Çarşamba, Mart 25, 2009

kozmic blues

Janis'imin Joplin'imin sesini seveyim

Time keeps movin' on,
Friends they turn away.
I keep movin' on
But i never found out why
I keep pushing so hard the dream,
I keep tryin' to make it right
Through another lonely day, whoaa.

Dawn has come at last,
Twenty-five years, honey just in one night, oh yeah.
Well, i'm twenty-five years older now
So i know we can't be right
And i'm no better, baby,
And i can't help you no more
Than i did when just a girl.

Aww, but it don't make no difference, baby, no, no,
And i know that i could always try.
It don't make no difference, baby, yeah,
I better hold it now,
I better need it, yeah,
I better use it till the day i die, whoa.

Don't expect any answers, dear,
For i know that they don't come with age, no, no.
Well, ain't never gonna love you any better, babe.
And i'm never gonna love you right,
So you'd better take it now, right now.

Oh! but it don't make no difference, babe, hey,
And i know that i could always try.
There's a fire inside everyone of us,
You'd better need it now,
I got to hold it, yeah,
I better use it till the day i die.

Don't make no difference, babe, no, no, no,
And it never ever will, hey,
I wanna talk about a little bit of loving, yeah,
I got to hold it, baby,
I'm gonna need it now,
I'm gonna use it, say, aaaah,

Don't make no difference, babe, yeah,
Ah honey, i'd hate to be the one.
I said you're gonna live your life
And you're gonna love your life
Or babe, someday you're gonna have to cry.
Yes indeed, yes indeed, yes indeed,
Ah, baby, yes indeed.

I said you, you're always gonna hurt me,
I said you're always gonna let me down,
I said everywhere, every day, every day
And every way, every way.
Ah honey won't you hold on to what's gonna move.
I said it's gonna disappear when you turn your back.
I said you know it ain't gonna be there
When you wanna reach out and grab on.


<3

Cumartesi, Mart 14, 2009

Rezillo


1. One is the loneliest number...

2. Two can be as bad as one... It's the loneliest number since the number one...


Tez yetişebilir... Yetişmeye de bilir... Velev ki, tez bir göl değildir... Nitekim yetişmesi elzemdir...

Oz ikinci (rakamla 2.) sezondadır... İki (2), Bir (1)den yalnız değildir... Velev ki, İki(2) yalnız değildir... Nitekim Üçüncü (3) sezon yakındadır...

SuluKöfte tembel değildir... SuluKöfte sinirli de değildir... Velev ki, SuluKöfte insan değildir... Nitekim SuluKöfte çok lezizdir...


One is the loneliest number... much much worse than two... One is a number divided by two...
Two divided and one has decided... to bring down the curtain and one thing's for certain...
There is nothing to keep them together...


Cehennemindibinotları:

* Watchmen izlenecek...
** Screaming Trees'den Look At You, Queensryche'den Silent Lucidity, Three Dog Night'tan Shambala ve Depeche Mode'dan Wrong günde en az birer (rakamla 1 er) doz dinlenecek...
*** Kütüphaneye gidilip Politics, Science, Fiction, Utopia, Literature, vs. ne varsa toplanacak...

Pazar, Mart 01, 2009

happy birthday jensen!


Thank God for your existence, you make the world a better place just by being who you are and sharing your gorgeousness with us ;)) Very merry happy birthday to you, Jens and many happy years with your loved ones and your lovely freckles ;)) Love you soooo much, kissessssssssss********************

Yours, truely
one&only
Foondah the SuluKofte ;)

Çarşamba, Şubat 18, 2009

time is medicine, baby

Sometimes it rains inside my head
All the words run dry
Walls are breathing hands are reaching up
To touch my thigh

No they don't have to take you away
No they don't have to take you away
No they don't have to take you away
No they don't have to take you away

Sometimes it's bright inside my head
Just like the spark in my eyes
And hands are breathing ones are reaching up
Cause that's the time we rise

No they don't have to take you away
No they don't have to take you away
No they don't have to take you away
No they don't have to take you away
(That's breaking away again)
No they don't have to take you away

Time Baby III by Medicine

Pazartesi, Şubat 09, 2009

get on your boots...


... 'cause you don't know how beautiful you're :P

"Hayallerinin peşinden koş"
"Kalbinin sesini dinle"
"Yaşamın değerini bil"
"Hayatını boşa harcama"
"Kendine zaman ayır"
vs. vs. vs.

Tam da kendimi, hayatımı ve geleceğimi sorguladığım şu günlerde devamlı karşıma bunlar çıkıyor. Tamam, ben zaten hayallerin peşinden gidilmesinin ne kadar önemli ve elzem olduğunun farkındayım. Fakat gelin görün ki bir de hayatın gerçekleri(!) var. Artık ne kadar gerçek ya da gerekliyse onlar...

Tek bir hayatım var, yani tek bir şansım. Tüm bunlar bittiğinde başa dönüş yok, yeniden deneme olanağı yok. Sadece ben kalacağım bitiş noktasında; ne o gerçekçi amcalar ablalar olacak, ne çokbilmiş öğüt verenler, ne de hayatımı nasıl yaşamam gerektiğini bildiğini sanan baskıcı tuhaf tipler olacak... Çünkü bittiğinde gerçekten bitecek, bittiğinde yalnız olacağım. Bir başıma... Ve bu olduğunda, kendime hesap vermem gerektiğinde, pişmanlık ya da suçluluk duymak istemiyorum. Kendime açıklayamayacağım ya da kendimi affedemeyeceğim şeyler yapmış olmak istemiyorum. Çünkü bunun affı ya da özrü yok, hele telafisi hiç...

Ben hep şunu düşünürüm; bugün ölebilirim. Gerçekten ve aniden, diğer herkese olabileceği gibi; çünkü kabul edin, bilmiyoruz ne zaman biteceğini. Ama varsayın ki, yani varsayayım ki, bugün öleceğim. Bununla bir sorunum olmaz, sahiden. Yani ölüm fikri beni oldum olası pek korkutmamıştır. Beni asıl korkutan ölürken mutsuz ölmektir. Çünkü o zaman hayatı boşa yaşamışımdır, bana verilen şansı iyi değerlendirememişimdir ve şimdi de o şansı kaybetmişimdir. Başkalarının istediğini yapıp, kendimi hiçe sayıp, yirmi yıl sonra mutlu ve rahat olmak için şimdimi feda etmişsem işte asıl sorun odur; çünkü ne yirmisi, bitiş şimdi ve hemendir. Eee ne oldu o öğütler, garantiler, sigortalar, kaportalar hanım? diye sorarlar adama! İşte bunun cevabını verememek korkutur beni...

Başkalarının kuralları rahatsız etmiştir beni hep. Özellikle kıt beyinli, sersem, gerzek ve gereksiz olanlarınki... Kendi hayalini bile kuramayan, kursa da peşinden gidemeyen ve bunu yapanları da yolundan çevirmeye çalışan zavallılar kızdırır beni. Belki hayat şartları, tamam Eyvallah ama başkalarının hayalini yıkıp sinirini bozmanın özrü yok bence. Dünya yeterince tuhaf bir yer, hayat da yeterince zor. Neden hem kendiniz hem de başkaları için daha da zorlaştırırsınız ki o zaman? Tek açıklaması var; hakikaten manyaksınız, hem de kötüsünden...

Tek istediğim kendi yolumu bulmak. Kendi seçtiğim yolda, istediğim yöne ve istediğim hızda, istediğim şekilde ama parende atarak ama sekerek; fakat hep eğlenerek, ilerlemek. Yolun uzunluğu, engebesi, iklimi ve manzarası o kadar da önemli değil. Yürürken yorulmaya da razıyım; yeter ki benim yolum olsun o ve severek bıkmadan gideyim kendi halimde. Gerekirse sevdiklerimi de taşırım sırtımda :))

Pazar, Şubat 01, 2009

UltraFantastik-ÇokçaRealistik Yaratıklar Sözlüğü*

*Dictionary of UltraFantastic-MultiRealistic Creatures

Dikkat: Hayali yaratıklar gerçek ve aramızda yaşıyorlar! Etrafınıza dikkatle baktığınızda siz de göreceksiniz!!!

Vampirler (Vampires) : Adı üstünde; kanınızı emer, iliğinizi kemiğinizi kuruturlar. Kazıkla ölmezler; aksine kendileri kazık atarlar, sizi kullanırlar, sonra da bir kenara atarlar. Fakat o müthiş karizmaları ve işbilirlikleri sayesinde ne yapıp edip yine aklınızı ve gönlünüzü çelmeyi başarırlar. Üstelik sarımsaktan korkmazlar ve fena halde sırnaşıktırlar.

Uzaylılar (Aliens & UFOs) : Tanıdığınız en egzantrik ve ilginç kişiliklerdir; çoğu zaman da acayip sevimlidirler. Bazıları hiç konuşmaz, bazısı da konuşur ama kimse anlamaz. Galaksiye Fransızdırlar ama genelde zararsızdırlar. Bir E.T. kadar şirini ve iyi niyetlisi de olabilir; fakat nadiren Alien'daki gibi canavar olanına da rastlanabilir.

Hayaletler (Ghosts) : Doğaları gereği ruh gibidirler. Sakin sessiz ve bir o kadar da etkisiz. Çoktan ölmüş ama haberi yok; ne güler, ne de ağlar tam anlamıyla. Arada kızar ama kimse takmaz. O da kabuğuna geri çekilir. Genel olarak bıkkındır, hayattan beklentisi hiç ya da pek azdır. Aslında tamamen zararsız olsalar da, bir süre sonra sizi can sıkıntısından öldürüp kendilerine benzetebilirler.

Zombiler/Yaşayan Ölüler (Zombies /Undead) : En kötüsü; ölmüş ve haberi de var üstelik ama çok da rahat bu konuda. Ne bir hayali var hayatta, ne de hayal etmenin ne demek olduğunu biliyor. Fakat sanki her şeyi bir tek kendisi biliyormuş gibi dolaşıyor ortalıkta. Hayatı, tarzı ve kişiliğiyle vasat/vasatın altı ve herkesin de kendisi gibi olmasını istiyor. Hayalleri olan umut ve hayat dolu birini gördüğünde dayanamayıp saldırıyor ve onun hayallerini yiyip yok etmeye çalışıyor onu da kendisine benzetmek için. Ölmek ve öldürmek için yaşıyor. Garip ama toplumun çoğunluğunu bunlar oluşturuyor; çünkü çok çabuk çoğalıyorlar, mikrop gibi.

Kurtadamlar (Werewolves) : Görünüşte kaba, vahşi ve yırtıcı; fakat aslında içinde bir insan barındırıyor. Sizi kırsa da aslında bunu bilerek ve isteyerek yapmıyor, sadece vahşi doğasının kurbanı. Ancak derinine inilirse sadece kabarık tüylü ve yumuşacık bir ayıcık gibi. Kesinlikle iyi niyetli, neşeli ve hayat dolu. Onunlayken çok eğlenip mutlu olabilirsiniz ama patilerine çok yaklaşırsanız birden öğle yemeği bile olabilirsiniz. Sevgiden de maraz doğabileceğinin en iyi kanıtı.

Mumyalar (Mummies) : Artık devri geçmiş, asar-ı antika kişiliklerdir. Kim olduklarını, ne yaptıklarını bilmez, ortalıkta öylesine dolaşırlar. Tuvalet kağıdı kullanımında sorun yaşayabilirler. Genelde zengindirler ama haberleri yoktur, servetleri boşa harcanır ya da bir garibanın başına bela olur.

İblisler (Demons) : Beterin beteri; hoşt desen gitmez pişt desen pişmez. Hayattaki tek amacı başkalarının mutsuzluğudur, kendi acınası halini bile fark etmez. Kötülüğünün hiçbir mazereti yoktur; diğerlerinin aksine hayatını devam ettirmesi için gerekli değildir başkalarına acı çektirmek. Bunu sırf zevk için yapar ama çıkar sağlamayı da becerir bir şekilde. Allah kahretsin bunları!

Cadılar (Witches) : İyileri azdır, kötüleri çoktur. Amaçları için her yolu mübah görürler; kadınları ekarte edip erkekleri kullanırlar. Erkekler de mal gbi inanırlar bunlara ama sonunda zehri içip geberip gider ya da ölene kadar köle olurlar. Dış güzelliğinin iç iğrençliğiyle mükemmel bileşimidirler çoğu zaman. Maalesef suyla erimezler.

Canavarlar (Monsters/Beasts) : Asında cana'yokturlar; yani canavar diye bir şey yoktur. Hadi dağılın bakiim!

;))
FÖŞ the SuluKöfte Monster !!!

Cuma, Ocak 30, 2009

coffee'jens



Yapılacaklar:


1) Temizlik yap, sil süpür ov... oh yeah!

2) Tez materyali oku, tez materyali yaz, tez yap, tezzz...

3) Oz'un 1. Sezonunu yaz bitir, 2. Sezona geç. Eric de gelsin çeksin... yeah yeah yeah!

4) Kanka'yı ara, ötekine mesaj at, berikini kenara çek, hepsini ortada topla...

5) Kedilere yemek indir... internetten. Böğh!

6) Kahve yap, kahve iç, kahve kok.

7) Jensen'ı izle, Jensen'ı dinle, Jensen'ı sev... oh yeah!


İmza: Temizlikçi Kadın!!!

Pazartesi, Ocak 26, 2009

down-date!!!

UPDATE TEMBELLERİNİN GALAKSİ REHBERİ

Artık yazacak bir şey bulamadığımdan mıdır, yoksa yazacaklarım buraya yazılacak şeyler olmadığından mıdır bilmem, Jensen'dan başka paylaşacak şey bulamıyorum son günlerde -ki onu da asla paylaşmam normalde ama - hadi yine iyisiniz! :PP

Geçen gün çok sevdiğim bir ablamla konuşurken -yuh köfte senin bile ablan varsa!- iş güç muhabbeti oldu. Çok çalışıyormuş her zamanki gibi. Bana "Eee sen de böyle olacaksın çalışmaya başlayınca" dedi, beddua gibi!!! Aman Allah korusun! dedim hemen içimden, ne bu ya, herkes aynı şeyi aynı şekilde aynı zamanda yapmaya mecbur mu be kardeşlik?!

Ben daha büyücem, birdirbir oynicam, çelme takıcam, çengel atlicam, hop hop çevircem...

"Cause tonight I'm gonna be John Wayne!!! -period!

Küçük insanlar ve büyük egolar... Şaka mısınız siz ya? Kamera mı takılı münasip yerlerinizde? El sallayabilir miyim peki?!

Hayır yani, kim neden sizinle uğraşsın ya da siz hayatlarınızda nasıl bir travma yaşadınız ki böyle oldunuz? Nasıl mutsuz bir hayatınız var ki, ne büyük bir memnuniyesizlik, bir kendinden nefret etmedir ki bu, insanlara da öyle davranıyorsunuz? Bu kavga niye? Bir sakin olun anacım ya, bir silkelenin kendinize gelin, hayret bişi yaaa...!!!

Daha da yazar idim ama bundan sonrası küfre girer, kütük kızar... zzzt!

Küçük mucizelerin peşini bırakmıyorum, birazdan Engin'i arayacağım, bakalım Fare yılının bitimine çok az kalmışken farelik ne kadar işime yarayacak? İzlemedeyiz efendim, buyrun, evet, hoşgeldiniz yayınımıza, alo???

Pazar, Ocak 04, 2009

girdik!!!


Fotoğrafa bakıp da yanlış anlamayın, sadece yeni yıla girdik hihohohaa :PPP

Ailecek şaşkıncana girdiğimiz yeni yılda tüm sene boyunca şaşkın şaşkın dolanmak pahasına açtık hediyelerimizi. Ben en çok kırmızı donumla çorabımı beğendim. Bu aralar züğürt olduğum için sevdiklerime istediğim hediyeleri alamadım ama başka sefere artıkın İnşallah...

Bu arada yeni yılda da Jensen'a aşıkım aşıkım aşıkım! Hatta "Forever Jensss" falan yani :)))))))))

Bunun dışında tezde henüz bir ilerlemeye imza atamadım ama danışman hocam benim için ilgili forma "başarılı" diye imza attı, sağ olsun. Gerisi kader kısmet hayırlısı...

Yeni gözdem "Oz"... Bir çizgi roman kadar renkli, rahat ve komik... Ama bir o kadar da tehlikeli ve "bitchy" :P

Şimdilik bu kadar yeni izlenimler anacım, sevgiler saygılar ve hatta mutlu yıllar :kiss:

Pazartesi, Aralık 29, 2008

baş baş 2008...

Bu seferki hakikaten çabuk bitti yafu, ben anlamadım, bir daha yapalım :PPP

Efenim; herkese mutlu ve güzel yıllar dilerken kendime de;

Sevdiklerimle mutlu, sağlıklı, başarılı, bol gülmeli, bol yazmalı ve bol kitaplı ve tabii bol tezli bir yıl diliyorum :)

Öpüldünüzzz............. FÖŞ!

Cumartesi, Aralık 06, 2008

Salı, Kasım 25, 2008

the killer(s)

All these things that I've done

When there's nowhere else to run
Is there room for one more son
One more son
If you can hold on
If you can hold on, hold on
I wanna stand up, I wanna let go
You know, you know - no you don't, you don't
I wanna shine on in the hearts of men
I wanna mean it from the back of my broken hand

Another head aches, another heart breaks
I am so much older than I can take
And my affection, well it comes and goes
I need direction to perfection, no no no no

Help me out
Yeah, you know you got to help me out
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You know you got to help me out

And when there's nowhere else to run
Is there room for one more son
These changes ain't changing me
The gold-hearted boy I used to be

Yeah, you know you got to help me out
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You know you got to help me out
You're gonna bring yourself down
Yeah, you're gonna bring yourself down
Yeah, you're gonna bring yourself down

I got soul, but I'm not a soldier
I got soul, but I'm not a soldier

Yeah, you know you got to help me out
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You know you got to help me out
You're gonna bring yourself down
You're gonna bring yourself down
Yeah, oh don't you put me on the back burner
You're gonna bring yourself down
Yeah, you're gonna bring yourself down

Over and in, last call for sin
While everyone's lost, the battle is won
With all these things that I've done
All these things that I've done
If you can hold on
If you can hold on

Pazar, Kasım 16, 2008

dua


Geçen seferki gibi yapmayacağım; bu sefer sıcak ve mutluysam şakımayacağım, birazcık gübrenin içindeyim diye de şikayette bulunmayacağım. Akıllı bir kuş gibi susup oturacağım :)))

Tez konum*: "Politik ideolojilerin bilimkurgu edebiyatı üzerindeki yansımaları: ütopyan ve distopyan romanların karşılaştırılması"

*Reflections of political ideologies and changing political systems on science fiction literature: comparing utopian and dystopian novels"

İncelenecek romanlardan bazıları; Mülksüzler (Ursula K. Le Guin), Cesur Yeni Dünya (Aldous Huxley), Hiçbir Yerden Haberler (William Morris), Neuromancer (William Gibson), Yüksek Şatodaki Adam (Phillip K. Dick), Fahrenheit 451 (Ray Bradbury)...

İnşallah hakkıyla yapabilirim, tez zamanda bitiririm tezi :)

Perşembe, Kasım 06, 2008

bugün ben bunu gördüm :)

Her hücresine kadar sana ait olan; onun için yıllarını, hayallerini, emeğini verdiğin bir şeyi o kadar bekledikten sonra elinde, kucağında tutabilmek, ona sarılıp şükredebilmek nedir onu yaşadım bugün. O kadar güzel ve eşsiz bir şey ki, tarifi yok. Ancak şimdi biraz biraz tahmin edebiliyorum bir annenin neler hissettiğini yavrusunu kucağına aldığında. Annemin o kadar hassas olmasına şaşmamalı. Eh, ne de olsa ben de onun kızıyım; ağlamadım ama sırıtıp durdum hep, garip garip baktı insanlar bana, ben de dil çıkardım onlara :) "Şükürler olsun" dedim hep, "bugünü de gördüm ya..."

Perşembe, Ekim 30, 2008

hadi ya...

Tam da yazın rehavetiyle sonbaharın en güzel günlerini yaşıyor ve yaşatıyorken (;)) meydana gelen aptal ve barbar sekmeyle silkelenip kendimize geldik. Ve fakat zaten çokça kendimizde olduğumuz için pek sarsmadı bünyeyi bu. Ancak ve ancak başka bünyeleri sarsma isteği yoğun olarak kendini belli etti, bu durumu da etrafa saldırgan ve vahşi tavırlar sergileyerek gösterdik. Dileriz gereken mesaj gereken yerlere ve o gereken yerlerin de münasip bir yerlerine ulaşmıştır. Verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü kıvanç duyarız.

Saygılar ;)))

The One and Only, Unstoppable... Foondah the SuluKöfte!

Perşembe, Ekim 23, 2008

hawaiian tropic ;))

Blondie - The tide is high
Oingo Boingo - Stay
Mazzy Star - Fade into you
Jeff Buckley - Hallelujah
'96 - Sessiz sakin
İlhan İrem - Haydi sil gözlerini
Paolo Nutini - Last request
Sophie Zelmani - Always you
Donna Lewis - I love you always forever
Zeki Müren - Kalenin burcu muyum
Shantel - Disko boy
Arctic Monkeys - Only ones who know
The Killers - Read my mind
The Killers - Bones
The Last Shadow Puppets - Standing next to me
The Last Shadow Puppets - The time has come again
311 - Love song
Seal - Lips like sugar
Ziggy Marley- Drive
Bob Marley - Could you be loved?
Bob Marley - I shot the sheriff
UB40 - Falling in love
UB40 - Every breath you take
Dryden Mitchell - Friday I'm in love
Jason Mraz - I'm yours
Sugarland - All I want to do

Çarşamba, Ekim 22, 2008

Perşembe, Ekim 09, 2008

son bahar notları*

*başlıktaki "sonbahar" bilerek ayrı yazılmıştır, ukalalık yapmayınız :P

İzlenimler

1) Çalışmak bana göre değil. Yanlış. Bilinen anlamıyla ve bilinen normlarıyla çalışmak bana göre değil. Yoksa kendi anladığım biçimi ve kendi belirlediğim şartlarıyla çalışmak tam da bana göre. -oldu canım, var mı başka isteğin?!

2) Köy hayatı bana göre. Köy insanı bana göre değil. Yeşillik, doğa, sadelik, sakinlik tam bana göre ama orada herkes akraba, herkes herkesin her şeyini biliyor, her dakika burun burunalar. Ne bu ya... -seçkinci misin nesin be?!

3) Mahsur kalmak bana göre değil. Hele ki telefonun bozulup kafayı yemesi. Yoksa kafayı yiyen ben miydim? -yok canım!

4) Düğün dernek bana göre değil. Evlenmek belki. Ama Kafkas halk dansları tam bana göre, nasıl bir zarafettir, nasıl yakışır her yaştan insana o figürler, vay be... -ha şöyle yola gel!

5) İlk roman bitti -aferin!

6) İkinci kitaba geçeceğim İnşallah -hayırlı olsun!

7) Ama ikinci kitap ilk romanın devamı değil, ikinci kitap ilk kitapla (ana-kız) alakalı, ilk romansa tamamen başka bir şey ve devamı olacak İnşallah, o da ikinci roman olur dilerim. -dile dile!

8) 15 ve 29'unda iki ayrı proje var yetişecek, iki ayrı öyküyle -durma çalış o zaman salak!

9) Kısa filmden haber yok daha, çekecekler mi acep Mimik Avcısı'nı -hııı bekle sen!

10) Alex Turner'ı bana alalım. İki yaş küçük ama olsun, hem çıtır hem müzisyen. O çalar ben oynarım, o söyler ben yazarım, geçinir gideriz, hem isterse köyde kına da yaparız. -yorum bile yok sana, anla!

Salı, Eylül 23, 2008

bir küçücük aslancık



Kabayım, bencilim, hayalperestim, eh az biraz da aptalım... Elden ne gelir, olmuş 24 sene... Belki bir 24 senede daha öğrenebilirim normal insanların nasıl yaşadığını... O zamana dek, hal böyle... Alem buysa kral aslan :)))

Not: Galatasaraylı değilim :P Ama her an olabilirim :PP

No Doubt... "Just A Girl"

Take this pink ribbon off my eyes
I'm exposed
And it's no big surprise
Don't you think I know
Exactly where I stand
This world is forcing me
To hold your hand
'Cause I'm just a girl, little 'ol me
Don't let me out of your sight

I'm just a girl, all pretty and petite

So don't let me have any rights

Oh...I've had it up to here!

The moment that I step outside

So many reasons
For me to run and hide
I can't do the little things I hold so dear
'Cause it's all those little things
That I fear

'Cause I'm just a girl I'd rather not be
'Cause they won't let me drive
Late at night I'm just a girl,
Guess I'm some kind of freak
'Cause they all sit and stare
With their eyes

I'm just a girl,
Take a good look at me
Just your typical prototype

Oh...I've had it up to here!
Oh...am I making myself clear?
I'm just a girl
I'm just a girl in the world...
That's all that you'll let me be!
I'm just a girl, living in captivity
Your rule of thumb
Makes me worry some

I'm just a girl, what's my destiny?
What I've succumbed to Is making me numb
I'm just a girl, my apologies
What I've become is so burdensome
I'm just a girl, lucky me
Twiddle-dum there's no comparison

Oh...I've had it up to!
Oh...I've had it up to!!
Oh...I've had it up to here!


Çarşamba, Eylül 17, 2008

heavensent

Evet, hala yaşıyorum. Ama bu sefer gerçekten yaşıyorum; yani nefes alıp verebiliyorum, kalbim normal ritminde, tansiyon normal, beyin fonksiyonları her zamanki gibi sıfır :PP Allah'ıma şükürler olsun "hell"den kurtuldum, şu an "heaven"dayım, gerisi boş :)) Tabii annemle babam sağolsun ;))

K.Ö.F.T.E. is back... Niahahaha...

P.S.
Bir şey olduğunda ilk yaptığım şey "EXIT" işaretini aramak. Çıkış planımı yapıp en yakın zamanda firar ediyorum. Tabii o çıkış planını bulana kadar biraz acı çekiyorum bazen. Ama bulduğum anda da... Prison Break'ten beterim Allah sizi inandırsın :)))

Special thanks to: Merve, Hatice, Zeynep & Aslı ;)

Sevgiler