Ya ben anlamıyorum arkadaşlar... İnsanlar nasıl devamlı bir depresyon çukurunun içinde kendilerine hayatı zehir ediyorlar, ben çıkış kapısını buradan gayet rahat görebiliyorken (ayol bağırıyor neonlu harflerle 'EXIT! EXIT!' diye) onlar neden sıkı sıkı tutunup bırakmaya yanaşmıyorlar zeminin dibindeki çamurlu toprağı... Yani tamam, ben de zaman zaman girip girip çıkıyorum ruhsal komalara; bazen bozuntuya vermiyorum ama benim de avuçladığım oluyor o dipteki çamurları. Fakat gayet iyi de biliyorum hayatın anlamının o çamur olmadığını... Bunların gelip geçici olduğunu... Yaraların ama kendiliğinden, ama mikili yara bantlarıyla sarılıp iyileşebileceğini... O zaman soruyorum, en naniğinden bir manik depresif olarak; NİYE? Neden bu çilecilik, çilekeşlik (çilek-eşlilik?!)
Acıyı anlayabilirim, sempati de duyabilirim empati kurduğum kadar. Ama kusura bakmayın da, fazlası da biraz sömürüye girmiyor mu? "Bakın benim ne güzel yaralarım, yara izlerim var. Hem çok da seri kanayabiliyorum böyle, litrelerce. Alın Allahaşkına, biraz da siz için, siz kanatın beni. HADİ AMA. Olmadı mı, e o zaman bir zahmet sarıverin yaralarımı, ha sahi fazla yara bandınız var mıydı? Peki ya tentürdüyot? Lütfen ama ağlarım bak!"
Üzgünüm ama ben almayayım canım... Hatta ben kanmayayım (kanamayayım?!) Zira bu entel dantel zırlamalar ve zırvalamalar -her ne kadar uzaktan şirin ve şefkat uyandırıcı görünse de- bana işlemiyor. Gerçek acı olduğuna inansaydım belki. Ama değil. Çünkü gerçek acıyı bilirim ben de, herkes kadar. Zaten herkesin acısı kendine değil mi?! Acırsın, konuşamazsın. Canın yanar ama çığlık bile atamazsın. Kimselere anlatamazsın, ki zaten kimse de anlamayacaktır. Sadece fısıldarsın kendine "geçecek, geçecek bunlar" diye. Bazen geçer, bazen geçmez, o ayrı. Ama dediğim gibi, "acım var, gelin acıyın bana" diye bağrılınmaz ortalarda, nispet yaparcasına. "Benim acım senin acını döv(er)"emez çünkü.
Herkes acı çekiyor, hepimizin canı yanıyor. Ama kimse -ben de dahil ve en azından benim tanıdığım hiç kimse- acısını böğüre böğüre bir şeylerin sömürüsü ya da mazereti olarak kullanmıyor. Acını çekersin paşa paşa, sonra da susar oturursun aşağı krallar gibi. Acı dediğin böyle yaşanır çünkü. Senin zannettiğin gibi paylaşıldıkça azalmaz, tıpkı paylaşılmadıkça artmayacağı gibi. O yüzden, küçük kız, KAPA ÇENENİ ve çek acını. Ayrıca o depresyona girmesini bildiğin gibi çıkmasını da bil. Bil ki bir dahaki sefere yine girmeye yüzün olsun. Çünkü bu halinle çok yüzsüzsün bence.
Not: Hehehe kimse korkmasın (o küçük kızdan başka :P) kendime yazılmış bir yazı değil bu; yani küçük kız ben olmadığım gibi (küçük mü? danalar gibiyim Maaşallah!), depresyonda falan da değilim (en azından bu aralar :P) Ama yazının muhatabını bir sıkı benzetmek kendimi daha iyi hissetmeme neden olabilir tabii ki. Neden olmasın?! ;) biraz evilish bi smiley yok mu buralarda :PP
Cuma, Eylül 29, 2006
Pazartesi, Eylül 25, 2006
kısa kısa...
Canlarım kanlarım biricik okurlarım! Okur diyorum ama siz kuzucuklarımı izlemekten ve dinlemekten de geri bırakır mıyım hiç?! Yapmam ben ööle şey! Yapmaaaaaam!!! Çemkirtmeyin beni de hadi izleyiverin gari bi yolcuk ah gurban oleeeem! :PPP
Not: Evet, youtube saolsun :P
Ergenlik Manyağı
"Gençlik nereye gidiyor?" ya da "Afferim len size!" siz seçin anacım ama ben olsam bu çocukları kesin bloga transfer ederdim hihihi...
Not: Evet, youtube saolsun :P
Ergenlik Manyağı
"Gençlik nereye gidiyor?" ya da "Afferim len size!" siz seçin anacım ama ben olsam bu çocukları kesin bloga transfer ederdim hihihi...
Acayip hoş bir animasyon, ağzınıza layık bir sanatsal köfte ay aman kısa film :)
Mutlaka izleyin; ben öldüm gülmekten, özellikle müzik bir harika hihihohohooooo...
Aynı ekipten bir kısa filmin kamera arkası şeysi, harikalar yaa...
Aha bu da kısa filmleri, şiddetle (hıııı dıt!) tavsiye edilir ;P
Hahhahaaa Iron Maiden'ın kulakları çınlasın, daha doğrusu kulak kıkırdakları sızlasın. Ama Türk aklı işte, yapmış yapacağını... Dinleyin görün anacım (bunu komşu blogdan arakladım şşşt çaktırmayın :P)
Pazar, Eylül 24, 2006
Hayırlı Ramazanlar

Evet sayın okurlarım, biricik kuzularım! Bir resim bir konu köşemize daha hoşgeldiniz diycem ama diyemiyorum; zira şu görmüş olduğunuz tarafımdan çekilen ve birinci sınıf bir sanatsal çalışma olan fotoyla konumuzun hiç alakası yok. Ama olsun, güsel duruyor işte diyerekten asıl hoş gelen hadiseye barnak basmak istiyorum, öhöm öhöm!
Bildiğiniz üzre Ramazan geldi, oruç ayı başladı. Sakın ha "aman bu ay oruçluyuz, suluköfte muluköfte yiyemeyiz!" diyerekten bloga girmemezlik, "kement" atmamazlık yapmayın, burayı boşlamayın, benim de sinirlerimi zıplatmayın! Tamam, belki guruldayan mideniz izin vermeyebilir ama köfteniz iftar ve sahur vakitleri de hizmetinizde yavrucuklarım. Gelin, buyrun, yiyin, doyun yani ;)
Ayrıca daha önce de bahsettiğim gibi, canınız kanınız biricik suluköfteniz sahurlarda davul, iftarlarda iftar topu (evet evet bizzat davul ve topun kendisi köfte :P) olarak siz kuzucuklarına hizmet etmeyi sürdürecektir; blog 24 saat açıktır, evlere servis yoktur, rezervasyon sınırlıdır. Aha da böyle biline, herkeşlere haber salına!
Bak iftara da az zaman kalmış, haydin hepinize hayırlı iftarlar canlarım! ;)
Perşembe, Eylül 14, 2006
Pazartesi, Eylül 04, 2006
şeytan aldı götürdü ya da yandı bitti kül oldu


Çocukluğumun en güzel yaz günlerini yaşadığım yerler Ayvalık, Sarımsaklı, Şeytan Sofrası... Yıllardır hep bir ikinci ev gibi gördüm, kendimden bildim buraları. Belki de o yüzden bu yaz başında yangın haberlerini duyduğumda daha bir üzüldüm diğer yangın felaketlerinin yanında. Fırsat doğdu, bir de kendim gittim gördüm. Nerede o yemyeşil tepeler, nerede şimdiki yanık kuru topraklar... Resmen kel kalmış o güzelim ormanlar ama İnşallah kimsesiz kalmayacak. Kim yaptıysa (hangi elleri kırılasıca şerefsizse artık; ufak not: sabotaj olduğu gün gibi ortada, aynı anda koca ormanın beş yerinde birden yangın çıktığı nerede görülmüş, ayrıca burayı alıp oteller vs. dikmek isteyen ama izin alamayan Antalyalı bir işadamının olduğu da söylentiler arasında) amacına ulaşamayacak çünkü sanılanın aksine imara açılmayacak bu alanlar, tekrar yeşillendirilecek. Tabii toprak küsmez, doğa ana çocuklarını affederse... Şimdi Şeytan Sofrası'nın tepesindeki bu görüntülere bakınca hem içim acıyor, hem de sormadan edemiyorum. Ne oldu bizim insanlığımıza; koşarken ayak izini bu tepeye bırakan şeytan mı aldı götürdü, yoksa dağa kaçan inekle birlikte insanlık da yandı bitti kül mü oldu?! Ama cevabı bilsem de ne içimdeki çocuğun dili varıyor söylemeye, ne de ormanla birlikte yanıp kül olan diğer canlıların çığlıkları izin veriyor konuşmama... Susuyorum.
Pazar, Eylül 03, 2006
'what's next?' generation
"Sırada ne var?"... Hayatı artık at gibi dört nala değil, Ferrari'nin bilmemkaç beygir gücüyle (espri ve sululuklar sonraya lütfen) yaşadığımız şu zamanda kendimi sık sık sorarken buluyorum bu soruyu... "Eee şimdi ne var?" Öyle acımasız bir soru ki aslında. Sanki tüm olacaklar olmuş, yaşanacaklar yaşanmış, tüm olasılıklar tükenmiş gibi... Bir de ukala, bir de yüzsüz; yani sıradaki gelse ne yazar gelmese ne yazar, hepsinin köküne kibrit suyu der gibi... Üstelik yanıltıcı; ne olursa olsun başederim gibi saçma bir yanılsamaya düşürüyor insanı, ki eyvahlar olsun... Fakat belki de altında yatan anlam çok daha farklı; daha acı dolu, daha isyankar sanki. Hani dibe batmış da bundan daha dibini göremezmiş gibi. Ama alın bir yanılma daha; hayat en "bundan kötüsü olamaz" anlarımızda yakalayıp yere daha beter çivilemez mi bizi zaten. İşte bir korkum varsa bundandır benim de... "Sırada daha ne var? Yetmedi mi artık, bitsin yaa..." Ama bir isyanın başkaldırışıyla değil, ya da nanik depresifin (sonra açıklarım) vurdumduymazlığıyla... Sadece bir küçük köfteciğin hayata dair korkusu, merakı, endişesi ve belki ucundan kıyısından biraz da heyecanıyla... "What's next be birader?!" Olasılıklar havuzunda boğulup hayat okyanusunu ördekli kolluklarıyla yüzüp aşmaya çalışan gariban jenerasyonuma... Biliyorum oradasınız; çünkü "the truth is out there"... Maybe because it was never here... Kalın sağlıcakla ;)
Çarşamba, Ağustos 30, 2006
hayatınızın anlamı geri döndü!
Perşembe, Ağustos 17, 2006
tatil köftesi version 0.2
Evet canlarım ciğerlerim; köfteniz yine kaçıp gidiyor buralardan kısmetse... Yine türlü sululuklar ve mavi sular peşinde... Ben gidip dönene kadar iyi bakın buralara, bloga ve tabii kendinize de... Öpüyorum canlarım; haydin baş baş!
Not: Bak dayanamadım, gitmeden yine size bi güzellik düşündüm. Yüksek Sadakat'tan Döneceksin Diye Söz Ver; pek sefkili İçliKöftecim göndermişti doomgünümde, ben pek içlendim, bıyrın siz de bırdan yakın :P
Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver
Dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem her şey biter yine başlar yeni baştan
Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...
Söz! :PP
Not: Bak dayanamadım, gitmeden yine size bi güzellik düşündüm. Yüksek Sadakat'tan Döneceksin Diye Söz Ver; pek sefkili İçliKöftecim göndermişti doomgünümde, ben pek içlendim, bıyrın siz de bırdan yakın :P
Güneşin ufka değdiği yer
Oraya git ama yine gel
Döneceksin diye söz ver
Böylesi hepsinden güzel
Git özlet kendini yine gel
Döneceksin diye söz ver
Dinle uzaktan çalan şarkı hicazdan
Yaktık seninle biz bir yangını yeni baştan
Dinle uzaktan küllerin arasından
Madem her şey biter yine başlar yeni baştan
Bana ne olur ellerini ver
Gideceksin ama yine gel
Döneceksin diye söz ver...
Söz! :PP
Pazar, Ağustos 13, 2006
Perşembe, Ağustos 10, 2006
iyi ki doğdum...
İyi ki doğdum ben... İnsanız diye geçinip türlü çirkinliklerle, pisliklerle mahvettiğimiz; bizden başka canlı yokmuş gibi hayat bulmaya çalışan her yaratığa zehir ettiğimiz; kendi türümüze bile her gün işkence ettiğimiz; sonra da karşısına geçip yaptığımız iğrençliği gururla seyrettiğimiz bu dünyaya... iyi ki doğdum!
Biraz acı olduysa kusura bakmayın; sadece içimden geçenler bunlar... Ama hepinize teşekkür ediyorum; iyi ki varsınız ve iyi ki bu dünyayı çekilir kılıyorsunuz...
Sevgiler
Biraz acı olduysa kusura bakmayın; sadece içimden geçenler bunlar... Ama hepinize teşekkür ediyorum; iyi ki varsınız ve iyi ki bu dünyayı çekilir kılıyorsunuz...
Sevgiler
Pazar, Ağustos 06, 2006
blog kardeşliği böyle günde lazım
Uzun zamandır bu konuda bir şeyler söylemek istiyordum ama sürüp giden bu acımasız savaşa karşı "yeter artık durun!"dan başka ne denebilir bilemiyorum. En iyisi lafı, gerçekten söyleyecek sözü olanlara bırakmak. İşte savaşa bizzat şahit olan Iraklı, Lübnanlı blogcu arkadaşlarımız...
Baghdad burning by Riverbend
Kerblog in Beirut
Salam Pax the Baghdad blog
Electronic Intifada
A Family in Baghdad
Ve bitirirken de Mazen Kerbaj (kerblog)'ın İsrailli bir gazeteciye verdiği yanıtı ekliyorum. Kendisi söylenecek herşeyi söylemiş zaten...
"to an israeli interviewer"
You have called me today to request an interview for an Israeli newspaper. Here is my answer.
you want to interview me about the music we are keeping going in beirut today.
in other times, i would have liked to be interviewed by an israeli newspaper to talk about my music and my drawings.
i would have probably said for a start that i never imagined the israeli people like green people with antennas.
i would have talked about the free jazz and the improvised and experimental music scene in lebanon. i would have said that beirut is most probably the closest city in the world to tel aviv and that the musicians and artists of both cities have a lot in common. at least the weather, not to speak about the mediterranean way of life and the high concentration of intellectuals, artists, thinkers and free men in both cities.
today that i have the occasion to say whatever i want, i do not wish to do so.
today, instead of playing music with my friends musicians in Beirut and in the whole world, i am playing with the israeli air force. and this, i do not accept.
today, i sadly do not feel we have the same weather anymore. beirut is getting hotter every day. and this, i do not accept.
today, i am beginning to believe that there is not so much free men in israel.
i tend to think more and more that the majority of the israelis are really green with antennas on their heads. and this, you shouldn't accept.
today, i do not wish to speak anymore.
thank you for listening to this “nothing” i ended up by saying.
posted by mazen
Baghdad burning by Riverbend
Kerblog in Beirut
Salam Pax the Baghdad blog
Electronic Intifada
A Family in Baghdad
Ve bitirirken de Mazen Kerbaj (kerblog)'ın İsrailli bir gazeteciye verdiği yanıtı ekliyorum. Kendisi söylenecek herşeyi söylemiş zaten...
"to an israeli interviewer"
You have called me today to request an interview for an Israeli newspaper. Here is my answer.
you want to interview me about the music we are keeping going in beirut today.
in other times, i would have liked to be interviewed by an israeli newspaper to talk about my music and my drawings.
i would have probably said for a start that i never imagined the israeli people like green people with antennas.
i would have talked about the free jazz and the improvised and experimental music scene in lebanon. i would have said that beirut is most probably the closest city in the world to tel aviv and that the musicians and artists of both cities have a lot in common. at least the weather, not to speak about the mediterranean way of life and the high concentration of intellectuals, artists, thinkers and free men in both cities.
today that i have the occasion to say whatever i want, i do not wish to do so.
today, instead of playing music with my friends musicians in Beirut and in the whole world, i am playing with the israeli air force. and this, i do not accept.
today, i sadly do not feel we have the same weather anymore. beirut is getting hotter every day. and this, i do not accept.
today, i am beginning to believe that there is not so much free men in israel.
i tend to think more and more that the majority of the israelis are really green with antennas on their heads. and this, you shouldn't accept.
today, i do not wish to speak anymore.
thank you for listening to this “nothing” i ended up by saying.
posted by mazen
Cuma, Ağustos 04, 2006
şarkım geldi...
Gecenin bir yarısı, yazısını bitirmek için çırpınıp duran, sıcaktan patlayan ve kafayı duvarlara vuran bir köfteceğiz ne yapar? Kuzucuklarına mesaclı mesaclı "lyric" yazar efenim...
Happy when I'm crying - Pearl Jam
I need a song to help along
When it feels wrong it seems so long
To get to the light
We live in homes talk on phones
Hear the tones can you hold
Moving fast as light TV's on at night
Does peace come out of fighting
Can truths come out of lying
I'm happy when I'm crying
If reality is what I see newspapers mag-azines TV
Tell's what's going on leading us along
It's not absurd to all get heard
Put our feelings into words
You have to reach inside no feelings to hide
Does peace from out of fighting
Can truth come out of lying
I'm happy when I'm crying
Bring children into the world
We couldn't have done it by ourselves
Stop and wonder why
There's more than meets the eye
Somewhere inside I did believe
I can't belong I was wrong
I have gained insight
I will see the light
Truth isn't lying
Peace isn't fighting
Love isn't dying
Not: Bir de aplanız için Pearl Jam'den "Bee Girl" ile Morrissey'den "Girl Least Likely To" adlı parçalara bi bakıverin zamanınız olursa, pek bi içlendim de akşam akşam ;P
Happy when I'm crying - Pearl Jam
I need a song to help along
When it feels wrong it seems so long
To get to the light
We live in homes talk on phones
Hear the tones can you hold
Moving fast as light TV's on at night
Does peace come out of fighting
Can truths come out of lying
I'm happy when I'm crying
If reality is what I see newspapers mag-azines TV
Tell's what's going on leading us along
It's not absurd to all get heard
Put our feelings into words
You have to reach inside no feelings to hide
Does peace from out of fighting
Can truth come out of lying
I'm happy when I'm crying
Bring children into the world
We couldn't have done it by ourselves
Stop and wonder why
There's more than meets the eye
Somewhere inside I did believe
I can't belong I was wrong
I have gained insight
I will see the light
Truth isn't lying
Peace isn't fighting
Love isn't dying
Not: Bir de aplanız için Pearl Jam'den "Bee Girl" ile Morrissey'den "Girl Least Likely To" adlı parçalara bi bakıverin zamanınız olursa, pek bi içlendim de akşam akşam ;P
Salı, Ağustos 01, 2006
Salı, Temmuz 25, 2006
yepisyeni köfte!
Evet anacım; gördüğünüz üzzre blogumuz yenilendi, süslendi püslendi, cici oldu. Eh artık bi iç dizayn lazımdı zaten. Kabul ediyorum, bir yerlerden kopya çektim, komşu bloglardan aşırdım ama olcek o kadar. Hepsini sizin için yaptım canlarım, kendim için bişii istiyosam noliim ayol! Hadi siz blog içi gezintinize devam edin, commentlerinizi eksik etmeyin, ee nasıl buldunuz hadi söyleyin! ;)
Pazar, Temmuz 23, 2006
hasret köfteleri

Ayrılık değil, son hiç değil... Ama merak etmeyin sizi de kendimi de ağlatıp blog ortamlarını kasmiicam; ben hasretimi kenarda köşede tek ayak üstünde (ve gözyaşlarıma eşlik edip akan burnumla beraber) çekerim anacım. Siz yeter ki yol hazırlıklarına başlayın; minibüs tutulsun, yolluklar pişsin, arkamızdan sular dökülsün; istikamet kara kent Ankara! Ya zaten yıllardan beri bir Ankaralı özletiyordu kendini (bkz. Hande zillisi), şimdi bir de Aslıyan köftesi çıktı başımıza. Ama sıkı durun Ankara, Bolu, Abant ve bilimum yolüstü et lokantaları! Yıllar ayıramayacağı gibi yollar da ayıramayacak; artık sadece İstanbul değil, tüm yurt bıkacak bizden niahahahaaaaaa!...
Zırlamayın len!
Not: O Aslıyan'ın başındaki ellerden biri benim; yani mesaj veriyom kızım, elim her zaman üstünde olacak, benden kurtulamayacaksınnn!!! ;)*
Cuma, Temmuz 14, 2006
mezuuun!!!

Evet canlarım; gördüğünüz üzre köfteniz mezun oldu. Tabii yandaki gibi bir sahne yaşanmadı (:PP) ama çok eğlendik, çok duygulandık, pek de bir sulandık. Önce kep töreni, sonra da pek şenlikli mezuniyet balosu derken hem eğlenceden hem de yorgunluktan bitap düştük ama daha bitmediii! Bundan sonra daha bir eğlenip daha bir sulancaz, bizi izlemeye devam edin anacım ;)
Not: Köftenin saçlar gitti, algı da düştü. Yaslardaydım yeni toparlandım. Kökü bendeymiş, pöh! Alacağın olsun Selim abi! :P
Cumartesi, Temmuz 01, 2006
resimsiz :P
Ayol hep göz banyosu yaptıracak değiliz ya! :PP Bu da böyle olsun be yav :)
Hayat enteresan, her zamanki gibi... Tuhaf bir seyirde devam ederken beni de şaşırtmaya devam ediyor. Aman anacım, Allah şaşırtmasın!
Bir de şöyle bir durum var; hayatımda ilk defa ileride ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Yani öyle garip ki; sanki bu yazdan sonra hayat yokmuş gibi... Ağustos, bilemedin en fazla Eylül'den sonrası bir büyük boşluk, adeta kara delik resmen... Ve bendeniz; "fil" in the blanks! Şu an Sheryl Crow "If it makes you happy, it can't be that bad" diyor ama durum Muse'den "Supermassive Black Hole"e daha fazla uyuyor, tabii supermassive olan yine benim...
Yine bir yerlere, bir şeylere, birilerine yetişmem gerektiği hissine kapılıyorum ama aslında yetişmem gereken tek kişi bizzat ben kendimim galiba. Sadece biraz toparlanmam lazım, sanki daha toparlak olabilirmişim gibi! :PP Aaa hakikaten, bu arada ayın 11'indeki mezuniyet için de ufaktan kampa girmem gerek, yoksa o siyah elbisenin içine asla sığamayacağım (yaa entel entel giderken birden sohbet bööyle sığlaşır işte, yüzeysel köfte senii!)
Her zamanki gibi size birkaç gündem maddesi sunmak isterdim canlarım ama şu deli sıcakta valla halim yok. Üstelik yazdığım gündem maddeleri bir bir elimde patlamaya başladı bildiğiniz üzre (bkz. Morrissey'im tatlı aşkım, benim yumuşak tatlım!) Yine de küstüm oynamıyorum diyemeyeceğim; daha yapacak çok işim var. Daha büyücem; "savaşçı" olcem, mezun olcem, yarışmacı olcem, "kardeş kraliçe" olcem, bi de sığdırabilirsem arada yerli turist olcem... Ama bittabii her zaman ve her an sizin biricik "suluköfteniz" olmaya devam ediciim kuzucuklarım ;)
Beni izlemeye devam edin :P*
Hayat enteresan, her zamanki gibi... Tuhaf bir seyirde devam ederken beni de şaşırtmaya devam ediyor. Aman anacım, Allah şaşırtmasın!
Bir de şöyle bir durum var; hayatımda ilk defa ileride ne olacağı hakkında en ufak bir fikrim yok. Yani öyle garip ki; sanki bu yazdan sonra hayat yokmuş gibi... Ağustos, bilemedin en fazla Eylül'den sonrası bir büyük boşluk, adeta kara delik resmen... Ve bendeniz; "fil" in the blanks! Şu an Sheryl Crow "If it makes you happy, it can't be that bad" diyor ama durum Muse'den "Supermassive Black Hole"e daha fazla uyuyor, tabii supermassive olan yine benim...
Yine bir yerlere, bir şeylere, birilerine yetişmem gerektiği hissine kapılıyorum ama aslında yetişmem gereken tek kişi bizzat ben kendimim galiba. Sadece biraz toparlanmam lazım, sanki daha toparlak olabilirmişim gibi! :PP Aaa hakikaten, bu arada ayın 11'indeki mezuniyet için de ufaktan kampa girmem gerek, yoksa o siyah elbisenin içine asla sığamayacağım (yaa entel entel giderken birden sohbet bööyle sığlaşır işte, yüzeysel köfte senii!)
Her zamanki gibi size birkaç gündem maddesi sunmak isterdim canlarım ama şu deli sıcakta valla halim yok. Üstelik yazdığım gündem maddeleri bir bir elimde patlamaya başladı bildiğiniz üzre (bkz. Morrissey'im tatlı aşkım, benim yumuşak tatlım!) Yine de küstüm oynamıyorum diyemeyeceğim; daha yapacak çok işim var. Daha büyücem; "savaşçı" olcem, mezun olcem, yarışmacı olcem, "kardeş kraliçe" olcem, bi de sığdırabilirsem arada yerli turist olcem... Ama bittabii her zaman ve her an sizin biricik "suluköfteniz" olmaya devam ediciim kuzucuklarım ;)
Beni izlemeye devam edin :P*
Cumartesi, Haziran 24, 2006
kahve bahane...

... fal şahane?! Yalan halbuki! "Fal"ı aynaya tutarsanız görürsünüz gerçek yüzünü: "laf"tır esası. Falcı da laf cambazı demektir aslında. Neyi ne kadar bildiğiniz değil, neyi nasıl söylediğiniz önemlidir. Tabii iş biraz da karşınızdakinin safiyetine ve inanma arzusunun şiddetine kalmıştır. Ama iş ciddiyete ve maddiyata dökülmedikçe her zaman keyifli bir meşgale olmayı sürdürmüştür fal; annelerimizin altın günlerinden kampüs kantinlerimizin kaynaşma ortamlarına sürdüregelmiştir o taçsız egemenliğini. "Neyse halim, çıksın falım"dır parola ve kalbi kadar dili de temiz olan her bahtı belirsize açıktır gaibin kapıları. Gerisi yalandır; biz fanilere de fala inanıp falsız kalmamak düşer...
Perşembe, Haziran 15, 2006
the watcher

Who is watching us... whose eyes are upon us... the way we were, the way we are... who is gonna tell us which way to go... all and more is in the eye of the beholder... through the binoculars, a whole new world is ahead of you... just sit back and watch...
Thanx: to the lovely model "hotche", to our lovely hostess "arzuhan" and of course to the lovely photographer, who I guess is "tseyn" ;)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







