Salı, Mayıs 15, 2007

SuluKöfte 2. Yılını Kutluyor!



Ey sulu ahalim! Duyduk duymadık demeyin! Davullar çalınsın, zurnalar çınlasın, yer yerinden oynasın, göbekler atılsın; blog'un ikinci yılı kutlu, mutlu, hayırlı olsun!
Zamanın nasıl geçtiğini görüyorsunuz işte; daha dün bir küçücük kıyma parçasıyken büyüdük, kızardık, piştik; hatta biraz fazla kuruduk :PP Ama işte karşınızda iki yaşında, sulu mu sulu, deli mi deli bir blog olarak sizleri her geçen gün aydınlatmaya(!) devam ediyoruz :)
Şu iki yıl içinde neler oldu neler, maydanozlu köfteler :P Ve kimbilir ileride daha neler olacak neler? Bekleyip hep birlikte göreceğiz İnşallah sevgili canımıniçi biricik kuzucuk okurlarım (yağ çekeyim ki okumaya devam edin, di mi ama!)
Aklımda çok şey vardı ama nedense şu anda söyleyecek bir şey bulamıyorum; mutlumcuk oldum sanırım, yok be buldumcuk muydu o ehehe her neyse; mutluyuz, gururluyuz, başarılarımızın devamını diliyoruz. Oh be! :))
Hepinizi koccaman, en sulusundan öpüyorum canlarım; nice senelerde hep beraber olmak dileğiyle... ;)
.
Canınız kanınız, biricik SuluKöfteniz;
FÖŞ ;)

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Beni Yak Kendini Yak Herşeyi Yak ;))

Ateş, yüksek sıcaklık ve alev veren hızlı yanma olayı.
Ateşin meydana gelebilmesi için yanabilen bir maddenin tutuşma sıcaklığında oksijen ile temas etmesi gerekir. Yakıt ve oksijen devamlı mevcut ve temas halinde ise sürekli yanma olur. Bir ateşin söndürülmesi, yanmaya sebeb olan unsurlardan yakıt ve oksijenin yok edilmesi, sıcaklığın düşürülmesi ile mümkündür.
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir.
Ateş sayesinde ısınırız,yemek pişiririz,geceleyin güvenlik sağlarız,suyu mikroplardan temizleriz,yerimizi belli etmek için kullanırız.
Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.
''Ateş-i suzan-ı firkat yaktı cism u canımı
Bir harab-ı abade döndürdü dil-i viranımı
Neyle teskin eyleyim şu dide-i giryanımı
Çünkü aldırdım elimden sevgili cananımı..''
"içimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
o ne alev deryası, çiçek bahçesine eş. "
Ateşin keşfi yakın çağlarda da ‘atomun parçalanması’ ile ‘aya gidilmesi’ kadar önemli bir buluş olarak tanımlanıyor.
Ateş almak: 1. Yanmak, tutuşmak.
Ateş bacayı sarmak: Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.
Ateş basmak: Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
Ateşe atmak: Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak.
Ateşe tutmak: 1. Ateşli silâhla mermi atmak. 2. Bir şeyi ateşin üzerinde tutarak ısıtmak.
Ateşe vermek: 1. Bir yeri bilerek yakıp yok etmek.
Ateşine (nârına) yanmak: Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek.
Ateş kesilmek: 1. Çok kızgın, öfkeli davranışlar göstermek. 2. Çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak.
Ateşle oynamak: Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek.
Ateş püskürmek: Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek.
Ateşten gömlek: İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Ateşle oyun olmaz.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Yüreğine ateş düşmesi: İşte o çok çok fena bişii diyiim ben size :P

Pazar, Mayıs 06, 2007

@---


Ruhicim; geveze aşkım :P

Cuma, Nisan 27, 2007

gerilelim

Gerilim filmlerinden bahsedecektim; zira son zamanlarda harika filmler izledim. En güzeli de "Hard Candy" idi, tavsiye ederim. Fakat bugün konum bu değil. Baktım, gördüm ki filme hiç gerek yok gerilmek için. İşte buyrun, gündemimiz burada...
Ben başkaca bir şey demiyorum artık...

Perşembe, Nisan 19, 2007

hastasıyız ;P


İtiraf ediyorum anacım; Cem Özkan'a bayılıyorum! Sebep sadece iyi müzisyen olması, "Dön Bana" şarkısının mükemmel olması, klibinin beni benden alması da değil üstelik (adam beni benden almış ayol daha ötesi var mı?!) :P
Hayır yani, başka türlü açıklaması da yok; açık açık hastasıyım, '69lu olması da kahretti beni ayrıca ama mühim değil artık gözüm kararmış bi kere! :)
Şöyle açıklayayım; adama bakınca sakinleşiyorum, rahatlıyorum, nötr bi insan oluyorum, huzur doluyorum. Tıpkı Morrissey'in "To me You're a work of Art" şarkısındaki "But then I look at you and know / That somewhere there’s a someone who can soothe me" ifadesindeki gibi; tıpkısının aynısı oluyo bana da ona bakınca ;)
Neyse efenim fazla uzatmayayım, yoksa bana bıraksanız sabaha kadar sürer gider bu. O yüzden salyalarımı toplayıp kısaca sesleniyorum:
Dön bana yeniden nolur
Sev beni yeniden nolur
Al beni yanına noluuuur ;)
.
Oh be! ;P


Salı, Nisan 17, 2007

vaauuvvvv :P

Vay anasını sayın seyirciler! Blog Türkçeleştirilmiş bee! Helal olsun valla, kim yaptıysa öperim gözlerinden :))
.
Niiyse efenim; konumuz bu değildi tabi olarak ;) Aslında bi konumuz da yoktu ama olsun, maksat muhabbet değil mi ya?
Çok şey diycektim aslında ama şu an hepsi uçtu gitti; bu arada benim Türkçem de uçtu, blog düzeldi ben bozuldum hey Yarabbim...
.
Ama ne var biliyonuz mu? Memnunum lan ben halimden. Valla. Salaklık da bi yaşam biçimi bi yerde. Ne var? Sevdiklerim olsun, sevildikleri olayım yeter. Nedir yani ki hayat bundan daha başka? Daha ne istiyonuz hayvanlar diyesi geliyo insanın, bundan başka hayat mı var? Yiyiin garii...
.
İki arabam var; biri '69 Pontiac Firebird, diğeri '65 Corvette... Görseniz çok şekerler; geçen gün oyuncakçıdan aldım ama resmen içim gitti. Aslında Ford Mustang arıyordum ama bulamadım oyuncakçının sepetinin içinde. Olsun, ben bird'ümle korvet'imi de seviyom. Korveti bu aralar daha çok seviyom ama çaktırmayın, daha havalı ya...
.
Sabahları sağlıklı beslenmeye karar verdim, daha bereketli oluyor gün. Öbür türlü kafam çalışmıyor be ya. Fakat henüz o erken yatıp kalkma işini yapamıyom, yapacağa da benzemiyom. Saçma geliyo. Gece oturmak varken mis gibi tavuk gibi niye kalkıp eşeleniyim erkenden. Ama abartmamak lazım tabi. oniki iyidir bence. Sizce?
.
Bi şarkı var. Öyle güzel ki. Daha ilk duyduğumda aldı beni benden götürdü. Vardır ya hani öyle şarkılar. Böyle mıhlar adamı yerine, alır başka alemlere daldırır, uyanamazsın, kendine gelemezsin bi süre. Sonra bitince bi boşlukta hissedersin kendini, hiç bitmeseydi dersin, tekrar tekrar dinlemek istersin. Dinlersin de belki boku çıkana kadar. Ama asla bıktırmaz. Ömürlük şarkıdır o, ömür boyu durmadan dinlesen o kadar olur yani. İşte öyleydi bu da...
.
Uzun zamandır fotoğraf çekmiyorum ben. Ben de uzun zamandır ne yapmıyordum yahu diyordum kendi kendime, buldum. Fotoğraflamıyorum nicedir. Nedendir bilmiyorum ama. Öyle işte. Birden hevesimi yitirdim gibi oldu sanki. İçimden gelmiyor cicim. Çekmek istemiyorum. Çekilmek de istemiyorum. Çekinmek derler ya bazıları, fotoğraf çekinmek de, fotoğraftan çekinmek de istemiyorum ben bu aralar. kapiş?
.
Bi film izledim, çok güzeldi. Fransızcasını bilmiyorum da aşk ve cesaretle ilgiliydi kısaca. Beğendim ama amaaaan dedim, nedir, nolmuş ki yani? Çok da abartmamak lazım be, bi yerden sonra salıyosun gidiyor zaten. Hayat işte...
.
Daha da yazacaktım ama mürekkebim bitti. Cherie'yi hatırladım sonra, sanki çok unutmuş gibi. Yine dedim, hayat ne tuhaf lan; böle peluş oyuncaklar var sıkınca ses çıkarıyo falan. Ama yalayamıyo işte pembe dilini çıkarıp şap diye. Sen de için bi hoş sevinemiyosun. Bi de toz tutuyolar biliyo musun? Hiç çekilmiyo işte o zaman...

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Osman Aga! :D



Hey Allah'ım Yarabbim! Tam ben komiklik yapmaya çalışırken bir bakıyorum ki başkaları almış başını gitmiş sululuk konusunda! Benim küresel ısınma konusundaki endişelerim (bkz. aşşaki post) yerini gezegensel ıkınma durumlarına bırakmış. İnanmıyo musunuz? Ahan da bakın işte:
.
OSMAN'DA HAYAT VARMIŞ
Türkiye Ulusal Bilimsel Tetkikler Akademisi Konseyi (TÜBTAK), Maden Teknik Araştırma Kurumu jeologlarından Prof. Dr. Ziya Osman Saba tarafından geçen Perşembe keşfedilen ve geçici olarak B-612 olarak adlandırılan yeni gezegene Osman isminin verileceği açıklandı.
DAHASI...
1 Nisan şakası olarak hazırlanan bu habere bir de şakacıktan protesto tertiplenmiş; "Prof. Dr. Ziya Osman Saba’nın başarısını tüm kalbimizle kutluyor ve kendisine saygılarımızı sunuyoruz. Ancak Türkler tarafından bulunan bir gezegenin her dünyalı tarafından Osman adıyla tanınmasına karşıyız. Yüzlerce yıllık bilim ve astronomi tarihinde şimdiye kadar Türkler tarafından yapılan en büyük keşfin daha dikkatli bir şekilde adlandırılmasını istiyoruz ve bu üstünkörü davranışı ve halka sormadan bilimsel konularda karar verdiği için TÜBTAK’ı protesto ediyoruz. " diyerekten....
ÜSTELİK...
Ciddiye alıp da protesto eden aklıevvellerin sayısı hiç de az değil; ayrıca yazdıkları da akıllara ziyan sululuk abideleri olarak bu blogda şerefle yer almayı hakediyorlar. Buyrun burdan yiyin:
.
adı osmanın yeri veya osmanın mekanı olabilir OSMANLA EL ELE HEP BERABER OSMAN GEZEGENİNE
.
Ya güzel bir isim deil ama hem kendi benliğimi kullanıp hem de daha bulunmamış farklı bir isim bulmalıyız.Bana göre T.G.A(türklerin gücü adına)
.
bırakında adam ismini koysun kardeşim, Markow formül buluyo ismi markow chains oluyo, iskender toprak elegeçiriyo ismi iskenderun ve iskenderiye oluyo da bizim bulduğumuz gezegene niye bulanın ismi konmuyor.. bence osman gayet güzel bir isim.. fıratlar, umutlar, ahmetler kıskanmasın onlarda bulsun onlarda koysunlar isimlerini. sonuna kadar destekliyorum.
.
Ziya olsun
.
bence mantıklı osman ismi neden tepki alıyor anlamıyorum amerika kolombiya gibi ülkelere isim verilmişte bi gezegenne mi verilemeyecek yaa adı ne olsun gayet mi?? ben bulsam kendi adımı veriridim eger o gezegenleri nasa yada diger leri bulmusa ekip olaraktır isimler bilimseldir ama 1 kişinin eseri bırakınm adam keyfini cıkarsın gezegeninin olsa ne olur olmasa ne olur
.
Haklısınız, bu iş böyle bir saçmalığı kaldırmaz. Koyacak bir sürü isim varken neden osman? Bu kadar mı arap milliyetçisiyiz ? Selamlar.
.
tahsin olsun
.
Yaw millet kendi ismini koyuyor, neptüm, pluton, mars düşeş falan. Bizim aslan gibi Osman abimiz var, helal sana Osman aga.
.
gercekten cok ayıp bısıy boyle bı isim olmamalıydı kınıyorum
.
Prof.Dr.Ziya Osman Saba bu başarı için çabalarken emek verirken zaman harcarken beyin yorarken hanginiz vardınız da şimdi adamcağızı eleştırıyor halka sormalıydı ad verırken dıyorsunuz.. bırakın zırvalamayı hasetsızce alkışlayın yeter.. yeter.. hatta gölge etmeyın başka ıhsan ıstemez boyle buyuk ınsanlar.. bence bı gezegen ıcın uygun bır ısım. ozmın olacak telaffuzu muhtemelen;)
.
Gezegenin adı deplasman olsun
.
Orada yaşam varmıymış. Vay bee osmana ayak basmak istiyorum. Ne güzel gezegen ismi harbidende. gidip mangal yapalım ohh
.
ne demek kardeşim gezegeni biz bulduysak adını da biz weririz yanlışmıyım neymiş o bymiş 612ymiş filannn
.
sizene kardeşim adam kendi bulmuş gezegeni istediği adı koyar keyfinin kahyasımısınız adamın adam kendi soyadını koymuş işte nevar amerikayı keşfeden adam da kendi soyadını koymuş kimse bişey dememiş size tavsiyem laf olsun diye her yere atlamayın
.
peace at home peace at cosmos ;)
.
adamcağız gezegeni keşfederken yardımınızı mı aldı ya da yanında mıydınız da isim babası olmak için delleniyosunuz. çok biliyosanız biraz kasıp siz de uğraşın. feza geniş muhakkak bi şeyler bulursunuz.
.
siz kimsiniz ki adınızı ölümsüzleştirebiliyorsunuz? maaşınızı bile bizim verdiğimiz vergilerle alıyor evinize ekmek getiriyorsunuz... haddinizi bilin...
.
Osman Osman Osman Osman Osman, bikaç keresöyleyince alışıyor insan, iyidir. şimdi sayın prof gezegeni bulmuş, kimselere söylemeseydi bakıp bakıp teleskobundan Kuzum deseydi kendisine biz neyi protesto edecektik , gözleri arşa dikmeli daha kimbilir neler vardır , mustafalar, ayşeler berkecanlar, sudenazlar..
.
asıl ben sizi protesto ediyorum cibilliyetsizler! osman bulmuşsa adı osman olur. o kadar. beğenmiyorsanız gidin başka gezegen bulun!
.
bir jeolog nasıl gezegen keşfetmiş anlamadım ama neyse ki adı abdüssettar değilmiş.
.
uzayı yeni keşfediyoruz tabi. heyecandan ne yapacaklarını bilememişler sanırım !!!
.
Daha çok var böyle mesaj ama bu haftaki yerimiz sınırlı olduğu için -yalaaaan!- bu kadarına yer verebildim ama annadınız siz onu :P Bu arada konuyla ilgili benim güzide sululuğumdan mahrum etmeyeceğim sizleri tabii ki:
.
Bence gezegenin adı tabii ki SuluKöfte olsun, hatta gezegende su bulunduğu da gözönüne alınırsa harika bir seçim bence. köfte de gezegenin kıymamsı tabakasını simgeliyor zaten, yaa siz ne bilirsiniz cibilliler! ben buldum ben korum, kimseye de oynatmam gezegenimi! osman benimdir benim kalacak, bu 1 nisan şakaları du bakalım başımıza daha ne işler açacak ;))
.
Bu arada gezegene ilk idecek uzay aracına verilecek isim de tartışılsın, örn. ormancı olsun :P bir de mesela gezegene ilk adım atarken fonda "sabahlara dayanamam osman aga!" adlı güzide eser yankılansın, astronotlar osmanlardan seçilsin, ilk adım atan da "bu benim için küçük ama osmanlar için büyük bir adım, ahan da bastım işte!" desin. Niye, olmaa mı? ;PPP
.
Niahahaaa...

Perşembe, Mart 29, 2007

Anketörköfte

İlkokulda anket defterleri alır, sonra da alakalı alakasız herkese yazdırırdık anı olsun diye (anı defterleri de vardı ayrı olarak). Aptal saptal sorulara abuk sabuk yanıtlar verirdik; yok efendim en sevdiğin renk, en büyük hayalin vs. vs. Ben de dedim ki, ben daha aptalını yazarım kardeşim! İnanmıyorsanız, bakın görün cık cık cık...
.
Adınız:
Sulu Köfte
Yaşınız:
Yirmiikibuçuk :)
İşiniz:
Boşboşoturupokuyanbuaradadayazmayaçalışanparttimeinsanfulltimeköşeminderi
Hobileriniz:
Hobim yok. Yaşamak benim için hobi gibi zaten. Yok lan fobi miydi o?
Fobileriniz:
Evden dışarı çıkmak. Bu aralar acayip korkuyorum, aklım çıkıyor sokağa çıkmak zorunda kalacağım diye. Evimde sıcak sıcak oturayım, rahatıma bakayım, kimseyle muhatap olmayayım istiyorum. İnsan görünce ödüm patlıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Benimle karşılaşan insanlarda da beni görme fobisi başlıyormuş sonradan, diyenlerin yalancısıyım.
En sevdiğiniz özelliğiniz:
Her yerim. Ay pardon, o başka soruydu kehkehkeh... Cevaplıyorum; sululuğum tabii ki. Bayılıyorum sulu bi insan olmama. Şakır şakırım valla, su gibi aziz olayım hahayt! Bu arada kuruyup gitmekten de acayip korkuyorum, bunu da fobilere yazabilir miyiz? Kuraklık fobisi var bende, küresel ısıncam diye aklım çıkıyor.
En sevmediğiniz özelliğiniz:
Yok öyle bişey! Şaka lan, var tabii. Nefret ediyorum kendimden, Allah beni bildiği gibi yapsın! İşte sevmediğim özelliğim bu; kendime çok kötü davranıyorum. Şiddet uyguluyorum kendime, ağzımı burnumu kırıyorum. Geçen komşular zor aldılar elimden de karakolluk olduk. Komiser amca acıdı da barıştırdı, yoksa küstüydüm ben kendime. Ama şimdi iyi aramız. Canım ben lan!
En güçlü yönünüz:
Pazularım. Şaka yapmıyorum; pazu, pazı? her neyse işte, ondan var bende. Böle sıkınca kolumu çıkıyor ortaya yumurta gibi. Çok hoş lan. Bi de çenem çok kuvvetlidir benim, on kaplan gücünde ısırabiliyorum, ısırdım mı da koparıyorum acımıyorum. Bununla beraber, aşılarımın tam olduğunu da belirtmek isterim, korkmayınız.
En büyük zaafınız:
Peluş oyuncaklar. Özellikle de ayı olanları. Ayıların da özellikle küçük olanları. Onlara dayanamıyorum. Gördüğüm yerde yapışıyorum, bırakmıyorum. Almak zorunda kalıyorum. Seviyorum, okşuyorum, mıncıklıyorum. O zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Bu illetten kurtulamıyorum.
En büyük hayaliniz:
Akşam Prison Break var, onu izlemek. İzlerken kurcam en büyük hayalimi niahaha!
Gelecek planlarınız:
Ben gelecek planı yapmıyorum, bence çok saçma. Asıl geçmiş planı yapmak lazım bence. Mesela ben geçmişte evlenip biri kız, biri erkek iki çocuk doğurmuşum. Adlarını Haydari ile Şöbiyet koymuşum. Kocam bankacıymış, borsada para batırınca boşanmışız. Ben televizyonda yemek programı sunuyormuşum gibi gibi...
En sevdiğiniz renk:
Bunu sorma demedim mi lan ben! İçinde mor parçacıkları olan ama kırmızıya da çalan turuncu benekli mavi ekoseli fuşya rengini seviyorum var mı!
En sevdiğiniz yemek:
Bu da soru değil! Hangisini sevmiyorsun desen bi derece... Ama şöle söyliim; yayla çorbası üstüne kaşarlı dürüm döner sonrası mantı, sonrası yaprak sarma, sonrası kısır, yanına patates kızartması, ardından tatlı olarak menüdekilerin hepsi :)
Yakında öleceğinizi bilseniz ne yapardınız?
Yatıp uyurum töbe töbe! Ne yapçam, her zaman ne yapıyorsam onu. Yani maksimum tembellik, rahatlık, sululuk vs. Öbür tarafta ne olacağımız belli mi anacım! Bi de ben öyle "yok herkese veda ederim, sevdiklerime onları sevdiğimi söylerim" saçmalığına inanmıyorum. Hayvan şimdi mi geldi aklın başına! Sonradan sevmekle olmaz, yiyosa yaşarken sölesene!
Ölümsüz olsanız ne yapardınız?
Oturur ağlardım, sonra da yatar uyurdum. Ne lan bu, bi öl geber, bi vazgeçtim yok ölümsüz ol! Dalga mı geçiyonuz insanla!
İdealinizdeki erkek:
Aha işte benim konum! Yok öyle bişi! Yani var da, yaşamıyo. Denedim; Mel Gibson'ın gözleri, Johnny Depp'in dudakları, Bruce Willis'in gamzesi, Josh Hartnett'in sağ kulak memesi, Ewan McGregor'ın serçe parmağı, bilmemkimin topukları falan derken öyle yedek parçalardan oluşan elden düşme bi adam yaptık arkadaşlarla, yatırdık masaya, verdik elektiriği de ama canlanmadı. Çok da yazık oldu aslında, o kadar parça heba oldu. Adını da Frank koymuştuk oysa ki, çok tatlıydı ama kısmet değilmiş.
Bu anket defterinin sahibine son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Var tabii. Allah akıl fikir versin! Bi de akşam eve gelirken ekmek almayı unutmasın. Bitti.

Pazartesi, Mart 26, 2007

bu da olacağmış!


İşte sonunda bu da oldu; bir "Wanted" oldum :P sefkili glassgiant.com sağolsun, istediğiniz her şekle girebiliyor, istediğinizi her şekle sokabiliyorsunuz. Buyrun ziyaret edin, çok eğleneceksiniz. Mass destruction'dan hükümlü bu hatunun sözünü dinleyin derim ben, 5000 dolar da azmış ama neyse artık :PP

Perşembe, Mart 22, 2007

Salı, Mart 13, 2007

the reason

you were the reason for me once...
a reason to smile
a reason to go on
and a reason to hope
but I was always a realist
despite the fucked up imagination I had
and all the efforts you made
I knew my place
and it couldn't last
so here I am
a reason for depression
a reason for you
and a reason for me
a reason to let go...
*
who knew?

Cumartesi, Şubat 24, 2007

R.I.P.


Bebeğim, kuzum, canımıniçi... Bu sabah sessiz sedasız bizden ayrıldı... Gitti... Buz gibi bedenini son bir kez daha sevdim, her zaman soğuk olan burnuna dokunup veda ettim... Şimdi evde de, içimde de bir boşluk var. Ve ona ait olan o yer hep boş kalacak. Çok ama çok özleyeceğim bitanemi...
.
Seni çok seviyorum "ma cherié", çok...

Cumartesi, Şubat 17, 2007

fluffy is dead now sweety


"Bana en büyük düşman yine benim" diye büyük bir lafla yapayım girişi ki okura kıyak olsun ;) Başlık da, bu büyük laf da çok da kişisel ve içten gelen bir şey değil aslında. Fluffy aylar önce sokakta bir köpeğin kovalaması sonucu bir arabanın altında kalan ve yolda can çekişip ölen bir sokak kedisine taktığım isim. En büyük düşmanım ise... E daha önce de söyledim. Benim.
.
Konuya şurdan girecektim ama kulağı ters taraftan tutma misali strateji şaşırdım, affedin :P Asılo mesele şu; bu aralar kendimle çok başbaşa kaldım. Şikayetçi değilim yanlış anlamayın, fakat bir süre sonra arızaya bağlanıp abidik gubidik felsefeler yapmaya başlayabiliyorsunuz; ki çok tehlikeli aman evlerden ırak ;P
.
İşte ta oralardan geldiğim nokta şu; kendi kendimize engeller koyuyoruz, sansürler uyguluyoruz ve kendimizi önce biz durduruyoruz; baltalıyoruz. Zamanı, yaşamı, enerjiyi, bedenimizi, ruhumuzu, başkalarını, çevreyi, etraftaki herşeyi hoyratça kullanıyoruz. Sonra da "ya niye böyle oldu?" diye salak salak bakakalıyoruz. Yalan mı?! ;P
.
Demeden geçemeyeceğim; "Cheers Darlin'" çaldı ahan da demincek, pek bir sevindirik-melankolik oldum. İyi geldi ;)
.
Ama asıl demek istediğim; yazık ediyoruz. Kendimize, çevremize, herkese ve herşeye... Yapmayın, yapmayalım. Durduğumuz anda dürtükleyelim kendimizi, çimdirelim yine birbirimizi ve yeniden başlayalım, sansürsüz yaşayalım.
.
Buraya nerden geldiğimi unutmuştum ya hatırladım şimdi ayol :P Bu blogu ilk açtığımda, yazmaya başladığımda kimsecikler bilmiyordu ve kimseciklerin haberi yoktu. İşte o zaman daha özgürdüm sanki. İstediğimi, istediğim gibi yazıyordum; kementmiş, peycviewmiş umursamıyordum. Tabii aradan birbuçuk yıl geçti; köfte kıymalarını saçtı etrafa, duyuldu, okundu, izlendi, meşhur oldu :P İyi bir şey tabii; okundukça anlam kazanıyor yazılanlar. Fakat bir yanımla da hep bana özel kalsın istiyorum, hani hiç düşünmeden "kim ne der, ne düşünür, nasıl yorumlar?" diye. Kendime koyduğum sansür burada başlıyor işte. Bu ufak alanda bile işliyor otokontrol mekanizması ve ben kendi üzerimden sizi kontrol ediyorum. Sizi, okuduklarınızı, benim hakkımdaki düşünce ve duygularınızı... Sizdeki yansımamı istediğim gibi şekillendirmeye başlıyorum her yeni sansürde. Uyanın millet, kullanılıyorsunuz! :P
.
Neyse; dedim ya felsefe bazen çok tehlikleli olabiliyor (tehlikeli olmadığı zaman da sıkıcı zaten!). Kısaca söylemek istediğim şu; beni okumaya devam edin anacım, hatta takip ederken yemeden içmeden kesilin e mi! Fakat ben artık ilişkimizdeki mekanizmaları kaldırmak istiyorum; RTÜK'ten rica ettim, sansür vanalarını kapatıyorum. Ya da sonuna kadar açıyorum; hangisi daha uygunsa metafora işte ondan. Yani canlarım; fluffy'si batsın, ben artık koyverdim gidiyorum, gazı kökledim uçuyorum ;) (Cenk'e selam olsun :P) (başlıktaki sweety de ben olsun ;P)
.
Anneeee! Bitti!
:D

Pazar, Şubat 11, 2007

motoru gazla gol olsun ;)

Dönülmez akşamın ufkundaysan
U dönüp ters yöne giremiyorsan
Olmuyor diye ağlama
Bağır benim gibi
Bırak kısılsın sesin
Sok lafını, depon dolsun
Gazla hiçbirşey olmamış gibi
Bir takım laleler aldım
İsyan pazarından
Arka bahçeler için idealmiş
En sarısından
Çekilin yolumdan
Geri geri geliyorum
Kimler ne kazıklar atmış
Camdan bakarken görüyorum
Çekilin yolumdan
Geri geri geliyorum
Ben artık eski ben değilim
Dönüştüm, değiştim, çok içtim, geliyorum
Ahımı alanlar gelsin
Boy sırası tek tek dizilsin
Ben herzaman söyledim
İlahi adalet var dedim
Sabrettim, bekledim
Doğru zaman gelecek dedim
Bazı laleler almıştım
İsyan pazarından
Tüm gerekenler yapılsın
Başlasınlar ön sıradan
Çekilin yolumdan
Geri geri geliyorum
Kimler ne kazıklar atmış
Camdan bakarken görüyorum
Çekilin yolumdan
Geri geri geliyorum
Ben artık eski ben değilim
Çok içtim, geliyorum
***
Ben uyurken geçen günler
Geri gelmeyecekler
Fulltime yıllarıma rağmen
Öç peşindeler
Yönetici olabilirim aslında
Yapamayan yönetir derler
Ama tüm personel adaylarım
Üst mevkilerde bir yerdeler
Ben yedekteyim, onlar oynuyor
Ben izlemekteyim, onlar atıyor
Neden bilmem, hep böyle oluyor
Sonuç aleyhime, uzatma yok, maç bitiyor
Yıllarca ben koşup
Çalıştım, çabaladım, didindim
O bir vurdu
Gol oldu
Bana ıslak bir sopa verin
Elle oynamayayım maç durmasın
Topuğumu ağzına gömünce
Lütfen faul olmasın
Ben yedekteyim, onlar oynuyor
Ben izlemekteyim, onlar atıyor
Neden bilmem, hep böyle oluyor
Sonuç aleyhime, uzatma yok, maç bitiyor
Yıllarca ben koşup
Çalıştım, çabaladım, didindim
O bir vurdu
Gol oldu
***
I'm back, people! Back to normal. But yeah yeah I know; "there's no such thing in life as normal!" as the master Moz says ;)

Salı, Ocak 30, 2007

Depression Vol. 2.0

Yine yeni yeniden...
En derininden depresyonlara gark olmuşken...
En sıfırından dibe vurmuşken...
En cilalısından arabesk parçalarken...
Hazır bu bloglar bu iş için yapılmışken...
Geleyim ben de buraya döküleyim dedim.
Zaten başka kim bilecek ki?
.
Herşey her zaman ama en çok da bugün...
Karanlık, dar, sonuçsuz, anlamsız...
Şarkılar erken biter, filmler gereksiz yere uzar...
Kapağı açılmayan kitaplar yazılmayı bekler...
İnternetin en olmadık zamanda kesilir...
Hani başka zaman olsa he deyip geçeceğin şeyler...
Ama bugün başka türlü koyar sana...
Aslında nedeni başkadır tabii, bambaşka...
.
Biraz kaybolduğundan...
Biraz bulunmak istemediğinden...
Biraz bulunma umudunu yitirdiğinden...
Biraz da yorulduğundan...
Sığınacak, saklanacak delik bulamadığından...
Dağılır gidersin öylece...
Buharlaşmak istersin, hava bile kabul etmez seni yanına.
Yağmur gibi yağamazsın başkaları gibi...
Hep o başkalarıdır zaten, herşeyi bambaşka yapan, bambaşka yaşayan...
Asla ama asla senin gibi olmayan...
Senin de asla olamayacağın gibi.
.
Dağıttıysam kusura bakmayın.
Sabaha temizlikçi gelir temizler nasılsa ortalığı...
Ya da kapıcı gelir akşama, en kötü ihtimalle...
Alır atar çöpleri...
Gerisini de çöpçüler halleder zaten...
Sonrası malum...
Kimse zahmet etmesin.

Perşembe, Ocak 25, 2007

malt malt malt!


Müebbet Muhabbet'in CenkErdem Beyler'inin Cenk'i (Durmazel) meğersem gisli gisli neler yapıyormuş sayın seyirciler! Badluck'tan sonra şimdi de Malt isimli bir grup kurmuş, "Kendi adını taşıyan ilk albüm" adlı bir de albüm çıkarmış, üstelik de gümbür gümbür rock yapıyormuş! Vallahi bayıldım, billahi pek sevdim, şiddetle tavsiye ederim (hani güzellikle anlamazsınız belki diye!)
.
İlk kliplerini "Aşkın gözü" isimli müstesna esere çekmişler, görünce inanamadım, Cenk Bey şarkı söylüyor, üstelik de çok güzel söylüyor! İnanmazsanız heman vereyim linkini açın izleyin anacım:
.
"Aşkın gözü kör olabilir ama inan bana karnı açtır
İyi sindirilmemiş bir aşk üçüncü tekillere muhtaçtır"
.
Daha ne diyiim sayın okur, Allah Cenk Bey'i başımızdan eksik etmesin! ;))
.
Not: Sanki benim Jarvis'le Cenk Bey arasında var bir benzerlik ama hadi hayırlısı :P Öptüm!

Çarşamba, Ocak 24, 2007

Emin Çölaşan'dan...

Ya onlar?.. Onları unutmayın
.
BUGÜN 24 Ocak. Türkiye’ye gelmiş geçmiş en büyük gazeteci olan Uğur Mumcu, 14 yıl önce bugün öldürüldü. Ulusalcı, Atatürkçü, laik, yolsuzlukların ve din tüccarlarının üzerine amansızca giden, hırsızların ipliğini pazara çıkaran, Türk toplumunu her açıdan aydınlatan bir gazeteci idi.
.
Uğur yakın arkadaşımdı. Lise çağlarında mahallede başlayan arkadaşlığımız öldüğü güne kadar sürdü. Bu meslekte bugüne kadar nice Atatürkçü, laik, yurtsever insanın öldürülmesine tanık oldum. Onları hep birlikte toprağa verdik. Abdi İpekçi Milliyet’te genel yayın yönetmenimdi. Beni gazeteciliğe o başlatmıştı. Çetin Emeç hem Milliyet’te, hem Hürriyet’te genel yayın yönetmenimdi. Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı yakın dostum, Necip Hablemitoğlu arkadaşımdı. Hepsi öldürüldü.
.
Hukuk adamı, Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Prof. Dr. Muammer Aksoy, 31 Ocak 1990 günü Hürriyet’te ziyaretime gelmişti. Kendisiyle Atatürkçülük-laiklik üzerine çok uzun bir söyleşi yaptık. Ülkemizin kimlere nasıl teslim olduğunu anlattı. Öğleden sonra yanımdan ayrıldı, öldürüldü. Bana o gün, öldürülmeden az önce kitabını imzalamıştı. Son yazısı oldu!
.
Onlar bu vatanın yurtsever, Atatürkçü evlatlarıydı. Hepsinin acısını bire bir yaşadım. Karanlık güçler onları silahlarla, bombalarla tek tek yok etmeyi başardı. Mumcu, Kışlalı ve Aksoy’un bana imzaladıkları kitapları anı olarak kaldı. Geçen yıl Danıştay baskını... Öldürülen üye Mustafa Yücel Özbilgin. Yaralanan 2. Daire Başkanı ve üyeler... Neyse ki tetikçi bu kez kaçamadı. Fakat yine işin derinine inilmedi. Cinayetlerin çoğunda tetikçiler bile yakalanmadı. (Dink cinayetinde kamera sayesinde ele geçti.) Yakalanmış bile olsalar hangi cinayetin perde arkasına inildi ve karanlık güçler ortaya çıkarıldı?
.
Öldürülen hiçbir Atatürkçü yurtseverin cenazesinde ve öncesinde hiç kimse "Hepimiz Türk’üz" diye slogan atmadı!
.
Bugün 24 Ocak, Uğur Mumcu’nun ölüm yıldönümü. Uğur, Abdi Bey, Çetin Bey, Ahmet Taner, Necip, Muammer Hoca, Özbilgin ve öldürülen bütün yurtsever insanlarımızı burada bir kez daha saygıyla anıyorum. Onları unutmayın, unutturmayın. Hrant Dink için de ayrıca üzüntümü belirtiyor, toprağı bol olsun diyorum.
.
Emin Çölaşan'ın bugünkü Hürriyet yazısı

Perşembe, Ocak 18, 2007

La Grippe

Squirrel Nut Zippers söylüyor (Allah'ım TRT ile büyüdüğüm ne kadar belli oluyor!), tuhaf şeyleri seviyorum.
.
Wilbur kendini öldürmek istedi dün akşam, ben de oturdum izledim. Başaramadı tabii ama iyi de oldu. Ben çok sevdim zira keretayı.
.
Alkım'ı sevdik, seviyoruz ama bir türlü bohçamızı kapıp kaçamadık yanına. Bir gün gidip yerleşeceğim anasını satayım, nedir bu ya!
.
Çikolata aromalı kahve güzel değil; enteresan aslında ikisine de ayrı ayrı can feda ama aynı fincanın içinde "hayır!". Oysa Irish cream harika olmuş 3ü 1 arada, içtikten sonra bile odaya sinip kalan kokusu mest ediyor valla, bravo.
.
Radyo Eksen'e küstüm, ne güzel Moz istemiştim, "The youngest was the most loved"ı kaydedecektim (evet, korsana başladım) ama çalmadılar hainler. Gitti kontörler, gitti dağ gibi şarkı ühhü!
.
Pembe dizi izliyorum. Evet, utanmıyorum; hem izleyip hem de itiraf ediyorum. Ne yapayım, elimde değil. Geçen gece Coupling'deki Susan'ın dediği gibi: "Hormones!"
.
8090. gün olmuş bu arada hahaaaa...
.
Jarvis Cocker'la bitirelim, adını söylemeyi çok seviyorum. Tabii kendisini de :P I just came to tell you that I'm going...

Perşembe, Ocak 11, 2007

zamanyak :P

Size biraz Zamanya'dan bahsetmek istiyorum, Yiğit Kulabaş'ın beni çok etkileyen romanı. Özellikle ikinci bölümü çok hoşuma gitmişti, oradan parça parça bölük pörçük alıntılar yaparak biraz size de tattırmak istedim :)
.
"Özgeçmiş yazmak bana hep garip gelmiştir. Bir ömür boyu yaşadığın onca günü, olayı bir iki sayfaya sığdırabilmek... Zor değil, imkansız bir şey...
..... Bence özgeçmişimi okuyan beni kafasında canlandırabilmeli..... Ama nasıl yazabilirim bunu, nasıl sığdırabilirim bir iki kelimeye?
..... Çayımdan bir yudum daha aldım ve hedefimin ne olduğunu düşünmeye başladım. Amacım çok zengin mi olmaktı? Ya da güzel bir kızla evlenmek, aile kurmak? Yoksa yüksek mevkilerde miydi gözüm? Gerçek cevabın aslında bu kadar yalın olduğunu bulunca şaşırdım: Amacım mutlu olmaktı!
Evet, mutlu olmaktı hedefim. Bunu sağlayabilmek için de ne paraya ne mevkiye ihtiyacım olduğunu o an hissettim. Yapmam gereken zevk almaktı hayattan ve boğaz, çay, takalar, martılar da bu amaca hizmet ediyorlardı.
......
Zamanı ve hayatı seven
Mutlu bir çocukluk geçirmiş (Ailemi çok seviyorum ve onlar da beni seviyor. Ne ben onları üzdüm, ne de onlar beni...)
İstanbul çocuğu (Yani İstanbul'dan ayrı kalamayacak kadar bu şehri seven, İstanbul'da doğan büyüyen, İstanbul'da ölmek isteyen... Anlaşılıyor mu?)
Ağlamaktan korkmayan ama gülmeyi tercih eden
Uyumlu (Güzel ortamların peşinde koşan..... Çirkinliklerden arındırılmış hayali bir dünyayla uyumla dans eden...)
Aşık olmaktan hoşlanan
Sadece mutlu ve huzurlu olmayı hedefleyen
.....
Bu başlıkları okuyan kişi ne kastettiğimi anlarsa beni gerçekten tanıyabilecekti.
Zaten kim olduğumu anlamayacak kişilerin çalıştığı şirketlerin beni ilgilendireceğini zannetmiyorum. Nasıl olsa o kişiler ve şirketler çirkinlikleri ile benim açımdan görülemeyen hayali varlıklara dönüşerek hayatımdan çıkıp gidecekler..."
.
... diye yazmış Yiğit Kulabaş ve okuduğum anda beni benden alıp götürmüş :) Kimbilir belki bu satırları kendime çok yakın bulduğumdan ya da belki "işte ben de böyle olmak istiyorum!" diye düşündüğümden... Ben çok sevdim. Tavsiye ederim, umarım siz de seversiniz "Zamanya"yı...

Pazartesi, Ocak 08, 2007

8080

Bugün dünyadaki 8080. günüm! Üşenmedim hesapladım; tam 8080 gündür yaşıyorum. 8 Ocak 2007... Sadece kayıtlara geçsin dedim, 8080 çok fiyakalı bir rakam oldu di mi ehehe :P Ne diyiim, nice 8080'lere ;)