Pazartesi, Ağustos 11, 2008
happy pırtday to me
Historians note
I am finally born
I once used to chase affection withdrawn
But now I just sit back and yawn
Because I am born, born, born
Look at me now
From difficult child to spectral hand to Claude Brasseur-oh-blah blah blah
At last I am born
Vulgarians know
I am finally born
I once thought that time accentuates despair
But now I don't actually care
Because I am born, born, born
Look at me now
From difficult child to spectral hand to Claude Brasseur-oh-blah blah blah
At last I am born
At last I am born
Leaving the one true free life born
I once thought I had numerous reasons to cry
And I did, but I don't anymore
Because I am born, born, born
At last I am born
At last I am born
It took me a long, long time
But now I am born
I once was a mess of guilt because of the flesh
It's remarkable what you can learn
Once you are born, born, born
Born, born, born
Moz
Cuma, Ağustos 01, 2008
for reasons unknown... or out of the ordinary
Suyun üstünde duruyorum... Bir adım daha atsam batacağım bir kütük gibi... Ya da belki kütük gibi sarhoş olduğum için durabiliyorum böyle pervasızca... Ya da körkütük aşığım aslında, kimbilir... Ama hala suyun üstündeyim ve hava kararmak üzere... Kıyıdan bana el ediyorlar geleyim diye... Ama bilmiyorlar sudan çıkamayacağımı... Çıkarsam ıslanacağımı... Üşütüp hasta olacağımı... Çünkü böyle durmamın tek bir nedeni var... Islanmamak... Islanırsa insan, fena... İşte o zaman ayılır düşten, uyanır o rahat uykudan... Ve işte o zaman düşer aslında suya ya da gerçeğe... Islanırsa insan, işte o zaman başlar gerçek, soğuk ve sert... Ne düş kalır, ne hayal, ne de suyun üstünde durmak uçarcasına... O yüzden uyanmamak gerek ve de ıslanmamak... Ama bir yandan da hava kararmış, su bulanıklaşmış, kıyı da iyice uzaklaşmış... Ya şimdi adım atıp basacaksın karaya, ıslanma pahasına... Ya da kalacaksın böyle karanlığın ve suyun ortasında, karanlık suda... Bir yandan balıklar öpücük gönderiyorlar kalmam için suda... Bir yandan kıyıdakiler sesleniyor "geri dön" diye... Kıyıdakiler, sevdiklerim... Ve balıklar, ileride seveceklerim... Biri geçmiş, biri gelecek... Ve ortada ben, şimdi, burada, şu anda... Suyun üstünde duruyorum ve sırılsıklam korkuyorum...
Salı, Temmuz 29, 2008
I'm gonna be John Wayne ;)
and my mind is racing
you're wastin' all my time
someone come and save me
oh yeah
'Cause when I need you
I can see through
and I feel you
right now
All my highway
doin' my way
and I want you to feel
when I'm going down
I am not affraid
and I won't go down in fate
nothing's gonna be the same
and everything you know
keep inside your soul
tonight I'm gonna be John Wayne
Oh yeah
our colder Days are chasin'
and you're not gonna face it
the reason's in the rhyme
you walked on what was sacrid
Oh yeah
And when I need you
I can reach you
and I feel you
right now
it's a new day
but your skies are grey
and I want you to feel
when I'm going down
I am not affraid
and I won't go down in fate
nothing's gonna be the same
and everything you know
keep inside your soul
tonight I'm gonna be John Wayne
everything you know
keep inside your soul
tonight I'm gonna be John Wayne
I am not affraid
and I won't go down in fate
nothing's gonna be the same
and everything you know
keep inside your soul
tonight I'm gonna be John Wayne
I am not affraid
and I won't go down in fate
nothing's gonna be the same
and everything you know
keep inside your soul
tonight I'm gonna be John Wayne
Billy Idol ;xxx
Perşembe, Temmuz 17, 2008
10-0
Bir arkadaşım "Ben yazmaya değil, silmeye alışığım" demişti (Selamlar bizden :)) Ben de aksine, hep yazmaya alışkınım. Fakat ben yazdıkça başkaları siliyor, ne enteresan değil mi? Ben uğraşıyorum, emek veriyorum; sonra bir bakıyorum hooop birileri gelip silivermiş. Ne kolay ya... Ama ben de artık başlayacağım silmeye, bakalım nasıl oluyormuş. Bir de biz görelim bakalım kerametini. Malum millet açtırmıyor ya şemsiyesini :))
Çarşamba, Temmuz 02, 2008
KOFTE IS B.A.C.K.
Niahahahahaaaaaaaaaaaaaa...!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
Canınız kanınız biricik suluköfteniz geri döndü!!!
Üstelik Bayramları Ankaraları dağıtıp kız evlendirip ortalık karıştırıp kalede direkten dönüp sağ salim Allah'ıma bin şükür geri geldi :)))))))))))))))))
Ve şunu anladı: Hiçbir tatil yeterli değil, Köfte köfte olduktan sonra dinlenmek yok bana :PPPPPPPPP
Amaaaaaaaa... Deşarj olup şarj edip döndü mü, rahatlayıp dinlendi mi, aksiyona tekrar hazır mı göreceğiz artık. Bakalım bu dönüş muhteşem mi, değil mi? Yaa köftehanımkızım, öyle kolay değil her şey ;)
Kısacası selam sabah, hal hatır canlarım; eee daha daha ne var ne yok? ;)))
Salı, Haziran 17, 2008
hoooyyyyyyp!!!

Hepinizi çok seviyorum! Şu an herşeyi ve herkesi seviyorum zaten :PPP Yok lan bi sizi seviyom şerefsizim!!!
Bitti canlarım; çile kan ter ve gözyaşı sona erdi. Dönemi kapattık, dükkan tadilatta :PP Ben de gidiyoruuuuum! Tatil beni bekler, düğün dernek beni bekler, eyyy deniz güneş ve tembellik bekle beni, geliyoruuuuum :)))))
Şimdilik hoşçakalın, ben yokken yaramazlık yapmayın, kendinize ve bloga da iyi bakın ;)
Mucxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx
Cuma, Haziran 13, 2008
çelişkili köfte
Mesela; hayallerim gerçekleşsin istiyorum ama kimse yoluma çıkmasın istiyorum.
Para kazanayım istiyorum ama kazanırken kendimi kaybetmek de istemiyorum.
Büyük olayım istiyorum ama o kendini bir bok sanan alçaklar gibi komplekse kapılmayayım istiyorum.
Hep tatilde olayım istiyorum ama bir yandan da mesaim aksın istiyorum.
Kaşınanları kaşıyayım ama kimse bana bulaşmasın istiyorum.
Ben böyle yatayım ödevler kendi kendilerini yapsınlar(!) istiyorum.
En sevdiklerim hep mutlu olsun istiyorum ama benden de ayrılmasınlar istiyorum.
Seveyim istiyorum ama her dakika da dibimde olmasın istiyorum.
Ben konuşmayayım ama herkes anlasın istiyorum.
Bilmem anlatabiliyor muyum?
:P
Çarşamba, Mayıs 28, 2008
iyi ki doğdun sulu köfteee!!!
Kultu mutlu, vatana millete hayırlı uğurlu olsun! ;))
Şaka maka üç yıl oldu. Üç yıldır içimde dışımda ne varsa yazdım döktüm buraya. Siz de dayanamayıp okudunuz, üşenmeyip yorumladınız, sağ olunuz var olunuz (müşteri veli nimettir :))
Nice 3 yıllara canlarım, hepinizi kocaman öpüyorum sulu sulu :)))
Pazartesi, Mayıs 26, 2008
girl least likely to
How many times have I been around ?
Recycled papers paving the ground
Well, she lives for the written word
And people come second, or possibly third
And there is no style, but I say "well done"
To the Girl Least Likely To
Oh, deep in my heart, how I wish I was wrong
But deep in my heart, I know I am not
And there's enough gloom in her world, I'm certain
Without my contribution
So I sit, and I smile, and I say "well done"
To the Girl Least Likely To
Page after page of sniping rage
An English singe or an American tinge
"There's a publisher," she said, "...in the new year"
(It's never in this year)
I do think this, but I can't admit it
To the Girl Least Likely To
So one more song with no technique
One more song which seems all wrong ...
And oh, the news is bad again
See me as I am again
And the scales of justice sway one way
In the rooms of Those Least Likely To
Oh, deep in my heart, how I want to be wrong
But the moods and the styles too frequently change
From 21 to 25, from 25 to 29
And I sit, and I smile, and I say "well done"
To the Girl Least Likely To
Oh, one more song about The Queen
Or standing around the shops with thieves
"But somebody's got to make it !" she screams
"So why why can't it be me ?"
But she would die if we heard her sing from the heart
Which is hurt
So how many times will I shed a tear ?
And another stage of verse to cheer
When you shine in the public eye, my dear
Please remember these nights
When I sit and support with a dutiful smile
Because there's nothing I can say
So chucking, churning, and turning the knife
On everything (except their own life)
And a clock somewhere strikes midnight
And an explanation - it drains me
If only there could be a way
There is a different mood all over the world
A different youth, unfamiliar views
And dearest, it could all be for you
So will you come down and I'll meet you ?
And with no more poems, with nothing to hear
Oh darling, it's all for you...
Darling, it's all for you ...
Oh darling, it's all for you ...
Oh darling, it's all for you ...
Mozzzz
Pazartesi, Mayıs 05, 2008
Pazartesi, Nisan 21, 2008
kızım hanım hanımcık ol :)))
- Niye ayol, ben de gençliğimde uçuk kaçıktım.
- Ay Allah aşkına anne, ne yapıyordun uçuk olacak? Islak saçla sokağa mı çıkıyordun?
- E tabii, bizim zamanımızda saç kurutma makinesi yoktu ki!
- Aahahhahaa ay yarıldım sanırsam... Çılgınsın anne!
:)))
Cumartesi, Nisan 19, 2008
aşkımın yeni single'ı
You hiss and groan and you constantly moan
But you don't ever go away
That's because
All you need is me
You roll your eyes up to the skies
Mock horrified
But you're still here
All you need is me
There's so much destruction
All over the world
And all you can do is
Complain about me
You bang your head against the wall
And say you're sick of it all
Yet you remain
'Cause all you need is me
And then you offer your one and only joke
And you ask me what will I be
When I grow up to be a man
Uhm, nothing!
There's a soft voice singing in your head
Who could this be?
I do believe it's me
There's a naked man standing, laughing in your dreams
You know who it is
But you don't like what it means
There's so much destruction
All over the world
And all you can do is
Complain about me
I was a small, fat child in a council house
There was only one thing I ever dreamed about
And Fate has just
Handed it to me - whoopee
You don't like me, but you love me
Either way you're wrong
You're gonna miss me when I'm gone
You're gonna miss me when I'm gone
Pazartesi, Nisan 14, 2008
hawaii'ye taşınıyoruz!

Taşınıyoruz anasını satiim! Hem de Hawaii'ye!
Daha iyi yer mi bulacağız? Deniz var, yeşillik var, iklim desen hem güneş hem yağmur, uzaklık desen her yere uzak (ki istediğimiz bu zaten), insan desen kalabalık yok, bir Aloha iki Mahalo iş bitti; yaşayıp git işte paşalar gibi!
Yeter lan!
Kalabalıktan, stresten, trafikten, işten güçten, sıkıntıdan bunaldın mı? Evet bunaldım.
Uzaklara kaçıp gitmek, her şeyi ve herkesi geride bırakmak istiyor musun? Evet, istiyorum.
O zaman koy ananı babanı bavula, topla eşyaları kaç git Hawaii'ye!
Araştırdım!
Nüfus çok yoğun değil, zaten insanlar rahat, telaşsız relax anacım relax! Stres yok, sıkıntı yok. Ekonomi fena değil, yuvarlanıp gidiyorlar yavaştan. Suç oranına bile baktım, hırsızlık yüksek gibi görünüyor ama cinayet pek yüksek değil, şiddet suçları konusunda emin değilim ama zaten neresi güvenli ki?
Üstelik...
Bir sürü üniversite var Hawaii'de, at kapağı bir tanesine, oh misler gibi! Hem oku, hem çalış, ne istersen yap! Sabah deniz, öğlen ders, akşamüstü tekrar deniz! Daha ne istersin be insan evladı? Yaz oku yüz! Hiçbir şeyi de kafana takma!
Aklına yatan varsa benimle gelsin, hayatımızı yaşayalım azcık beee! Ne bu valla, kaçıp gidelim anacım, arkamıza da bakmayalım!
Şaka yapmıyorum, kararlıyım...
Çarşamba, Nisan 02, 2008
Pazar, Mart 02, 2008
unfortunate consequences of an updated life
Hiç bakmayın valla, gayet sallama bir başlık. Aynen sallama çay gibi; alelacele ve tatsız tutsuz, üstelik de demsiz...
Ama ben zaten kahveyi tercih ederim ;)
Okul başladı. Bunun anlamını biliyorsunuz; daha çok çalışma, stres, rahatsızlık, uykusuzluk, ödev, tez, danışman ve daha binlerce dert... Allah'tan bu dönem hocalarım iyi, sevgülü mastırdaşlarım ise hep pekiyi zaten, yıldızlı beş veriyorum yavrucum, aferin otur :))
Sonunda Hellboy'u izledim, sevdim işte bana ne, kim ne derse desin cık cık cık...
İngilizce dersi vermeye başladım; bugün ilk derste öğrencilerimi boğazlayacaktım ama tuttum kendimi. Paramı almadan kıllarına bile dokunmam, paramı alayım, sonrasını düşünürüz. Bu arada hakikaten zormuş yaa, öyle sandığım gibi değil anacım abooo :P
The White Stripes'ın You Don't Know What Love Is (You Just Do As You're Told) şarkısı çok güzelmiş bu arada, tavsiyeler...
Birilerinin beni bir şeyler yapmaya zorlamasına sinir oluyorum ama bu bildiğiniz türden değil. Yani her zaman bir şeylere zorunluyuz zaten, mesele o değil. Şimdi diyelim ki, bu iş normalde isteyerek yaptığınız bir şey ama biri çıkıp size o şeyi istemediğiniz bir şekilde yaptırmaya çalışıyor, üstelik kendi menfaatleri için. Ve siz o insanın ağzını burnunu kıramıyorsunuz; çünkü... Neyse işte, anlatamadım tam ama önemli olan benim anlamış ve dışa vurmuş olmam. Gerçi vuramıyorum dışa hrrrrr
Tez konumu Political Science Fiction olarak seçmeyi düşünüyorum ama henüz araştırmadım. Danışman sorunundan da bahsetmiş miydim? Hıh, o zaman tamamız.
Ha, bir şey daha... Buradan yetkililere seslenmek istiyorum: Evet, tahammülsüzüm, ne olmuş yani? Tahammül etmek gibi bir mecburiyetim yok ki, hiçbiriniz babamın oğlu ya da kızı değilsiniz, ki olsaydınız o zaman kozumuzu başka türlü paylaşırdık zaten (Babaaaa bak abim/ablam bana ne yaptııııı!) O nedenle diyorum kiiii; back off a little, will you? don't piss me off, so I won't have to break your neck with that marvelous Haydar of mine, ha? is that ok with you? (ders veriyorum ya, örenciler de annasın diye öle yazdım, oki doki? şimdi buzz off you all!)
Sevdiceklen
Perşembe, Şubat 07, 2008
dü :)))

Ehihihihiiii ama çok komik yaaa, düüüü! Ne bileyim öyle kaydetmişim resmi, nereden estiyse :PPP
Bir de büüüü var tabii; eğer finallerden kalmışsam bütünlemeye girmek zorunda kalacağım demek. ALLAH KORUSUN!!! :)))
Ya ne diyeyim ki şimdi; tatil iyi güzel, geç yat geç kalk, gez toz, ye iç, vs. siz sonunu biliyorsunuz nasılsa...
Bir arkadaşım terfi etti, zaten benim arkadaşım olmasndan belli terfi etmesi, eminim sırf benim arkadaşım olduğu için terfi vermişlerdir (lan Hatçe yine iyisin :))) Canım benim, hayırlı uğurlu olsun, nice terfilere İnşallah ama kariyer yapçam derken evde de kalma olur mu :)))
Bir arkadaşım da asil örtmen oldu, önceden asil değil miydi demeyin, en de bi asil duygularla öretiyordu hem de ama stajyerliği kalktı işte, sahici örtmen oldu. Ona da burdan bi alkış bi öpücük ama onu da benim arkadaşım diye asil ilan ettiklerini unutmayalım lütfen ;)))
Bir arkadaşım (ay unutturmayın ariycam onu da) iş görüşmesi için İstanbul'a geldi, kabul edilirse her şeyi bırakıp buraya gelecek. Tabii ki benim için! :PPP
Bir arkadaşım asker yolu bekliyor, daha doğrusu arkadaşım bir şey yapmadan öylece duruyor, askerlik onun etrafında dönüyor. Bu seferlik benimle alakası yok ama olsun, yazayım dedim. Gel tezkere :)))
Bir arkadaşımın nişanlısı da yeni geldi askerden, Allah'ın izniyle Haziran'da evlendircez onu da, nikahına beni çağır sevgilim olcak tam. Kız Aslıyan çok kocaman mutlu ol e mi, Allah tamamına erdirsin :) Bak bunu da kendime bağlayamadım ama olsun, maksat gönüller bir olsun ;)))
Başka... Hah, bir arkadaşımı gördüm bugün, İtalya'dan yeni gelmiş, gurbet ellerde sevdicek hasreti çektikten sonra yurt özlemi giderdik. Güzel oldu. Bir arkadaşımı daha gördüm, o da okulu bitirmeye çalışıyordu hala, dedim Allah iyiliğini versin. Amin.
Ulan benim başka arkadaşım yok muydu?! Vardı vardı ama hepsi de buradan anlatılmaz ki, di mi ama :))) Bir de ben neden birden bunları anlattım şimdi? Acep özledim mi ki? Yok lan olsa olsa onlar özlemiştir, benim de kulağım çınlamıştır, ondan yazmışımdır. Hıh, bu oldu bak :))
Bir arkadaş demişken; şimdi ben de bir yerde kendimin arkadaşı sayılıyorum ya (kendinle arkadaş ol, kendini sev, kendini onayla) ondan; bir arkadaşım daha var (ba ba ba!) o da tekrar yazmaya başlamak istiyor artık. Diyorum e başla ama ilhami gelsin önce diyor. O da ona aşık, ne yapsın. Haftaya tatile çıkacak mıymış neymiş, sen de gel dedi. Bakarız dedim, önce ilhamiye soralım di mi, kızmasın sonra ;))
Sevdiceklen kalın (benle yani :PPP)
Çın çın çın...
Pazar, Ocak 20, 2008
upclose and personal - bir göççücük kıymacık
-ay hangisi lezbiyendi, kadın mı erkek mi?
-farketmez canım, tüm erkekler lezbiyendir zaten!
-bankacı parçası!
-bunak muhasebeci!
-muck! bi kola bi tost lütfen!
-sorgu memuru musun kızım sen!
-süpriiiiz!
-ayol doğumgünü işte; kiminin yaşı büyüyo, kiminin burnu!?!
-ay hiç tipim diilsin!
-ben artık CEOlarla takılıyorum canım!
-elli yaş üstü, kel ve göbekli yani?
-ay çok güzel olmuşsun, insana benzemişsin resmen!
-ama sen hala aynısın!!!
-pişt, bak "biz insan taşıyoruz" yazıyo, çabuk in aşşa!
-bi daha karşıma böle bakımsız çıkma sakın! hatta du bakiim, hiç çıkma daha iyi!
-sana benzeyen kız senin resmini görünce saç şeklini ve rengini değiştirdi.
-yakışmış mı?
-evet.
-ben de yapiim o zaman.
-yok, sen böle kal en iyisi!
-zeyneeep, çay ne kadarmııış?!!
-muck! muck!
Emeği geçen herkese teşekkürler ;)))
Cuma, Ocak 18, 2008
that's how people grow up!
I was wasting my time
Trying to fall in love
Disappointment came to me and
Booted me and bruised and hurt me
But that's how people grow up
That's how people grow up
I was wasting my time
Looking for love
Someone must look at me and
See their sunlit dream
I was wasting my time
Praying for love
For a love that never comes
From someone who does not exist
And that's how people grow up
That's how people grow up
Let me live
Before I die
No not me
Not I
I was wasting my life
Always thinking about myself
Someone on their deathbed said
There are other sorrows too
I was driving my car
I crashed and broke my spine
So yes there are things worse in life than
Never being someone's sweetie
That's how people grow up
That's how people grow up
That's how people grow up
That's how people grow up
As for me I'm okay
For now anyway
Pazartesi, Aralık 31, 2007
mutlu yıllar!

Herkese mutlu, sağlıklı ve hayırlı bir yeni yıl diliyorum
Kendime de sevdiklerimle beraber, mutlu, bol sağduyulu, bol yazmalı, azimli, kararlı, başarılı (yuh artık hırslansaydım bi de!); sonracııma sağlıklı, dinç diri (
Öpüldünüz...
F.Ö.Ş. the SuluKöfte '07 (the end
Cuma, Aralık 14, 2007
Üçüncü oldum!!!

Canlarım tatlılarım! Bu yıl 6.sı yapılan Xasiork 2007 Kısa Öykü Yarışması'nda "MET1N" adlı öyküm 3. oldu. Mutluyum, gururluyum, ayrıca da suluyum ve bu mutlulukların daha nicelerini sizlerle paylaşmayı diliyorum. Buradan yarışmaya katılan, kazanan kazanmayan, ödül törenine gelen gelmeyen, jüri üyeliği yapan yapmayan tüm arkadaşları da selamlıyorum. Öptüm en kocmanından! :))
Cumartesi, Kasım 24, 2007
hoşçakal
Bu sefer de Şebnem'den olsun be yav :)
Seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm
Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin
Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben
Hoşçakal, hoşçakal
Hoşçakal, hoşçakal
Ben bir kısrak gibi gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal
Biraz su biraz yeşillik
Her yer benim evimdir
Taşırım dünyayı sırtımda
Her dil benim dilimdir
Ama söylenecek söz yok
Gidiyorum ben
Cumartesi, Kasım 17, 2007
meraklı köfte

Merak edilenler...
# İki ismim var; biri süs olsun diye de durmuyor üstelik, ikisini de kullanıyorum. Yani hem Funda'yım, hem de Özlem. Aile çevresi Özlem, ortaokul ve lise arkadaşlarım Funda, üniversitedekiler Özlem, master'dakiler ve sanal alemdekiler Funda diyor. Biraz karışık gibi sanki ama ikisi de var sonuçta. Çift kişilik gibi ama değil; Özlem daha bir ev kızı, Funda daha bağımsız. İkisi genelde iyi anlaşıyor. Bazen. Çağırdığınızda ikisi de gelir. Hatta bir şey söylemeden sırf ıslık çalsanız bile döner bakarım :)
# On sekiz yıl sonra gelen bir çocuğum. Kardeşim yok. Olsun isterdim zaman zaman ama onun yerine arkadaşlarım oldu, ailemden sayabileceğim. Getirisi götürüsü nedir bilmiyorum ama halimden memnunum. Annemlerin ne düşündüğünü bilemiyorum :P
# Salağımdır. Kolay affeder, çabuk unuturum. Kin tutmam. Herkese canayakın davranırım, devamlı gülümserim; bu da ciddiyetsiz bir insan olduğum izlenimini uyandırır. İnsanlar önemsemez ama ben onları şaşırtmayı severim.
# Çabuk sinirlenirim, kolay kıl kaparım. Birden patlar, hemen sönerim. Öfke yönetimi hakkında hiçbir şey bilmem, yönetilebilecek bir şey olduğunu da sanmam. Çok hasar vermediği sürece her duygunun yaşanması taraftarıyım.
# Şiddete meyilliyim. Dövüş sporlarını, vurdulu kırdılı filmleri severim. Mağara adamlarına sempati duyarım, kendimi kolay özdeşleştirebilirim. Medeni olduğunu savunan gerzeklere kafa atmakta sakınca görmem. Evet, vandalım.
# Yüzük, küpe ve deri bileklik takıyorum. Zorunlu olmadıkça çıkarmıyorum. Kolyelerden ve boncuklardan hoşlanmıyorum.
# Kısa kollu t-shirt'leri ve bol pantolonları tercih ediyorum. Artık etek giymiyorum.
# Yazı kışa tercih ediyorum. Eskiden her mevsimi severdim ama artık soyunup dökünebildiğim mevsimleri daha çok seviyorum. Evet, teşhirciyim.
# Sigara içmiyorum. Uzun bir süredir içki de içmiyorum. İkisini de anlamsız buluyorum. Anlamlı bulan ve bana da anlamlı olduğunu kabul ettirmeye çalışan gerzeklere sinir oluyorum.
# Yazarak nefes alıyorum. Anlamayanlar bunu böceklerdeki trake solunumu gibi bir şey sanıyor ama ben aldırmıyorum. Boğulana kadar devam etmek istiyorum.
# Sevgilim yok. Aşka inanmıyorum. En azından karşılıklı olanına. Kapattım o defterleri, başka kitaba geçtim.
# Uykuyu ve yemek yemeyi seviyorum. Bıraksalar tüm gün uyurum. Rejim yapıyor olmasam dünyaları yiyebilirim.
# Kahve ve çikolatayı seviyorum; bunları sevenleri de seviyorum, sevmeyenleri ise anlamıyorum.
# Sihirli bir değneğim olsa tüm değnekleri sihirli yapardım.
# Issız bir adaya düşsem yanıma sadece internet bağlantılı bir bilgisayar alırdım. O her şeyi hallediyor artık nasılsa.
# Çarpık bir mizah ve hastalıklı bir romantizm anlayışım vardır. Ama aslında gayet normal bir insanım. Bana psikopat diyenler utansın :)
Cuma, Kasım 09, 2007
özlenimler...
Bugün otobüste yanıma bir teyze oturdu. hoşgeldin teyze dememe kalmadan kadınceğiz(!) üstüme oturdu. irice bir hanımceğiz idi, o yüzden çok üstelemedim. sonra teyzenin kolu benim kolumu yedi. yani kolu çok büyük olduğu için sığışamadık ve teyzenin kolu iri olmasının verdiği avantajla benimkinin üstüne çıktı ve bir daha da inmedi. ayrıca bacağı -ki teyze bacağı bu, boru değil!- da bacağımı yemiş bulundu ve ben yine bir şey söylemedim. sora teyze kendisi gibi büyük olan torbasından iki adet şiş çıkardı ve ben çok tırstım. oysa ki onu kızdıracak hiçbir şey yapmamış ve söylememiştim. tam bunu açıklayarak beni şişlememesi için yalvarmaya başlayacaktım ki, teyze bu sefer torbasından bir adet yün yumağı çıkardı. amanın bu sefer de iple boğacak diye altıma edecektim ki, teyze beni şişlemek yerine yumağı şişledi ve beni boğmak yerine şişleri boğdu. anlayacağınız örgü örmeye başlamıştı. hem de öyle böyle değil (ya nasıl?) bayağı evinde oturup dizi izlermiş gibi, ipi boynundan geçirerek (belki de intihar etmeye çalışıyordu bilemiyorum) hatır hatır ördü. hatır sesi nereden çıktı bilmiyorum ama hatır için örmediği kesindi. biz yolculuğumuza bu aile saadeti havasında devam ederken çok acayip bir şey oldu ve teyze osurdu. evet, abartmıyorum, iftira da atmıyorum (kaldı ki, ben osursam ben osurdum derim, utanmam) gerçekten teyze poposunun sol lobunu (Allah'tan ben sağ tarafındaydım) kaldırarak 'yellendi'. ve anında pis bir koku peydah olarak burun deliklerimi tıkadı. kolum ve bacağım zaten yenmişti, bir de burnumdan olmuştum ama teyze hala örüyordu. o bir ören, osuran bayandı ve beni eziyordu. ama ben hala halimden memnundum. evet, travma geçiriyordum. neyse ki sonunda teyze otobüsten inmeye karar verdi. şişlerini torbasına geri koydu, yerinde kıpırdandı ve aniden kalkarak beni büyük(!) bir boşlukla yalnız bıraktı. o kalkınca artık sol bacağımı (yani yenen bacak) hissetmediğimi farkettim. ayrıca sol kolumda da (evet yenen kol) garip bir sıcaklık vardı. anladım ki artık hiçbir şey eskisi gibi değildi...
Not: aşşalara bi yere numaratör şeysinden koydum, artık kim giriyo çıkıyo (oha!) biliyorum, aslında kimin girdiğini çıktığını bilmiyorum (oha oha!) ama enazından ne kadar girilip çıkıldığını (oha oha oha!) sayabiliyorum. anladım ki siz beni seviyorsunuz, yoksa bu kadar çok girip çıkmazsınız (yuuuuuuhhhhhh!!!)
Not 2: yan tarafta da kitabımın reklamı var, bakın kapak resmi orda, içini ise ancak para kıyıp alıp okuduktan sora öğrenebilirsiniz, ne ka ekmek o ka köfte hahahaay!
öptüm...
Pazar, Ekim 14, 2007
Aşk Böcükü
Oğluşum artık yok. Korkmayın, kötü bir şey değil Allah'a şükür. Bebeğimi evlat edindiler. Gerçi olay neredeyse hazin bir "Oğlum olmadan asla!" filmi bazında cereyan etti -üst kat komşum hayvanımın bahçedeki haline dayanamayıp ve bana haber verme gereğini görmeden almış annesine götürmüş! Saatlerce oğlumu sokaklarda aradıktan ve apartmandaki çocukları sorguya çektikten sonra gerçeğe ulaştım ve anında telefonu aldım elime. Yer misin yemez misin; otuz küsur yaşındaki adama fırça çektim yavrum için. Yok efendim anası kediye sıcak ve sevgi dolu bir yuva verecekmiş falan fişmekan. Baktım niyeti temiz, ciddi, kabul ettim. İyice de tembihledim annesinin Oğluşumu sakın ama sakın bırakmaması, hiç dışarılara salmaması için. Söz aldım ve tutulmadığı takdirde tepelerine binmek üzere azad ettim. Özetle; yavrumu evlatlık verdim, üzülüyorum ama o mutluysa ben de mutluyum bir anne olarak -ne de fedakar cefakar bir anayım di mi!
.
Neyse efenim, bir kedi maceramız da burada son bulduktan sonra her ayrılık sonrası yeni aşklara yelken açan hercai menekşe misali ben de yoluma devam etme kararı aldım -oh da iyi yaptım! Gerçi artık bende ne aşık olacak hal, ne de öyle mangal yürek kaldı. Yaşlandım anacım yaşlandım. Üşeniyorum artık. Ne tanımaya, ne tanışmaya, ne de o yükün altına girecek derman yok bende. Eskidendi o, gençken gözümüz karaydı tabii! Şimdiyse bir kara kediyi bile elimizde tutamadıktan sonra aşkmış meşkmiş neyime benim! Hıh!
.
Zaten hiçbir şey görecek gözüm yok, kafam önümde Milli Mücadelede İttihatçılık okuyorum. Sefkili(!) Hocam sağolsun, bayram günü çok da şahane oldu. Kaçküsur sene önce ölmüş adamlarla uğraşmaktan etrafımda adam var mı yok mu onu göremiyorum! Ama olmadığını tahmin edebilmek için İttihatçı olmaya Terakki yapmaya gerek yok. Bu milli bir mücadele!
.
İşte böyle canlarım; hepinizi öpüyor, geçmiş bayramınızı kutluyor, harçlıkları banka hesabıma bekliyorum ;))
Çarşamba, Ekim 10, 2007
dancing barefoot
.
peki neden anlattım bunları? muhtemelen bu lafları söylediğim insanların burayla alakası olmadığı için. yani siz bu mektubu okuduğunuz sırada ben bu lafları başkalarına söylüyor olacağım, çok uzaklarda. o nedenle sıkmayın canınızı canlarım. ki ben size canım diyorsam, canımı sıkan siz olamazsınız zaten, di mi ama :)
.
şimdi, lafımızı soktuktan sonra başka mevzulara bahis olabiliriz :P
.
mastır başladı ama başlamasa mıydı diyorum şimdiden. dört ders var ama acayip yoğun bir program olacak gibi. yazmaya nasıl vakit bulacağım bilmiyorum. daha yapmam gereken çok şey var, sayfalarca, kelimelerce, vs.
.
bunun dışında olan br çok şey var; kişisel, ulusal ve küresel. ama hangi birini anlatmaya gücüm yeter bilmiyorum. o yüzden susuyorum.
Pazartesi, Ekim 01, 2007
bir kedinin hayatı
F.Ö.Ş. Productions iftiharla sunar... "Bir Kedinin Hayatı"...
Sevinç, hüzün, korku, heyecan, gerilim; hepsi bu filmde!
Yazan ve Yöneten: Funda Özlem Şeran
Oyuncu: Böcük "Arap" Oğluş
Yapımcı: Şeran Ailesi
Cuma, Eylül 21, 2007
Oğluşum!
İşte benim yeni aşkım! Bebişim, kuzum, hayatım, canımcım, bitanecik oğluşum! Kendisi evimizin part time yeni üyesi. Part time; çünkü gündüzleri evde, geceleri bahçede. Tam zamanlı işe giremiyor henüz, çeşitli sebeplerden ötürü ama şimdiden eve yerleşti. Bize de, herkese de kendini sevdirdi serseri oğlum benim! Hem daha büyüücek, koca delikanlı olcek, tüm kedileri dövcek, köfteleri yiicek niahaha! :PP
Cuma, Eylül 14, 2007
hayat çok tuhaf, vapurlar falan...*
Part time bir kedim var. Galiba. Adını Böcük koydum; kapkara, yeşil gözlü, 2-3 aylık erkek bir yavrucuk. Fakat Böcük deyince bakmıyor, Arap'a alıştı babamın yüzünden. Korkuyorum, ırkçı olacak yavruceğiz diye :PP
Nasıl oldu bilmem, hatta bir kedi edinmemden daha tuhaf gelebilir ama master'a kabul edildim. Zannımca bana acıdıkları için kabul ettiler. Zira sınavım da mülakatım da iğrençti. Valla. Hatta bir ara mülakatta "Tüü sen misin bizim yetiştirdiğimiz öğrenci, yıkıl çabuk!" diye kovacaklar diye korktum. Hocalardan biri çırpınmalarıma dayanamayıp boğulmak üzere olan birine el uzatırcasına yardım etmeye çalıştı ama ben salaksam adam ne yapsın! Evet evet, kesin çok acıdılar bana. Ramazan da geldi ya, sevabına alıverdiler işte...
Bu arada Ramazan geldi hakikaten di mi? İki gündür fena gitmiyor, hayırlısı. Oruç iyi de, oruçluyken bir şey yapamamak kötü. Yazamıyorum. Pek okuyabildiğim de söylenemez. Zaten şu sınav belasına iyice savsakladım kalem-klavye işlerini. Olmuyor azizim, olmuyor. Böyle devam edemez. Durmadan, dinlenmeden yazmak lazım. Yemeden içmeden. Hem zaten orucuz. Yok yeme içme. Var yazma çizme. İşte o kadar!
Kalın sevdiceklen... Ay pardon, sağlıcaklan... E peki sevdicek nerden çıktı ki? Oooy...
Pazar, Ağustos 19, 2007
take me out and don't look back in anger
You know i'm here waiting for you,
I'm just a crosshair,
I'm just a shot away from you
And if you leave here
You leave me broken shattered alive
I'm just a crosshair
I'm just a shot..then we can die
Ooohahhhhh
I know I wont be leaving here with you
I say don't you know
You say you don't know
I say... take me out
I say you don't show
Don't move time is slow
I say... take me out
I say you don't know
You say you don't go
I say... take me out
I know I wont be leaving here (with you)
I know I wont be leaving here
I know I wont be leaving here (with you)
I know I wont be leaving here with you
...
Hayat komik, hayat parçalı bulutlu, hayat kırklarında menopozlu bir kadın...
Kendime yapılacaklar listesi yapıyorum her üç-dört günde bir. Her gün de yeni bir şıkkı silmeye gayret ediyorum. Yapılacaklar; yapılanlar ve yapılamayanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor böylece. Yapılanlarda en üst sırada dişçi randevuları var. Yani kendi kendime yapmadığım, aslında sadece oraya gitmekle yapmış sayıldığım kandırıkçı yapılanlar... Ben bir şey yapmıyorum; dişçim Ece Hanım yapıyor sağolsun. Pek bir seviyorum onu; önceki dişçim gibi bir kasap değil. O bir balerina, o bir masal prensesi. Ya da ben onu hala prenses peri sanıyom! Son kararı dişimin işi bitince vereceğim.
Yapılamayanlar listesinde ise ilk sırada kompozisyon var, nam-ı diğer "statement of purpose"... Soyumu bilmem ama "sop"umu yazamıyorum! Yüksek lisansa başvurma başvurusunda bulunma salaklığında bulundum da... Her şeyim hazır, o lanet referansı bile aldım. Fakat sop yazamıyorum; kendim hakkında ne yazayım Allah aşkına, ille yalan mı söylemem gerekiyor. Benim bir purpose'um yok ki statement'ını yazayım! Şu saat itibariyle konu belirsizliğini sürdürüyor, yarın ya da en geç çarşamba falan başvuruda bulunmam gerekiyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Purpose of statement yazsam olur mu ki?
.
Take me to the place where you go
Where nobody knows, if it's night or day.
Please don't put your life in the hands
Of a Rock 'n Roll band
Who'll throw it all away
I'm gonna start the revolution from my bed
'Cos you said the brains I had went to my head
Step outside cos summertime's in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
Cos you ain't ever gonna burn my heart out
And So Sally can wait, she knows it's too late as she's walking on by.
My soul slides away, but don't look back in anger
I heard you say
.
Dün yine doğumgünü kutladık, milyonuncu kez. Ve ilginçtir, yine bir telefon aldım doğumgünümü kutlayan, tam bir hafta sonra. Hiç yoktan iyidir herhalde, değil mi?
.
Kediler büyüyor, yaz bitiyor. Yaz insanı olduğumu bir kez daha anladım. Paltolar, kaşkollar bana göre değil. Bikini insanıyım ben. Parmak arası terliklerimi çekip kollarımı sallaya sallaya ortalıkta dolaşmalıyım. Sıcaktan bunalıp kafamı buz gibi sulara sokmalı, ıslak saçla dolaşmalıyım. Gölgede bir şezlong bulup çimmeli, bir köşede kitabımı okuyup frappe'mi içmeliyim. Evet, bunu yapmalıyım.
.
İnsanlar benden umudunu hala kesmemiş. Zeka seviyelerinden şüphe etmiyorum, sadece çok fazla iyi niyetli ve iyimser olduklarını düşünüyorum. Beni hala işe sokmaya çalışmaları başka türlü açıklanamaz. Oysa ben onların beni yapmak istedikleri kişi olmak istemiyorum. Ben kimsenin kişisi olmak istemiyorum. Bıraksınlar beni; kendi halimde, kişiliksiz biri olayım. Hem ben daha büyümedim ki! Büyüyünce olurum, belki, büyürsem...
.
Şimdi gitmem lazım; yapılacaklar listem yine birikti, boşaltmak lazım. Çarpıntı yapıyor sonra... Bu arada belirteyim; bu aralar bir tuhaf hissediyorum kendimi. Fantastik bir şeyler oldu bana, kafam yerinde değil. Bazı zamanlar da çok fazla yerinde gibi duruyor. Bakalım, hayırlısı... Aslında şu listeyi tamamlasam rahatlayacağım, biliyorum. Görüyorum, konuşamıyorum. İlhan İrem gelsin kurtarsın bizi. Sağlıcakla...
.
Bu arada Sunday bloody sunday'deymişiz, niye söylemiyorsunuz? Moz'uma selam olsun kurban, everyday is like sunday insan işsiz olunca ;)
Cumartesi, Ağustos 11, 2007
tarihte bugün: ben doğdum!
Canlarım ciğerlerim; sizlerle ikibuçuk, kendimle yirmiüç yılı geride bırakırken -ki hala 23 oluyorum bu durumda!!! :PP- yaşadığım haklı gurur ve mutluluğu yine sizlerle paylaşmaktan kıvanç duyuyorum! Yeni yaşın açılışı vatana millete hayırlı, bana uğurlu olsun :))
Tarihte bugün başka neler oldu?
Yeni yaşıma en sevdiğim üç insanla birlikte girdim; İnşallah nice yıllarda da beraber oluruz ;)
Yeni yaşımın ilk dakikalarında tuhaf bir telefon görüşmesi yaptım; teknik olarak iki görüşmeydi, normalde bir ve anlam bakımından sıfır... Ne diyeyim, Allah ıslah etsin :)
Yeni yaşımın ilk saatinde enteresan bir zombi filmi izledim. Ekranda kafalar kollar kopup, beyinler elektrik süpürgesiyle çekilirken ben bir yaş daha büyüdüm güya; aslında hiç büyümemiş olduğum bu cümlenin tuhaflığından da anlaşılıyordur değil mi?
Sonra yeni yaşımın ilk uykusunu almak üzere yattım yatağa ama uyku tutmadı, bir türlü uyuyamadım. Neden bilmiyorum; heyecan değil, beklenti kesinlikle değil ama sıcaktan ya da yattığım koltuğun rahatsızlığından olabilir :)
Yeni yaşımın birkaçıncı, sabahın ilk saatlerinde beni çok rahatlatan, anlamlı bir şey yaptım.
Yeni yaşımın ilk uykusuna dalmak üzereyken kalktım -birbirinden tuhaf rüyaları sıralamaya gerek var mı?- elimi yüzümü yıkayıp giyindim.
Yeni yaşımın ilk seyahatinde en sevdiğim üç insanla birlikte en sevdiğim yere gittim ve tüm gün boyunca en sevdiğim şeyi yaptım; yüzdüm, güneşlendim, aylaklık ettim, manzara izledim ve hiçbir şeyi takmadım kafama :))
Yeni yaşımın ilk sabahında güzel bir kahvaltı ettim, ilk öğle yemeğinde öğün atlamadım, akşam yemeğini ise salladım :)
Yeni yaşımın ilk eve dönüşünde huzurla doldum; favori üç insanımdan birini evine uğurladım, diğerlerini eve attım :))
Yeni yaşımın ilk sürprizini yine kendi kendime yaşattım :p
Yeni yaşımın ilk köpüklü kahvesini dördüncü favori insanımla içtim, yeni yaşımın ilk falını baktırdım, baktım ve yeni yaşımın ilk yalanlarını söyleyip dinledim :P Yeni yaşımın ikinci dileğini tuttum; ilkini pastanın mumunu üflerken tutmuştum -ki zaten ikisi de aynı dilekti! :)
Yeni yaşımın ilk şarkısını tuttum televizyondan ve kendime sakladım ;)
Yeni yaşımın ilk dedikodusunu yaptım, nicelerine zemin hazırladım.
Yeni yaşımın ilk muhasebesini yapmadım; artılar, eksiler; getiriler, götürüler; alanlar, alınanlar, verenler, verilenler; geri gelmeyenler, hiç gitmeyenler; kıranlar, kırılanlar; hatırlayanlar, hatırlamayanlar... Hepsi bana kaldı, ben de hepsini boş verdim. Nasıl, iyi etmişim, di mi? ;)
Yeni yaşımın ilk öpücüğü değil belki ama hepinizi öpüyorum :))
Pazar, Ağustos 05, 2007
darlanmayın, genişleyin!
Yeni kampanyam bu. Darlanmaya kesin çözüm; genişleyin! Benim gibi yapın! Tartının ibresi sağa doğru çektikçe siz de evrende kendi yerinizi açın. Onüç ay vadeyle hem de! :PP
Radyo Eksen'de Ayça Şen'in programının bir sloganı var, çok seviyorum: "Kafanız mı çalışmıyor? Üzülmeyin, bizimki de çalışmıyor!" Harika, evde bunu söyleyip duruyorum, ardından da hezeyanlı bir "ayça şen ayça şen ayça şen başkan!" tamlaması geliyor ve ben kahkahalara boğuluyorum. Evet, kafam çalışmıyor!
Tatilim geldi, farkındayım ama yapmam gereken çok iş var. Deliye her gün tatil(!) nasılsa demekle bitmiyor mesele, bunun bayramı var kandili var. Doğumgünü de var ama bu sene pek kutlayasım yok. Ne bileyim birileri mesaj atıp hatırlasın yeter, paniğe gerek yok. Hoş, alarmlar çalıp bulunduğum bölge karantinaya alındığında mecbur yaşanacak bir panik ama bana nesi canım, onlar düşünsün! :PP
İnsanları sevip insanlara sövmeye devam ediyorum. Bazılarını çok seviyorum, bazılarına çok sövüyorum, bazılarına hem sevip hem sövüyorum. En şanslı grup hangisi bilmiyorum valla, şanssız talihliler :PP
Ya ben Müzeyyen Senar'ı çok seviyorum -tabii ki ona sövmüyorum!- Allah onu korusun ya, Maaşallah :)
Bu akşam Heroes'un final bölümü var. Eğer Peter'a bir şey olursa başlarına yıkarım o seti! Cık cık cık patlatacak başka adam bulamadınız mı yaa!
Kahve içmeden duramıyorum. Hem de bu sıcakta. Ama çok sıcak olunca soğuk suyla yapıp içine buz atıyorum. Hayır, poşetteki buzlu kahvelerden değil; kendi buzlumu kendim üretiyorum, çok da güzel oluyor, oh!
Pilli Bebek'in Kara Diller şarkısı çok güzel ya, insana bir "of!" çektiriyor ki, sormayın gitsin. Yok lan gitmesin :P
Geçenlerde -baya oluyor- hani bir anket yapmıştım ya, çok hoşuma gitmişti. Zaten başta kendim güleyim diye yaptıydım, zaten her şey kendim için sevgili okur. Sen yalansın, bugün varsın, yarın yoksun. Ama ben öyle miyim? Canım ben, bi'taneyim ben! Her şeyi kendim için yapıyorum; sanat toplum için değil, sanat sanat için de değil; sanat benim için sevgili okur!
Neyse işte, yine yapayım dedim öyle bir anket ama soru bulamadım. Hadi bana yardımcı ol, sormak istediğin soru varsa sor burada cevaplayayım. Ne kadar abuk sabuk olursa o kadar iyi, çünkü emin ol cevaplar abuk sabuk olacak :PP
Pazar, Temmuz 29, 2007
ya çıkarsa :P
Dün gece rüyamda sevgilimlen sinemaya gittiğimi gördüm. Ama film başlamadan çıktık, o beni ailesiyle tanışmaya götürdü. Sonra bir ara evlenmeye karar vermiş olmalıyız ki beni bir evlilik korkusu sardı, anneme söyleyemediğim için çocuğa "biz bu işi biraz daha düşünelim" dedim. O sırada uyandım ve dedim; ya çıkarsa? ;))
Cuma, Temmuz 20, 2007
gözünüz gönlünüz açılsın :))
Perşembe, Temmuz 19, 2007
çekimser
Şimdi; kafam karışık. Ama her konuda. Aklına ne gelirse sevgili okur, benim o konuda kafam karışık. Seçim hariç. Siyasal anlamda seçimle sorunum yok, oyumu kime vereceğimi biliyorum. Ama hayattaki seçimler ne olacak? Onlar için de oy pusulası yapıyorlar mı ki? Eminim yapıyorlardır ama benim damgam yok. Yani insanlar ne ile seçim yapıyorlarsa, bende ondan yok. Zeka, mantık ya da sağduyu; ne derseniz deyin. Bende on(lar)dan yok. Ciddiyim. O yüzden kafam çok kolay karışıyor.
Bir de safım, çabuk inanırım biliyor musun sevgili okur. Hayalperest de olduğum için, hemen hayal kurarım. Hemen yazıveririm aklımdan senaryolar, gerçekleşmeyeceğini bile bile. Olsun ama, onlarla mutluyumdur ben. Sonunda gerçek olmayacağını bildiğim için rahatımdır bu konuda. Oh be, derim. Ya gerçekleşseydi hayallerim, ne büyük hayal kırıklığı olurdu, değil mi?
Ama gel gör ki sevgili okur; bir gün bir şey olur, biri bir şey der, bir şey yapar. Amanın derim kendi kendime, noluyor acep recep? Herhalde galiba sanırsam bir şeyler olmakta, diye tırsarım. Ama sonunda bi halt olmaz, ben yine vecihi gibi kalırım ortada. Oh be, derim yine. Ama bir yandan düşünürüm; ulan ben bu gece mehtaba dalıp... Müzeyyen en şahane ilaçtır böyle zamanlarda (Senar olan).
En fecisi de (vecihi değil, fecii); olanların da, olmayanların da benim kontrolümde olmamasıdır. Hoş, hayat bu, kimin kontrolü var ki? Ya da kimin kontrolü kimin elinde değil mi sevgili okur?
Ve fekat sinirime dokunan konu şu; benim kafamın karışmaması lazım. Karıştırmayın benim kafamı. Çok rica edicem. Zaten üflesen uçacak kadar aklım var, bir de siz bulandırmayın, n'olursunuz. Eminim yapacak çok daha elzem işleriniz vardır, gidin onları karıştırın. Bana nesi? Yazık değil mi? Ayıp valla. Bulmuşsunuz şuncacık kızı, ara ara ayar verip bulandırıyorsunuz beynini. Yapmayın rica ederim. Koca koca insanlarsınız. Sizin yüzünüzden bir gün çekimser kalıcam, Allah muhafaza.
Neyse efenim... Gel ey saki biz kıyı kıyı takılalım. Neydi sevgili okur? Dün gece mehtaba daldım, hep seni andım. Öyle bir an geldi ki, mehtap seni sandım. Ya...
Fikret :)
Perşembe, Temmuz 12, 2007
vecihi geliyo vecihi!

Ahahahaaaaaaaa! Ay çatliycam ayol! Hihihhohohhooo valla çok komik bak sevgili okur, n'ooolur bi dinle!
Şimdi; geçen gün bahçede bi gürültüdür koptu. Ev ahalisi olarak heman koşuştuk pencerelere. Bi de baktık ki, bizim kedi -bizim diil aslında ama besliyoz işte sevabına- bi güvercini kıstırmış, güvercin de uçamıyo mu sana! Al başına belayı! Neyse efenim, kediyi kovduk, kuşu kurtardık ama kuş bahçede kendi halinde yürüyor. Yürüyor çünkü uçamıyor hakikaten. Babam hasta dedi, annem yavru dedi. Bi süre kuşu kendi haline bıraktık. Ve fekat heyhat! Gel gör ki sevgili okur -ki gelemezsin göremezsin biliyom, o yüzden ben anlatıyom- kuşceğiz bahçedeki parmaklıkların tepesine çıktı duruyo öyle. Uçsa uçamıyo, kaçsa kaçamıyor; e kedi de sotada bekliyo!
N'apsak n'apsak? E sonunda dayanamadık -çok merhametli ve insaniyetliyiz ya- babam kaptı kuşu eve getirdi yardım ve yataklık maksadıyla. Meğersem hasta diil yavruymuş ama görseniz dünyanın en salak yavrusu! Tüyler zaten bi tuhaf, gaga uzun tuhaf, kanatların altında tüy yok, kuyruk bi enteresan; uçamıyor hayvan. Hayır, hadi yavrusun uçamazsın anlarım. Bi de embesil bi de salak! Ayol koyduk kapalı balkona, önünde de su ve yem. Bi ye di mi hayvanat, bi eşelen, bi dolaş. Yok! Öyle bıraktığın yerde duruyo salak! Bir gün boyunca ne kıpırdadı, ne de yedi içti anacım. Mal gibi durdu orda!
Soona babam bunu açık balkona koymuş; hani uçsun gitsin başımızdan salak diye. Gitmedi anacım, uçmadı da atlamadı da aşşa -ki burda akıllı olduğunun sinyalini aldığınızı sanıyonuz ama yanılıyonuz anacım- Derken bi baktık bizim yan pencereye geçmiş. Hoop ordan da karşı evin penceresine geçmiş. O evde de kimse yok; be salak biz sana yem veriyoz su veriyoz; sen kalkıp da niye yalınayak başıkabak oralara gidiyosun!
Neyse canlarım, biz bunu evlatlıktan reddettik haliyle. İki gün soora da unuttuk -hain ebeveyn!- Derkeeeen... Bugün kuşları beslerken -evet, hem kedileri hem de kuşları besliyoz, köpek bulsak onu da besleriz, hatta at, hatta inek, hatta...- bi de baktık ki ne görelim sevgili okur! Bizimki alt katın panjurunun üstünden aval aval bakmakta yemlenen kuşlara. Ulan insene sen de! Neyse indi sonunda. Ve fekat heyhat! Önündeki emek kırıntılarını görmüyo, görse de ne olduklarını idrak edemiyor. Varsa yoksa diğer kuşların peşinde, onların gagasının dibinde. E haliyle dayak da yiyo! Evet sayın seyirci; yem yiyemiyor ama dayak yiyor bu embesil! Meğer onu beslememiz diil dövmemiz gerekiyormuş, bunu idrak ettik biz de!
Bu arada bi teori geliştirdim: imdi bu salağı kesin anası terketmiştir, embesil olduğunu anlayıp "böyle evlat olmaz olsun!" diyerek evlatlıktan reddetmiştir -ki biz de öyle yaptıydık zaten, bkz. 8 satır yukarsı- ayrıca bu kesin erkektir -salak ya- bu nedenle adını "vecihi" koydum ben. Hani uçamıyo ya o hesap hehehe çaktın köfteyi sevgili okur ;)
Durun şimdi gitmem lazım; zira vecihi gelcek ama uçamıyo salak ahahahaaaayyyyyy
Çarşamba, Temmuz 04, 2007
Ben
Sadece kendisiyle ilgilenen, etrafındaki dünyadan bihaber yaşayan tiplemelerden nefret ediyorum. Ama enteresan bir biçimde ben de sadece kendimle ilgilenmek ve kendimi dünyaya kapatmak istiyorum -aha al işte yar analizin kafasını-
İnsanlara sinir oluyorum, insanları seviyorum ama hayvanları kesinlikle daha fazla seviyorum ve onlara sinir olmuyorum. Hayvanın aptalı şirin oluyor da, insanın aptalı hiç çekilmiyor. Bir insan hem hayvan, hem de aptal olduğundaysa cinayetim geliyor.
Hayatta birkaç rutinim -uyku, kahve, internet, tv, kitap, yazı ve müzik- var, bunlar bozulduğunda arızaya bağlıyorum. İnsanlar planlarımı bozduğunda çekilmez biri haline dönüşebiliyorum.
Basit şeyleri seviyorum; karmaşaya, gereksiz ayrıntılara gelemiyorum. Gelenleri de sevmiyorum.
Yaralarımı kendim sarıyorum; ama yanlış ama eksik, başkalarının sardığı bandajlara karşı alerji geliştiriyorum, kaşınıp duruyorum sonra. Teselliyi çok çok iyimser bir hayal olarak görüyorum. Kendime acımasız davranmaktan hoşlanıyorum -gel gel analize gel şimdi-
Aptal oyuncakları seviyorum ve sevmeye de devam edeceğim, laf edenleri de yakalayıp döveceğim.
Kolay ağlıyorum ama kimsenin yanında ağlamamaya dikkat ediyorum. Güçlü görünmek için değil; sadece ağladığınızda diğer insanların sizi avutmaya çalışmalarını aptalca buluyorum. Rahat rahat ağlamam için beni rahat bırakacak bulduğumda ağlarım, söz.
Çok gülmeme takıp "aa ne neşeli şeysin sen öyle" diye ikide birde laf sokuşturan tiplere gıcık oluyorum. Onları kahkaha denizlerinde boğmak ve suni teneffüssüz bırakmak istiyorum.
Suratım asık olduğunda "aaa ne sinirli şeysin sen öyle" diye laf atanlara sinir oluyorum; zaten sinirli olduğum için sinirim iki, yer yer üç katına çıkıyor, katliamım geliyor.
Sadece kız olduğum için ince, narin, nazik, terbiyeli, hanım hanımcık, munis ve duygusal olmamı bekleyen insanları aptal buluyorum; aptallıklarını da alıp yanımdan defolup gitmelerini istiyorum.
Sadece kız olduğu için ince, narin, nazik, terbiyeli, hanım hanımcık, munis ve duygusal (mış) gibi yapan kızlardan tiksiniyorum; mümkünse saçlarını başlarını yolmak istiyorum.
Depresif insanlardan hazetmiyorum; mümkünse depresyonlarını alıp...
Genelleme yapan dallamalardan nefret ediyorum; beni genelleyebileceğini sanan aptallara da sadece acıyorum -biraz megalomanca oldu di mi, oh olsun, beter olsunlar-
Bunun dışında; kendimi seviyorum, kendimi onaylıyorum -yalan tabi, yok öyle bişi, sadece lafı geldi esprisi oldu diye şeettim ama tamamen de yanlış sayılmaz hani-
Neyse canlarım; gecenin bir yarısı nefret kusasım geldi, zaten bu aralar pek bir agresifim gördüğünüz gibi. Ama nedenine gelince;
Aslında kendime kızgınım. Kendime verdiğim sözleri tutamadığım, kendi planlarımı kendim bozduğum ve kendi yolumu yine kendim tıkadığım için kendime acayip gıcık oluyorum. Kendime kendisi kendilerine kendi kendine... Budur!
Pazar, Haziran 24, 2007
ilk imzam :))

Canlarım ciğerlerim; gördüğünüz gibi döndüm :) Ve de gördüğünüz gibi ilk kitabımın ilk imzasını atmış bulunuyorum (geç kaldınız hahayt! :P) Gerçi bu, gitmeden önceydi, 3 Haziran sanırsam ki. Diğerleri için de sıraya geçivereceksiniz artık :PP
Tekrardan bu mutluluğu benimle paylaşan herkese çok teşekkürler, nice mutluluklarda yine beraber olmak dileğiyle :) Ay TRT programı gibin oldum yaf, bu tatil yaramadı bana emekliler arasında kala kala emeklilere döndüm harbiden, erken emeklilik mi istesem napsam :P
Neyse efenim, mutluluklar bir yana; sinir bozuklukları da olmuyor değil. Bazı insanlara gıcık oluyorum; muhtemelen onlar da bana gıcık oluyordur ama inanın ben daha çok gıcık oluyorum onlara. Böyle onları tokatlamak, efendime söyleyeyim, tırmıklamak, cırmalamak ve de yolmak istiyorum. Yüzlerine nefretimi haykırmak istiyorum ama yapamıyorum, takdir edersiniz ki. Çok zor efendim, çoook; nefret edip de söyleyememek, sevip de söyleyememekten daha kötü. Çok daha kötü. Ama insan öğreniyor işte, diğer herşey gibi.
Aman ya, neyse, boşverin. Madem blog'um var, içimi döküp rahatlayayım dedim. Oh iyi de yaptım; siz sağ ben selamet, hadi görüşmek üzzre, öpüldünüz ;))
Pazartesi, Haziran 11, 2007
ilk kitabım!!!

Anne-Kız Diyalogları (Funda Özlem Şeran & Burcu İkizer)
.
Sonunda Sonunda Sonunda!!! Müjde Müjde Müjde!!! :D
Canlarım, ciğerlerim; merakla beklediğiniz, hasretle istediğiniz biricik ilk kitabım çıktı. Sulu mu sulu, güldürüklü mü güldürüklü Anne-Kız Diyalogları bu hafta kitapçılardaki yerini alacak, siz de hemen koşun gidin alın, bol bol gülün :))
Bu arada on gün kadar buralarda olmayacağım, kampa gidiyorum. Hemen havalara girip inzivaya çektim kendimi :PP Yok yav, valla leylek havada durumları oldu bu sene ama dönüşte telafi ederiz canlarım. Hepinizi koccaman öpüyorum, kendinize iyi bakın, bloga uğramayı kement atmayı unutmayın, kipatı da okumayı ihmal etmeyin ;PP
Pazartesi, Mayıs 28, 2007
döndüm!!!
Salı, Mayıs 15, 2007
SuluKöfte 2. Yılını Kutluyor!
Ey sulu ahalim! Duyduk duymadık demeyin! Davullar çalınsın, zurnalar çınlasın, yer yerinden oynasın, göbekler atılsın; blog'un ikinci yılı kutlu, mutlu, hayırlı olsun!
Zamanın nasıl geçtiğini görüyorsunuz işte; daha dün bir küçücük kıyma parçasıyken büyüdük, kızardık, piştik; hatta biraz fazla kuruduk :PP Ama işte karşınızda iki yaşında, sulu mu sulu, deli mi deli bir blog olarak sizleri her geçen gün aydınlatmaya(!) devam ediyoruz :)
Şu iki yıl içinde neler oldu neler, maydanozlu köfteler :P Ve kimbilir ileride daha neler olacak neler? Bekleyip hep birlikte göreceğiz İnşallah sevgili canımıniçi biricik kuzucuk okurlarım (yağ çekeyim ki okumaya devam edin, di mi ama!)
Aklımda çok şey vardı ama nedense şu anda söyleyecek bir şey bulamıyorum; mutlumcuk oldum sanırım, yok be buldumcuk muydu o ehehe her neyse; mutluyuz, gururluyuz, başarılarımızın devamını diliyoruz. Oh be! :))
Hepinizi koccaman, en sulusundan öpüyorum canlarım; nice senelerde hep beraber olmak dileğiyle... ;)
.
Canınız kanınız, biricik SuluKöfteniz;
FÖŞ ;)
Çarşamba, Mayıs 09, 2007
Beni Yak Kendini Yak Herşeyi Yak ;))
Ateşin meydana gelebilmesi için yanabilen bir maddenin tutuşma sıcaklığında oksijen ile temas etmesi gerekir. Yakıt ve oksijen devamlı mevcut ve temas halinde ise sürekli yanma olur. Bir ateşin söndürülmesi, yanmaya sebeb olan unsurlardan yakıt ve oksijenin yok edilmesi, sıcaklığın düşürülmesi ile mümkündür.
Vücut sıcaklığının yükselmesine ateş denir. Vücut sıcaklığı bedenin her yerinde aynı değildir. Örneğin; termometre ağıza konulduğunda görülen ısı, koltuk altına konulduğunda gösterdiği ısıdan 0,5 derece daha düşüktür. Diğer taraftan, vücut ısısı gün boyunca da 0,5 derece oynar. Sabahın erken saatlerinde ısı düşük, akşam saatlerinde yüksektir. Vücut ısısı 36,2 - 37,5 arasında ise normaldir.
Ateş sayesinde ısınırız,yemek pişiririz,geceleyin güvenlik sağlarız,suyu mikroplardan temizleriz,yerimizi belli etmek için kullanırız.
Ateş olsa cirmi kadar yer yakar.
''Ateş-i suzan-ı firkat yaktı cism u canımı
Bir harab-ı abade döndürdü dil-i viranımı
Neyle teskin eyleyim şu dide-i giryanımı
Çünkü aldırdım elimden sevgili cananımı..''
"içimde bir fırın var, ateşi yakan ateş,
o ne alev deryası, çiçek bahçesine eş. "
Ateşin keşfi yakın çağlarda da ‘atomun parçalanması’ ile ‘aya gidilmesi’ kadar önemli bir buluş olarak tanımlanıyor.
Ateş almak: 1. Yanmak, tutuşmak.
Ateş bacayı sarmak: Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.
Ateş basmak: Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
Ateşe atmak: Birini çok tehlikeli bir işe bile bile sokmak.
Ateşe tutmak: 1. Ateşli silâhla mermi atmak. 2. Bir şeyi ateşin üzerinde tutarak ısıtmak.
Ateşe vermek: 1. Bir yeri bilerek yakıp yok etmek.
Ateşine (nârına) yanmak: Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek.
Ateş kesilmek: 1. Çok kızgın, öfkeli davranışlar göstermek. 2. Çok çalışkan, hareketli ve becerikli olmak.
Ateşle oynamak: Çok tehlikeli, zarar verecek bir işin üstüne üstüne gitmek ya da böyle bir işe girişmek.
Ateş püskürmek: Çok öfkeli olmak, ağır sözler söylemek.
Ateşten gömlek: İçinde bulunulan acı, sıkıntılı, dayanılmaz durumu anlatmak için söylenir.
Ateş düştüğü yeri yakar.
Ateşle oyun olmaz.
Ateş olmayan yerden duman çıkmaz.
Yüreğine ateş düşmesi: İşte o çok çok fena bişii diyiim ben size :P

