Pazar, Temmuz 29, 2007

ya çıkarsa :P

Geçen gün piyango bileti aldım. Aslında adetim değildir ama bir canciğer arkadaşım istedi, iki tane çeyrek aldım. Ve dedim; ya çıkarsa? ;)
Dün gece rüyamda sevgilimlen sinemaya gittiğimi gördüm. Ama film başlamadan çıktık, o beni ailesiyle tanışmaya götürdü. Sonra bir ara evlenmeye karar vermiş olmalıyız ki beni bir evlilik korkusu sardı, anneme söyleyemediğim için çocuğa "biz bu işi biraz daha düşünelim" dedim. O sırada uyandım ve dedim; ya çıkarsa? ;))

Cuma, Temmuz 20, 2007

gözünüz gönlünüz açılsın :))


Eee hep depreşip mi takılcaz be! Biraz da içimiz açılsın şöyle, oooh mis gibi :PP
Kendisi Milo Ventimiglia olur, hani Heroes'daki Peter Petrelli :)
Alın doya doya seyredin anacım; kızgın kumlardan serin sulara ;))

Perşembe, Temmuz 19, 2007

çekimser

Yeter diye bağırmak istiyorum. Ama niye? Nedeni yok sevgili okur. Aslında var ama yeterli bir neden değil. O yüzden bağıramıyorum zaten. Ancak buraya yazacak kadar yeterim var. Nasıl ama? :)
Şimdi; kafam karışık. Ama her konuda. Aklına ne gelirse sevgili okur, benim o konuda kafam karışık. Seçim hariç. Siyasal anlamda seçimle sorunum yok, oyumu kime vereceğimi biliyorum. Ama hayattaki seçimler ne olacak? Onlar için de oy pusulası yapıyorlar mı ki? Eminim yapıyorlardır ama benim damgam yok. Yani insanlar ne ile seçim yapıyorlarsa, bende ondan yok. Zeka, mantık ya da sağduyu; ne derseniz deyin. Bende on(lar)dan yok. Ciddiyim. O yüzden kafam çok kolay karışıyor.
Bir de safım, çabuk inanırım biliyor musun sevgili okur. Hayalperest de olduğum için, hemen hayal kurarım. Hemen yazıveririm aklımdan senaryolar, gerçekleşmeyeceğini bile bile. Olsun ama, onlarla mutluyumdur ben. Sonunda gerçek olmayacağını bildiğim için rahatımdır bu konuda. Oh be, derim. Ya gerçekleşseydi hayallerim, ne büyük hayal kırıklığı olurdu, değil mi?
Ama gel gör ki sevgili okur; bir gün bir şey olur, biri bir şey der, bir şey yapar. Amanın derim kendi kendime, noluyor acep recep? Herhalde galiba sanırsam bir şeyler olmakta, diye tırsarım. Ama sonunda bi halt olmaz, ben yine vecihi gibi kalırım ortada. Oh be, derim yine. Ama bir yandan düşünürüm; ulan ben bu gece mehtaba dalıp... Müzeyyen en şahane ilaçtır böyle zamanlarda (Senar olan).
En fecisi de (vecihi değil, fecii); olanların da, olmayanların da benim kontrolümde olmamasıdır. Hoş, hayat bu, kimin kontrolü var ki? Ya da kimin kontrolü kimin elinde değil mi sevgili okur?
Ve fekat sinirime dokunan konu şu; benim kafamın karışmaması lazım. Karıştırmayın benim kafamı. Çok rica edicem. Zaten üflesen uçacak kadar aklım var, bir de siz bulandırmayın, n'olursunuz. Eminim yapacak çok daha elzem işleriniz vardır, gidin onları karıştırın. Bana nesi? Yazık değil mi? Ayıp valla. Bulmuşsunuz şuncacık kızı, ara ara ayar verip bulandırıyorsunuz beynini. Yapmayın rica ederim. Koca koca insanlarsınız. Sizin yüzünüzden bir gün çekimser kalıcam, Allah muhafaza.
Neyse efenim... Gel ey saki biz kıyı kıyı takılalım. Neydi sevgili okur? Dün gece mehtaba daldım, hep seni andım. Öyle bir an geldi ki, mehtap seni sandım. Ya...

Fikret :)

Anacım bu kuş milleti manyak! Vecihi uçtu göçtü derken; dün gece bahçede bir martı yavrusu bulduk (zeyno kulakların çınlasın :)) Uçamamış kalmış bahçenin orta yerinde, etrafında da bizim acar kediler! Hayır bi de salak kuş, üstüne gelen kediden kaçacağına yanına gidiyor, "ye beni" gibilerinden! Dayanamadık yine tabii, bizim aile de manyak anacım! Babam indi, aldı getirdi martı yavrusunu. Su verdik, yem verdik, koduk balkona. Mal duruyo tabii, kuştan başka ne beklenir. Hayır, tuhafıma giden şu; bu saf yavrucak ses çıkarsa anası baası gelip alacak onu kurtulacak. Ama gıkı çıkmıyo ki delinin! Neyse efenim; tabii ben bu kuşa da hemen bi isim kodum. Vecihi'nin sevgilisi Fikret var ya! Ahan da işte o! Yakında baş göz de ederim ben bu iki salağı; hoş, arada biraz boy farkı var (biri güvercin, biri martı be insaf!) ama olsun! Gönülleri bir olduktan sonra, di mi ama :PP

Perşembe, Temmuz 12, 2007

vecihi geliyo vecihi!


Ahahahaaaaaaaa! Ay çatliycam ayol! Hihihhohohhooo valla çok komik bak sevgili okur, n'ooolur bi dinle!
Şimdi; geçen gün bahçede bi gürültüdür koptu. Ev ahalisi olarak heman koşuştuk pencerelere. Bi de baktık ki, bizim kedi -bizim diil aslında ama besliyoz işte sevabına- bi güvercini kıstırmış, güvercin de uçamıyo mu sana! Al başına belayı! Neyse efenim, kediyi kovduk, kuşu kurtardık ama kuş bahçede kendi halinde yürüyor. Yürüyor çünkü uçamıyor hakikaten. Babam hasta dedi, annem yavru dedi. Bi süre kuşu kendi haline bıraktık. Ve fekat heyhat! Gel gör ki sevgili okur -ki gelemezsin göremezsin biliyom, o yüzden ben anlatıyom- kuşceğiz bahçedeki parmaklıkların tepesine çıktı duruyo öyle. Uçsa uçamıyo, kaçsa kaçamıyor; e kedi de sotada bekliyo!
N'apsak n'apsak? E sonunda dayanamadık -çok merhametli ve insaniyetliyiz ya- babam kaptı kuşu eve getirdi yardım ve yataklık maksadıyla. Meğersem hasta diil yavruymuş ama görseniz dünyanın en salak yavrusu! Tüyler zaten bi tuhaf, gaga uzun tuhaf, kanatların altında tüy yok, kuyruk bi enteresan; uçamıyor hayvan. Hayır, hadi yavrusun uçamazsın anlarım. Bi de embesil bi de salak! Ayol koyduk kapalı balkona, önünde de su ve yem. Bi ye di mi hayvanat, bi eşelen, bi dolaş. Yok! Öyle bıraktığın yerde duruyo salak! Bir gün boyunca ne kıpırdadı, ne de yedi içti anacım. Mal gibi durdu orda!
Soona babam bunu açık balkona koymuş; hani uçsun gitsin başımızdan salak diye. Gitmedi anacım, uçmadı da atlamadı da aşşa -ki burda akıllı olduğunun sinyalini aldığınızı sanıyonuz ama yanılıyonuz anacım- Derken bi baktık bizim yan pencereye geçmiş. Hoop ordan da karşı evin penceresine geçmiş. O evde de kimse yok; be salak biz sana yem veriyoz su veriyoz; sen kalkıp da niye yalınayak başıkabak oralara gidiyosun!
Neyse canlarım, biz bunu evlatlıktan reddettik haliyle. İki gün soora da unuttuk -hain ebeveyn!- Derkeeeen... Bugün kuşları beslerken -evet, hem kedileri hem de kuşları besliyoz, köpek bulsak onu da besleriz, hatta at, hatta inek, hatta...- bi de baktık ki ne görelim sevgili okur! Bizimki alt katın panjurunun üstünden aval aval bakmakta yemlenen kuşlara. Ulan insene sen de! Neyse indi sonunda. Ve fekat heyhat! Önündeki emek kırıntılarını görmüyo, görse de ne olduklarını idrak edemiyor. Varsa yoksa diğer kuşların peşinde, onların gagasının dibinde. E haliyle dayak da yiyo! Evet sayın seyirci; yem yiyemiyor ama dayak yiyor bu embesil! Meğer onu beslememiz diil dövmemiz gerekiyormuş, bunu idrak ettik biz de!
Bu arada bi teori geliştirdim: imdi bu salağı kesin anası terketmiştir, embesil olduğunu anlayıp "böyle evlat olmaz olsun!" diyerek evlatlıktan reddetmiştir -ki biz de öyle yaptıydık zaten, bkz. 8 satır yukarsı- ayrıca bu kesin erkektir -salak ya- bu nedenle adını "vecihi" koydum ben. Hani uçamıyo ya o hesap hehehe çaktın köfteyi sevgili okur ;)
Durun şimdi gitmem lazım; zira vecihi gelcek ama uçamıyo salak ahahahaaaayyyyyy

Çarşamba, Temmuz 04, 2007

Ben

Bu aralar kendime pek takığım; ne yapsam batıyor, ne yapsam derin analizlere gark oluyorum, iğrenç oluyor. Ama aslında meselenin ne olduğunun farkındayım, farkındayım da boşver be sevgili blog, bir de sen yorma kendini. Ben zaten sana anlatıyorum hepsini tane tane, al işte...
Sadece kendisiyle ilgilenen, etrafındaki dünyadan bihaber yaşayan tiplemelerden nefret ediyorum. Ama enteresan bir biçimde ben de sadece kendimle ilgilenmek ve kendimi dünyaya kapatmak istiyorum -aha al işte yar analizin kafasını-
İnsanlara sinir oluyorum, insanları seviyorum ama hayvanları kesinlikle daha fazla seviyorum ve onlara sinir olmuyorum. Hayvanın aptalı şirin oluyor da, insanın aptalı hiç çekilmiyor. Bir insan hem hayvan, hem de aptal olduğundaysa cinayetim geliyor.
Hayatta birkaç rutinim -uyku, kahve, internet, tv, kitap, yazı ve müzik- var, bunlar bozulduğunda arızaya bağlıyorum. İnsanlar planlarımı bozduğunda çekilmez biri haline dönüşebiliyorum.
Basit şeyleri seviyorum; karmaşaya, gereksiz ayrıntılara gelemiyorum. Gelenleri de sevmiyorum.
Yaralarımı kendim sarıyorum; ama yanlış ama eksik, başkalarının sardığı bandajlara karşı alerji geliştiriyorum, kaşınıp duruyorum sonra. Teselliyi çok çok iyimser bir hayal olarak görüyorum. Kendime acımasız davranmaktan hoşlanıyorum -gel gel analize gel şimdi-
Aptal oyuncakları seviyorum ve sevmeye de devam edeceğim, laf edenleri de yakalayıp döveceğim.
Kolay ağlıyorum ama kimsenin yanında ağlamamaya dikkat ediyorum. Güçlü görünmek için değil; sadece ağladığınızda diğer insanların sizi avutmaya çalışmalarını aptalca buluyorum. Rahat rahat ağlamam için beni rahat bırakacak bulduğumda ağlarım, söz.
Çok gülmeme takıp "aa ne neşeli şeysin sen öyle" diye ikide birde laf sokuşturan tiplere gıcık oluyorum. Onları kahkaha denizlerinde boğmak ve suni teneffüssüz bırakmak istiyorum.
Suratım asık olduğunda "aaa ne sinirli şeysin sen öyle" diye laf atanlara sinir oluyorum; zaten sinirli olduğum için sinirim iki, yer yer üç katına çıkıyor, katliamım geliyor.
Sadece kız olduğum için ince, narin, nazik, terbiyeli, hanım hanımcık, munis ve duygusal olmamı bekleyen insanları aptal buluyorum; aptallıklarını da alıp yanımdan defolup gitmelerini istiyorum.
Sadece kız olduğu için ince, narin, nazik, terbiyeli, hanım hanımcık, munis ve duygusal (mış) gibi yapan kızlardan tiksiniyorum; mümkünse saçlarını başlarını yolmak istiyorum.
Depresif insanlardan hazetmiyorum; mümkünse depresyonlarını alıp...
Genelleme yapan dallamalardan nefret ediyorum; beni genelleyebileceğini sanan aptallara da sadece acıyorum -biraz megalomanca oldu di mi, oh olsun, beter olsunlar-
Bunun dışında; kendimi seviyorum, kendimi onaylıyorum -yalan tabi, yok öyle bişi, sadece lafı geldi esprisi oldu diye şeettim ama tamamen de yanlış sayılmaz hani-
Neyse canlarım; gecenin bir yarısı nefret kusasım geldi, zaten bu aralar pek bir agresifim gördüğünüz gibi. Ama nedenine gelince;
Aslında kendime kızgınım. Kendime verdiğim sözleri tutamadığım, kendi planlarımı kendim bozduğum ve kendi yolumu yine kendim tıkadığım için kendime acayip gıcık oluyorum. Kendime kendisi kendilerine kendi kendine... Budur!

Pazar, Haziran 24, 2007

ilk imzam :))


Canlarım ciğerlerim; gördüğünüz gibi döndüm :) Ve de gördüğünüz gibi ilk kitabımın ilk imzasını atmış bulunuyorum (geç kaldınız hahayt! :P) Gerçi bu, gitmeden önceydi, 3 Haziran sanırsam ki. Diğerleri için de sıraya geçivereceksiniz artık :PP
Tekrardan bu mutluluğu benimle paylaşan herkese çok teşekkürler, nice mutluluklarda yine beraber olmak dileğiyle :) Ay TRT programı gibin oldum yaf, bu tatil yaramadı bana emekliler arasında kala kala emeklilere döndüm harbiden, erken emeklilik mi istesem napsam :P
Neyse efenim, mutluluklar bir yana; sinir bozuklukları da olmuyor değil. Bazı insanlara gıcık oluyorum; muhtemelen onlar da bana gıcık oluyordur ama inanın ben daha çok gıcık oluyorum onlara. Böyle onları tokatlamak, efendime söyleyeyim, tırmıklamak, cırmalamak ve de yolmak istiyorum. Yüzlerine nefretimi haykırmak istiyorum ama yapamıyorum, takdir edersiniz ki. Çok zor efendim, çoook; nefret edip de söyleyememek, sevip de söyleyememekten daha kötü. Çok daha kötü. Ama insan öğreniyor işte, diğer herşey gibi.
Aman ya, neyse, boşverin. Madem blog'um var, içimi döküp rahatlayayım dedim. Oh iyi de yaptım; siz sağ ben selamet, hadi görüşmek üzzre, öpüldünüz ;))

Pazartesi, Haziran 11, 2007

ilk kitabım!!!



Anne-Kız Diyalogları (Funda Özlem Şeran & Burcu İkizer)
.
Sonunda Sonunda Sonunda!!! Müjde Müjde Müjde!!! :D
Canlarım, ciğerlerim; merakla beklediğiniz, hasretle istediğiniz biricik ilk kitabım çıktı. Sulu mu sulu, güldürüklü mü güldürüklü Anne-Kız Diyalogları bu hafta kitapçılardaki yerini alacak, siz de hemen koşun gidin alın, bol bol gülün :))
Bu arada on gün kadar buralarda olmayacağım, kampa gidiyorum. Hemen havalara girip inzivaya çektim kendimi :PP Yok yav, valla leylek havada durumları oldu bu sene ama dönüşte telafi ederiz canlarım. Hepinizi koccaman öpüyorum, kendinize iyi bakın, bloga uğramayı kement atmayı unutmayın, kipatı da okumayı ihmal etmeyin ;PP

Pazartesi, Mayıs 28, 2007

döndüm!!!


Canlarım ciğerlerim bebişlerim :PPP Efsaneniz canınız kanınız biricik SuluKöfteniz geri döndü! Kutlamalar başlasın efenim :))
.
Gittim, gezdim, foşfoş yaptım, eğlendim, biraz yoruldum ama Allah'a şükür sağ sağlim geri geldim. Pek olay çıkarmadım ama az daha şeetseymişim çıkacakmış aldığım duyumlara göre :PP Neyse efenim, yediğim içtiğim benim olsun -tabii benim olacak ayol hıh!- ben gördüklerimi anlatayım; anlatmasına da, anlatmakla olmaz, bizzat görmeniz lazım. Onun için de benim adeta bir Japon turist edasıyla çektiğim fotoları görmeniz lazım. Eh, bunun için de ilerleyen günlerde www.sulukofte.deviantart.com'dan ayrılmamanız lazım. Benden sölemesi!
.
Ama merak buyurmayınız, arada en güzellerinden buraya da attırıveririm fotocukları, burayı da boşlamak olmaz tabe ;)
.
Bunun dışında geri dönmek çok güzel, ne de olsa insanın kendi evi gibisi yok. Hem daha yapacak çok iş var demi ama ;)) Öslemişim buraları, çok öpüyom hepinizi anacım ;***

Salı, Mayıs 15, 2007

SuluKöfte 2. Yılını Kutluyor!



Ey sulu ahalim! Duyduk duymadık demeyin! Davullar çalınsın, zurnalar çınlasın, yer yerinden oynasın, göbekler atılsın; blog'un ikinci yılı kutlu, mutlu, hayırlı olsun!
Zamanın nasıl geçtiğini görüyorsunuz işte; daha dün bir küçücük kıyma parçasıyken büyüdük, kızardık, piştik; hatta biraz fazla kuruduk :PP Ama işte karşınızda iki yaşında, sulu mu sulu, deli mi deli bir blog olarak sizleri her geçen gün aydınlatmaya(!) devam ediyoruz :)
Şu iki yıl içinde neler oldu neler, maydanozlu köfteler :P Ve kimbilir ileride daha neler olacak neler? Bekleyip hep birlikte göreceğiz İnşallah sevgili canımıniçi biricik kuzucuk okurlarım (yağ çekeyim ki okumaya devam edin, di mi ama!)
Aklımda çok şey vardı ama nedense şu anda söyleyecek bir şey bulamıyorum; mutlumcuk oldum sanırım, yok be buldumcuk muydu o ehehe her neyse; mutluyuz, gururluyuz, başarılarımızın devamını diliyoruz. Oh be! :))
Hepinizi koccaman, en sulusundan öpüyorum canlarım; nice senelerde hep beraber olmak dileğiyle... ;)
.
Canınız kanınız, biricik SuluKöfteniz;
FÖŞ ;)

Çarşamba, Mayıs 09, 2007

Beni Yak Kendini Yak Herşeyi Yak ;))

Ateş, yüksek sıcaklık ve alev veren hızlı yanma olayı.
Ateşin meydana gelebilmesi için yanabilen bir maddenin tutuşma sıcaklığında oksijen ile temas etmesi gerekir. Yakıt ve oksijen devamlı mevcut ve temas halinde ise sürekli yanma olur. Bir ateşin söndürülmesi, yanmaya sebeb olan unsurlardan yakıt ve oksijenin yok edilmesi, sıcaklığın düşürülmesi ile mümkündür.
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir.
Ateş sayesinde ısınırız,yemek pişiririz,geceleyin güvenlik sağlarız,suyu mikroplardan temizleriz,yerimizi belli etmek için kullanırız.
Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.
''Ateş-i suzan-ı firkat yaktı cism u canımı
Bir harab-ı abade döndürdü dil-i viranımı
Neyle teskin eyleyim şu dide-i giryanımı
Çünkü aldırdım elimden sevgili cananımı..''
"içimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
o ne alev deryası, çiçek bahçesine eş. "
Ateşin keşfi yakın çağlarda da ‘atomun parçalanması’ ile ‘aya gidilmesi’ kadar önemli bir buluş olarak tanımlanıyor.
Ateş almak: 1. Yanmak, tutuşmak.
Ateş bacayı sarmak: Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.
Ateş basmak: Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
Ateşe atmak: Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak.
Ateşe tutmak: 1. Ateşli silâhla mermi atmak. 2. Bir şeyi ateşin üzerinde tutarak ısıtmak.
Ateşe vermek: 1. Bir yeri bilerek yakıp yok etmek.
Ateşine (nârına) yanmak: Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek.
Ateş kesilmek: 1. Çok kızgın, öfkeli davranışlar göstermek. 2. Çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak.
Ateşle oynamak: Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek.
Ateş püskürmek: Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek.
Ateşten gömlek: İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Ateşle oyun olmaz.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Yüreğine ateş düşmesi: İşte o çok çok fena bişii diyiim ben size :P

Pazar, Mayıs 06, 2007

@---


Ruhicim; geveze aşkım :P

Cuma, Nisan 27, 2007

gerilelim

Gerilim filmlerinden bahsedecektim; zira son zamanlarda harika filmler izledim. En güzeli de "Hard Candy" idi, tavsiye ederim. Fakat bugün konum bu değil. Baktım, gördüm ki filme hiç gerek yok gerilmek için. İşte buyrun, gündemimiz burada...
Ben başkaca bir şey demiyorum artık...

Perşembe, Nisan 19, 2007

hastasıyız ;P


İtiraf ediyorum anacım; Cem Özkan'a bayılıyorum! Sebep sadece iyi müzisyen olması, "Dön Bana" şarkısının mükemmel olması, klibinin beni benden alması da değil üstelik (adam beni benden almış ayol daha ötesi var mı?!) :P
Hayır yani, başka türlü açıklaması da yok; açık açık hastasıyım, '69lu olması da kahretti beni ayrıca ama mühim değil artık gözüm kararmış bi kere! :)
Şöyle açıklayayım; adama bakınca sakinleşiyorum, rahatlıyorum, nötr bi insan oluyorum, huzur doluyorum. Tıpkı Morrissey'in "To me You're a work of Art" şarkısındaki "But then I look at you and know / That somewhere there’s a someone who can soothe me" ifadesindeki gibi; tıpkısının aynısı oluyo bana da ona bakınca ;)
Neyse efenim fazla uzatmayayım, yoksa bana bıraksanız sabaha kadar sürer gider bu. O yüzden salyalarımı toplayıp kısaca sesleniyorum:
Dön bana yeniden nolur
Sev beni yeniden nolur
Al beni yanına noluuuur ;)
.
Oh be! ;P


Salı, Nisan 17, 2007

vaauuvvvv :P

Vay anasını sayın seyirciler! Blog Türkçeleştirilmiş bee! Helal olsun valla, kim yaptıysa öperim gözlerinden :))
.
Niiyse efenim; konumuz bu değildi tabi olarak ;) Aslında bi konumuz da yoktu ama olsun, maksat muhabbet değil mi ya?
Çok şey diycektim aslında ama şu an hepsi uçtu gitti; bu arada benim Türkçem de uçtu, blog düzeldi ben bozuldum hey Yarabbim...
.
Ama ne var biliyonuz mu? Memnunum lan ben halimden. Valla. Salaklık da bi yaşam biçimi bi yerde. Ne var? Sevdiklerim olsun, sevildikleri olayım yeter. Nedir yani ki hayat bundan daha başka? Daha ne istiyonuz hayvanlar diyesi geliyo insanın, bundan başka hayat mı var? Yiyiin garii...
.
İki arabam var; biri '69 Pontiac Firebird, diğeri '65 Corvette... Görseniz çok şekerler; geçen gün oyuncakçıdan aldım ama resmen içim gitti. Aslında Ford Mustang arıyordum ama bulamadım oyuncakçının sepetinin içinde. Olsun, ben bird'ümle korvet'imi de seviyom. Korveti bu aralar daha çok seviyom ama çaktırmayın, daha havalı ya...
.
Sabahları sağlıklı beslenmeye karar verdim, daha bereketli oluyor gün. Öbür türlü kafam çalışmıyor be ya. Fakat henüz o erken yatıp kalkma işini yapamıyom, yapacağa da benzemiyom. Saçma geliyo. Gece oturmak varken mis gibi tavuk gibi niye kalkıp eşeleniyim erkenden. Ama abartmamak lazım tabi. oniki iyidir bence. Sizce?
.
Bi şarkı var. Öyle güzel ki. Daha ilk duyduğumda aldı beni benden götürdü. Vardır ya hani öyle şarkılar. Böyle mıhlar adamı yerine, alır başka alemlere daldırır, uyanamazsın, kendine gelemezsin bi süre. Sonra bitince bi boşlukta hissedersin kendini, hiç bitmeseydi dersin, tekrar tekrar dinlemek istersin. Dinlersin de belki boku çıkana kadar. Ama asla bıktırmaz. Ömürlük şarkıdır o, ömür boyu durmadan dinlesen o kadar olur yani. İşte öyleydi bu da...
.
Uzun zamandır fotoğraf çekmiyorum ben. Ben de uzun zamandır ne yapmıyordum yahu diyordum kendi kendime, buldum. Fotoğraflamıyorum nicedir. Nedendir bilmiyorum ama. Öyle işte. Birden hevesimi yitirdim gibi oldu sanki. İçimden gelmiyor cicim. Çekmek istemiyorum. Çekilmek de istemiyorum. Çekinmek derler ya bazıları, fotoğraf çekinmek de, fotoğraftan çekinmek de istemiyorum ben bu aralar. kapiş?
.
Bi film izledim, çok güzeldi. Fransızcasını bilmiyorum da aşk ve cesaretle ilgiliydi kısaca. Beğendim ama amaaaan dedim, nedir, nolmuş ki yani? Çok da abartmamak lazım be, bi yerden sonra salıyosun gidiyor zaten. Hayat işte...
.
Daha da yazacaktım ama mürekkebim bitti. Cherie'yi hatırladım sonra, sanki çok unutmuş gibi. Yine dedim, hayat ne tuhaf lan; böle peluş oyuncaklar var sıkınca ses çıkarıyo falan. Ama yalayamıyo işte pembe dilini çıkarıp şap diye. Sen de için bi hoş sevinemiyosun. Bi de toz tutuyolar biliyo musun? Hiç çekilmiyo işte o zaman...

Çarşamba, Nisan 04, 2007

Osman Aga! :D



Hey Allah'ım Yarabbim! Tam ben komiklik yapmaya çalışırken bir bakıyorum ki başkaları almış başını gitmiş sululuk konusunda! Benim küresel ısınma konusundaki endişelerim (bkz. aşşaki post) yerini gezegensel ıkınma durumlarına bırakmış. İnanmıyo musunuz? Ahan da bakın işte:
.
OSMAN'DA HAYAT VARMIŞ
Türkiye Ulusal Bilimsel Tetkikler Akademisi Konseyi (TÜBTAK), Maden Teknik Araştırma Kurumu jeologlarından Prof. Dr. Ziya Osman Saba tarafından geçen Perşembe keşfedilen ve geçici olarak B-612 olarak adlandırılan yeni gezegene Osman isminin verileceği açıklandı.
DAHASI...
1 Nisan şakası olarak hazırlanan bu habere bir de şakacıktan protesto tertiplenmiş; "Prof. Dr. Ziya Osman Saba’nın başarısını tüm kalbimizle kutluyor ve kendisine saygılarımızı sunuyoruz. Ancak Türkler tarafından bulunan bir gezegenin her dünyalı tarafından Osman adıyla tanınmasına karşıyız. Yüzlerce yıllık bilim ve astronomi tarihinde şimdiye kadar Türkler tarafından yapılan en büyük keşfin daha dikkatli bir şekilde adlandırılmasını istiyoruz ve bu üstünkörü davranışı ve halka sormadan bilimsel konularda karar verdiği için TÜBTAK’ı protesto ediyoruz. " diyerekten....
ÜSTELİK...
Ciddiye alıp da protesto eden aklıevvellerin sayısı hiç de az değil; ayrıca yazdıkları da akıllara ziyan sululuk abideleri olarak bu blogda şerefle yer almayı hakediyorlar. Buyrun burdan yiyin:
.
adı osmanın yeri veya osmanın mekanı olabilir OSMANLA EL ELE HEP BERABER OSMAN GEZEGENİNE
.
Ya güzel bir isim deil ama hem kendi benliğimi kullanıp hem de daha bulunmamış farklı bir isim bulmalıyız.Bana göre T.G.A(türklerin gücü adına)
.
bırakında adam ismini koysun kardeşim, Markow formül buluyo ismi markow chains oluyo, iskender toprak elegeçiriyo ismi iskenderun ve iskenderiye oluyo da bizim bulduğumuz gezegene niye bulanın ismi konmuyor.. bence osman gayet güzel bir isim.. fıratlar, umutlar, ahmetler kıskanmasın onlarda bulsun onlarda koysunlar isimlerini. sonuna kadar destekliyorum.
.
Ziya olsun
.
bence mantıklı osman ismi neden tepki alıyor anlamıyorum amerika kolombiya gibi ülkelere isim verilmişte bi gezegenne mi verilemeyecek yaa adı ne olsun gayet mi?? ben bulsam kendi adımı veriridim eger o gezegenleri nasa yada diger leri bulmusa ekip olaraktır isimler bilimseldir ama 1 kişinin eseri bırakınm adam keyfini cıkarsın gezegeninin olsa ne olur olmasa ne olur
.
Haklısınız, bu iş böyle bir saçmalığı kaldırmaz. Koyacak bir sürü isim varken neden osman? Bu kadar mı arap milliyetçisiyiz ? Selamlar.
.
tahsin olsun
.
Yaw millet kendi ismini koyuyor, neptüm, pluton, mars düşeş falan. Bizim aslan gibi Osman abimiz var, helal sana Osman aga.
.
gercekten cok ayıp bısıy boyle bı isim olmamalıydı kınıyorum
.
Prof.Dr.Ziya Osman Saba bu başarı için çabalarken emek verirken zaman harcarken beyin yorarken hanginiz vardınız da şimdi adamcağızı eleştırıyor halka sormalıydı ad verırken dıyorsunuz.. bırakın zırvalamayı hasetsızce alkışlayın yeter.. yeter.. hatta gölge etmeyın başka ıhsan ıstemez boyle buyuk ınsanlar.. bence bı gezegen ıcın uygun bır ısım. ozmın olacak telaffuzu muhtemelen;)
.
Gezegenin adı deplasman olsun
.
Orada yaşam varmıymış. Vay bee osmana ayak basmak istiyorum. Ne güzel gezegen ismi harbidende. gidip mangal yapalım ohh
.
ne demek kardeşim gezegeni biz bulduysak adını da biz weririz yanlışmıyım neymiş o bymiş 612ymiş filannn
.
sizene kardeşim adam kendi bulmuş gezegeni istediği adı koyar keyfinin kahyasımısınız adamın adam kendi soyadını koymuş işte nevar amerikayı keşfeden adam da kendi soyadını koymuş kimse bişey dememiş size tavsiyem laf olsun diye her yere atlamayın
.
peace at home peace at cosmos ;)
.
adamcağız gezegeni keşfederken yardımınızı mı aldı ya da yanında mıydınız da isim babası olmak için delleniyosunuz. çok biliyosanız biraz kasıp siz de uğraşın. feza geniş muhakkak bi şeyler bulursunuz.
.
siz kimsiniz ki adınızı ölümsüzleştirebiliyorsunuz? maaşınızı bile bizim verdiğimiz vergilerle alıyor evinize ekmek getiriyorsunuz... haddinizi bilin...
.
Osman Osman Osman Osman Osman, bikaç keresöyleyince alışıyor insan, iyidir. şimdi sayın prof gezegeni bulmuş, kimselere söylemeseydi bakıp bakıp teleskobundan Kuzum deseydi kendisine biz neyi protesto edecektik , gözleri arşa dikmeli daha kimbilir neler vardır , mustafalar, ayşeler berkecanlar, sudenazlar..
.
asıl ben sizi protesto ediyorum cibilliyetsizler! osman bulmuşsa adı osman olur. o kadar. beğenmiyorsanız gidin başka gezegen bulun!
.
bir jeolog nasıl gezegen keşfetmiş anlamadım ama neyse ki adı abdüssettar değilmiş.
.
uzayı yeni keşfediyoruz tabi. heyecandan ne yapacaklarını bilememişler sanırım !!!
.
Daha çok var böyle mesaj ama bu haftaki yerimiz sınırlı olduğu için -yalaaaan!- bu kadarına yer verebildim ama annadınız siz onu :P Bu arada konuyla ilgili benim güzide sululuğumdan mahrum etmeyeceğim sizleri tabii ki:
.
Bence gezegenin adı tabii ki SuluKöfte olsun, hatta gezegende su bulunduğu da gözönüne alınırsa harika bir seçim bence. köfte de gezegenin kıymamsı tabakasını simgeliyor zaten, yaa siz ne bilirsiniz cibilliler! ben buldum ben korum, kimseye de oynatmam gezegenimi! osman benimdir benim kalacak, bu 1 nisan şakaları du bakalım başımıza daha ne işler açacak ;))
.
Bu arada gezegene ilk idecek uzay aracına verilecek isim de tartışılsın, örn. ormancı olsun :P bir de mesela gezegene ilk adım atarken fonda "sabahlara dayanamam osman aga!" adlı güzide eser yankılansın, astronotlar osmanlardan seçilsin, ilk adım atan da "bu benim için küçük ama osmanlar için büyük bir adım, ahan da bastım işte!" desin. Niye, olmaa mı? ;PPP
.
Niahahaaa...

Perşembe, Mart 29, 2007

Anketörköfte

İlkokulda anket defterleri alır, sonra da alakalı alakasız herkese yazdırırdık anı olsun diye (anı defterleri de vardı ayrı olarak). Aptal saptal sorulara abuk sabuk yanıtlar verirdik; yok efendim en sevdiğin renk, en büyük hayalin vs. vs. Ben de dedim ki, ben daha aptalını yazarım kardeşim! İnanmıyorsanız, bakın görün cık cık cık...
.
Adınız:
Sulu Köfte
Yaşınız:
Yirmiikibuçuk :)
İşiniz:
Boşboşoturupokuyanbuaradadayazmayaçalışanparttimeinsanfulltimeköşeminderi
Hobileriniz:
Hobim yok. Yaşamak benim için hobi gibi zaten. Yok lan fobi miydi o?
Fobileriniz:
Evden dışarı çıkmak. Bu aralar acayip korkuyorum, aklım çıkıyor sokağa çıkmak zorunda kalacağım diye. Evimde sıcak sıcak oturayım, rahatıma bakayım, kimseyle muhatap olmayayım istiyorum. İnsan görünce ödüm patlıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Benimle karşılaşan insanlarda da beni görme fobisi başlıyormuş sonradan, diyenlerin yalancısıyım.
En sevdiğiniz özelliğiniz:
Her yerim. Ay pardon, o başka soruydu kehkehkeh... Cevaplıyorum; sululuğum tabii ki. Bayılıyorum sulu bi insan olmama. Şakır şakırım valla, su gibi aziz olayım hahayt! Bu arada kuruyup gitmekten de acayip korkuyorum, bunu da fobilere yazabilir miyiz? Kuraklık fobisi var bende, küresel ısıncam diye aklım çıkıyor.
En sevmediğiniz özelliğiniz:
Yok öyle bişey! Şaka lan, var tabii. Nefret ediyorum kendimden, Allah beni bildiği gibi yapsın! İşte sevmediğim özelliğim bu; kendime çok kötü davranıyorum. Şiddet uyguluyorum kendime, ağzımı burnumu kırıyorum. Geçen komşular zor aldılar elimden de karakolluk olduk. Komiser amca acıdı da barıştırdı, yoksa küstüydüm ben kendime. Ama şimdi iyi aramız. Canım ben lan!
En güçlü yönünüz:
Pazularım. Şaka yapmıyorum; pazu, pazı? her neyse işte, ondan var bende. Böle sıkınca kolumu çıkıyor ortaya yumurta gibi. Çok hoş lan. Bi de çenem çok kuvvetlidir benim, on kaplan gücünde ısırabiliyorum, ısırdım mı da koparıyorum acımıyorum. Bununla beraber, aşılarımın tam olduğunu da belirtmek isterim, korkmayınız.
En büyük zaafınız:
Peluş oyuncaklar. Özellikle de ayı olanları. Ayıların da özellikle küçük olanları. Onlara dayanamıyorum. Gördüğüm yerde yapışıyorum, bırakmıyorum. Almak zorunda kalıyorum. Seviyorum, okşuyorum, mıncıklıyorum. O zaman kendimi çok iyi hissediyorum. Bu illetten kurtulamıyorum.
En büyük hayaliniz:
Akşam Prison Break var, onu izlemek. İzlerken kurcam en büyük hayalimi niahaha!
Gelecek planlarınız:
Ben gelecek planı yapmıyorum, bence çok saçma. Asıl geçmiş planı yapmak lazım bence. Mesela ben geçmişte evlenip biri kız, biri erkek iki çocuk doğurmuşum. Adlarını Haydari ile Şöbiyet koymuşum. Kocam bankacıymış, borsada para batırınca boşanmışız. Ben televizyonda yemek programı sunuyormuşum gibi gibi...
En sevdiğiniz renk:
Bunu sorma demedim mi lan ben! İçinde mor parçacıkları olan ama kırmızıya da çalan turuncu benekli mavi ekoseli fuşya rengini seviyorum var mı!
En sevdiğiniz yemek:
Bu da soru değil! Hangisini sevmiyorsun desen bi derece... Ama şöle söyliim; yayla çorbası üstüne kaşarlı dürüm döner sonrası mantı, sonrası yaprak sarma, sonrası kısır, yanına patates kızartması, ardından tatlı olarak menüdekilerin hepsi :)
Yakında öleceğinizi bilseniz ne yapardınız?
Yatıp uyurum töbe töbe! Ne yapçam, her zaman ne yapıyorsam onu. Yani maksimum tembellik, rahatlık, sululuk vs. Öbür tarafta ne olacağımız belli mi anacım! Bi de ben öyle "yok herkese veda ederim, sevdiklerime onları sevdiğimi söylerim" saçmalığına inanmıyorum. Hayvan şimdi mi geldi aklın başına! Sonradan sevmekle olmaz, yiyosa yaşarken sölesene!
Ölümsüz olsanız ne yapardınız?
Oturur ağlardım, sonra da yatar uyurdum. Ne lan bu, bi öl geber, bi vazgeçtim yok ölümsüz ol! Dalga mı geçiyonuz insanla!
İdealinizdeki erkek:
Aha işte benim konum! Yok öyle bişi! Yani var da, yaşamıyo. Denedim; Mel Gibson'ın gözleri, Johnny Depp'in dudakları, Bruce Willis'in gamzesi, Josh Hartnett'in sağ kulak memesi, Ewan McGregor'ın serçe parmağı, bilmemkimin topukları falan derken öyle yedek parçalardan oluşan elden düşme bi adam yaptık arkadaşlarla, yatırdık masaya, verdik elektiriği de ama canlanmadı. Çok da yazık oldu aslında, o kadar parça heba oldu. Adını da Frank koymuştuk oysa ki, çok tatlıydı ama kısmet değilmiş.
Bu anket defterinin sahibine son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Var tabii. Allah akıl fikir versin! Bi de akşam eve gelirken ekmek almayı unutmasın. Bitti.

Pazartesi, Mart 26, 2007

bu da olacağmış!


İşte sonunda bu da oldu; bir "Wanted" oldum :P sefkili glassgiant.com sağolsun, istediğiniz her şekle girebiliyor, istediğinizi her şekle sokabiliyorsunuz. Buyrun ziyaret edin, çok eğleneceksiniz. Mass destruction'dan hükümlü bu hatunun sözünü dinleyin derim ben, 5000 dolar da azmış ama neyse artık :PP

Perşembe, Mart 22, 2007

Salı, Mart 13, 2007

the reason

you were the reason for me once...
a reason to smile
a reason to go on
and a reason to hope
but I was always a realist
despite the fucked up imagination I had
and all the efforts you made
I knew my place
and it couldn't last
so here I am
a reason for depression
a reason for you
and a reason for me
a reason to let go...
*
who knew?