on adımda on bir adım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
on adımda on bir adım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Şubat 15, 2012

dert bende derman köftede

Canın mı sıkılıyor sevgili okur?
Kendini hiç mi iyi hissetmiyorsun?
Darım darım daraldın mı?
Afakanlar mı bastı?
Al o zaman sana, ilacın burada!
Canınız kanınız biricik SuluKöfteniz hiçbir masraftan kaçınmadı, bu dev hizmeti ayağınıza kadar getirdi!
Dert sizdeyse derman Köfte'de, buyrun anacım:


Prospektüs: Günde üç defa, sabah öğle ve akşam olmak üzere, mümkünse yemeklerden önce ve yalnız olarak alınması tavsiye edilir. Ani neşe atakları, kahkaha çınlaması, vücudun değişik bölgelerinde titremeler, sallanmalar, gerdanda kırılma ve göbekte atılma gibi etkiler görülebilir. Ayrıca terleme, yorulma, nefes nefese kalma gibi yan etkileri de mevcuttur. Beklenmeyen bir etki görüldüğünde köftenize başvurunuz.

Pazar, Aralık 11, 2011

demek ki...

Kafandaki düşünceleri sıraya koymaya çalışmak çok saçma bir şey. Düşünce lan bu, sırası mı olur. Gerçi "hiçbir şey zamanı gelen bir fikir kadar güçlü değildir" ama sırası geleni de görmediysem demek ki... Bu demek ki de Mecnun'un yadigarı. Herif ne söylerse özenle alıp saklıyorum kızkurusu çeyizi gibi çıkarıp çıkarıp kullanıyorum. Kızkurusuyum ya oradan biliyorum. Lan bak ne diyecektim, laf yine nerelere gitti. 
Bazı insanlar hakikaten mal. Ama öyle böyle değil. Bir gerizekalı, bir haset, bir artniyetli, böyle embesil, hem de kıskanç, bir de hırslı... Al o insanı gebert, o derece. Ya da gebertme, sadece hayatından çıkart. "You're dead to me." Ama bazısını da çıkartamıyorsun işte. Oysa negzel olurdu, işten kovar gibi hayatından eleman çıkartmak. "Üzgünüz ama insani potansiyelinizi kullanamıyorsunuz, ahlaki performans da düşük, bu durumda kurum olarak bazı önlemler almamız şart. Dolayısıyla sizinle yollarımız burada ayrılıyor, size hayatta başarılar dileriz, hoşçakalın..."
Bu aralar sinir katsayım yükseldi yine, tahammül sınırlarım ise diplerde. Artık pmsten midir nedir ama hayat boyu süren de pms mi olurmuş Allah aşkına ya, yeme beni köfte. Benim genelim bu, özelim zaten yok. Bazen öyle bir kafaya geliyorum ki, sanki herkes gerzek bir ben akıllıyım amk. Oysa değil, biliyorum içten içe. Ama yine de durduramıyorum içimdeki ergeni, "fuck you all taam mı!" Yalnız ne bitmez ergenlikmiş arkadaş bu. Yemin ediyorum içimde bir adet ergen, bir adet pmsli hatun, bir adet de menopozlu teyze var. Birlikte yaşıyor bunlar, hepsi ayrı ayar, hepsinin tribi ayrı. Övünmek gibi olmasın ama çok kişilikli bir insanım, bu kelime oyununu da yaptım ya insan değilim zaten.
Geçen gün televizyonda Feride filmine denk geldim, hani Emel Sayınlı olan. Aslen Emel Sayın'ı severim, normalde Feride'yle de bir problemim yoktur. Yani yoktu, o güne kadar. Artık neye sinirlendiysem hıncımı Feride'den çıkarttım. Tam filmin başlarındayız, hani Feride o salak herifle evleniyor, herif bunu ezikliyor, istediği haltı yiyor falan ya. Orada bana bir geldiler zaten. Ama tuttum kendimi. Sonra baktım Feride eziklerde, beyimdir ne yapsa yeridir derken kocasını kazanmak (!!!) için güzelleşiyor falan, herifin dibi düşüyor, bu sefer Feride herifin yaptıklarını yapıp intikam alıyor güya. Sikerim öyle intikamı afedersin. Değil mi ki sen filmin başında o gıcık herife siktiri çekip gidemedin, daha da gözüme görünme Feride. Yok güzelleşmişmiş de herifi kendine aşık etmişmiş, herif de aşkından (!!!) maçoya bağlamışmış da mışmış. Öyle aşık olacak herif olmaz olsun bu biiiir, alsın o aşkı götüne soksun bu ikiiii, öyle heriften koca olmaz bu üüüüç, kafayı kocayla bozan gerzek Feride sen bunları hak ediyorsun bu dööört, hepiniz bir yürüyün gidin bu da beeeeş. Oh be rahatladım.
Bu aralar kendime deşarj olacak mecra arıyorum. Bir arkadaşım twitter'da fake hesap açmış, istediği gibi yazıp çiziyor, çok da iyi yapıyor. Ben ki twitter'dan özenle uzak durdum, iş görüşmelerinde eziklenmek pahasına hesap açmadım, şimdi ondan gördüm özendim, ne yalan söyleyeyim. İçimdeki ergen diyor "sen de aç bir fake hesap, giydir millete rahatla!" Sonra pmsli hatun yanından çemkiriyor "kır bu erkek egemen zihniyeti sıç sıva hepsine!" En arkadan menopoz teyze yırtınıyor "benim dediklerimi de yazmazsan sütümü helal etmem!" Üzerimdeki baskı çok fazla, her an teslim olabilirim. Ama kendi adımı ya da bilinen nicklerimi kullanmam, baştan söyleyeyim. Kimselere de haber vermem, gizli gizli söver dururum, ruhunuz duymaz yemin ediyorum. Böyle de sinsiyim, evet. Başkalarını kötüleyerek kendini yücelttiğini sanan tüm gerzek artniyetli hasetlere malzemeyi baştan veriyorum ki iyice mala bağlasınlar. Owwyeah...  

Bu post da bir uzun oldu, bir saçma oldu, bir gereksiz oldu sanki ama artık nasıl dolduysam demek ki...


Pazartesi, Ekim 31, 2011

Happy Halloween & DIY :)

uuu beybi!

Selam sevgili köftehorlar! Biliyorum, beni bu kadar sık görmeye alışkın değilsiniz ama hem Cadılar Bayramı nedeniyle, hem de yaptığım ilk DIY projesi şerefine bu posta kayıtsız kalamazdım. Siz de kalmayın, buyrun buradan yakın...

Şimdiii... Şu solda görmüş olduğunuz bebek (mini mouse değil, hayır benim fotoğrafım da değil, hayır supernatural romanı da değil!!!) yani pembişli cicili çanta tamamen benim eserim. Nasıl mı?

İşte böööleeee...!!!



1. Öncelikle malzemeleri topluyoruz. Ben evde ne varsa onu kullandım, yani hiçbir şekilde yeni bir şey almadım. Eski bir çantamın astarı, kullanılmayan mouse padler, şemsiye kılıfı, eski tokalar, annemin dikiş kutusundan aşırdığım fermuar ve zincir... O kadar.
2. Kumaş parçalarını birbirine dikiyoruz. Unutmayın; çift dikiş hayat kurtarır :)
3. Seçtiğimiz kumaşları zevkimize (ya da zevksizliğimize :P) göre sıralayıp birbirlerine dikiyoruz. Bunlar çantanın dış yüzeyleri olacak cancanlar, ona göre dikkatli davranıyoruz, saygıda kusur etmiyoruz.
4. Sonra dış kenarlara fermuarımızı dikiyoruz. Her aşamada ölçüp biçmeye ve oranlamaya dikkat, benim gibi acemi olunca ipin ucu kaçabiliyor. İpin ucu demişken, dikiş makinem olmadığı için elde diktim ben. İşin acemisi de olunca zaman zaman sinir krizleri geçirmek ve kenarları yuvarlatabilmek için kafa patlatmak da kaçınılmaz oldu. Aklınız varsa makine kullanın, hatta hiç bulaşmayın. Bakmayın ben bu aralar kafayı sıyırdığım için bunlarla uğraşıyorum. Yoksa akıllı insan işi değil yemin ederim. Öhöm... Neyse devam edelim, oynatalım uğurcum!
5. Şu kıvama gelene kadar neler çektim bir bilseniz. Ama neyse ki gelince rahat bir nefes alıyoruz... veriyoruz... alıyoruz... çantaya can veriyoruz... (yürü be kim tutar seni!)
6. Sıra geldi iç malzemelere... Mouse padler çantayı dik tutacak, bir nevi iskeletimiz onlar, bol kalsiyumla... Amaaan tamam ya, eski çanta astarımızı padlere göre kesip boyları ayarlıyoruz. Sonra kahraman silikon tabancamızı fişe takıp ısıtıyoruz. Silikon hazır olunca kenarlara sürerek astar kumaşını padlere yapıştırarak sabitliyoruz...
7. İşte böyle :) Yalnız unutmayın; padleri kumaşın içine sığacak şekilde ölçüp biçip kesin. Sonradan astarla kaplayınca telafisi olmaz ona göre ;)
8. Kılıflarımızı çantanın içine yerleştirip kontrol ediyoruz. Kılıfın kenarlarını silikonlayıp çantanın içine yerleştirip yapıştırıyoruz. İyice sabitlenmesi için sıkı sıkı bastırıyoruz. Yine çok dikkatli oluyoruz; çünkü hem kılıfların kumaşların boyutuna uyması, hem silikonun taşmaması, hem de kendimizi sıcak silikonla yakmamamız ya da kendimizi çantaya yapıştırmamamız çok önemli. Burada tecrübe konuşuyor.
9. Bu kadar tantananın sonunda şunu elde ediyoruz. Tamam mı? Oldu mu? Mutlu musunuz? Kendinizi maymun ettiğinize değdi mi?
10. Valla gayet de oldu, tamamdır, ben şahsen çok mutluyum, çok da değdi maymunluğuma. Fermuarın ucuna zinciri ve mini mouse'u da ekledim, tam oldu hah!
İçini de doldurduk mu benden iyisi yok! Bayağı da bir şey alıyor yani, kullanışlı ve şirin bir el çantası oldu kendisi, on adımda on bir adım oldu, daha ne olsun. Takdir ettim, onayladım. Seviyorum işte, var mı diyeceğin. DIY forever!