Pazartesi, Mart 22, 2010

The world needs a hero


Höyt!
Dünyanın bir kahramana ihtiyacı vardı ve o kahraman ihtiyaç molası vermişti.
Bıyyy ne banal...
Ve fakat!
Şarkıdan şarkıya, duygudan duyguya savrulan bir bünye olarak hangi şarkı sözünü yazacağımı şaşırdım. Biri der "stranger things have happened", biri der "things have changed"; ben de neye kime inanacağımı şaşırdım sevgili okur... ya da okumaz, keyfi bilir.
Kulislerde dedikodum yapılıyor, "çok sinirliymişim"!
Evet sinirliyim; asabiyim, mazeretim çok ya da yok, kimi ilgilendirir ki? Belki içimde fırtınalar kopuyor, belki ortalık süt liman, belki içime atıyorum, belki dışımdan taşıyorum, ne biliyorsunuz? Kaldı ki, kime ne hakikaten...
Höyt!
Bu aralar nişandan düğünden geçilmiyor, adım atsak kafamıza bir çift düşüyor. Ne lan bu?!
Hayır, madem yiyorsunuz bir halt milleti niye alet ediyorsunuz? Gidin kendi aranızda takılın işte, gençler... ve her zaman genç kalanlar nihaha!
Aman blog, sorma bu aralar pek meşgulüm ama iyi de gelmedi değil bu meşguliyet. Lazımdı lazım... Ama bu meşguliyet arasında bir de yürek yağı eriten cinsten oh canıma değsinler de oluyor ki, yeme de yanında yat... ya da kalk, senin bileceğin iş. Ama ben diyeyim; içinizdeki ah, heves, kursak artığı, ne varsa hepsi eriyip akıyor süzülüyor karışıyor bahar yağmurlarına. Gerisi siz sağ ben selamet. Herkese böyle "gönül soğumaları" diliyorum ciddi manada... ha ha!
Höyt!
Dünyanın ihtiyaç duyduğu kahraman ahanda yukarıda 1.85 yatmakta olan Jensencim ama gördüğünüz gibi kendisi pek oralı değil. Dave Mustaine daha çok bağrınır "world needs a hero" diye ama o da muhalif zati. Amaaan bana nesiyse, dert mi ayol!
Höyt!
Dağılın bakeym...
Böyle çizik çizik de iyi oldu he_

Salı, Mart 09, 2010

"M" Yayında!

Sevgili okurlarım, canım köftelerim ve biricik blogum...

9 güzide parçadan oluşan öykü derlemem "M" Buzul Dünya'dan yayında:
"M"   linkinden ulaşıp e-kitabı indirebilirsiniz. İçindeki öyküler:
Mezarkazıcı
Morg Kaçkını
Mimik Avcısı
Maskulen Amazon
Maşuka
Modemin Bağladıkları
MET1N
Müessese
Masal Isırır Aşkı

Şimdiden afiyet olsun, soğutmadan yorum yapmayı da ihmal etmeyin ;)

Not: Buzul Dünya ahalisine ayrıca teşekkürler :))

Cuma, Mart 05, 2010

kısasa kısas, quizas yavrum quizas

 

# Bilgisayar başında oturmaktan kamburum çıktı, popom mindere döndü, yetkililere sesleniyorum, evde kaldım kalacağım, belediye zabıtaları evi basmadan bu olaya bir el atın, rica ediyorum.
# Mailim iznim olmadan bir sürü aptal gruba üye yapılmış, abuk sabuk politik mailler geliyor, bahsetmiştim daha önce. Artık spamlemekten yoruldum, silip duruyorum sadece. Yalnız, tek ben değilmişim bundan muzdarip olan. Birkaç gündür insanlar şikayet mailleri atıyor, "silin beni gruptan" diye. Dün de amcanın teki "çıkarın beni bu gruptaaaan!" diye serzenişte bulunmuş, amma güldüm ya. Garibim nasıl içlendiyse, "deli değilim ben, çıkarın beni bu kutudan" der gibi kih kih kih yazık be, yazık hepimize.
# Gripti gariplikti derken tam bir aydır evden çıkmadığımı fark ettim, garip ama gerçek, sad but true. Artık insanlıktan tamamen çıktım (çıkarın beni bu gruptan!) ki zati hiç üye olmamıştım, şimdiyse ilişiğimi tamamen kestim, rahatladım. Valla üstüme bir rahatlık çöktü anlatamam size, yakında kedi besleyen çöp biriktiren menopoz teyzelere benzeyeceğim. Bayramda gelin de harçlık vereyim.
# Suede'in Sadie şarkısı ne manyak bir şarkıdır arkadaş. Manyaklık şu ki, dinleyince enzimleriniz depreşiyor, huşu içinde gerçeklikten kopuyorsunuz (çıkarın beni bu kutudan!) ama bittikten sonra yine unutuyorsunuz şarkıyı ve manyaklığını. Sonra bir daha dinlediğinizde depreşiyor yine her şey. O yüzden unutmamak için not ediyorum. Unutma, unuttukça unutma sana gelecek. Unutma, unutulanlar unutanları hiçbir zaman unutmazlar. Utanmazlar!
# Supernatural 4. sezon TNT ekranlarında son buldu, Allah'ın davul edesiceleri 5. sezonu Ekim'de anca verir şimdi, zaten yayın programını da değiştirmişler, zaten dublaj da yapıyorlar dizilere, amma gerzekler ya. TNT'yi T.N.T. koyup patlatmak istiyorum, yetkililere sesleniyorum, kendimi ihbar ediyorum, RTÜK gelsin kapatsın beni. Yalnız hayatıma RTÜK'ün kapatması olarak devam etmeye de pek hazır değilim, bunu da yetkililere belirtmek, saygısızlıkla arz etmek istiyorum.
# Ayrıca kendini adam sananları da Haydar'la tanıştırmak istiyorum. Kendisi haza beyfendi bir doğalgaz borusu kırması demir sopa olaraktan kendilerine nasıl adam olunacağını en iyi ve de en feci şekilde öğretecektir kanaatimce. Yetkililerin dikkatine, saygılar şelale...
# Pazartesi'yi bekliyorum, gözlerim kapalı... Bu da kıssadan hisse. Bitti.
Dağılabilirsiniz... Hatta dağıtabilirsiniz, buyrun efenim.


Cuma, Şubat 26, 2010

ben, keyfim ve kahyası

Biz üç kişiyiz; BEN, KEYFİM VE KAHYASI. Önümüze gelene bin tekme atarız, arkamızdan gelene dönüp bakmayız.

Kimse pahalıdan satmasın kendini, biz biliriz herkesin indirimli günlerini. Akşam pazarına kalanları da, ikinci el satanları da tanırız. Kısaca, takmayız. 

Bizi tanıyan bilir, bilen anlar, anlayan susar, anlamayan uzar. Ayık ol panik yapma, rahat ol trip atma, aldırma façanı aşşa. Fazla söze gerek yok, biz böyle mutluyuz ;)

Perşembe, Şubat 25, 2010

sıyrık

Sıtkının sıyrıldığı an sıyırmışlara karışırsın arkadaş, bunu bilir bunu söylerim. Ayrıca tabağın kenarına sıyrılmak kadar kötü şey yoktur hayatta, istenmediğinin beğenilmediğinin resmidir. Resmi makamlarca sıyrık damgası yersin, fişlenirsin ömür billah kurtulamazsın. Sıyrık sıyrık dolanırsın anca...

10 gündür griptim, ondan öncesinde de 1 ömürdür gariptim zaten; ikisi birleşti çok hoş oldu. Tavsiye etmem, şikayet ederim.

Şu Freebird ne efsanevi, ne mucizevi bir şarkıdır arkadaş. Günde 3 öğün tok karna ilaç niyetine, köfte reçetesi...

Grip garip bir biçimde solunum yollarımı tıkayınca -ki doğrudan burun desen ne olur hıyar!- diğer yollarım da tıkandı bir şekilde, yazamadım bir süre. Çok üzüldüm blog, deprasyonlara girdim deplasmanlarda, gol yedim, çıkaramadım, gaz yaptı çok fecii... gark!

For everything there's a season... for Oz...?!?!

Ayrıca şunu keşfettim ki, mütemadiyen sümük üreten hapşıran ve öksüren bir bünyeye Bear Grylls izlemek hiç iyi gelmiyormuş arkadaş. Herif yakalasa benim çıkardıklarımı da yiyecek demek ki diye diye yastıklara yapıştım, mendiller tükettim. Evet, yokluğunda prangalar olmasa da pastiller eskittim. Böyle de iğrencim.

Cuma, Şubat 12, 2010

female of the species

A thousand thundering thrills await me
Facing insurmontable odds gratefully
The female of the species is more deadly than the male

Shock shock horror horror
Shock shock horror
I'll shout myself hoarse for your supernatural force
The female of the species is more deadly than the male

Oh she deals in witchcraft
And one kiss and I'm zapped

Oh How can heaven hold a place for me?
When a girl like you has cast a spell on me
Oh how can heaven hold a place for me?
When a girl like you has cast a spell on me

Frankenstein and Dracula have nothing on you
Jekyll and Hyde join the back of the queue

The female of the species is more deadly than the male

Oh she wants to conquer the world completely
But first she'll conquer me discreetly
The female of the species is more deadly than the male

300. post'umuzun üstüne sifonu çekmişiz maalesef, Space'e ve onların güzelim şarkısı "Female of the Species"ine 301. kısmet oldu. Zaten her şey kader kısmet değil mi ve her şey de "female of the species"in başının altından çıkmıyor mu?

unidentified self-punching organism

Kendimi yumruklamak istiyorum sevgili okur. Hem de öyle böyle değil, bir yakalasam ağzımı burnumu kıracağım keratayım. Üstelik bir de unidentified cibiliyetsiz! Ya bir de, yaptığım şeyi bilsen sevgili okur, sen de yumruklamasan bile gelir yüzüme tükürürsün. Öyle ki, beş yaşında çocuk yapmaz benim yaptığımı. Ama gel gör ki, bu bünye, bu kendini yumruklayası ne idüğü belirsiz organizma, beş yaşındaki bir çocuğun bile zekasına ve sağduyusuna sahip değil! Ayrıca sahiplik ne demek; daha kendine bile mukayyet olamıyor, değil ki başka birine ya da bir şeye sahiplik edecek! İşte böylesi de sinir oluyorum, tiksiniyorum, ıyyyyhhh uyuz oluyorum kendime!!! Yani hata yapılır da, böylesi mi yapılır be kızım? Bu ne ya, öğğğhhh! Olacak iş mi bu şimdi, koskoca kazık kadar hatta eşşek kadar ve hatta kadarını bırak direkt eşşek bir kızsın sen!!! Olur mu yavrum, olur mu canım, olur mu gerizekalıııııııııııııııııııııııııııı???!!!! Neyse artık, olan oldu, İnşallah bundan sonra başka bir şey olmaz da sağ salim yırtarım... of ya!
Tek tesellim ideal boyfriend'imin Dean Winchester çıkması, ki kendisi yanlışlıkla(!!) koskoca apocalypse'i başlatmış birisi; yavuklusu olarak bana yakışan da buydu zaten, başka türlüsü olmazdı, aferin bana!

Salı, Şubat 09, 2010

kış güneşi

Biz daha ilkokuldaydık...
Renkli, kokulu not defterleri biriktirir, bazen de birbirimizle takas ederdik.
Kral TV'nin kral olduğu zamanlardı... 
Top Ten listelerini kaçırmaz, sıradaki şarkı için sıraya girerdik.
 Kış Güneşi en sevdiğimiz şarkıydı.

Artık çok geç yalvarma
Dönüş yok o yıllara
Bil ki sana bu son veda

Damla benim en iyi arkadaşımdı...
Onu çok severdim, başkasıyla kanka olacak diye aklım çıkardı.
Henüz aramıza yıllar, mesafeler girmemişti.
20 yaşımıza çok vardı daha...
Dolayısıyla onun ölümüne de...

Yanlış bahar
Kış güneşi
Yoruldum her bulduğumda
Kaybetmekten seni

İnsan bu kadar genç yaşta bir arkadaşının cenazesine gidince tuhaf oluyor.
Onun gibi birinin artık hayatta olmadığını düşününce...
Hayatıma devam ediyorum elbette ama Damla hep aklımda.
Son beş yıldır ne yapsam,
"Damla bunu yapamıyor, o artık yok" diyorum.
Ne zaman Kış Güneşi'ni duysam içim cız ediyor.

Azar coşar deli gönül
Bu gözler ah neler görür
Hasret bana göre değil
Özlemin içimde
Yine seni büyütür

Onunla ayrı kaldığımız on yılda olduğu gibi, onsuz geçen bu beş yılda da çok şey değişti.
Ben çok değiştim.
Artık ilkokuldaki kız değilim.
Ne Tarkan dinliyorum, ne de kokulu not defterleri biriktiriyorum.
 Daha katı, daha asabi, daha karamsarım.
Daha kapalıyım.
Bakmayın blogda ahkam kestiğime...
İlk en iyi arkadaşıma bu veda yazısını bile ancak beş yıl sonra yazabiliyorum.
Dedim ya, artık her şeyi içimde biriktiriyorum.
Yanlış zamanda yanlış insanlara tutunmanın imkansız olması gibi...

Kıyamete kadar
Kapattım kalbimi

Elveda...

Pazartesi, Şubat 01, 2010

shadowboxer

Görgüsüz müsün kızım, buraya da yemek resmi konur mu? Konur! Maksat yemek yemekse gerisi teferruattır!

Yapılacak işlerden üçünün üstünü neşeyle çiziktirdik, gerisi kaderin cilveli ellerine kalmış sayın seyirciler, sevgili tamaşacılar!

O iki parmak benim, evet; biri serçe, biri yüzük... Yalnız yüzük neden yüzük parmağında değil de serçede, o da bir muamma... ama?

Hayat, pazar sabahı mahmur mahmur yapılan bir kahvaltı gibi olmalı... Uykulu, yumurtalı, yağlı, nutellalı :))

Star Wars fırtınası her Pazar saat 22.00'de cnbc-e'de devam ediyor sevgili izleyenler, heyecanla seyretmeye ve hasretle beklemeye devam ediyoruz, lütfen televizyonlarınızın ayarıyla oynamayınız!

Forgotten Realms olayına dalmış bulunuyorum ve fekat daldım da çıkamıyorum. Drizzt'e bağlanmış durumdayım; elin zenci elfi cücenin kızına hallensin, biz de kendimize vazife çıkaralım, olacak iş mi Allasen sevgili okur?! Ancak o Pikel yok mu o Pikel, Bouldershoulder'ım yeşil sakallım, her eve lazım! :))

Türk Kadın Blog Yazarları: where men can link but can't touch ;))

Shakespeare'in "Taming of the Shrew"una taktım bu ara, ağzımda da "All's well that ends well"... Hayırlısı :P

Deaths of Ian Stone'u izledim dün... Öylesine başlamıştım ama ciddi ciddi hoşuma gitti kerata, tavsiyeler efenim.

"Hamam" Gölge e-dergi'nin Şubat sayısında yayınlandı, "Morg Kaçkını" da Xasiork'un Ölümsüz Öyküler 2009 e-kitap'ında bulunmakta; linkler ise şöyle:

gölge e-dergi şubat sayısı

xasiork ölümsüz öyküler 2009

Gerisi selam sabah ;)) 

Perşembe, Ocak 28, 2010

dikkat geyik çıkabilir!



Çıkar ise de vururuk beyim, ne hacet!
Hacet burda olmadı sanki ama neyse hadi...
Hacet bir de kötü bir şeydi gibi gibi...
Ağzımda bozuk bu aralar, daha demin büyüklerimin yanında ağır bir küfür salladım, ağzıma acı biber süreceklerdi dar kaçtım :P
Neyysse...
Bu da böyle bir anımız olsun,
maksat muhabbet olsun,
hem de geyiğinden :))
Geyik benim, geyiğin içindeki ayak ve bizatihi çorap da*

Pazar, Ocak 17, 2010

resimsiz, altyazısız, art niyetsiz

Israel Kamakawiwo'ole - Somewhere Over The Rainbow'u söylüyor, mafsallarım gevşiyor. Bak demin bir şeye sinirlenmiştim, onu bile unuttum. Her neyse, her neyse...


Çok işim var sevgili blog. Yapmam gereken çok önemli bir şey var ve o şey üç parçadan oluşuyor. Dolayısıyla yapmam gereken üç şey oluyor, bu da beni kasıyor. Kasmam da gerek zaten; çünkü kasmadan hiçbir şey elde edilmiyor. Bir şey elde edeceğimden de değil aslında, bu kazananı olmayan bir mücadele gibi. Zamana, sayfalara, "onlar"a ve kendime karşı bir meydan okuma daha çok. Ama sonunda kazanmak yok; önemli olan yarışmaya katılıp yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemek. Gerçi yarışmacı arkadaşlara başarılar dilemek yerine daha güzide laflarım var ama burada söylenmez sevgili blog. Neyse...


Rutin bağımlısı bir insanmışım, bunu gördüm bunu anladım arkadaş. Rutin, rutin rutin değişebilen bir rutin olabiliyor arada, o da çelişki, rutinse değişmez, değişirse rutin olmaz ama demek istediğim, zaman zaman bir rutin eskiyip yerine yeni bir rutin gelebiliyor. İftar öncesi Bondi Beach gibi, sabahları kahve ve internet gibi, gece tv ve tarçınlı ıhlamur kuşburnu çayı gibi, Wipe Out ile çekirdek ve limonlu soda gibi... Sıkılana kadar. Sıkıldıktan sonra yenisi. O da eskiyince bir daha. Demek ki neymiş, biraz sıkılgan bir köfteymiş. Neyse ne...


Avatar'ı 35 mm izleyen nadir insan evlatlarından biriyim, mutluyum gururluyum, optik adaptasyon sorunluyum. Ne yapayım yani? Verdikleri gözlükler hiçbir halta yaramıyor, oturduğun koltuğun lokasyonu çok önemli, ayrıca 3D'den hiçbir halt anlamıyorum, teknolojiyle kavgalıyım (bkz. mouse'un boğumlarında, vandalizmin doruklarında başlıklı post -kurt postunda kırmızı başlık, serbest çağrışımın yollarında :P) Her neyse işte...


O değil de, bir şey diyecektim unuttum. Valla bak sevgili blog, hani olur ya. Yalanmış meğer deyip geçiştirmek isterdim ama aklıma takıldı şimdi, akşama kadar da çıkmaz. Uf ya, saçmalamak zor zenaat. Uzundur buraya saçmalamamışım, onu anladım. Hehe sanki "uzundur buraya sıçmamışım" der gibi oldu, ayyy çok ayıp ya, ne terbiyesiz bir insan oldum çıktım ben, hep sokaktan öğreniyorum sevgili blog, arkadaş kurbanıyım, ahlakımı bozuyorlar benim. Şikayetçi değilim :))


Bak Bjork - It's Oh So Quiet çalmaya başladı, yine bir gevşedim ben. Ne diyeceğimi de hatırladım:

Bazen resmi açıkça göremeyebiliriz. Altyazıları da seçemeyebiliriz. Hatta görebildiğimiz halde anlamayabiliriz. Önemli olan art niyetsiz olmamız. Sonuç olarak, We All Live In The Yellow Submarine... No Panic ;)

Pazartesi, Ocak 11, 2010

Buzul Dünyada bir küçük suluköfte

Nasıl da unutmuşum amanın! 
Bizim çocuklar sanal alemde "tükan" açtılar, adını da "Buzul Dünya" koydular. Bu küresel ısınmada ne buzulu demeyin; serin serin yayınlıyoruz, ne var?
Üstelik blogun haricinde, bir adet de kendi resmi sitesi var (resmi site ne demek be, yeminli mali müşavir gibi!); kısacası buyrunuz buradan bağlanınız: buzul dünya 
Ve ayrıca bendenizin de naçizane biyografisi mevcut "yazarlar" bölümünde: suluköfte 
"Eserler" kısmındaki birim sıfır cilt 1'de de "Nil'in Gizemi" adlı öyküm mevcut; okuyunuz okutunuz yorumsuz bırakmayınız efenim ;)


Not: Bugün de amma post girdim yafu, hayırdır İnşallah, hayırdır İnşallah!

Mouse'un boğumlarında vandalizmin doruklarında


Asla sakin bir insan olduğumu iddia etmedim; hatta deliliğim, cadılığım, vandallığım ya da inatçılığım, her neyse kabul ettim, öptüm başıma koydum. Ama...


Vandallık da bir yere kadar, okur! Sen misin bozulan her elektrikli aleti vurma ve darp etme yoluyla çalıştırmaya çalışan? -Evet, benim- Al o zaman, al al al!!!


Mouse bozuldu; bozulmakla da kalmadı, benim darbelerime dayanamayıp -evet, sanal darbe yaptım, çok güzel oldu, koyiim mi bi kaşık?- kırıldı. Kalbi kırık bir fareden daha kötüsü şeysi kırılmış bir mousedur arkadaş, bunu gördüm bunu öğrendim ben bugün! Çalışmadı çalışmadı çalışmadı!


Allah'tan melek gibi bir babam ve onun kadar olmasa da, dünyalar iyisi bir Metin Abim var. Metin abi bilgisayarcı komşumuz; tükanı var kendisinin, sesleniyorsunuz "Metin abiiiiiii yetiiiiiiiiiiiiş!" diye, hemen geliyor Heman gibi. Tabii melek babam sayesinde benim bağırmama da gerek kalmıyor -ben zaten vandalım, bağırmam, vururum!- o çağırıyor, Metin Abi geliyor; mükemmel bir takımlar. Bir nevi Batman & Robin gibiler; yeni mouse alıyorlar, takıyorlar, bir anda her şeyi çözüyorlar. Maaşallah onlara, USB çoklayıcı almak bana...


Not: Teknolojiden anlamayan feminite modelimi de yaptım, huysuzum gurursuzum, otururum aşşa! Oh misss...

let the sunshine in

Yeni yılın ilk ödülünü almış bulunuyoruz sevgili köfteler! Sevgili blogdaşımız aydedeye havlayan bloglar arası verilen "Sunshine Award"a layık görmüş bizi, ona tekrar teşekkürlerimizi sunarken biz de kendi sunshine'larımızı seçeceğiz ve ödülleri dağıtacağız. Yalnız 12 ödül olması gerekirmiş ama cimriyim ben, o kadar blog çıkmaz benden :P Eh artık çıktığı kadar canlarım, ne de olsa suluköfteyi sizler var ettiniz; yemediniz yedirdiniz, içmediniz içirdiniz, giymediniz giydirdiniz, bugünlere getirdiniz, iyi de halt ettiniz! :D Ve şimdiiiiiiiiiiiiiiii... davul efekti istiyorum; drum drum tıssssss!!!


İlk günışığımız mrl'a gitsin: eski cinemographer, yeni spormographer, o benim canım, o benim blogsister'ım :)) bu ödül uğurlu gelsin ona ve bliss'ine kavuşsun sonunda ;)


İkinci günışığımız inci'ye: en orijinal zamazingoları hep onun blogunda gördüm, kendisi gibi blogunu da sevdim :) o bir chicik, o bir incicik, cik cik :))


Üçüncü günışığımız okan'a: en komik o, en uzun yazan o :)) üstelik bir de hukukçu!


Dördüncü günışığımız buzuldünya'ya: bir kere sanal yayınevi, baştan kazanıyor :)) dileriz ki hep kazansın, hep yayınlasın, hep varolsun!


Beşinci günışığımız çizgiromanokurlarıplatformu'na: eh çizgi roman okurları platformu, daha ne olsun :))


Altıncı günışığımız briefistan'a: reklamın ve reklamcının galaksi rehberi...


Yedinci günışığımız gölgedergi'ye: uzun soluklu, fantastik, edebi, çizgili, dergi, gölgeli... o olmasın da kim olsun :))


Sekizinci günışığımız üçdişikişi'ye: bir kere adresleri "köfte gibi", bu bile yeter onları köftekardeşi ilan etmem için, ki onlar bir de üç dişi kişi; sırma tuğça ve zeynep :)


Dokuzuncu günışığımız sarhoşbalıkvetopalmartı'ya: ismi yeter be :))


Böylelikle ödülleri eksik de olsa dağıttım, rahatladım blogseverler; postumuz, yorumumuz ve ödülümüz bol olsun!

Sefkiler... ;)
   

Pazartesi, Ocak 04, 2010

kırmızı başlıklı cadı





Yeni yılda aşağıdaki post'a koyduğum resmin haricinde -ki adamceğiz haklıymış, şapkayı taktıktan sonra cadılık seviyemde bir artma ve yırtıcılık katsayımda inanılmaz bir yükseliş tespit ettim ama başkalarının acılarından bize ne, biraz da benden bahsedelim :PP- bir süredir aklımda olan konu şuydu: Büyük hain kurt ile Kırmızı başlıklı kızımızın hali... 
Hani ecnebiler (!) der ya "big bad wolf" diye, işte o abimiz. Yalnız kırmızı başlıklı kız ile "little red riding hood" karşılığını bir türlü bağdaştırmamışımdır bünyemde. Bunun sebebi şahsımın daha çok "big red witching hood" kıvamında bir karakter olması olabileceği gibi, uzun bir süreden sonra tekrar keşfettiğim muhteşem bir şarkı da olabilir. 
Şarkının orijinalini Sam the Sham and The Pharaohs söylüyor ama şimdiye kadar bir sürü cover'ı yapılmış haliyle, adı da "Little Red Riding Hood"... Buraya kadar bir numara yok ama muhteşem kısmı şu ki, şarkı kötü kurdun bakış açısından yazılmış. Zavallı kurdumuz sevgili kırmızı başlıklı kızımıza aşık ve şarkı boyunca duygularını dile getiriyor :PP Eh sanırım hanım kızımız da hain kurda karşı boş değildir diye düşünüyorum, ki bunu sadece benim çarpık ve hastalıklı romantizm anlayışım söylemiyor. 
Kırmızı Başlıklı Kız masalının bazı versiyonlarında, ki çocuk masallarının orijinallerinin aslında gayet dehşet verici korku hikayeleri olduğu göz önüne alınırsa oldukça makul görünüyor, kırmızı başlıklı kızımız aslında genç bir kızdır ve hain kurt rolündeki yabancıyla bir takım münasebetler kurar, hatta çok uç bir versiyonda sevgilisi hain kurdun öldürdüğü büyük anneyi birlikte yerler. Tabii bu kadarı benim bünyem için bile fazla ama yamyamlığı (ve büyük anneyi!) hikayeden çıkarırsak elimizde bir adet yasak aşk kalıyor. Eh kırmızılar içindeki gayet çekici masum bir kızla kötülüğün ve vahşiliğin cazibesini taşıyan duygusal bir kurdun ya da kurtadamın ilişkisi de o kadar garip gelmese gerek, değil mi sevgili masalseverler? Hele de kurdun yukarıdaki gibi harika bir motorsikleti varsa :DD

Sonunda gökten üç elma düşmese de elimizde bir adet cadı, bir adet motorsiklet ve bir adet de şahane şarkımız var; buyrun sözleri burada, dinlemek isterseniz de grooveshark'tan derhal aratabilirsiniz. Afiyetle yiyiniz ;)

Not: Şarkı bir kurt uluması ile başlayıp sahte bir kuzu melemesi ile bitiyor, eh herhalde yani! :DD


Owoooooooo!
Who's that I see walkin' in these woods?
Why, it's Little Red Riding Hood.
Hey there Little Red Riding Hood,
You sure are looking good.
You're everything a big bad wolf could want.
Listen to me.

Little Red Riding Hood
I don't think little big girls should
Go walking in these spooky old woods alone.
Owoooooooo!

What big eyes you have,
The kind of eyes that drive wolves mad.
So just to see that you don't get chased
I think I ought to walk with you for a ways.

What full lips you have.
They're sure to lure someone bad.
So until you get to grandma's place
I think you ought to walk with me and be safe.

I'm gonna keep my sheep suit on
Until I'm sure that you've been shown
That I can be trusted walking with you alone.
Owoooooooo!

Little Red Riding Hood
I'd like to hold you if I could
But you might think I'm a big bad wolf so I won't.
Owoooooooo!

What a big heart I have-the better to love you with.
Little Red Riding Hood
Even bad wolves can be good.
I'll try to be satisfied just to walk close by your side.
Maybe you'll see things my way before we get to grandma's place.

Little Red Riding Hood
You sure are looking good
You're everything that a big bad wolf could want.
Owoooooooo! I mean baaaaaa! Baaa? 


Perşembe, Aralık 31, 2009

Miminiz kutlu olsun!


Sene bitmiyor ki yeni bir mim bizi bulmasın sevgili köfteseverler! Bu sefer de canımız kanımız biricik Mrl'imiz mimlemiş bizi en simlisinden :D

Tam da 2009'un son günündeyken yılın son postuna uygun bir konu hem de: 2009 "keşke"leri ve "iyi ki"leri... Bünye olarak "iyi ki"lere asılıp kasılmamaya, "keşke"lere takılıp kalmamaya özen gösteririm ama hazır cadı şapkamı da takmışım, senenin sonuna gelmişim, eh Mrl'den de mimimi almışım daha da kim tutar beni?! Hem şapkayı satan adam da dedi, "Bu şapkayı takan dünyanın en büyük cadısı olur." Adama şöyle bir dönüp baktım, "Sence bunun için o şapkaya ihtiyacım var gibi mi duruyorum?" Yutkundu kaldı garibim, pazarlığı da ben kazandım haliyle niahahooy!

Şimdi gelelim köftenin faydalarına, mimin kurallarına ve 2009'un 3 topuna...

"Köfte, 2009'da iyi ki yapmışım dediğin 3 topu yuvarla!"
1. Tezi yazıp mastırı bitirmişim 
2. Hamam'ı yazıp yarışmaya göndermişim  
3. Kocaeli'ne gidip fuara katılmışım, o konuşmayı yapmışım ;))


"2009'da iyi ki yapmamışım dediğin 3 topu yuvarla!"
1. Bazı teklifleri  kabul etmemişim
2. İnsanların ne dediğini takmamışım 
3. İşe girmemişim :P


"2009'da keşke yapsaydım dediğin 3 topu daha yuvarla!"
1. Kanada'ya gidip set bassaydım :D
2. Tezi Türkçe'ye çevirseydim 
3. Hayal ettiğim projeyi gerçekleştirseydim


"2009'da keşke yapmasaydım dediğin 3 topu daha yuvarla!"
1. Tae-bo'yu bırakmasaydım
2. Evde terör estirmeseydim
3. Bu kadar çok oyuncak araba almasaydım :D

Bazıları 3 toptan istopa, yakantopa, hatta dondurma topuna dönüşse de mimli listemiz şimdilik böyle. Dileyelim ki yeni yılda "iyi ki"lerimiz bol, "keşke"lerimiz az, hatta mümkünse sıfır olsun ;)

Mutlu yıllar sevgili köfteler! 
F.Ö.Ş.
;) 

Cuma, Aralık 25, 2009

Mimli Yıllar :)

2010 Ne Getirsin? 

Mim mim mimlenmişiz sevgili köfteseverler, Aydede sağolsun :) O yüzden hazır mimini de bulmuşken yeni yıl dileklerimizi sıralayalım, çam ağacının altına koyalım :))


Ama öncesinde isterim ki sevgili 2009'a da bir saygı duruşunda bulunalım. Amacım hesap kitap defterini çıkarıp sevgili 2009'u borçlu çıkarmak değil (zaten muhtemelen ben borçlu çıkarım, o yüzden aman susayım :P) Ama hatrı da kalmasın, yazık ya... Zaten bunları her yılbaşında yaşlı adam olarak resmedip yanına da en çıtırından bir yeni yıl bebesi koyuyorlar, çok üzülüyorum hallerine, canım yaa :P


Bu vesileyle bir bakalım efenim, 2009 nasıl bir yılmış?
Hiç de fena değildi bence. Yandan çarklı, façası sağlam, eli yüzü düzgün bir arkadaşımızdı. Tezli, romanlı, ödüllü, öykülü, Oz'lu ve hakikaten de Supernatural bir yıldı :)) İş ve para bakımından pek verimli geçmese de, küçük mucizeler ve hayırlı kısmetlerle gönlümüzdeki yerini aldı hakkıyla. Kendisini saygıyla selamlıyor ve sevgiyle uğurluyoruz :))


Gelelim 2010'a... Neler olsun 2010'da?


En önce sevdiklerim yanımda olsun; özellikle de ilk 5'im hep benimle olsun, o 5 kişiye ek olarak diğer sevdiklerim ve hatta seveceklerim de olsun. Sevdiklerim dizimin dibinde, sevmediklerim benden uzak olsun :))


Sağlık olsun elbette; sağ salim, dinç diri, enerji dolu bir yıl olsun.


Bol yazmalı, bol üretimli, bol romanlı, bol öykülü ve bol Oz'lu bir yıl olsun :)) Devamlı yazayım, yazdıklarım basılsın, satsın, okunsun, hatta çekilsin, yayınlansın, izlensin  -arada bir de ödül de olsa fena olmaz hani (çıldırsaydım bi de!) :))



Bunların ardından haliyle bir miktar para da istemek lazım :) Yani deliler gibi değil elbette ama en azından şu kahrolasıca öğrenim kredisini bitirecek ve beni bankacı, sigortacı, kaportacı vs.cı olmak zorunda bırakmayacak, istediğim gibi yazıp çizip okumamı sağlayacak kadar... Belki biraz daha... Ve sonra biraz daha (tamam durdum) :))

Huzur olsun... Sanki hayatımız Bahamalar'da, Hawai'de geçiyormuş gibi, her sabah kumların üzerinde uyanıp yüzerek güne başlıyormuşuz gibi, palmiye gölgesinde hamakla sallanıp hindistancevizi kabuğundan kahve içiyormuşuz gibi... Aynen öyle keyifli, huzur dolu ve sakin bir yıl olsun :))


Supernatural olsun :)) Sadece dizi anlamında değil ama geçen sefer çok yürekten dilemiş olmalıyım ki, bu sene de dilemeden edemiyorum; beklenmeyen küçük mucizeler ve güzel sürprizler olsun. Bol bol gülelim gülümseyelim, kahkaha krizlerine girelim, aptal espriler yapıp sırf kendimiz gülelim ama ne yaparsak yapalım hep eğlenelim ve mutlu olalım :))


Böyle bakınca çok şey istiyormuşum gibi duruyor ama isteyenin bir yüzü demişler, ne yapalım! :PPP


Netice itibariyle herkeslere mutlu, sağlıklı, huzurlu ve sağduyulu yıllar diliyorum. Hemen ardından da mimliyorum sizi Mrl, Çavlan ve Okan! :))

Pazar, Aralık 20, 2009

yolculuk nire hemşerim?!


"Nerelisin hemşerim?" sorusunun akabinde gelen "Neresinden?"e verilen "İçinden," cevabına karşılık ben de "Yolculuk nereye?" sorusuna "İçine" cevabını vermek istiyorum. Peki neyin içi? 
Avuçiçi, ceviziçi, kavuniçi, canımıniçi...
Aklınıza gelebilecek her iç kabulümüz bu günlerde ama en çok "kendiiçim" sanırım gitmek istediğim yer. 
Kaplumbağa misali kendi içime çekilmek, zorlanan kumanda tuşu gibi kendi içime kaçmak istiyorum.
Çünkü dışarısı çok gürültülü, acayip kalabalık. Her kafadan bir ses, bin dert çıkıyor. Duyduklarıma inanamıyorum, gördüklerim fazla geliyor, bildiklerim içimi daraltıyor. Peki ama içim daralmışken ben o içe nasıl kaçıp nasıl sığacağım, ha? Sorarım size!

Cevap beklediğimden değil ama bu aralar Kansas plakalı bir '67 Chevrolet bulsam arkama bakmadan atlayıp gideceğim. Arkama bakmayacağım; çünkü arka koltukla bagaj dolu olacak. En sevdiğiniz beş insanı, beş kitabı, beş giyeceği, beş albümü, beş filmi seçip yanınıza alsanız sadece ve beşte beş yapıp "arkayı beşleseniz", yetip de artmaz mı zaten?
Olmaa mı?
Olar be :))

Not:  "Klişelere bayılırım, listemi de yaparım" diyorsanız;
5 insan: C.Ş., R.Ş., M.P., H.D., S.B. ;) öperim!
5kitap:  Hayvan Mezarlığı (Stephen King),  Tehlike Şehri (öykü antoloji), Gülen Ceset (Anita Blake serisi-Laurell K. Hamilton), Mülksüzler (Ursula K. Le Guin), Mezarlık Kitabı (Neil Gaiman)
5 giyecek: Kot pantolon, kısa kollu t-shirt, parmak arası terlik, spor ceket, bağcıklı bot
5 albüm:  Hile yapıp sevdiğim müzisyenlerin karma şarkılarından oluşan beş CD hazırlardım herhalde (ipod ne ki?); Morrissey, AC/DC, Pearl Jam, HIM, Şebnem Ferah
5 film: The Crow, Hellboy I-II, Wristcutters: A Love Story,  Secret Window,  Eternal Sunshine of the Sporless Mind (Haha yine hile yaptım, Hellboy'un iki filmini tek filmmiş gibi saydım :PP) 

Eh yani olabiliyormuş pekala, olmazsa kalanları yoldan toplarız ördek gibin be ya :)) 


Cuma, Aralık 11, 2009

chi loves everybody

-Aslı "She loves everybody" olan harika bir Chester French şarkısını modifiye ederek reiki şeysi yaptım bir nevi chi ile, sebebi son paragrafta ama öğrenebilmek için aradaki paragrafları da okumak zorundasınız :PP
 Normalde bebek düşkünü bir insan asla değilim, hatta daha dün BuddyTV'nin Dexter testinde "Which one of these gross things are you most comfortable around?" sorusuna "Kids" yanıtını vermiş bir insanım, ki diğer şıkların "Blood" ve "Dead bodies" olduğu düşünülürse, benimki gayet makul bir cevap. Yani çocuklarla sadece zeka yaşımızın yakınlığı nedeniyle iyi anlaşırım. O kadar. Ve fakat etrafımda bir sürü doğum gerçekleşmekte, bebekler doğmakta, insanlar üremekte. Canım Aslıhanım'ın Serhat'ından sonra sevgili üst komşu abi ve ablamızın Efe'si katıldı aramıza, hoşgelmişler sefa getirmişler, sağlıklı ve mutlu bir ömür sürsünler İnşallah ;)

Mesajımızı iletip resmimizin anlamını da açıkladıktan sonra ajanstan haberlere geçebiliriz sanırım...

Radyo Eksen'in tombul esmer hatun düşkünlüğü devam etmekte sevgili köfteler, Miss Platnum'la başlayan köfte hatun çılgınlığı The Gossip ve solisti Beth Ditto ile devam etmekte. Bence hiçbir mahsuru yok, Beth'i Platnum'dan daha çok severim, özellikle de 2007'deki Swarovski Fashion Rocks performanslarından sonra... Ancak genel olarak rock müzik adına bir düşüşte sanki Eksen. Mesela, Eksen'in yanında ikinci sırada bir alternatif olan Rock FM her daim sadık rock müziğe. Garip karışımlar, alternatif arayışlar yok. Sahici Rocker'ın Rehberi şeklinde, araya Türkçe Rock'tan örnekler sunarak ve bizi de aydınlatarak devam ediyor yoluna. Tebrikler, takipteyiz.

"Dünyayı sallayan hatunlar" konusuna gelirsek; Coco Chanel'den bahsetmek istiyorum. Şimdi Swarovski Fashion Show'du, efenim Chanel'di derken sanılmasın ki modayla alakam var. Yeni yıldan yeni yıla Victoria's Secret defilesi izleyen, ancak hiçbir zaman modayı takip etmeyerek kendi modasını yaratan (!!!), ki rahatlık ve salaşlık ne zamandır moda sorarım size, bir bünye olarak geçen hafta ve bu hafta Perşembe olmak üzere Cnbc-e'de iki bölüm olarak yayınlanan Chanel filmini izledikten ve ardından ufak bir araştırma yaptıktan sonra hayran oldum hanımefendiye (matmazel). Başarılı, bağımsız ve hayallerinin peşinden giden güçlü bir kadın olarak bile zaten takdire şayan iken, bir de kadın modası hakkındaki çığır açan görüşleriyle gönlümüzdeki yerini kazandı. Matmazelin de dediği gibi, "Fashion fades, only style remains the same". Başarısızlıklarla kösteklenmeyen, aksine azimlenen, kim ne derse desin yoluna devam eden ve istediğini yapan bir kadın Gabrielle "Coco" Chanel ve sözleriyle de tasarımcıdan çok filozof mübarek. "Luxury must be comfortable, otherwise it is not luxury" diyerek benim de hayat felsefemi özetliyor kısaca ;))


Böylece "chi" ile başlayan postumuzu da "she" ile noktalıyoruz sevgili feministseverler. Ve fark ediyoruz ki, İngilizce'de kadın zamiri olarak kullanılan "she" kelimesi ile Çin kültüründe yaşamın özündeki enerji anlamında kullanılan "chi" kelimesi birbirine ne kadar da benziyor ;))
Chi'niz de she'niz de bol olsun; evren sizi sevgiyle kucaklasın sevgili köfteseverler!
-Evren kim lan?!!

Pazar, Kasım 29, 2009

kurban



"Ablanız kurban olsun size!" şeklinde bir giriş yapacağımı sanıyorsanız yanılıyorsunuz (ki yaptım bile heyhat) ancak şu mübarek Kurban Bayramı'nda kendini kurbanlık koyun, pişmiş tavuk ve türevleriyle aynı kefede ve hissiyatta gören şu küçük köfte kardeşinize de yaparsınız bir kıyak diye düşünüyorum. Di mi, hı?

Gerçi çevirdiğim tekliflerin vakti gelip de gerisin geri tepişerek beni çevrilmiş kazdan beter edeceği düşüncesi kemiriyor içimi. Yani bunları da bulamamaktan korkuyorum ama bir yandan da kabul edersem başıma geleceklerden (pişmiş tavuk+kavrulan kaz) daha çok korkuyorum canım köftelerim. Ne yapacağımı bilemiyorum, ne yapmayacağımı ya da yapamayacağımı biliyorum sadece. Sıfıra sıfır elde var sıfır...

Birileri mail adresime gerzek google gruplarından mailler atıyor politik içerikli. İyi ki Bruce'u politik nedenlerle terketti mdedim, hemen üşüştüler başıma. Hayır kardeşim, ben sandığınız politiklerden değilim, tatlı su balığıyım ben, gelmem öyle oltalara yemlere. Hadi başka kapıya!
Ayrıca gerzek mail motoru da spam'lere bir şey yapamıyor, kendilerini kınıyor, bayram günü spamleri tutulsun diyoruz, hıh!

Arkadaşımı evlendirdim, şahit oldum. Gittim, gördüm, duydum, anlattım. Dedim böyleyken böyle memur amca, kıy bunlara! Zaten amca da bizi (damat+gelin+2şahit) görünce başladı gülmeye. Bir ara korktum ahan da diyecek veliniz nerede çocuğum sizin, gidin de büyüyüp gelin! Ama yok, çoluk çocuk demeyip kıydılar gayet arkadaşlarıma. Enişte iyi ama, evlat edinecekler beni. Zaten o yüzden şahit oldum, aşklarının meyvesi olaraktan :)) S. &E. Orhan çiftine ömür boyu mutluluklar diliyor, bir yastıkta kocasınlar diyoruz :))

Kurban bayramında kedi resmi ne alaka?

Koskoca yıl bitiyor sevgili köfteler. Şimdi bunalım bunalım depreşmez miyim ben? Depreşirim tabii! Ama bekliyorum, yeni yıl biraz daha yaklaşsın, o zaman başlarım şikayete, şimdilik biriktiriyorum. İçime atıyorum hep sevgili okur, sorma, çok hassas bir bünyem var. Dokunmayın ağlarım. Ya da dokunun lan, bana ne. Dokunulmazlığı olanlar utansın.

Greek'teki Cappie'ye taktım şimdi de. Bir insan evladı öyle rahat, öyle sevimli ve öyle tasasız olmalı. Budur diyorum.

Başka da bir şey diyemiyorum sanırım; çünkü bu hafta da bize ayrılan pasajın sonuna geldik canlarım. Başka paragraflarda ve başka palavralarda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın. İyi bayramlar, mutlu tatiller...