Salı, Aralık 06, 2005

olağan köfteler



Efenim ne zamandır blogcuğumla şööle bi dertleşemedim (aman Allah korusun, ne derdi yahu?!) Yani canım işte updatesiz bıraktım diyorum. Üff gelmeyin üstüme!

Neyse fırçayı bırakalım, konuya dönelim...

13. Ulusal Kış Temizliği bitti ve hatta törenlerle, ziyafetlerle kutlandı. Ve "Hayyrett bişşiii"dir ki odadan hiç böcek çıkmadı (ben hariç, ben zati başböcüküm!) Oysa ki geçen sefer odada üreyen mikroorganizmalar Finli bilimadamlarının ve Çinli gurmelerin (e adamlar böcük yiyo ben napiim!) çok ilgisini çekmişti. Gerçi özenle beslediğim yavrucuklarımı(!!) o zalimlere verirken içim burkuldu ama napalım doğa kanunu, hem kökü bende diil mi canım! (??) Neyse işte, sonuçta oda hijyen oldu, böcüklere yazık oldu ama ölsün mikroplar! (yok be acıyın bana...)

Sonracııma; Almanca kursunda Tabu oynadık, böylece ben ilk tabumu(!) Alamanca oynamış oldum, aman pek mutlu oldum. Bu arada 3. kurun bize çay borcu var, acayip haşat ettik onları, unutturmam valla!

Daha sonracııma; sonunda Anita Blake'ime yine kavuştum. Lanetliler Sirki'ndeyim, daha çook yolum var ama mutluyum, azimliyim :)

Daha da sonracııma; bizim o ezik kütüphanede kocca Edgar Allan Poe serisine rastladım (hani şu kitapları birleştirdiğinizde adamın resminin tamamlandığı) ve nassıl sevindim anlatamam. Görenler o kitaplara nasıl ağzımın suyunun aktığını bilir zira... Neyse işte, ben tam bööle sevindirik olmuşken yine "hayyrett bişşiii" oldu; kitapları ödünç alamama kuralının değiştiğini sanıp tatlı hayallere kapılmışken gıcık kütüphanecinin "kitapları alamazsınız!" demesiyle gerçek dünyaya döndüm. Ama heyhat! Napalım, biz de gidip gelip okuruz koca E.A.Poe serisini... (Yine de mutluyuz demek istiyorum yane)

En sonracıııma; sonunda bir buçuk aydır sayıkladığım waffle'a kavuştum, meğer Kadıköy'de çok güzel yapan bir yer varmış zati...

İşte böyle sayın köfteseverler... Bir köftepostun daha sonuna geldik... Gelecek sefere görüşmek üzere derken; en güzel günler, en güzel geceler sizlerin olsun diye eklemek istiyorum (Ya bana ne, niye sizin oluyomuş, benim olsun, benim benim!!) Esen kalın canlarım (bööğğğ) :P*

Cuma, Aralık 02, 2005

heeeyooo




Aha da şekilde görüldüğü üzere; ben uçan mutlu bi insanım artıkın, tabii bi dahaki sınavlara kadar! Ve fekat olsun; ben sınırlı zamanda bile şımarmayı bilirim hiiiaaaayyyyyyytttt!!!

Aman Maaşallah deyin bre köftehorlar; paylaşalım ki mutumuz artsın de mi yaa! :P)))

Çarşamba, Kasım 30, 2005

içli içli :)

Ben cesaretin ne olduğunu senle tanıdım,
Sensiz geçebilecek yılları baştan göze almakla.
Ben düşlerimin başıma yıkılmasından
Senden sonra korktum
İşte bu yüzden sustum.

İçi de dışı gibi pırıl pırıl olan bir arkadaştan... ;)*

Cuma, Kasım 25, 2005

edebi köfte


SORU

"Beni ne kadar seviyorsun?" dedi küçük kız.
"Dünyalar kadar!" dedi babası.

"Beni ne kadar seviyorsun?" dedi genç kadın.
"Ne saçma soru!" dedi sevgilisi.

ÇOK TATLI

"Çok tatlısın" dedi kıza. Ama biliyordu kız; tatlılık bir işe yaramıyordu. Şeker kadar değeri yoktu belki ya da dondurma kadar ömrü. Gidecekti o da, tıpkı diğerleri gibi, tıpkı herkes gibi; biliyordu kız. O da kızın elinden çikolatasını alıp kaçacak, kayıplara karışacaktı. "İstemem," dedi kız, "tatlı midemi bulandırıyor!"

F.Ö.Ş.
öncelerden, çok öncelerden...;*

Salı, Kasım 22, 2005

son dakika...

Flaş Flaş Flaş...!!!

Biricik köftenizin Talihsiz Serüvenler Dizisi'nin kahramanı olmasına ramak kaldı sayın okurlar!

Öncelikle başıma gelenlerden, daha doğrusu "başıma düşenlerden" başlayayım: Herşey gayet masum bir şekilde pencerenin storunu (Türkçesini bilmiyorum, hani şu cırt diye aşağı çektiğinizde odayı en ufak bir ışık kırıntısından mahrum bırakan perde!) indirmek istememle başladı. Artık nasıl kuvvetle çektiysem stor aşağı indi, tabii tül perde (ki annemin perdelerinden bahsediyorsak ağırlığı altında minyon bir insanı ezebilecek bir perdedir bu!) ve bunların hepsini tutmakla mükellef olan (ki anlaşılan görevden kaçmış!) kocca tahta da birlikte! İşte bir anda bu muhteşem(!) üçlünün tepeme inmesiyle feleğimi şaşırdım. Allah'tan kafama düşmedi (Maazallah belki düzelirdim!) ama sağolsun sağ omzumda hatrı sayılır bir göçük yarattı. Perdeyi, storu ve tahtayı yerine takarken çektiğimiz çileyi es geçersek, şu an omuz başımda ufaktan bir tümsek var. Ve fekat merak buyurmayınız sefkili okurlar; köfteciğiniz gayet iyi, canı bile yanmadı desem yeridir (aslanım beah!)

Gelelim ikinci bombaya: Köftenizin orta boy bir hamburger köftesini andıran biricik embesil köpeği Cherié the Madame Terrier (12, köpek yılına vurursak 12x7=84!) uzun zamandır hissettiği rahatsızlık (obezite, kaşıntı, hantallık, nefes darlığı v e tabii bir de yaşlılık!) nedeniyle soluğu veterinerde aldı. Ve fekat heyhat! Hanfendi sahte gebelik (kibarcası psikolojik hamilelik!) yaşıyormuş!! Hayır adam gözümüzün önünde hayvanın memesini sıkıp suratımıza süt fışkırtmasa inanmayacağız da! Ayol it(!) bariz kendini hamile sanıp süt filan salgılıyor! Hem de bu yaşta, menopoz şey!! Hadi daha önce hamile kalmış olmasa diycem canı çekti, özendi falan. Yok bundan seneler evvel tam dört tane eşşek kadar yavruyu toplam altı saatte zorla doğuran o değil sanki! Yavrum hiç mi ders almadın, hiç mi akıllanmadın! Ne akıllanması, hayvan iyice dellendi, şizofren oldu resmen! Eee böyle köfteye böyle köpek, böyle köpeğe de böyle hastalık demekten başka bişicikler gelmez elimizden...

Şimdiden geçmiş olsun dilekleriniz (o uyuz ite diil tabii ki, bana!) için teşekkürler canlarım ;PPP

Bilmeyenler için belirteyim; o uyuz iti aslında ben pek bir severim, kendisi "kardeşim" olur :P)))*

all is full of love


Take me out tonight
Because I want to see people
and i Want to see life
Driving in your car
Oh, please don’t drop me home
Because it’s not my home, it’s their Home,
and I’m welcome no more
And if a double-decker bus
Crashes into us
To die by your side
Is such a heavenly way to die
And if a ten-ton truck
Kills the both of us
To die by your side
Well, the pleasure and the privilege is mine

There is a light that never goes out... (moz)

Biraz Bjork biraz Morrissey karışımı oldu, idare ediverin artık. Ne de olsa köfte karışık bir yemek ;P*

Cumartesi, Kasım 19, 2005

asortiköfte


Siteye kendi resmimi koyarak nasıl asorti yapacağımı merak eden ahaliye cevap: ben zati asortik bi şahsiyetim, siteye ne hacet!!! Evet çok canım sıkıldı, evet vizeler beni çıldırttı ve yine evet kendimi çok seviyorum; var mı ötesi?! Ne zamandır doğru düzgün bi fırça atmamıştım size, farkettim kaşınıyordunuz da; eh sizi mi kırcam ey sefkili okur? Kırarım tabii, isteyin kafanızı bile kırarım niahhahaayytt!!! Tamam cılkını çıkardım toparlıyorum, bu arada isteyen varsa cılk köftesinin de tarifini verebilirim (ıııyyyyyyhhhhh harbi iğrencim ben:P)

Neyse, meseleye gelelim; fotoğraf Ortaköy Mado'nun ikinci katında çekildi (zira ilk katında bi halt yok), o sırada dondurmalı diye kandırıldığımız dondurmasız kahvelerimizi bekliyorduk. Sanırsam ki mevsimlerden ilkbahardı ama sallıyor da olabilirim :P Yine çok gülüp çok konuşup çok eğlenmiştik (aman Maaşallah!) Bu arada bir zamanlar Ortaköy Mado doğumgünü kutlamaları için favori bir mekandı, pastayı getirirlerken "Happy Birthday to youuuu" diye şarkı çalıyorlardı fonda ve pastayı kesmek için getirdikleri bıçak bile melodiliydi. Aaah ahh nerde o eski günler, şimdi yok öyle güzellikler, hani nerde müşteri memnuniyeti?! Neyse fazla nostaljik oldu, acep başlığı "Nostaljiköfte" diye değiştirsem mi?? :P

Valla o günle ilgili başka bir şey de hatırlamıyorum maalesef, bu kadar hafıza bile mucize :)) Aaa bi de Morrissey ile Him'in korsan cdlerini bulmuştum ve çok mutlu olmuştum :PP Ya ben böyle geçmişi andığıma göre bayağı bi yaşlanmışım be! Duyuyon mu İçli Köfteee?

not: fii tarihinde birileri siteye resmimi koydum diye eleştirmişti; hani "bırak millet hayal etsin, sonra yolda görüp tanıyacaklar bak" diye. yafu insanları niye yanlış yönlendireyim, altı üstü küçücük bir köfteciğim ben. hem hangi insanları, siteyi topu topu kaç kişi okuyor ki?!! :P))

saygı duruşu: o gün yanımda olan ya da olamayan tüm köfte arkadaşlarımı saygıyla selamlıyor, koccaman sulu sulu öpüyorummm! nice böyle sulu günlere!! ;P

Perşembe, Kasım 17, 2005

şiirsel köfte

BEN

Kırık bir şemsiyeyim ben
Küçük bir esintiye bile direnemeyen

Dümeni kırık bir gemiyim ben
Fırtınada yolunu kaybetmiş
Koca sularda karayı arayan

Kaybolan bir çocuğum ben
Annesini arayan
Tek yapabildiği
Gözyaşı dökmek olan

Kuyunun dibinde bir taşım ben
Olanca güçle atılan
Oradan kurtulma umudu kalmayan

Gökten düşen bir damlayım ben
İnerken neşe çığlıkları atan
Sert çarpmanın ardından sesi çıkmayan

Labirentte bir fareyim ben
Peynirini ararken
Yalnızlığı ile başbaşa kalan

Dumanı tüten bir trenim ben
"Çuf çuf" seslerinin arkasında kalan
Sessizliğin içinde kaybolan

Bir hiçim ben
Hiçliklerle dolu dünyada
Bir hiçi arayan

Bir tükenmez kalemim ben
Adı "tükenmez" olsa da
Mürekkebi bittiğinde tükenmiş olan

Ağaç dibinde çıkan yabani bir otum ben
Güneş ışığını alamayan
Kimsenin farketmediği, yalnız bir yabani ot!

imza: aslında hiç değil, herşey olan bir arkadaşım... keşke ben de böyle güzel ifade edebilsem ;)

Salı, Kasım 15, 2005

lunatiköfte



Ben demiştim işte; Dolunay çıkacaktı iki gün içinde ve de çıktı. Biliyorum, çünkü dişlerim uzamaya, avuçlarım kaşınmaya başlamıştı. Ve şimdi işte aha da orada gökyüzünde koccaman durmakta kendisi; karşınızda DolunAy... ;)

Günün özeti: Bazen güneş kadar olmasa da dolunay da insana umut verebiliyormuş :P

Günün aktivitesi: Geçen seferki Tank Girl soundtrack'i ve Massive Attack Mezzanine'ı keşfimden sonra bugün de mutlu bir tesadüf(!) sonucu Pulp Fiction ile The Crow: City of Angels soundtrack'leri ve The Black Crows'un Greatest Hits'ini buldum. Dinle dinle kudur, işin ne?!

Pazartesi, Kasım 14, 2005

köftenin günü

Bugün geleneksel dişçi ziyaretlerimden birini gerçekleştirdim. Son olmasını ümit ediyordum ve fekat kasabımın (!) yine geçici dolgu yapması ve beni on gün sonraya tekrar çağırmasıyla hayallerim kırık kırpış oldu (?! o ne yaa).

Dişçiden çıkınca acımasızca yağan yağmura yakalandım ve pek tabii o ünlü pempe(!) şemsiyemi evde unuttuğum için yağmur gözümün yaşına bakmadı(?!! iyice tuhaflaştım ben ya neyse) ve ben sırılsıklam oldum. Yeni rumuzum Sıçan Köfte olacak (yanlış anlamayınnn :PPP)

Sonra Bora Bayraktar adında bir adamla (adam değil be, koskoca CNN muhabiri!) tanıştım ve gasstecilik(!) gassına(!) geldim yine. Ülen dedim (kendime, adama değil tabii:P), kap çantayı mikrofonu kamerayı vs.yi git ülke ülke gez haber yap! Ama o biraz sıktı tabii...

Bu arada bugün hava bulutluydu ya, bir ara bizim sınıfa güneş doğdu sanki. Ama fazla geçmeden gitti ve biz yine üşüdük (biraz da görme sorunu yaşadık) ;PPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPPP

Büyük yengem anjiyo oldu ama iyi, paniğe mahal yok.

Bask kitabını hâlâ bitiremedim, Gellner beni öldürcek, Günay hepimizi öldürcek, kısaca; hepimiss ölücess...!

Güne noktayı koyarken buradan bir arkadaşıma seslenmek istiyorum; kendisi bugün pek iyi değildi, nedenini de söylemedi ama ne olursa olsun:

BİZ SENİ ÇOOOOOOOOOOOOKKKKK SEVİYORUSSSSSSSSSSSSS!!!!!!!!!

Ve unutma; fırtınalar diner elbet ama Güneş hep oradadır, bizi ısıtmaya devam eder ;))

F.Ö.Ş.

Çarşamba, Kasım 09, 2005

köfte kimlik


Size de birini hatırlattı mı?! Özellikle de "long hair... artist(!)... chaotic good alignment... pessimistically optimistic... random and unpredictable nature... self-conscious neurotic" kısımlarıyla... Bilmem ki, tanıyorum sanki de çıkaramıyorum!!! ;)

Cuma, Kasım 04, 2005

bayram şekeriii :PP


Benim işte, benim işte! Varmı bir diyeceğiniz!!! :)))


Gördüğünüz gibi bayram azizliği yaşadım, şekerler dokundu anlaşılan, aynı şeyi iki kere basmışım. Eee olacak artık o kadar, biz de yaşlandık bir yerde ;P

bayram şekeriiii :PP


Benim işte benim, var mı bi diyeceğiniz! :)))

Perşembe, Kasım 03, 2005

bayram köftesi...


HERKESE İYİ BAYRAMLAR! ŞEKER VE HARÇLIKLARI İHMAL ETMEYİN AMA DİŞLERİNİZE VE CÜZDANLARINIZA DA DİKKAT EDİN ;P))

Salı, Ekim 25, 2005

köftenin düğünü


Aman be hemen heyecanlanmayın! Zaten siz gerçek olmadığını biliyorsunuz (yani beni tanıyanlarınız :P) Eee daha ne, evlenmiyorum işte mutlu musunuz?!! Düğün olayı lafın gelişi (tamamen fantazya yani), maksat küçük anektodumuzla alaka kurmak ve tabii bir de dikkatinizi çekmek (tabii okuyunca hemen atladınız bu ne diye, ama aldanmadınız biliyom ben:P) !!! İşte o yüzden alın size bir parça güldürü; tabii başlıktaki komikliğe(!) yeterince gülmediyseniz! ;)))

Bazı çocuklara evlilik ile ilgili sorular sorulmuş. Cevaplar aşağıda,çok ilginç okuyun..

- Kiminle Evleneceğinize Nasıl Karar
Verirsiniz?
"Buna biz karar veremeyiz, Tanrı bunları önceden ayarlamıştır. Biz dekime takılacaksak, bir gün yolda yürürken karşımıza çıkar." Zeynep, 10yaşında.

- Evlenmek Için En Uygun Yaş Kaç
Olmalı?
"Yaşla ilgisi yok, evlenmek için aptal olmak yeter" Ali, 6 yaşında(bizden akıllı)

- Annenle Babanın Ortak Yönü Nedir?
"İkisi de, baska çocuk istemez." Selin, 8 yaşında.

- Bir Kızla Bir Erkek Çıktıkları Zaman Neler Yaparlar?
"Biriyle çikmak çok eglenceli.. Aslinda yeterince sabirla dinleyebilirseniz, erkekler bazen güzel konusuyorlar." Gamze, 8 yaşında. (gerçekten 8 mi dersiniz?)

- İlk Randevudan Memnun Kalmazsan Ne Yaparsın?
"Eve gidip olu taklidi yaparim. Ertesi gün bütün gazeteleri arayip ben öldüm ismimi cenaze ilanlariniza yazar misiniz derim" Hüseyin, 9 yaşında.

- Birini Öpmek Hangi Şartlarda Doğrudur?
"Çok parası varsa." Petek, 7 yaşında (acaba bunun soyadı "Dinçöz" mü?)

"Kanunlar en az 18 yaşında olmalisiniz diyor ama kanunları boşver" Cüneyt, 7 yaşında (delikanlı çocuk)

"Ben öpmem. Kadınlar öpünce hemen evlenip çocuk yapmak istiyorlar, ben uğraşamam". Levent, 8 yaşında (daha delikanlı)

- Evlilik Diye Birşey Olmasaydı Neler Olurdu?
"Hesabini vermemiz gereken bir sürü bebek olurdu". Murat,8 yaşında (çok zekice)

- Bir Evliliği, Sonsuza Kadar Sürdürmek İçin Ne Gerekir?
"Karının poposu kamyon gibi olsa da, ona çok güzelsin demek gerekir"Hasan, 10 yaşında (herhalde en doğru yorum buydu!!)

not: parantezli yorumlar bana ait değil ama yarılmakla birlikte aynen katılıyorum; bu arada resme de ayrıca dikkatinizi çekmek istiyorum. özellikle de hayatı boyunca bir sürü kurbağayla karşılaşmış, öpüp öpmemek konusunda kararsız kalmış, ya da öptüğü kurbağanın prense dönüşmediğine hayalkırıklığıyla şahit olmuş ve ve ve en önemlisi hayatının aşkını bulduğunu düşünürken öptüğü prens kurbağaya dönüşen tüm kabile(!) üyelerine ithaf ediyorum. Hepinizi kocaman öpüyorum canlarım!!! :P*

Cumartesi, Ekim 22, 2005

hapşuuu...!


Nezleyim, nezlesin, nezle...

Nezleyiz, nezlesiniz, biz kimiz???

Fazla yaklaşmayın, burnum akıyor üzerinize sümkürebilirim. Mikroplarımı bulaştırırım diyeceğim ama "sen zaten mikropsun" diyeceksiniz, o yüzden hiç karıştırmıyorum orasını, ne haliniz varsa görün. Daha doğrusu ben çok yaşayayım, siz de görün (hani hapşırdım ya ben demin). Auf Deutsch bitte???

Gesundheit cicim :P*

Not: Bu arada Almanca öğretmenim de yazarmış, kitabı çıkacakmış. Dağıldım ayol, das ist interessant yani! Hayırlısı...

Edit: Dalgaya düştük resmi unuttuk. Efenim, her seferinde günün anlam ve önemine uygun bir resim asıyoruz aha da şu sol üst köşeye, peki bugünkü resmimizin özelliği nedir? Şöyle ki efenim; şimdi ben demin hapşırdım ya, o nedenle resimdeki kızcağızımız da "hapşırırken ağzınızı kapamayı unutmayın pırasakafalılar, mikrop sıçratacaksınız etrafa!" şeklinde bir mesaj veriyor... Yemediniz di mi? Aman be, canınız isterse! Kısaca "kesin sesinizi, yoksa yedirtmeyi bilirim o pırasaları ben size!!" diyor hatun kişi!!! höh...

Cumartesi, Ekim 15, 2005

budur!


İşte budur, köftenin bundan sonraki hali budur! (yuh be, okurlarına sallama bari!:P) Tamam tamam korkmayın, henüz böylesine afet bir başvampire dönüşemedim (zaten vampir olsam da böyle taş bir vampir çıkmaz benden, kasarsam belki gözlerimden alev çıkarabilirim o kadar:)) amaaaa... Kızılıfication is Complete sayın seyirciler; artık köfte resmen bir KıZıL! niahhahahhhaaaaa...

Durun ama, daha kanınıssı emiceemmm!!! :P*

Cuma, Ekim 14, 2005

sıkılgan köfte...

Köfte sıkıldı; insanları boğası geliyor. O yüzden kusura bakmayın, aşağıdakinin çevirisini yapamadı. Okuyun gülün... Ya da gülmeyin, bana ne be!

An old Arab lived close to New York City for more than40 years. He would have loved to plant potatoes in his garden, but he is alone, old and weak.His son is in college in Paris, so the old man sends him an e-mail. He explains the problem:
"Beloved son, I am very sad, because I can't plant potatoes in my garden.I am sure, if only you were here, you would help and dig up the garden for me.I love you,Your Father"
The following day, the old man receives a response e-mail from his son:
"Beloved Father,Please don't touch the garden. It's there that I have hidden 'the THING'.I love you, too,Ahmed"
At 4pm the US Army, The Marines, the FBI, the CIA and the Rangers visit the house of the old man, take the whole garden apart,search every inch,but can't find anything. Disappointed they leave the house.A day later, the old man receives another e-mail from his son.
"Beloved Father,I hope the garden is dug up by now and you can plant your potatoes.That's all I could do for you from here.I love you,Ahmed."

Yaa... ;))*

Pazar, Ekim 09, 2005

alman köftesi


Ja ja, sehr richtig! Köfte uluslarla ilişkilerde bir adım ileri gidiyor; e ulus bu, bi yerinden ilişmek gerekiyor. Öyle Alman, İngiliz, İtalyan, Yunan (anladınız siz anladınııız ;)) diye ayırmamak lazım di mi ama!

Şimdi bunun yandaki resimle bağlantısını soranlarınız olacaktır (ukalalar işte n'olcak!), açıklayayım efenim. Meali: "ICH LIEBE DICH!" E biz de "alien"ları seviyoruz ya; hani yabancılaşmayın, gelin kaynaşalım manasında. Be yavrucum daha ne kasıyonuz?!...

:D*

Daha fazla kurcalayan arkadaşlara Rammstein'dan "Du Hast" adlı güzide parçayı armağan ediyorum; alın ülen!

Pazar, Ekim 02, 2005

bir küçücük köftecik



A little bit lost sanki...
Ama hangimiz değiliz ki?
kih kih kih...