Cumartesi, Kasım 16, 2013

post da mı yazmıyah!

çal keke çal!

Ay canım yaa eski günlerdeki gibi giriş yapmaya çalışmış, kıyamam! Buraların eskiden hep dutluk olması ayrı ama bir de buraların artık eski tadının olmadığının bilmem ağzınla kulakların aynı mı???
Oha ne kadan zaman oldu di mi, böyle sanki ben askere gitmişim de yeni dönmüşüm gibi hissettim, bi de sanki dönüp de bulamamışım gibi, töbe esta... Ama siz de farktınız di mi, blogculuk ölmüş arkadaş, devlet hiç yardım etmiyiir, hep köstek hep köstek, biz de kendi yağımızla nereye kadar...
Yağ demişken, göbişler ne alemde pompişler? Bakıyonuz di mi onlara, besliyonuz yemini suyunu eksik etmiyonuz di mi? Bak önümüz kış, üşümesin yavrucaklar. Taam mı hanımkızım? Hıh sıkı sıkı ört üstünü, yavrum benim!
O değil de (ne peki?) böyle eskisi gibi foto dayri yapcaktım, fotoğraflara bakarken dağıldım iyi mi? Zaten eskisi gibi deyip duruyorum, bunamış olmiim ben Hafazanallah? Bak yine başka bişi diyecektim laf nerelere geldi. Sahi nereye geldi, ben yine kaçırdım, ne diyodum???
Unuttum, siz de bunu izleyin madem:


Haa (yuh hayvan!) bi de mavi saçlı oldum ben ^_^

Pazar, Kasım 03, 2013

İstanbul Tüyap Kitap Fuarı'nda Bir Mutlu Köftecik :)


Tabii ben size haber vermeyi unuttum; 2 Kasım günü, yani dün Tüyap'ta imza günüm vardı, Final Kültür Sanat standındaydım tüm gün. Gelen giden, eş dost, eski tanıdık yeni tanıdık dıgıdık dıgıdık derken çok hareketli ve güzel bir gün oldu. En güzeli ise bir anda geliveren çiçeğim oldu; candaşlarım beni oralarda bile yalnız komayıp acayip hoş bir "cest" yaptılar. Çok duygulandım lan :)

Bir de Amerika'ya kitap imzaladım, o çok enteresan oldu. Torunları Amerika'da yaşayan bir amcayla teyze beni arayıp buldular, yakında oraya gideceklermiş, torunları da DBD'yi okuyormuş, ona kitap alıp imzalattılar. Ben gidemeden kitabım gitti yeni dünyaya, işe bak :))

Bu arada DBD'nin beşinci kitabı çıktı: "Kütüphanede Şenlik Var" sizleri bekliyor efenim :)

Çarşamba, Ekim 02, 2013

Salı, Eylül 24, 2013

şekerci mi baban senin?


Biz çok dinledik, biraz da dinlememişler dinlesin köşesine hoşgeldiniz gençler. Birmingham yöresinden geliyor, Editörgiller söylüyor. Bir merhabada dağılan tüm bacılarımıza kardaşlarımıza gelsin, "Sugar"...

Cumartesi, Eylül 14, 2013

bulut olmak


eylül gelmiş, niye söylemiyonuz?

Pazar, Ağustos 11, 2013

doğayım mı yine? niahahaha!

Courtesy of Final Kültür Sanat Yayınları :)

Aslında böyle haince bir başlık atmayacaktım ama kendimi tutamadım. Her zamanki gibi. Doğumgünümün tüm yurtta, yavru vatanda ve yurtdışı temsilciliklerinde coşkuyla kutlandığını biliyorum, sağolun varolun, teveccühünüz ama siz de haklısınız. İyi ki doğmuşum bence de. İyi ki de varım ve elbette bi'taneyim. Ya iki tane olaydım? Yaa gördünüz mü nasıl korktunuz, o yüzden silkelenin ve kendinize gelin sayın köftegiller! Köftenizin de kıymetini bilin. Birlikte nice sağlıklı, mutlu, huzurlu ve bol kitaplı yıllara çikolar. Hadi beni de ağlatmadan dağılın bakiim. Öperim ;*

Perşembe, Ağustos 01, 2013

yeni post var hanıııııım!

Şu an o kadannn mutluyum ki sevgili pilog! Ne yapacağımı, ne diyeceğimi şaşırdım yemin ediyom! Uzuun aralardan sonra blogspot insafa geldi ve yayını açtı. Sen bilmezsin tabii sevgili okuryan, nicedir yeni post yayınlayamıyordum ben, explorerlardan gizli gizli giriyordum hep ühühühüh :P ama o kötü günler geçti sanırım -bunu yazabildiğime göre???

Neyse yaa merasimi uzatmayalım, zaten ülkenin hali berbat. Benim sevincim de kısa sürdü işte pöh. Ama başka bir sevinçli haber vereyim de sen bari mutlu ol: Derslerle Başım Dertte serisinin 4. kitabı çıktı: Matematik Mutfakta Sevilir! Üsteliiik kendine özel ayraçları da vaaaar! Yaaa :)))


Pazartesi, Haziran 03, 2013

Cumartesi, Haziran 01, 2013

DirenGezi-DirenTaksim-DirenTürkiye


İnterneti de kesmeye çalışıyorlar, spotflux ve hotspot shields programları sorunu çözüyor.

Cuma, Mayıs 31, 2013

Cumartesi, Mayıs 25, 2013

cumartesi kafası


özellikle 1:05'te koltukların üzerinde atlaya zıplaya yaptığı dansı diyorum.
sanki yarın yokmuş gibi, çaktın köfteyi?

Cumartesi, Mayıs 04, 2013

Kendini kaybedenlerin adresi!!!

Yepisyeni bir alakasız başlıkla karşınızdayım sevgili köfteseverler. Hayır yani kendini kaybettiysen ya da bir şekilde kaybolduysan adresin de olmaması lazım, değil mi ama? Neyse biz yine de gelelim köftenin faydalarına... Kendimi kaybettiğimi anlamışsınızdır; fakat konu ben olunca kendimi kaybetmemden çok, kendimi bulmam haber değeri taşıdığı için burayı da kısaca geçerekten bu seferki kendimi kaybetme sebebime geliyorum: elbette ki kitaplar!


Dayanamıyorum, elimde değil. Kitap görünce, hele ki kelepir kitap görünce indirimde ayakkabı görmüş kadınlar gibi -ki onu da yapıyorum merak etmeyin!- elim ayağım boşanıyor, haliyle cüzdanım da boşalıyor :))


Hepsi benim bebeklerimmiş, hepsini sanki ben yazmışım gibi kucaklayıp eve getiriyorum. Hayır bir de ağırlar, yani toplu toplu alınca haliyle ağırlaşıyorlar ama bu bile beni durdurmuyor. Evlat gibi sarılıp taşıyorum gıkım çıkmadan. Eve iki kilo domates al deseler "üf onu mu taşicam şimdi" diyen bi insanım halbuki. Niye böyle oluyo ya...


Bir de şöyle bir durum var; alma hızımla okuma hızım birbirine denk değil. Yani kitapları aldığım gibi okuyamıyorum, şimdiden iki yıllık stoğum mevcut neredeyse ama bana mısın demiyorum, al sana al sana, hatta al bana al bana diyorum. Kitap aldıkça rahatlıyorum ve buradan yetkililere sesleniyorum: kitapları indirin! ya da siz fiyatları indirin biz alırız! kelepir canımız, seve seve alırız! Ay bu sonuncu olmadı ama neyse, mevzuyu anladınız siz, şimdi dağılabilirsiniz. Ama du, adres dedik madem söyleyelim: kelepir kitaplar Kadıköy'de Alkım, Kabalcı ve Metro Kitap (365 gün kitap fuarı denen yer, rıhtımda şehirlerarası otobüs acentelerinin olduğu tarafta) adreslerinde bulunabilir, hayır bu bir reklam değildir, amme hizmetidir, bkz:

 
 

Pazar, Nisan 28, 2013

İzmir dayri :)

18. İzmir Kitap Fuarı için İzmir'deydim, 26 Nisan sabahı gittim, 27 Nisan akşamı döndüm. Daha önce İzmir'e gittim ama çocuktum, çok hatırlamıyorum. Bu sefer de yoğunluktan ve yorgunluktan pek gezmeye fırsat olmadı ama bir dahaki sefer artık. Bu geziden de bir foto dayri çıkardım elbette, bi başınıza komadım sizi, hadi yine iyisiniz çakallar :) Bu arada bir günde üst üste 6 etkinlikle kişisel rekorumu kırdım. Uykusuzluk, uçak, araba, yol, sıcak, 300 küsur çocuk, imza, 6 söyleşi derken bir yerlerde yığılır kalırım sanıyordum ama İzmir havası iyi geldi herhalde, gece Kordon boyu yürüyüşlere rağmen dipçik gibiydim valla :Pİki gün çok yoğun, biraz yorgun ama çok da güzel geçti. İzmir'deki arkadaşlarımla buluştum, tanıdığım ama yüz yüze tanışamadığım dostlarla görüştüm, yenileriyle tanıştım, çocuklarla kaynaştım. Darısı diğer fuarların başına :))

sabahın köründe iş adamları ve fenerlilerle birlikte uçağa bindik :)

İzmir'e geldiğimi dağa taşa bakıp Atam'ı görünce anladım :)

soluk almadan etkinliklere başladık  :)

tekrar ilkokul sıralarına dönmek harika! :))

kitaplar yetmedi yine elleri kolları imzaladım :P

o kadar koşturmadan sonra makarnacıda yorgunluk attık :)

odam baya güzeldi ama sadece yatmaya gidebildim, o yorgunlukla sızdım tabii :))

İzmir misss :D

ertesi gün de fuardaydık :)

Bir fuarın daha sonuna geldik, bir dahaki fuara kadar esen kalın sevgili okurlarım :P


Pazartesi, Nisan 22, 2013

İzmir Kitap Fuarı'ndayız!

https://fbcdn-sphotos-b-a.akamaihd.net/hphotos-ak-prn1/150471_10151550089187002_1056678181_n.jpg
Canlar ciğerler ciğerpareler! 26-27 Nisan tarihlerinde kitap fuarı münasebetiyle İzmir'de olacağım İnşallah; orada olanları, yolu düşenleri, yolu düşmeyip de kendisi yola düşenleri beklerim efenim :))


26 NİSAN 2013 CUMA
Konferans Salonu I
17.00-18.00

Söyleşi: “Derslerle Başım Dertte”

Konuşmacı: Funda Özlem Şeran
Düzenleyen: Final Kültür Sanat Yayınları

/izmirkitapfuari/ 

Cuma, Nisan 19, 2013

hello depresyon.

vuhuuu. başladık yine yazıp yazıp silmelere, hadi hayırlısı. başlık kendini anlatıyor zaten. peki ama niye? neden olmasın? bahar gelmiş, ağız tadıyla bir deprasyona giremeyecek miyiz, ille hep o mu bize girecek? tamam, terbiyesizleşmeden konuya giriyorum. sevgili plok, doluya koyuyorum olmuyor, boşa koyuyorum dolmuyor, çohyoğonom. ama hiçbir şeye de yetişemiyorum. üstelik koskoca bir (rakamla 1) haftamı iptal edilen bir projeye harcadığımı öğrenince zil takıp oynayacak kıvama geldim. oysa o sürede başka bir poroceye kanalize (!) olup şimdiye belki de bitirebilirdim. anlıyor musun? ağlasam sesimi duyar mısın feryatlarımda ya da çekyatlarımda diyeceğim ve sen anlayacaksın kafamın ne kafası olduğunu. at. eşek. odun. seç beğen al, yeme de yanında yat. oyee. herşeyin üstüne bir de uzun süredir aradığım imitasyon deri ceketi (gerçek değil çünkü üstüme hayvan giymek gibi bir adetim yok, kendim bizatihi hayvanım, teşekkürler almayayım, no fur!!!) üstelik çok da iyi fiyata ve de bedenime göre bulup daha başkasını bulurum diyerek salaklığıma doymadan almayınca mal gibi ortada kaldım. burada şairin "mal gibi"den kastı direkt mal, gibisi yok. zaten benim gibisi de yok. hello depresyon.

Perşembe, Nisan 11, 2013

Salı, Mart 19, 2013

Aramayı durdurun! Dünyanın en sevimli adamını bulduk!

Uzun zamandır kendimizi eğitim öğretime verdik asıl meseleyi kaçırdık sayın köftehorlar! Nedir asıl mesele? Olmak ya da olmamak değil elbette; fangirllük! Nicedir fangirl'lük yapmıyordum, meğer hayatımdaki büyük eksiklik buymuş. Ben de diyorum kendimi bi yaşlı hissettim, acep nedendir, eski ergen günlerimi özledim, leleroloyor?! Neyse ki yeni bir kurban buldum da rahatladım :)

ortadaki ortadaki!

İngiliz sit-com'u Black Books'u keşfetmem biraz geç oldu, tabii onunla birlikte şahane ve muhteşem ve harika ve fantastik Dylan Moran'ı da. Fakat ona gelmeden önce bahsetmek istediğim bir şey var, o da İngiliz komedilerinin şahaneliği. İngilizce'yi yeni öğrenmeye başlarken pratik olsun diye BBC'yi izlerdim ve komedi dizilerine bayılırdım, tabii aksanlarından anladığım kadarıyla :) Rik Mayall'lı The Young Ones, French & Saunders, John Cleese'li Fawlty Towers ve Steve Moffat'ın The Coupling'i derken ergen kafamı bir güzel sıyırmıştım zaten. Black Books'u bulunca tam oldum, ergenliğime döndüm ve döner dönmez de Dylan Moran'a tutuldum :))

at kadehi elinden bin parçaya bölünsün!

Black Books'da oynadığı Bernard karakteri zaten şahane ama adamın stand up'larındaki halini görünce -ki o kadar da farklı değil :))- daha bir kanım kaynadı, o ne tatlılıktır, ne şekerliktir, ne şahaneliktir yahu! Deli deli bakan gözleri, şaşkın ördek ifadesi, Robert Smithvari çılgın saçları, daha da çılgın İrlanda aksanı, hatta elinden düşürmediği sigara ve şarabıyla bile alıp evde beslenilesi değil de ne?!!

dünyanın en sevimli herifi
Buraya koymak için fotolarını araştırayım dedim, hangi birini seçeceğimi şaşırdım valla, adam her zaman tatlı ve üstelik de komik, zira (zira?) stand up videolarından da seçip buraya iliştireyim dedim ama sadece birini seçmek haksızlık olur. O yüzden siz en iyisi açın anacım yutubu, yazın dylan moran diye, sonra vurun geyiğin ve sevimliliğin dibine, oh be! :))

koymiicam dedim ama dayanamadım, adamımsın Dylan! :))