Pazartesi, Temmuz 14, 2014

Pazar, Temmuz 06, 2014

"Sahurda sen, sen değilsin..."
isimli çalışmam ^.^

Pazar, Haziran 22, 2014

Perşembe, Haziran 19, 2014

son dakika...


Blogda yeni post göremeyince eski postları döndürüp döndürüp okuyan sevgili okuryanlar, canımsınız ❤ Tamam durabilirsiniz artık, yeni post geldi. Dursun artık bu baş dönmesi!

Baş dönmesini bilmem ama baş ağrısı fena. Nurtopu gibi sinüzitim var, kime satayım? Kışın kolay, tak bereyi şapkayı çık sokağa soğuğa. Ama ya yazın? Şıpır şıpır terledikten sonra metronun cereyanına, mağazaların klimasına çarpılmak da nesi kuzum? Biraz ayıp olmuyor mu?

Eğer düşünce gücüyle adam öldürmek diye bişi gerçek olursa bilin ki mucidi benim. Karşı apartmandaki -ki aslında yan yana, hatta cam cama ve hatta dip dibe!!!- komşu kadından tiksintiyle nefret ediyorum. Öyle bir insan evladı olamaz, bir insan öyle sesler çıkaramaz, bu kadar gürültü yapamaz. Hayatımda etmediğim küfürü bedduayı bu kadına ettim ve hâlâ yaşıyor olması ağrıma gidiyor. Keşke onun yerine kadının kendisi gitse. Ağrı'ya.

Sıcaktan pişmek üzere olduğumuz şu günlerde beni yine birtakım abuk sabuk, irili ufaklı, işler güçler beklemekte. Bence beklemesinler. Sinüzitim var olummm!

Bununla beraber birtakım şahane haberler de beklemede. Ama ne olduğunu söylemem. Bana ne, benim haberim. İster söylerim, ister söylemem, siz ne. Şaka lan şaka. Zamanı yaklaşınca tabiisi söylerim. Hayvan mıyım?

Dur cevap verme. Giderayak birbirimizi kırmayalım. Giderayak dedim ama, şimdi gidiyorsam da döneceğim. Ben bir döneğim.

Yalnız bu da çok kral şarkı: 



Pazartesi, Nisan 14, 2014


Olm nasıl giriş yapıp ne yazacağımı şaşırdım resmen! Öyle böyle değil, çok ama çok acayip sevdim ben bu filmi. Jim Jarmusch'un yazıp yönettiği "Sadece Aşıklar Hayatta Kalır" en sevdiğim vampir filmi olmanın yanı sıra, en sevdiğim filmler arasında da yerini aldı. Başroldeki Tilda'ya hasta, Tom'a köle, filmin müziklerine hayran, Adam'la Eve'in ilişkisine ise ne olacağımı bilemedim, nazar ederim diye korktum :P
Esasen film eleştirisinden anlamam, yazmaktan da çok hazetmem ama bu film öyle içime işledi ki, paylaşmam lazım dedim. Aslında fikir çok sade ve basit: oturup düşündüğün zaman "eğer vampir olsam ne yaparım?" diye, seni gıcık eden insanları ısırmak dışında, ölümsüzlüğün verdiği bol zaman ve enerjiyle ilk olarak okuyamadığın bütün kitaplara saldırır, tüm filmleri izler, dünyadaki her müziği dinler ve sanat eserini görmeye çalışırsın. En azından benim o kadar zamanım ve fırsatım olsa ben sokaklarda kanlı kurban kovalamak yerine bunu yapardım, çok net söylüyorum. İşte Jarmusch da bunu yapmış, daha doğrusu onun yazdığı vampirlerimiz Adam ve Eve böyleler. İkisi de fazlasıyla zeki, bilgili, kültürlü, sanatsever ve zevk sahibi. Üstelik de çok karizmatik ve cool'lar; fakat kan emen gözü dönmüş vampirler oldukları için değil, hatta tam tersine, son derece zarif, duyarlı ve sakin tabiatlılar. Karizmalarının sebebi yüzyılların görmüş geçirmişliğini, bilgeliğini ve o rafine zevkleri gayet doğal bir şeymiş gibi taşıyıp yaşamaları. Özellikle de ilişkilerine yansıyan bu tavır beni benden aldı. Bir aşk yüzyıllara meydan okurken nasıl hem bu kadar uyumlu ve doğal olabilir, hem de kıvılcımını kaybetmez insan hayret ediyor! :P Başka bir hayret konusu da, Jarmusch'un bu aşkı muhteşem estetik sahnelerle bize sunması. Müzikleri hiç söylemiyorum bile, aşağıya numunelik koyacağım ama albüme de mutlaka bakın. İçinde hem vampirler olsun, hem gıpta edilesi bir aşk olsun, hem şahane müzikler olsun, hem de daha bir sürü ufak ve gülümseten detay olsun; gel de tadından yeme! -peki Adam'ı yiyebiliyoz mu?!!

not1: Adam'ı ayrıca anime bi karaktere benzettim sanki, Hellsing'deki Alucard tipi var bir parça ama karakter olarak alakası yok tabii.
not2: Beni aldı bir düşünce, "böyle bir ilişki mümkün mü?" diye. Mümkün ama vampir ya da ölümsüz olursan. Hiç yaşlanmadan, olanca güzelliğin ve gençliğinle kalırsan, ruhun da bazı şeyleri görüp geçirdikten ve doyduktan sonra olgunlaşırsa tabii ki Adam'la Eve olursun. Ama böyle Ayşe Fatma Hayriye, biraz zor cınım ^_^
not3: Gerizekalı blogspot istediğim videoyu listeleyemediği için mecburen böyle koyuyorum, tıklayın izleyin anacım... Funnel of Love-intro



Salı, Mart 18, 2014

evladım toplan buraya!

Öyle uzun uzun yazmaya takatim yok (bkz. yazının ana fikri), şunu söyleyip gideceğim: Resident Evil'in otuz milyonuncu filmi Retribution'ı izledim, her Ölümcül Deney serisi filmi gibi kaşınan yerlerime gayet iyi geldi, Milla var zaten, üstüne Michelle de dönmüş daha ne -ama asıl söylemek istediğim şu: (iki nokta üstü iki nokta çarpı pitikare kapa parantez) bu Alice'in başına gelenler değil pişmiş, hem pişmiş hem kızarmış hem de yenmiş sonra da sindirilmiş ve üstüne sifon çekilmiş tavuğun başına gelmemiştir herhalde. İzlerken ben yoruldum, ben sıkıldım onun yerine, hatta onun yerinde olsam çoktan "yeter hemşerim bi rahat verin huzur içinde öleyim" derdim çok net. Ancak demek istediğim yine bu değil. Peki neyyy? Şu: Eğer Resident Evil serisini ülke gündemine benzetir, Alice'i de kendimizle özleştirirsek teşbihin T virüslü kafasını yardığımız gibi, bir de nur topu gibi özeleştiri getirmiş oluruz (ya da sadece -rum, genellemelerden hoşlanmam ahbap). Ben bu heriflerle uğraşmaktan yoruldum. Böyle yüzsüzce, ahlaksızca, vicdansızca, akılsızca, izansızca, insafsızca, pişkince saldırıp duruyorlar ya tıpkı T(ayyip) virüsü yemiş mal zombiler gibi, üstümüze üstümüze gelip her daim üste çıkıyorlar ya, çiğ çiğ yiyorlar ya hakkımızı, hukukumuzu, kafamızı, kalbimizi, etimizi kemiğimizi sömürüyorlar ya, hah işte benim sıtkım sıyrılıyor arkadaş! Yeter lan artık, takatim kalmadı olm, gelsin Alice uğraşsın bana ne ya!!! -demek istiyorum, sonra 18 Mart oluyor, kızım senin ataların böyle mi yaptı, düşman boğazlarına çökünce yılmadan nasıl savaştılar, sen de adam ol sık dişini dayan diyesim geliyor ama kolumu kıpırdatamıyorum, mütemadiyen damıtıyorum. İşte böyle genç. Söyleyeceklerim bu kadar, dağılabilirsiniz! Ya da dağılmayın lan, tek tek görürlerse saldırır şimdi bu eşkıyalar. Birbirinize mukayyet olun çocuum! 

Salı, Şubat 18, 2014


bir an önce yatayım, sabah olsun da danalar gibi kahvaltı edeyim, öküzler gibi rahaaat rahat yiyeyim der mi insan ya? açken ben, ben değilim tamam ama ben hep açım arkadaş, hiç kendimde olamayacak mıyım ben yaa?!!! kimlere soram, nerelere gidem? OY DAĞLAR!!!
yatıyom ben.....

Pazartesi, Şubat 10, 2014


Blogu sadece özel günlerde eli öpülen, hali hatrı sorulan uzak akrabaya çevirdim ya helal olsun bana! Ama elimde değil, elim gitmiyor, o el öpülüyor. Eskiden hiçbir şey olmayan hayatımdaki bir sürü abuk sabuk detayı buradan dünyalara (plural!) duyururken şimdi eskiye nazaran daha hareketli ve de bereketli olan vukuatlarımı paylaşasım gelmiyor. Aynı şey diğer ortamlarda da geçerli biraz, kıstım kendimi, toplumsal gündemsel şeyler dışında özelimle ilgili bir şeyi çok nadir duyuruyorum. Acep n'oldu bana recep?

Gerçi yakında istesem de paylaşamayacağım galiba, recep hepimizi toptan kısacak bu gidişle. O zaman başlarız yine ıssız adadan yayına, hadi bakalım!

Bunun haricinde size söylemek istediğim bir şey yok sevgili okuryan. Nasılsın, iyi misin? Sağlığın yerinde mi? Keyifler iyi mi? Ya çoluk çocuk, torun torbalak? Oh, çok şükür. Ay azıcık şu börekten de al, n'olur darılırım valla. Bu kış da pek kurak geçti, hiç yağmur yok, yazın napçez acep? Neyse artık, bir dahaki bayrama görüşürüz cınım, çok öptüm!

Durun ayol, Derslerle Başım Dertte'nin 6. (yazıyla altıncı) ve son kitabı da çıktı; Benim Abim Bir Kahraman almadan gitmeyin ha! Hadi selametle!


Salı, Aralık 31, 2013

Hoşgel 2014!

Yuki'nin yeni yıl mesajı & bizim yılbaşı pastamız ❤
 Canlar ciğerpareler yeni yıl sevdiklerimiz ve ailemizle sağlıklı, mutlu, huzurlu, başarılı, bol kazançlı ve bereketli, üretken, çokça yazmalı çizmeli ve de okumalı, kahkahalı, neşeli, şanslı, hoş sürprizli gelsin İnşallah; gelirken de hepimize sevgi, anlayış, vicdan, barış, adalet ve iki ekmekle bi kola kapıp getirsin, hadi goçum!!!

 
party in da house! :P

Pazartesi, Aralık 30, 2013

diyır ikibinonüç

Bu sene ben buraları çok boşladım. Yok yok çok boşladım. Öyle böyle değil, çok boşladım. Bu kadar boşlamasaydım iyiydi ama çok boşladım. Epey boşladım yani. Diyerek sıradan, saçma girizgahımı yaptıktan sonra size 580. postumla merhaba diyorum sevgili dostlar! (selam uzaylı, biz puştuz!)

Teaam yaa bu kadan gıy gıy yeter (bkz. gıy gıy: 1. goy goy'un iç bunaltanı 2. gırgır'ın r'leri söyleyemeyeni), biz işimize bakalım. Bilirsiniz ki bloga iş getirmeyi sevmemeadsfadfdgshaha... Ulan tam lafa gircem, töbe est. bi gülme geliyo giremiyorum iyi mi. Yeaa şimdi kossskoca yıl zırt diye geçip gitti ya, OY DAĞLAR. Olm yemin ediyom ben yine bişi anlamadım. Zaten benim herhangi bir şeyi anladığım gün çok başka bi dünyaya gözlerimizi açıcaz. Sonra gelsin foton kuşağı.

Neyse, sebebi ziyaretimiz malum. Yılsonu postu gireceğiz ki, yeni yıl postuna yer açılsın. Her yıl yaptığım yeni yıl mı bize girecek, yoğsam biz mi birleşip ona girelim geyiğini bir kenara bırakıyorum. Bak bu kıyağımı da unutmayın köftehorlar. Yeni yıl kararları arasında yoktu ama sizin için yaptım bi güzellik. Şımarmayın dalarım.

İşte efenim, hazır başlığımız da "diyır ikibinonüç"ken istedim ki sevgili 2013'ün dedikodusunu yapalım, uğurlarken sırtına vura vura gönderelim. Aslında vurmaya kıyamam, baya sevdiydim ben bu seneyi ama madem yenisi gelecek eskiye hemen tekme atmak bizim ata sporumuz olduğu için hemen kolları sıvıyorum. Ben zaten dereyi görmeden de paçalarımı sıvadığım için iyice sıçıp sıvamadan konuyu açıyorum:

Sevgili 2013,

Sen ne güzel bir seneydin. Onüç monüç dediler ama sen hakkatli çıktın. Bol okumalı yazmalı, bol kitaplı, bol imzalı etkinlikli, üstelik de sürprizli bi sene oldun benim için. Tabii en önemlisi sevdiklerimle, sağlıklı ve huzurlu olmaktı. Ki huzur çohönemli; bak ülkeye, bu sene yemediği şamar biber gazı cop kalmadı. Bazısı da kutu kutu ayakkabı parası yedi, daha da kimler neler yiyecek kim bilir ama biz konumuza dönelim. Konumuz ne, tabiisi benim! Az DIYlı, bol gırgırlı, az biraz koşturmacalı, kafi miktarda seyahat-çok miktarda da direniş barındıran, yeni projelerin filizlendiği, eski projelerin yeniden dirilip palazlandığı, dostlukların pekiştiği, benimse yaşlanmayıp büyüdüğüm (yuh artık!), daha bi bilinçlenip kendime geldiğim, yer yer de kendimi kaybettiğim bir yıldın canımınüçü. Giderayak son bir kazık atmazsan seni ilelebet muhabbetle hatırlayacağım. Sen de beni şöyle hatırlarsan sevinirim cınım ^_^

Bitirirken seni çok çok öpüyor, yolda 2014'ü görürsen şu notumu iletmeni rica ediyorum -ki kendisine de sonra iki çift laf edicem zaten:


Sevgi ve selamlarımla...
Sulu Köfte
XOXO


Cumartesi, Kasım 16, 2013

post da mı yazmıyah!

çal keke çal!

Ay canım yaa eski günlerdeki gibi giriş yapmaya çalışmış, kıyamam! Buraların eskiden hep dutluk olması ayrı ama bir de buraların artık eski tadının olmadığının bilmem ağzınla kulakların aynı mı???
Oha ne kadan zaman oldu di mi, böyle sanki ben askere gitmişim de yeni dönmüşüm gibi hissettim, bi de sanki dönüp de bulamamışım gibi, töbe esta... Ama siz de farktınız di mi, blogculuk ölmüş arkadaş, devlet hiç yardım etmiyiir, hep köstek hep köstek, biz de kendi yağımızla nereye kadar...
Yağ demişken, göbişler ne alemde pompişler? Bakıyonuz di mi onlara, besliyonuz yemini suyunu eksik etmiyonuz di mi? Bak önümüz kış, üşümesin yavrucaklar. Taam mı hanımkızım? Hıh sıkı sıkı ört üstünü, yavrum benim!
O değil de (ne peki?) böyle eskisi gibi foto dayri yapcaktım, fotoğraflara bakarken dağıldım iyi mi? Zaten eskisi gibi deyip duruyorum, bunamış olmiim ben Hafazanallah? Bak yine başka bişi diyecektim laf nerelere geldi. Sahi nereye geldi, ben yine kaçırdım, ne diyodum???
Unuttum, siz de bunu izleyin madem:


Haa (yuh hayvan!) bi de mavi saçlı oldum ben ^_^

Pazar, Kasım 03, 2013

İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda Bir Mutlu Köftecik :)


Tabii ben size haber vermeyi unuttum; 2 Kasım günü, yani dün Tüyap'ta imza günüm vardı, Final Kültür Sanat standındaydım tüm gün. Gelen giden, eş dost, eski tanıdık yeni tanıdık dıgıdık dıgıdık derken çok hareketli ve güzel bir gün oldu. En güzeli ise bir anda geliveren çiçeğim oldu; candaşlarım beni oralarda bile yalnız komayıp acayip hoş bir "cest" yaptılar. Çok duygulandım lan :)

Bir de Amerika'ya kitap imzaladım, o çok enteresan oldu. Torunları Amerika'da yaşayan bir amcayla teyze beni arayıp buldular, yakında oraya gideceklermiş, torunları da DBD'yi okuyormuş, ona kitap alıp imzalattılar. Ben gidemeden kitabım gitti yeni dünyaya, işe bak :))

Bu arada DBD'nin beşinci kitabı çıktı: "Kütüphanede Şenlik Var" sizleri bekliyor efenim :)

Çarşamba, Ekim 02, 2013

Salı, Eylül 24, 2013

şekerci mi baban senin?


Biz çok dinledik, biraz da dinlememişler dinlesin köşesine hoşgeldiniz gençler. Birmingham yöresinden geliyor, Editörgiller söylüyor. Bir merhabada dağılan tüm bacılarımıza kardaşlarımıza gelsin, "Sugar"...

Cumartesi, Eylül 14, 2013

bulut olmak


eylül gelmiş, niye söylemiyonuz?

Pazar, Ağustos 11, 2013

doğayım mı yine? niahahaha!

Courtesy of Final Kültür Sanat Yayınları :)

Aslında böyle haince bir başlık atmayacaktım ama kendimi tutamadım. Her zamanki gibi. Doğumgünümün tüm yurtta, yavru vatanda ve yurtdışı temsilciliklerinde coşkuyla kutlandığını biliyorum, sağolun varolun, teveccühünüz ama siz de haklısınız. İyi ki doğmuşum bence de. İyi ki de varım ve elbette bi'taneyim. Ya iki tane olaydım? Yaa gördünüz mü nasıl korktunuz, o yüzden silkelenin ve kendinize gelin sayın köftegiller! Köftenizin de kıymetini bilin. Birlikte nice sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bol kitaplı yıllara çikolar. Hadi beni de ağlatmadan dağılın bakiim. Öperim ;*

Perşembe, Ağustos 01, 2013

yeni post var hanıııııım!

Şu an o kadannn mutluyum ki sevgili pilog! Ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım yemin ediyom! Uzuun aralardan sonra blogspot insafa geldi ve yayını açtı. Sen bilmezsin tabii sevgili okuryan, nicedir yeni post yayınlayamıyordum ben, explorerlardan gizli gizli giriyordum hep ühühühüh :P ama o kötü günler geçti sanırım -bunu yazabildiğime göre???

Neyse yaa merasimi uzatmayalım, zaten ülkenin hali berbat. Benim sevincim de kısa sürdü işte pöh. Ama başka bir sevinçli haber vereyim de sen bari mutlu ol: Derslerle Başım Dertte serisinin 4. kitabı çıktı: Matematik Mutfakta Sevilir! Üsteliiik kendine özel ayraçları da vaaaar! Yaaa :)))


Pazartesi, Haziran 03, 2013

Cumartesi, Haziran 01, 2013

DirenGezi-DirenTaksim-DirenTürkiye


İnterneti de kesmeye çalışıyorlar, spotflux ve hotspot shields programları sorunu çözüyor.