize Makedonya Üniversitesi'nden eşlik ettiler; hepsi birbirinden şeker, sıcakkanlı insanlardı, valla iyi ki gitmişiz, iyi ki tanışmışız (başka fotoları çıkarsa ortaya, koyacağım buraya söz :))

Geceler çılgın, geceler ayaz ve fakat Selanik kafeleri de pek rahat anacım! Adamlar keyiflerine düşkün valla, nereye gitsek koltuklar konforlu, soğuksa ahan da şu sağda gördüğünüz sobalardan yakıp müşteri memnuniyetini sonuna kadar sağlıyorlar. Frappeleri fena değil ama akşam 8'den sonra servis yapmıyorlar; güya çok ağır olduğu için uyku kaçırıyormuş. Yok anacım, ben gecenin bilmemkaçında içtim, sonra da mışıl mışıl uyudum valla...

not: garson kızlar pek cilveli işveli, benden söylemesi ama erkek garsonlardan kaçması da zor olabiliyor hani ;)

Adak

Müslüman mahallesi


Efendim; Selanik'in yukarı tarafında eski Müslüman mahalleleri varmış. Şimdi diyeceksiniz ki o zaman bu kilisenin ne işi var? İzah edeyim efenim; zati bu Selanik'te camii namına bir şey yok! Adamlar tarihi değeri olan camii ve hamamları bile içler acısı duruma getirmiş; alçıları dökmüş, minareleri yıkmış vs. vs. Yani bize çamur atarlar ama kendileri beter durumda! Yine faşistleştin demeyin, valla durum bu anacım! Aha, bu güzelim kilisenin önündeki sarı (üstüne siyah kartal figürü) bayrak da Bizans İmparatorluğu'nun sembolü. Buyrun burdan yakın ;)

Selanik protestoları


Efendim; bu güzide insanlar Pontus Rumları olaraktan anma töreni düzenlemişler güzide Selanik'te. E saygı duyduk tabii ki; ve fekat yanlarından geçerken de Türkçe konuşmaya tırstık açıkçası. Neme lazım, saldıracakları sataşacakları tutar da yaban ellerde bir de haksız duruma düşürürler insanı. Valla sırf diplomatik nedenlerle şeettik anacım! Ertesi gün de Ermenilerin yürüyüşü varmış zati, aman diyeyim ha!

Ama sokaklar enfes tabii, şu soldaki binanın güzelliğe bakın. Kışkırma bahane, Selanik şahane!

Otelde kahvaltı


Ah kuzucuklarım; halimizi bir görseydiniz! Dört gün boyunca kuru gıda yemekten midemiz isyan etti valla! Biz de son sabahımızda otelde bir kahvaltı keyfi yapalım dedik ama ne hacet! Bir kere demleme çay yok; sırf otelde değil, Yunan'ın gavur ocağında tek damla demleme çay yok, varsa yoksa sallama, ne anlıyorlarsa! Sonra sofraya geldi koca koca zeytinler, biz de sandık ziyafet çekeceğiz. Nerdeeee; ne zeytini zeytin, ne ekmeği ekmek, paket ballar reçeller hep kristalleşmiş, portakal suları kutudan, ooooy oooy! Nerde bizim mis kahvaltılar! Çok aradık anacım buraları çoook! Valla sırf bu yemek derdinden yaşanmaz yaban ellerde (bir de tuvalet derdi var ki sormayın gitsin! Taharet muslukları yok ayol adamların! Bir de bize pis derler cık cık cık!)

Türk treni ve dönüş


Aman efendim, dönüşümüz pek bir şenlikli oldu; zira Yunan trenine 10 değil 100 basan (ki burada milliyetçilik yapmıyorum, inanın öyle, gidin test edin ayol!) Türk treni pek bir rahat, pek bir konforluydu. Kompartmanlar geniş, ferah, yataklar yumuşacık, çarşaflar mis kokulu, tuvaletler temiz, demleme çaylar leziz, e sohbet hepsinden nefis; hal böyle olunca dönüş yolu yüreğimizdeki hasretle biraz daha tatlı geldi valla! İşte efendim; o koccaman kompartmanda biz; aslında 10 kişi de sığdık ama çaktırmayın, kompartmancı amca kızmasın diye söölemedik ;PP

Salı, Mayıs 09, 2006

döndüm döndüm... efaristo ilginize

Efendim bazılarınız merak etmiş haliyle; hani ya bu köfte yaban ellere gittiydi, hemen de dönecem dediydi e hani nerede şimdi kendisi??? diye... Merak buyurmayınız paşam, sağ sağlim ve de bedeni tek ruhu binbir parça olarak geri döndü canınız ciğeriniz biricik köfteniz. E hadi bakalım, hoşdöndük hoşgördük diyelim de geleneği bozmayalım di mi ama?!

Yediğin içtiğin senin olsun, bize gördüklerini anlat diyorsanız baştan söyleyeyim; zati oralarda hiçbişicikler yiyemedim malum domuzun domuzluğu yüzünden. Ama son dakikada bir balık-uzo golü atmışız ki sormayın gitsin! Neyse efenim amaç ballandırıp bir yerlerinizi şişirmek değil tabii ve fakat hepsini şimdi ve bir seferde anlatamayacağım için Selanik-Kavala seferini ya bismillah çekip zikretmeye başlayacağımdır tez zamanda (Osmanlı etkisi de hemen kendini belli ediyor di mi, yok valla faşist olmadım oralara gidip de, seviyom ben Yunanlıları valla yaa ;P)

O yüzden şimdilik sadece salimen geldiğimi haber edip gerçek haber turunu ve flaş fotoları sonraya bırakıyor, sizleri de hasretle öpüyorum elma yanaklarınızdan! Kalinihta canlarım; hepinizi Sagapo ;)*

Salı, Mayıs 02, 2006

Selanik köftesi

Çok sefkili kuzucuklarım!

Yarın bu saatler itibariyle Yunanistan yollarında olacağımdan bir süre görüşemeyeceğizdir sanırsam ki :) Canınız kanınız biricik köfteniz Selanik'e gidiyor, neymiş efenim "study trip"miş! Külliyen yalan ayol, ben oraya gezmeye, görmeye ve bizzat tatbik etmeye gidiyorum ;P Allah'ın izniyle de dört gün kalıp geliyorum. Aman kendinize iyi, suluköfteye de gözünüz gibi bakın, beni aratmayın. Hakkınızı helal edin, beni çoook özleyin ;) E hadi şimdilik hoşçakalın! ;*

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

SuluKöfte 1 Yaşında! :))

























İyi ki doodun köfteeeee, iyi ki dooduun köfteee! İyi ki doğdun da hayatımızı renklendirdin, iyi ki varsın köfteeeeeeeeee!!! :))

Evet canım kuzucuklarım; canınız kanınız biricik suluköftenizle yolculuğa bundan tam bir sene önce başladık. Bir sene boyunca onunla üzüldük, onunla sevindik, onunla tepindik, onunla dellendik; kısacası onunla yattık onunla kalktık (ohaaaaa!!!) Sizi bilmem ama ben suluköfteyi çok sevdim, e çok iyi kız canııımmmm ;P

Bu bir seneyi benimle paylaştığınız, yanımda olduğunuz ve commentlerinizi eksik etmediğiniz için teşekkürler. İnşallah nice bir'lere, nice senelere, hep beraber olmak dileğiyle...

Tamam canım, ben de sizi seviyorum! ;)*

not: üstteki delidana suluköftenin küçüklüğü :PPP alttaki de; e suluköfteye böyle sulu bi kutlama yaraşır de mi ya! :))

Çarşamba, Nisan 26, 2006

pıtırcık :P


Last night I dreamt
That somebody loved me
No hope, no harm
Just another false alarm
Last night I felt

Real arms around me
No hope, no harm
Just another false alarm
So, tell me how long

Before the last one ?
And tell me how long
Before the right one ?
The story is old - I KNOW

But it goes on
The story is old - I KNOW
But it goes on
(mozz *)

Pazar, Nisan 23, 2006

23 Nisan Neşe Doluyor İnsan!

Ho ho ho! :))

Evet canlarım; bayramımız kutlu olsun! Tüm çocukların ve benim gibi çocuk kalanların!!!

Bayram ayrı tabii de, bir de başka bir mutumuz var yahu! Benim biricik Ankaralım geldi buraya, İstanbul şenlendi! Eh ben durur muyum?! Ben de şenlendim, çiçek açtım ayol! Sırf ben mi; güneşler açtı, denizler coştu, yunuslar oyunlar yaptı, daha neler neler! Efenim yat turunda filmler mi çekmedik, kumpirlerin üstüne dondurmalar mı götürmedik, turist teyzelere fotolar mı çektirmedik; anam bi Dolmabahçe'yle Yerebatanı gezmediğimiz kaldı. O da zamansızlıktan, yoksa daha neler yapacaktık... da işte! Neyse dedim; bu da bir şeydir. Yedi yılın hasretini yıkmışız kolay mı, Allah böyle hasret bırakmasın kimseleri valla, özlem(!) kötü şey kuzucuklarım ;)

Biz çok güldük, Allah bozmasın, sizleri de güldürsün! Aha bu da böyle bir post olsun :))

not: 101 oldu saymıyorum sanmayın ha :P

Salı, Nisan 18, 2006

vasiyetimdir!

Ey ahali, suluköfteyi nasıl bilirdiniz?!!

... diye sinir bir girizgah yaptıktan sonra köftenin ağzındaki ıslak baklayı çıkarıyorum. Efendim, şindik biz bu Selanik yoluna baş koyduk ya, baş koyup kafayı gözü bir güzel yardık ya, yardıktan sonra da vize başvurusu (bknz. baş-kafa-göz itinayla vurulur, yarılır, vs.) için gezi süresini kapsayacak şekilde bir sigorta poliçesi yaptırdık ya... Aha! İşte o poliçeyi elimize alıp okuduğumuzda bir baktık ki ne görelim; eğer Yunan'ın yaban ellerinde olur ya Allah gecinden versin, ölüp de kalırsak sigorta cesedimizin cennet vatana geri getirilmesinden sorumlu değilmiş!!! Yani öldün mü kalıyorsun orda, geri dönüşü yok! Hoş elin Yunan'ı senin dirini ne yapmış ki ölünü ne yapsın, elbet postalar buraya ama olsun, poliçede o maddeyi görmek bile insanın yüreğini burkuyor, "ölcem mi kalcam mı oralarda?!" paranoyası yaşatıyor :P

Neyse efendim, ben yine asıl konuya döneyim. Eğer ki bana oralarda bişicikler olursa, ahan da bu manyak köftelere söyledim: Sakın beni oralarda fani başıma bırakmayın, onlar getirmezse sırtlayıp siz getirin, zati etim ne budum ne (hişşşt tartıya aldanmayın!)... Ayrıca şimdiden vasiyet edeyim; kitaplarım, kasetlerim, kıyafetlerim, hepsi herbişiciklerim bağışlansın, cenazemde de ağlaşma falan istemem (zati alem kahkahalarla güleceği için, ne demişler ağlarsa anam ağlar gerisi salla başı al naaşı! ;P), sade Morrissey'imden "There is a light that never goes out"u çalın yiter :PPP

Evet kuzucuklarım; bu da böyle biline diye yazdım, kendinize iyi bakın, gidip de dönmemek dönüp de bulamamak var di mi ama?! Hoş henüz bi yere gidebildiğimiz yok, kendi çapımızda koşturup sağa sola çarpıyoruz ama belli mi olur, bir de bakmışsınız ki... Eee daha daha nasıl bilirdiniz???! ;)*

Pazartesi, Nisan 10, 2006

kissas... visa's...

Julio Iglesias fonda tanımadığım bir kadınla "Kissas Kissas" diye düetirken ben de bir yandan düşünüyorum; hem düşünüyorum hem çalışıyorum. Malum vize haftası; bitmeyen vizelerin bitip tükenmeyen haftaları... Ben abuk sabuk nice konuyla ve saçma soru taslaklarıyla cebelleşirken bir başka vize problemi gelip çakılıyor aklıma; Schengen vizesi... Formlar, belgeler, harçlar, pasaportlar vs. derken neredeyse bir yıl oldu olacak biz daha Selanik'in "s"sini göremedik. Hayır yani madem istemiyorlar desinler açık açık "götürmeyeceğiz çocuum sizi, neyinize sizin Yunan medeniyeti"! Ama yok, hem bir heves bir ballandırma, sonra iş icraata gelince yok pasaportun süresi, yok vizenin harcı, yok, Yunan'ın kaprisi bilmem ne... Şeytan diyor atla Kadıköy Evlendirme'nin ordan bi otobüse bas git görsünler nasıl oluyormuş. Ama yok anacım, inat ettim, illa trenle tıngır mıngır gidilecek, konsolosluk çalışanları delirtilecek vs. vs... İşin ilginç yanı iki vize belasının da ortak yanı: Yunanistan. Birinde sınavda çıkacak en önemli konu oluyor kendisi (Kıbrıs sorunu, Ege Adaları vs.), diğerinde de bizzat vizede sorun çıkartıyor. Hayır bir garezim de yok, bilakis pek severim kendilerini (özellikle Dimitri'yi, Stavros'u ve Vasilis'i :PPP) ama nedir onların benimle alıp veremedikleri onu merak ediyorum. Neyse öğreneceğiz İnşallah, tabii gidebilirsek... tabii bu vizeler biterse... Kissas yavrum kissas ;P*

Çarşamba, Nisan 05, 2006

Çarşamba, Mart 29, 2006

bahar köftesi!


Evet canlarım, bahar geldi artık canlanın! Kuş, ot, börtü, böcük ve tabii ki bendeniz sefkili suluköfteniz baharı pek bi şenlikli karşıladık efenim. Uçan kuşlar martılar, içli salçalı köfteler ve daha neler neler! Tamam, anlatacağım, durun teker teker gelin ayol!

Şindik, iyi bir bahar karşılaması için gereken tarifi vereceğim size, sakın evde denemeyin, çıkın dışarda tatbik edin. Kımıldayın azcık canım!

Yimeen adı: Bahar köftesi...

İçindekiler: Her çeşitten köfte ama illa ki suluköfte! Bir adet vapur, bir bardak dolusu deniz suyu, yarım kilo bulut (sadece çok sıcakta gölgelik olarak kullanılacak), bol kepçe güneş ışığı (aman bugünkü gibi tutulmasın dikkat edin), birkaç adet orta boy askılık (okul da illa ki asılacak :P), iki adet foto. makinesi (tercihen biri kameralı), yedi büyük boy patates (kumpir için), Kurukahveci Mehmet Efendi (adamın kendisi değil ayol, kahvesi!), altı halka simit (dışarıdan çikolata getirmek yasaktır!) vs. vs. (aman anacım bitmez ki istekleri!)

Dışındakiler: İçi beni dışı sizi yakar diyeyim siz anlayın :))

Hazırlanışı: Aha işte en kazık yeri burası sayın okurlar; zira bu bahar köftesi denilen yaratık çok zahmetli, nazlı, bööle kıvamı tutmazsa vıcık vıcık bişiidir. Ama var ya bi de tutarsaaaaa! İşte o zaman yemeyin de yanında yatınızdır ;)
Öncelikle; köfteler okula götürülür, bir süre güneş altında bekletilerek özenle dersten kaçırtılır. Ama fazla ısıtılmaz ki beyinleri sulanmasın (mümkün mü?!). Soonacııma, yeterli olgunluğa(!) eriştiklerinde önce bir otobüse, sonra da bir vapura bindirilerek kendilerinden geçirilir. Karşı kıyıya ulaştıklarında açlıktan mideleri sırtlarına itinayla yapıştırılan köftecikler önce kumpirciye, sonra pastaneye götürülüp doyurulur. Fakat doyma noktaları bulunmayan köftehorlar her an bir simitçiye kaçabilirler (kızı bırakırsan ya davulcu ya zurnacıya, köfteyi bırakırsan ya simitçi ya tatlıcıya :P) tikatli olunmalıdır! En sonunda bir tutam deniz kıyısında mayalanmaya bırakılan köfteler kahve, çay, meşrubat vs. ile terbiye edilir (nasıl yaa?!). Hala terbiyesizlil etmekte ısrar eden olursa (sulu gibi mesela) fal baktırılmak ve filmi çekilmek suretiyle safdışı edilir ve köfteler kıvama geldiklerinde sıcak olarak servis edilirler. Afiyet olsun!

Evet efenim; yer Ortaköy, oyuncular belli, senaryo meçhul... Şu anda fonda ise Beautiful South'un Dream a little Dream'inin Fransızcası var, neden bilmiyorum, denk gelmiş işte... Birazdan Paolo Conte Via Con Me'ye başlayabilir, napiim adam durmuyo anacım... Peki nedir bu Fransızca merakı diyorum sayın okurlar, kim bu aramızdaki Fransız?!! Acep yimeği de Fransız usulü mü yapsaydık beah! :PPP

Perşembe, Mart 23, 2006

dokunaklı :P


Ya bi tuhaf oldum ben; gelen yıllık yazılarından mı, son senenin hüznünden mi, yoksa tamamen kendi salaklığımdan mı bilmiyorum ama... BEN SİZİ ÇOK SEVİYORUUUUUM!!!

Bak böyle postu da bi daha bulamazsınız, kopyala-yapıştırla bi yerlere şeedin daha sonra aleyhime delil olarak kullanmak üzere. Böyle de self-ispiyoncuyumdur hani! Neyse işte, bu da bööle bi anımız olsun :PPP

Cuma, Mart 17, 2006

mozz geri döndü


Davullar çalınsın, kırk gün kırk gece bayram yapılsın; alemlerin otobur kralının dönüşü muhteşem oldu. Artık gay mey idare edivericeksiniz anacım, adam efsane oldu. En azından şu suluköftenizin hayatına ve halet-i ruhiyesine en uygun kıyak şarkıları yapmış adam, daha ne yapsın! Ne yapacak, çok yaşasın!!!

Şimdi gelelim Moz'un son bombasına: evet kuzucuklarım, bu dünya "there is a light that never goes out"u gördü, "the more you ignore me, the closer I get"i dinledi... İşte karşınızda yeni mest olma aracı; Mr. Morrissey ve You Have Killed Me!

Pasolini is me
'Accattone' you'll be
I entered nothing and nothing entered me
'Til you came with the key
And you did your best but
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
Piazza Cavour, what's my life for?
Visconti is me
Magnani you'll never be
I entered nothing and nothing entered me
'Til you came with the key
And you did your best but
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes, I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
Who am I that I come to be here...?
As I live and breathe
You have killed me
You have killed me
Yes I walk around somehow
But you have killed me
You have killed me
And there is no point saying this again
There is no point saying this again
But I forgive you, I forgive you
Always I do forgive you

Pasolini: Pier Paolo Pasolini, poet, director, writer, the soul of the 20th century Italian art.
Accattone: Accattone was the title of the first movie by Pier Paolo Pasolini in 1961. Literally 'Accattone' means a beggar, mendicant. In Rome it also means a poor man, a man with no talent. Here Morrissey implies that the person he is speaking to will be "his first"...
Piazza Cavour: Cavour square in Prati, Rome. Just behind the Palace of Justice and very near to Lungotevere. Visconti: Luchino Visconti, famous Italian director, author of masterworks like Ossessione, Rocco e i suoi fratelli, Morte a Venezia, Il Gattopardo. He also worked a lot with Anna Magnani as she was his favourite actress. An episode directed by Visconti of the movie "Siamo Donne" was about Anna Magnani's everyday life.
Magnani: Anna Magnani, the greatest Italian actress ever.

Boun Appetite! ;)*

Salı, Mart 07, 2006

köfteniz sizi seviyorrr


Evet canlarım, bir köfte ziyafetinde daha beraberiz. Bu sefer size çok farklı lezzetler sunuyorum, çeşit çeşit yiyin garii :P

Kendi özel South Park karakterlerinizi yaratabileceğiniz bir adres; bizim köftelerin de birer tane var ;)
http://www.vexatori.de/zib/sp-studio.swf

DeviantArt'tan harika bir yetenek; galerisini keşfedin, müthiş kısa filmlerini mutlaka izleyin. Cupid's last stand, When Genevieve ruled the world, Candy ve The little girl who was forgotten by absolutely everyone-even the postman... Hepsi birbirinden lezizzz ;P
http://crookedsixpence.deviantart.com/gallery/

Eğer bir gün vampir olmaya karar verirseniz hangi ismi alacaksınız?! Boşuna kafa yormayın tıklayın öğrenin ama kan emmeyin :PPP
http://www.emmadavies.net/vampire/

İşte harika bir site daha! Aslında harika olan site değil, Paris'in kendisi tabii... İyi seyirler, hoparlörün sesini açmayı unutmayın ;)
http://framboise781.free.fr/Paris.htm

Afiyet olsun kuzucuklarım ;)***

Perşembe, Mart 02, 2006

köftehorrrrrr


Resmen başımı kaldıramıyorum sayın okurlar; bir uyku bir uyku, anlatamam yani. Uykusuz ve yorgun geçen günlerin, haftaların ve hatta ayların (zira saydım tam iki ay oluyor!) acısını çıkarıyorum sanki ama nedense bu acı dinmiyor :(

Pazartesi günü söz verdiğim gibi hasta oldum sonunda; sesim kısıldı, boğazım kaşınıyor, halsizim ve azıcık da ateşim var. Ve fekat sabah körü o ayazda saatlerce beklemenin sonucunda yine de iyi sayılırım, eh işte içgüveysinden hallice! (keçi bak güvey dedim, sivri kulakların çınlasın ;P)

Sonuç itibariyle işler bitti ama yapacak yeni işler çıktı ortaya. Zati hayat böyle neetçen deyip yola devam ediyoruz bittabii ki. Ya siz ne sandınızdı köftehorlar?!

Öteki köfteler staja başlamış; hepsine hayırlı ve geçmiş olsun dileklerimi sunarken kendilerini fazla yormamalarını, bu patron milletinin zaten hiçbir zaman tatmin olmadığını, o yüzden iyisi mi eğlenmelerine bakmalarını salık veriyor, kendilerini koccaman öpüyor ve bakalım bu suluköfte ne halt yiyecek diye sormadan da edemiyorum! (nasıl bi cümle bu ya!)

Neyse efenim, muhabbeti tadında bırakalım ki tez ayrılmayalım ;) Hem daha çok işim var; yeğenime öykü yazacam ödev vermişler çocuğa (cık cık cık), soona saçımı kestircem insana benziicem (bak bu zor işte), soona... ay işte yapıcam bişiler canım, size ne ayol! Hadi baş baş!...

Cumartesi, Şubat 25, 2006

şindiiiiiiii


Aman da benim kuzucuklarım nicedir bensiz mi kalmış! Aman da ben yokken bunlar sürüden mi ayrılmış! Aman da benim koyunlarımı kurtlar mı kapmış! Yolarım len ben o kurtları! Hııııııı!!!

Tamam, rutin fırça ve paylama seansımızı gerçekleştirdikten sonra asıl meseleye dönebiliriz canlarım...

Hımm birileri "soundtrack isterük!" diyerekten kazan kaldırırmış, bre tez kelleleri vurula! Ay yok ayol, kıyamam ben onlara, gerekirse soundtracklerin kaşını gözünü yararık ama köfteler başımızın tacı (tabii bu durumda başımızın geniş ve sağlam olması lazım! :PPP)

Siz istersiniz de ben yapmaz mıyım be! Alın kuzu kuzu köftelerim; işte soundunuz trackiniz, dizleyin izleyin beni hatırlayın anacım ;)*

İlk sırada elbet ve tabii ki; The Crow (OST) ve muhteşem Graeme Revell, soundtrack'te bir numeraodur kendisi ;)
(not: yıldızlılar kişisel favorilerimdir :P)

1. Burn - The Cure*
2. Golgotha Tenement Blues - Machines Of Loving Grace*
3. Big Empty - Stone Temple Pilots*
4. Dead Souls - Nine Inch Nails*
5. Darkness - Rage Against The Machine
6. Color Me Once - Violent Femmes
7. Ghostrider - Rollins Band
8. Milktoast - Helmet
9. The Badge - Pantera
10. Slip Slide Melting - For Love Not Lisa
11. After The Flesh - My Life With The Thrill Kill Kult
12. Snakerider - The Jesus And Mary Chain
13. Time Baby III - Medicine
14. It Can't Rain All The Time - Jane Siberry*

Soonacııma; köftenin memleketi :P Balkanlara kısa bir yolculuk, sevgili Goran Bregoviç ve Emir Kusturica'nın Underground'u ;)

(not: bazılarını zaten biliyorsunuz, hatta birini Candan Erçetin Sevdim sevilmedim seveni sevemedim olarak söylemişti, ki çok da haklıdır kendisi :P)

1. Kalasnjikov 2. Ausencia 3. Mesecina 4.Ya ya (ringe ringe raja) 5. Cajesukarije 6. Wedding 7. War 8. Underground 9. Underground tango 10. The belly button of the world 11. Sheva

Şimdilik bu kadar canlarım, yeni bir matinede görüşmek dileğiyle; Aufwiederfaseln! ;))



Cuma, Şubat 17, 2006

gözünüz gönlünüz açılsın...


... Ya da daha beter kararsın :PPP

Sağdaki amcamızı zaten tanıyorsunuz; anlı şanlı Mickey Rourke'umuz. Tamam, yaşlandı azcık ama mihrap yerinde diye bi laf var canııım. Kendisi biraz olgun bir köfte (!) olsa da barbeküye uygundur sonuçta :PPP

Soldaki arka sayfa güzelimiz ise köftenin yeni kıyımlarından; Venezuela'nın dünyaya bağışladığı yeni star Edgar Ramirez! Kendisi Domino filmiyle ün kazanan (ya da kazanacak olan) taş mı taş Latino'muz ama dikkat edin, göründüğü gibi sırf vahşi bir cazibeden ibaret değil abiniz (sizin abiniz, benim diil!); ayrıca kendi filmlerini de yapan bir sanat adamı ;) Herkeslerden önce size duyurdum bak kıymetimi bilin, daha film piyasaya çıkmadan tanıttım size eniştenizi! E tabii, bu muhteşem köfteyi kızartıp da size ikram edeceğimi düşünmediniz herhalde, elbette ben yiyeceğim! :)))

Not: Film, oyuncuları kadar iyi değil, buradan belirteyim de sonradan kandırık yaptın diye başıma ekşimeyin! Afiyet olsun kuzucuklarım ;)*

Dipnot: Film Türkçe'ye "Domino Taşları" diye çevrilmiş; e haklılar anacım, baksanıza şu adamlara! :PPP

Çarşamba, Şubat 15, 2006

yine kar yine dolunay...


Evet canlarım; yine bir kar ve dolunayda beraberiz. Yaklaşık birkaç gecedir dolunay üstümüze doğmakta ve şu anda da lapa lapa kar yağıyor dışarıda. Tatil için en iyi hava bence. Özellikle de elinde sahlebi, kucağında battaniyesi ve üstünde pijamasıyla cam önünde bir yandan karı seyredip bir yandan da kitabını okuyanlar için (benim gibi evindeki tadilatla uğraşanlar için değil yani!) :P

O yüzden diyorum ki, eğer siz yapabiliyorsanız lütfen benim için de biraz keyif çatın. Ama ormandaki küçük kırmızı başlıklı kızdan da sakının. Duyduğuma göre kötü hain kurdu tuzağına düşürüp kötü emellerine alet ettikten sonra kayıplara karışmış. Ee kötü bir kurda bunları yapan, benim küçük masum kuzucuklarıma neler yapmaz değil mi ama! Amman haaaa :)))

Sizleri kar, dolunay ve kıımısı başlıklı kızla (:P) başbaşa bırakırken istek parçalarımı da sıralıyorum, tikat!

1. Tabii ki Karlar düşer... düşer düşer ağlarım fırk!
2. Her yerde kar var...
3. Neden saçların beyazlamış arkadaş (ne alaka ya! hııı kar düşmüş olabilir mi acep?!)
4. Kar düşer saçlarıma, yüreğime hasretin (yalan, yok bööle bi şarkı ben uydurdum!)

Bu şarkılar da yüreği sevgiyle eriyen tüm kardan adamlara gitsin hadi bakalım (heayt bee ne laf edermişim, len keçi, iice arabesk olduk len!) :PPP

Çarşamba, Şubat 08, 2006

güzel bir gün...



Bugün güzel bir gün :)

Haftalardır ilk defa uykumu tam alarak uyandım, tabii geç bir saatte...

Sonra uzuuun, güzel bir kahvaltı yaptım. Zaten hiçbir zaman yediklerimin kalori hesabını yapan bir insan olmadığım için yine kendimi özgür bıraktım, dünyaya bi kere geliyoruz ayol!

Derken gazete ve televizyon sefası yaptım, yine haftalardır ilk defa... En abidik yazıları okudum, en gubidik tv dizilerini bile izledim. İnsanın bazen kendine salaklık yapacak zamanı ayırması meğer ne keyifliymiş yahu...

Şimdi de bilgisayarda internet keyfi yapıyorum, o site senin bu site benim ve tabii yanımda her zamanki gibi Morrissey abiniz :) O "this charming man" dedi, ben "every day is like sunday" dedim, sonunda orta yolu bulduk, Beatles klasiği "hard day's night" eşiliğinde dans ediyoruz şimdi...

Birazdan Tae-bo yapacağım, yine haftalardır yapamamıştım ve artık yağ bağlamaktan altımdaki sandalyeyle bütünleşecektim ki silkindim ve kendime geldim. Gün uçan tekme günüdür!

Sonra sırada filmania var; uzundur izleyemediğim klasiklerimi izleyeceğim. The Crow (tabii ki ilki), Before Sunset, Secret Window, Boondock Saints ve belki biraz da Someone Like You... niahhaahhaahaaa

Bu arada kitap stoğum bitti, yani aslında bitmedi de, olanları okumak gelmiyor içimden. Hele ki o kadar küçük mucize raflarda beni beklerken! Hele bi buzlar çözülsün, karlar erisin, fethe çıkacağım. İstikamet Anita Blake!

Evet canlarım; bir finalsonrasıpsikozu-psikopatı okudunuz, bir sonraki programda görüşmek üzzre, esen kalın anacım ;)))

Salı, Şubat 07, 2006

mutant köfte!



Böyleydim (bkz. resim 1), böyle oldum (bkz. resim 2) :)))

Evet evet evet!

Dayak yemiş gibiydim, hatta hatta bi ara insanlıktan çıktığım bile oldu! Ama ama ama geri döndüm arkadaşlar, köfte is back kuzucuklarım! Artık özgür ve de mutlu bir insanım!

Niahhaahhaaaaaaaaaa...

Beni izleyin anacım ;PPP

Cumartesi, Şubat 04, 2006

karanlık yol


Karanlık Yol*

Karanlık dar bir yoldayız
soğuk
çok soğuk
Pinokyo'yu yakmak zorunda kaldık
o kadar ki soğuk

Gökte hiç yıldız yok
toprak kokmuyor
yürüyoruz
ellerimiz titriyor
her mola verdiğimizde
birini yakıyoruz
Her, birini yaktığımızda
mola veriyoruz desek
daha doğru

Karanlık dar bir yoldayız
Ellerimiz titriyor
Ve ne yaptığımızı bilmiyoruz
* (Refik Toksoy)