Pazar, Ocak 20, 2008

upclose and personal - bir göççücük kıymacık

-sahlepçiiii... sahlepçiii.... Allah belanı versin sahlepçiiii!

-ay hangisi lezbiyendi, kadın mı erkek mi?
-farketmez canım, tüm erkekler lezbiyendir zaten!

-bankacı parçası!

-bunak muhasebeci!

-muck! bi kola bi tost lütfen!

-sorgu memuru musun kızım sen!

-süpriiiiz!

-ayol doğumgünü işte; kiminin yaşı büyüyo, kiminin burnu!?!

-ay hiç tipim diilsin!

-ben artık CEOlarla takılıyorum canım!
-elli yaş üstü, kel ve göbekli yani?

-ay çok güzel olmuşsun, insana benzemişsin resmen!
-ama sen hala aynısın!!!

-pişt, bak "biz insan taşıyoruz" yazıyo, çabuk in aşşa!

-bi daha karşıma böle bakımsız çıkma sakın! hatta du bakiim, hiç çıkma daha iyi!

-sana benzeyen kız senin resmini görünce saç şeklini ve rengini değiştirdi.
-yakışmış mı?
-evet.
-ben de yapiim o zaman.
-yok, sen böle kal en iyisi!

-zeyneeep, çay ne kadarmııış?!!

-muck! muck!

Emeği geçen herkese teşekkürler ;)))

Cuma, Ocak 18, 2008

that's how people grow up!

Rüyalarımın pembe midillili prensi harikalar şahanesi biricik Morrissey'im yine yapmış yapacağını, son single'ı beni benden aldı, buyrun biraz da siz alının :))

I was wasting my time
Trying to fall in love
Disappointment came to me and
Booted me and bruised and hurt me

But that's how people grow up
That's how people grow up

I was wasting my time
Looking for love
Someone must look at me and
See their sunlit dream
I was wasting my time
Praying for love
For a love that never comes
From someone who does not exist

And that's how people grow up
That's how people grow up

Let me live
Before I die
No not me
Not I

I was wasting my life
Always thinking about myself
Someone on their deathbed said
There are other sorrows too

I was driving my car
I crashed and broke my spine
So yes there are things worse in life than
Never being someone's sweetie

That's how people grow up
That's how people grow up

That's how people grow up
That's how people grow up

As for me I'm okay
For now anyway

Pazartesi, Aralık 31, 2007

mutlu yıllar!


Herkese mutlu, sağlıklı ve hayırlı bir yeni yıl diliyorum :)

Kendime de sevdiklerimle beraber, mutlu, bol sağduyulu, bol yazmalı, azimli, kararlı, başarılı (yuh artık hırslansaydım bi de!); sonracııma sağlıklı, dinç diri (:P), bir de mümkünse az aşklı ve ayrıca tabii ki bol şebekli, sulu bir 2008 diliyorum ;)

Öpüldünüz...

F.Ö.Ş. the SuluKöfte '07 (the end ;) )

Cuma, Aralık 14, 2007

Üçüncü oldum!!!


Canlarım tatlılarım! Bu yıl 6.sı yapılan Xasiork 2007 Kısa Öykü Yarışması'nda "MET1N" adlı öyküm 3. oldu. Mutluyum, gururluyum, ayrıca da suluyum ve bu mutlulukların daha nicelerini sizlerle paylaşmayı diliyorum. Buradan yarışmaya katılan, kazanan kazanmayan, ödül törenine gelen gelmeyen, jüri üyeliği yapan yapmayan tüm arkadaşları da selamlıyorum. Öptüm en kocmanından! :))

Cumartesi, Kasım 24, 2007

hoşçakal


Bu sefer de Şebnem'den olsun be yav :)

Seni ararken kendimi kaybetmekten yoruldum
Bulduğumu zannettiğimde
Kendimden ayrı düştüm

Bu garip bir veda olacak
Çünkü aslında hep içimdesin
Ne kadar uzağa gitsem de
Gittiğim her yerde benimlesin

Söylenecek söz yok
Gidiyorum ben

Hoşçakal, hoşçakal
Hoşçakal, hoşçakal

Ben bir kısrak gibi gelmişim dünyaya
Şahlanıp koşmak içimde var
Hoşçakal

Biraz su biraz yeşillik
Her yer benim evimdir
Taşırım dünyayı sırtımda
Her dil benim dilimdir

Ama söylenecek söz yok
Gidiyorum ben

Cumartesi, Kasım 17, 2007

meraklı köfte


Merak edilenler...

# İki
ismim var; biri süs olsun diye de durmuyor üstelik, ikisini de kullanıyorum. Yani hem Funda'yım, hem de Özlem. Aile çevresi Özlem, ortaokul ve lise arkadaşlarım Funda, üniversitedekiler Özlem, master'dakiler ve sanal alemdekiler Funda diyor. Biraz karışık gibi sanki ama ikisi de var sonuçta. Çift kişilik gibi ama değil; Özlem daha bir ev kızı, Funda daha bağımsız. İkisi genelde iyi anlaşıyor. Bazen. Çağırdığınızda ikisi de gelir. Hatta bir şey söylemeden sırf ıslık çalsanız bile döner bakarım :)

# On sekiz yıl sonra gelen bir çocuğum. Kardeşim yok. Olsun isterdim zaman zaman ama onun yerine arkadaşlarım oldu, ailemden sayabileceğim. Getirisi götürüsü nedir bilmiyorum ama halimden memnunum. Annemlerin ne düşündüğünü bilemiyorum :P

# Salağımdır. Kolay affeder, çabuk unuturum. Kin tutmam. Herkese canayakın davranırım, devamlı gülümserim; bu da ciddiyetsiz bir insan olduğum izlenimini uyandırır. İnsanlar önemsemez ama ben onları şaşırtmayı severim.

# Çabuk sinirlenirim, kolay kıl kaparım. Birden patlar, hemen sönerim. Öfke yönetimi hakkında hiçbir şey bilmem, yönetilebilecek bir şey olduğunu da sanmam. Çok hasar vermediği sürece her duygunun yaşanması taraftarıyım.

# Şiddete meyilliyim. Dövüş sporlarını, vurdulu kırdılı filmleri severim. Mağara adamlarına sempati duyarım, kendimi kolay özdeşleştirebilirim. Medeni olduğunu savunan gerzeklere kafa atmakta sakınca görmem. Evet, vandalım.

# Yüzük, küpe ve deri bileklik takıyorum. Zorunlu olmadıkça çıkarmıyorum. Kolyelerden ve boncuklardan hoşlanmıyorum.

# Kısa kollu t-shirt'leri ve bol pantolonları tercih ediyorum. Artık etek giymiyorum.

# Yazı kışa tercih ediyorum. Eskiden her mevsimi severdim ama artık soyunup dökünebildiğim mevsimleri daha çok seviyorum. Evet, teşhirciyim.

# Sigara içmiyorum. Uzun bir süredir içki de içmiyorum. İkisini de anlamsız buluyorum. Anlamlı bulan ve bana da anlamlı olduğunu kabul ettirmeye çalışan gerzeklere sinir oluyorum.

# Yazarak nefes alıyorum. Anlamayanlar bunu böceklerdeki trake solunumu gibi bir şey sanıyor ama ben aldırmıyorum. Boğulana kadar devam etmek istiyorum.

# Sevgilim yok. Aşka inanmıyorum. En azından karşılıklı olanına. Kapattım o defterleri, başka kitaba geçtim.

# Uykuyu ve yemek yemeyi seviyorum. Bıraksalar tüm gün uyurum. Rejim yapıyor olmasam dünyaları yiyebilirim.

# Kahve ve çikolatayı seviyorum; bunları sevenleri de seviyorum, sevmeyenleri ise anlamıyorum.

# Sihirli bir değneğim olsa tüm değnekleri sihirli yapardım.

# Issız bir adaya düşsem yanıma sadece internet bağlantılı bir bilgisayar alırdım. O her şeyi hallediyor artık nasılsa.

# Çarpık bir mizah ve hastalıklı bir romantizm anlayışım vardır. Ama aslında gayet normal bir insanım. Bana psikopat diyenler utansın :)

Cuma, Kasım 09, 2007

özlenimler...

özlemedim, yalan... sadece izledim...

Bugün otobüste yanıma bir teyze oturdu. hoşgeldin teyze dememe kalmadan kadınceğiz(!) üstüme oturdu. irice bir hanımceğiz idi, o yüzden çok üstelemedim. sonra teyzenin kolu benim kolumu yedi. yani kolu çok büyük olduğu için sığışamadık ve teyzenin kolu iri olmasının verdiği avantajla benimkinin üstüne çıktı ve bir daha da inmedi. ayrıca bacağı -ki teyze bacağı bu, boru değil!- da bacağımı yemiş bulundu ve ben yine bir şey söylemedim. sora teyze kendisi gibi büyük olan torbasından iki adet şiş çıkardı ve ben çok tırstım. oysa ki onu kızdıracak hiçbir şey yapmamış ve söylememiştim. tam bunu açıklayarak beni şişlememesi için yalvarmaya başlayacaktım ki, teyze bu sefer torbasından bir adet yün yumağı çıkardı. amanın bu sefer de iple boğacak diye altıma edecektim ki, teyze beni şişlemek yerine yumağı şişledi ve beni boğmak yerine şişleri boğdu. anlayacağınız örgü örmeye başlamıştı. hem de öyle böyle değil (ya nasıl?) bayağı evinde oturup dizi izlermiş gibi, ipi boynundan geçirerek (belki de intihar etmeye çalışıyordu bilemiyorum) hatır hatır ördü. hatır sesi nereden çıktı bilmiyorum ama hatır için örmediği kesindi. biz yolculuğumuza bu aile saadeti havasında devam ederken çok acayip bir şey oldu ve teyze osurdu. evet, abartmıyorum, iftira da atmıyorum (kaldı ki, ben osursam ben osurdum derim, utanmam) gerçekten teyze poposunun sol lobunu (Allah'tan ben sağ tarafındaydım) kaldırarak 'yellendi'. ve anında pis bir koku peydah olarak burun deliklerimi tıkadı. kolum ve bacağım zaten yenmişti, bir de burnumdan olmuştum ama teyze hala örüyordu. o bir ören, osuran bayandı ve beni eziyordu. ama ben hala halimden memnundum. evet, travma geçiriyordum. neyse ki sonunda teyze otobüsten inmeye karar verdi. şişlerini torbasına geri koydu, yerinde kıpırdandı ve aniden kalkarak beni büyük(!) bir boşlukla yalnız bıraktı. o kalkınca artık sol bacağımı (yani yenen bacak) hissetmediğimi farkettim. ayrıca sol kolumda da (evet yenen kol) garip bir sıcaklık vardı. anladım ki artık hiçbir şey eskisi gibi değildi...

Not: aşşalara bi yere numaratör şeysinden koydum, artık kim giriyo çıkıyo (oha!) biliyorum, aslında kimin girdiğini çıktığını bilmiyorum (oha oha!) ama enazından ne kadar girilip çıkıldığını (oha oha oha!) sayabiliyorum. anladım ki siz beni seviyorsunuz, yoksa bu kadar çok girip çıkmazsınız (yuuuuuuhhhhhh!!!)

Not 2: yan tarafta da kitabımın reklamı var, bakın kapak resmi orda, içini ise ancak para kıyıp alıp okuduktan sora öğrenebilirsiniz, ne ka ekmek o ka köfte hahahaay!

öptüm...

Pazar, Ekim 14, 2007

Aşk Böcükü



Oğluşum artık yok. Korkmayın, kötü bir şey değil Allah'a şükür. Bebeğimi evlat edindiler. Gerçi olay neredeyse hazin bir "Oğlum olmadan asla!" filmi bazında cereyan etti -üst kat komşum hayvanımın bahçedeki haline dayanamayıp ve bana haber verme gereğini görmeden almış annesine götürmüş! Saatlerce oğlumu sokaklarda aradıktan ve apartmandaki çocukları sorguya çektikten sonra gerçeğe ulaştım ve anında telefonu aldım elime. Yer misin yemez misin; otuz küsur yaşındaki adama fırça çektim yavrum için. Yok efendim anası kediye sıcak ve sevgi dolu bir yuva verecekmiş falan fişmekan. Baktım niyeti temiz, ciddi, kabul ettim. İyice de tembihledim annesinin Oğluşumu sakın ama sakın bırakmaması, hiç dışarılara salmaması için. Söz aldım ve tutulmadığı takdirde tepelerine binmek üzere azad ettim. Özetle; yavrumu evlatlık verdim, üzülüyorum ama o mutluysa ben de mutluyum bir anne olarak -ne de fedakar cefakar bir anayım di mi!
.
Neyse efenim, bir kedi maceramız da burada son bulduktan sonra her ayrılık sonrası yeni aşklara yelken açan hercai menekşe misali ben de yoluma devam etme kararı aldım -oh da iyi yaptım! Gerçi artık bende ne aşık olacak hal, ne de öyle mangal yürek kaldı. Yaşlandım anacım yaşlandım. Üşeniyorum artık. Ne tanımaya, ne tanışmaya, ne de o yükün altına girecek derman yok bende. Eskidendi o, gençken gözümüz karaydı tabii! Şimdiyse bir kara kediyi bile elimizde tutamadıktan sonra aşkmış meşkmiş neyime benim! Hıh!
.
Zaten hiçbir şey görecek gözüm yok, kafam önümde Milli Mücadelede İttihatçılık okuyorum. Sefkili(!) Hocam sağolsun, bayram günü çok da şahane oldu. Kaçküsur sene önce ölmüş adamlarla uğraşmaktan etrafımda adam var mı yok mu onu göremiyorum! Ama olmadığını tahmin edebilmek için İttihatçı olmaya Terakki yapmaya gerek yok. Bu milli bir mücadele!
.
İşte böyle canlarım; hepinizi öpüyor, geçmiş bayramınızı kutluyor, harçlıkları banka hesabıma bekliyorum ;))

Çarşamba, Ekim 10, 2007

dancing barefoot

anlatacak çok şey var, söylenecek hiçbir şey yok. bugün büyük harflerim yok cümle başlarında kullanacak, çünkü sesim kısık. bir şey olduğundan değil, sadece tercih meselesi. kendi sesimi kıstım biraz. dinlemekten sıkıldığımdan değil, zira ben şahsen çok seviyorum o bülbül sesimi. ama baktım ki ne kadar bağırsam da, yırtınsam da anlayan yok, takan yok. ben de kıstım sesimi, ne yoracağım kendimi. artık fısıldıyorum kelimelerimi, sadece anlayanlara. iletişim eksikliği değil bu, bilenler bilir, çok iletkenimdir ben. ama ne ilettiğinize göre değişir. beni kırarsanız, kızgınlık iletirim ben de size, üzüntü ve hayalkırıklığı gönderirim karşılık olarak. sonra da iletmemeye başlarım zaten, ne kadar az, o kadar iyi diyerek. yok sayıldığımı düşünürsem yokluğumla veririm cevabımı. bu kadar net.
.
peki neden anlattım bunları? muhtemelen bu lafları söylediğim insanların burayla alakası olmadığı için. yani siz bu mektubu okuduğunuz sırada ben bu lafları başkalarına söylüyor olacağım, çok uzaklarda. o nedenle sıkmayın canınızı canlarım. ki ben size canım diyorsam, canımı sıkan siz olamazsınız zaten, di mi ama :)
.
şimdi, lafımızı soktuktan sonra başka mevzulara bahis olabiliriz :P
.
mastır başladı ama başlamasa mıydı diyorum şimdiden. dört ders var ama acayip yoğun bir program olacak gibi. yazmaya nasıl vakit bulacağım bilmiyorum. daha yapmam gereken çok şey var, sayfalarca, kelimelerce, vs.
.
bunun dışında olan br çok şey var; kişisel, ulusal ve küresel. ama hangi birini anlatmaya gücüm yeter bilmiyorum. o yüzden susuyorum.

Pazartesi, Ekim 01, 2007

bir kedinin hayatı




F.Ö.Ş. Productions iftiharla sunar... "Bir Kedinin Hayatı"...
Sevinç, hüzün, korku, heyecan, gerilim; hepsi bu filmde!
Yazan ve Yöneten: Funda Özlem Şeran
Oyuncu: Böcük "Arap" Oğluş
Yapımcı: Şeran Ailesi

Cuma, Eylül 21, 2007

Oğluşum!


İşte benim yeni aşkım! Bebişim, kuzum, hayatım, canımcım, bitanecik oğluşum! Kendisi evimizin part time yeni üyesi. Part time; çünkü gündüzleri evde, geceleri bahçede. Tam zamanlı işe giremiyor henüz, çeşitli sebeplerden ötürü ama şimdiden eve yerleşti. Bize de, herkese de kendini sevdirdi serseri oğlum benim! Hem daha büyüücek, koca delikanlı olcek, tüm kedileri dövcek, köfteleri yiicek niahaha! :PP

Cuma, Eylül 14, 2007

hayat çok tuhaf, vapurlar falan...*

*Kimin sözüydü, neyin başlığıydı unuttum şimdi. Ama bazen de cuk oturuyor anlatmak istediklerine insanın. Hayat tuhaf, evet. Hem acı, hem komik. Vapurlar bile var, düşünün yani! :))
Part time bir kedim var. Galiba. Adını Böcük koydum; kapkara, yeşil gözlü, 2-3 aylık erkek bir yavrucuk. Fakat Böcük deyince bakmıyor, Arap'a alıştı babamın yüzünden. Korkuyorum, ırkçı olacak yavruceğiz diye :PP
Nasıl oldu bilmem, hatta bir kedi edinmemden daha tuhaf gelebilir ama master'a kabul edildim. Zannımca bana acıdıkları için kabul ettiler. Zira sınavım da mülakatım da iğrençti. Valla. Hatta bir ara mülakatta "Tüü sen misin bizim yetiştirdiğimiz öğrenci, yıkıl çabuk!" diye kovacaklar diye korktum. Hocalardan biri çırpınmalarıma dayanamayıp boğulmak üzere olan birine el uzatırcasına yardım etmeye çalıştı ama ben salaksam adam ne yapsın! Evet evet, kesin çok acıdılar bana. Ramazan da geldi ya, sevabına alıverdiler işte...
Bu arada Ramazan geldi hakikaten di mi? İki gündür fena gitmiyor, hayırlısı. Oruç iyi de, oruçluyken bir şey yapamamak kötü. Yazamıyorum. Pek okuyabildiğim de söylenemez. Zaten şu sınav belasına iyice savsakladım kalem-klavye işlerini. Olmuyor azizim, olmuyor. Böyle devam edemez. Durmadan, dinlenmeden yazmak lazım. Yemeden içmeden. Hem zaten orucuz. Yok yeme içme. Var yazma çizme. İşte o kadar!
Kalın sevdiceklen... Ay pardon, sağlıcaklan... E peki sevdicek nerden çıktı ki? Oooy...

Pazar, Ağustos 19, 2007

take me out and don't look back in anger

So if you're lonely,
You know i'm here waiting for you,
I'm just a crosshair,
I'm just a shot away from you
And if you leave here
You leave me broken shattered alive
I'm just a crosshair
I'm just a shot..then we can die

Ooohahhhhh

I know I wont be leaving here with you

I say don't you know
You say you don't know
I say... take me out
I say you don't show
Don't move time is slow
I say... take me out

I say you don't know
You say you don't go
I say... take me out

I know I wont be leaving here (with you)
I know I wont be leaving here
I know I wont be leaving here (with you)
I know I wont be leaving here with you
...
Hayat komik, hayat parçalı bulutlu, hayat kırklarında menopozlu bir kadın...
Kendime yapılacaklar listesi yapıyorum her üç-dört günde bir. Her gün de yeni bir şıkkı silmeye gayret ediyorum. Yapılacaklar; yapılanlar ve yapılamayanlar olmak üzere ikiye ayrılıyor böylece. Yapılanlarda en üst sırada dişçi randevuları var. Yani kendi kendime yapmadığım, aslında sadece oraya gitmekle yapmış sayıldığım kandırıkçı yapılanlar... Ben bir şey yapmıyorum; dişçim Ece Hanım yapıyor sağolsun. Pek bir seviyorum onu; önceki dişçim gibi bir kasap değil. O bir balerina, o bir masal prensesi. Ya da ben onu hala prenses peri sanıyom! Son kararı dişimin işi bitince vereceğim.
Yapılamayanlar listesinde ise ilk sırada kompozisyon var, nam-ı diğer "statement of purpose"... Soyumu bilmem ama "sop"umu yazamıyorum! Yüksek lisansa başvurma başvurusunda bulunma salaklığında bulundum da... Her şeyim hazır, o lanet referansı bile aldım. Fakat sop yazamıyorum; kendim hakkında ne yazayım Allah aşkına, ille yalan mı söylemem gerekiyor. Benim bir purpose'um yok ki statement'ını yazayım! Şu saat itibariyle konu belirsizliğini sürdürüyor, yarın ya da en geç çarşamba falan başvuruda bulunmam gerekiyor ve ben ne yapacağımı bilmiyorum. Purpose of statement yazsam olur mu ki?
.

Take me to the place where you go
Where nobody knows, if it's night or day.
Please don't put your life in the hands
Of a Rock 'n Roll band
Who'll throw it all away

I'm gonna start the revolution from my bed
'Cos you said the brains I had went to my head
Step outside cos summertime's in bloom
Stand up beside the fireplace
Take that look from off your face
Cos you ain't ever gonna burn my heart out

And So Sally can wait, she knows it's too late as she's walking on by.
My soul slides away, but don't look back in anger
I heard you say
.
Dün yine doğumgünü kutladık, milyonuncu kez. Ve ilginçtir, yine bir telefon aldım doğumgünümü kutlayan, tam bir hafta sonra. Hiç yoktan iyidir herhalde, değil mi?
.
Kediler büyüyor, yaz bitiyor. Yaz insanı olduğumu bir kez daha anladım. Paltolar, kaşkollar bana göre değil. Bikini insanıyım ben. Parmak arası terliklerimi çekip kollarımı sallaya sallaya ortalıkta dolaşmalıyım. Sıcaktan bunalıp kafamı buz gibi sulara sokmalı, ıslak saçla dolaşmalıyım. Gölgede bir şezlong bulup çimmeli, bir köşede kitabımı okuyup frappe'mi içmeliyim. Evet, bunu yapmalıyım.
.
İnsanlar benden umudunu hala kesmemiş. Zeka seviyelerinden şüphe etmiyorum, sadece çok fazla iyi niyetli ve iyimser olduklarını düşünüyorum. Beni hala işe sokmaya çalışmaları başka türlü açıklanamaz. Oysa ben onların beni yapmak istedikleri kişi olmak istemiyorum. Ben kimsenin kişisi olmak istemiyorum. Bıraksınlar beni; kendi halimde, kişiliksiz biri olayım. Hem ben daha büyümedim ki! Büyüyünce olurum, belki, büyürsem...
.
Şimdi gitmem lazım; yapılacaklar listem yine birikti, boşaltmak lazım. Çarpıntı yapıyor sonra... Bu arada belirteyim; bu aralar bir tuhaf hissediyorum kendimi. Fantastik bir şeyler oldu bana, kafam yerinde değil. Bazı zamanlar da çok fazla yerinde gibi duruyor. Bakalım, hayırlısı... Aslında şu listeyi tamamlasam rahatlayacağım, biliyorum. Görüyorum, konuşamıyorum. İlhan İrem gelsin kurtarsın bizi. Sağlıcakla...
.
Bu arada Sunday bloody sunday'deymişiz, niye söylemiyorsunuz? Moz'uma selam olsun kurban, everyday is like sunday insan işsiz olunca ;)

Cumartesi, Ağustos 11, 2007

tarihte bugün: ben doğdum!


Canlarım ciğerlerim; sizlerle ikibuçuk, kendimle yirmiüç yılı geride bırakırken -ki hala 23 oluyorum bu durumda!!! :PP- yaşadığım haklı gurur ve mutluluğu yine sizlerle paylaşmaktan kıvanç duyuyorum! Yeni yaşın açılışı vatana millete hayırlı, bana uğurlu olsun :))
Tarihte bugün başka neler oldu?
Yeni yaşıma en sevdiğim üç insanla birlikte girdim; İnşallah nice yıllarda da beraber oluruz ;)
Yeni yaşımın ilk dakikalarında tuhaf bir telefon görüşmesi yaptım; teknik olarak iki görüşmeydi, normalde bir ve anlam bakımından sıfır... Ne diyeyim, Allah ıslah etsin :)
Yeni yaşımın ilk saatinde enteresan bir zombi filmi izledim. Ekranda kafalar kollar kopup, beyinler elektrik süpürgesiyle çekilirken ben bir yaş daha büyüdüm güya; aslında hiç büyümemiş olduğum bu cümlenin tuhaflığından da anlaşılıyordur değil mi?
Sonra yeni yaşımın ilk uykusunu almak üzere yattım yatağa ama uyku tutmadı, bir türlü uyuyamadım. Neden bilmiyorum; heyecan değil, beklenti kesinlikle değil ama sıcaktan ya da yattığım koltuğun rahatsızlığından olabilir :)
Yeni yaşımın birkaçıncı, sabahın ilk saatlerinde beni çok rahatlatan, anlamlı bir şey yaptım.
Yeni yaşımın ilk uykusuna dalmak üzereyken kalktım -birbirinden tuhaf rüyaları sıralamaya gerek var mı?- elimi yüzümü yıkayıp giyindim.
Yeni yaşımın ilk seyahatinde en sevdiğim üç insanla birlikte en sevdiğim yere gittim ve tüm gün boyunca en sevdiğim şeyi yaptım; yüzdüm, güneşlendim, aylaklık ettim, manzara izledim ve hiçbir şeyi takmadım kafama :))
Yeni yaşımın ilk sabahında güzel bir kahvaltı ettim, ilk öğle yemeğinde öğün atlamadım, akşam yemeğini ise salladım :)
Yeni yaşımın ilk eve dönüşünde huzurla doldum; favori üç insanımdan birini evine uğurladım, diğerlerini eve attım :))
Yeni yaşımın ilk sürprizini yine kendi kendime yaşattım :p
Yeni yaşımın ilk köpüklü kahvesini dördüncü favori insanımla içtim, yeni yaşımın ilk falını baktırdım, baktım ve yeni yaşımın ilk yalanlarını söyleyip dinledim :P Yeni yaşımın ikinci dileğini tuttum; ilkini pastanın mumunu üflerken tutmuştum -ki zaten ikisi de aynı dilekti! :)
Yeni yaşımın ilk şarkısını tuttum televizyondan ve kendime sakladım ;)
Yeni yaşımın ilk dedikodusunu yaptım, nicelerine zemin hazırladım.
Yeni yaşımın ilk muhasebesini yapmadım; artılar, eksiler; getiriler, götürüler; alanlar, alınanlar, verenler, verilenler; geri gelmeyenler, hiç gitmeyenler; kıranlar, kırılanlar; hatırlayanlar, hatırlamayanlar... Hepsi bana kaldı, ben de hepsini boş verdim. Nasıl, iyi etmişim, di mi? ;)
Yeni yaşımın ilk öpücüğü değil belki ama hepinizi öpüyorum :))

Pazar, Ağustos 05, 2007

darlanmayın, genişleyin!


Yeni kampanyam bu. Darlanmaya kesin çözüm; genişleyin! Benim gibi yapın! Tartının ibresi sağa doğru çektikçe siz de evrende kendi yerinizi açın. Onüç ay vadeyle hem de! :PP
Radyo Eksen'de Ayça Şen'in programının bir sloganı var, çok seviyorum: "Kafanız mı çalışmıyor? Üzülmeyin, bizimki de çalışmıyor!" Harika, evde bunu söyleyip duruyorum, ardından da hezeyanlı bir "ayça şen ayça şen ayça şen başkan!" tamlaması geliyor ve ben kahkahalara boğuluyorum. Evet, kafam çalışmıyor!
Tatilim geldi, farkındayım ama yapmam gereken çok iş var. Deliye her gün tatil(!) nasılsa demekle bitmiyor mesele, bunun bayramı var kandili var. Doğumgünü de var ama bu sene pek kutlayasım yok. Ne bileyim birileri mesaj atıp hatırlasın yeter, paniğe gerek yok. Hoş, alarmlar çalıp bulunduğum bölge karantinaya alındığında mecbur yaşanacak bir panik ama bana nesi canım, onlar düşünsün! :PP
İnsanları sevip insanlara sövmeye devam ediyorum. Bazılarını çok seviyorum, bazılarına çok sövüyorum, bazılarına hem sevip hem sövüyorum. En şanslı grup hangisi bilmiyorum valla, şanssız talihliler :PP
Ya ben Müzeyyen Senar'ı çok seviyorum -tabii ki ona sövmüyorum!- Allah onu korusun ya, Maaşallah :)
Bu akşam Heroes'un final bölümü var. Eğer Peter'a bir şey olursa başlarına yıkarım o seti! Cık cık cık patlatacak başka adam bulamadınız mı yaa!
Kahve içmeden duramıyorum. Hem de bu sıcakta. Ama çok sıcak olunca soğuk suyla yapıp içine buz atıyorum. Hayır, poşetteki buzlu kahvelerden değil; kendi buzlumu kendim üretiyorum, çok da güzel oluyor, oh!
Pilli Bebek'in Kara Diller şarkısı çok güzel ya, insana bir "of!" çektiriyor ki, sormayın gitsin. Yok lan gitmesin :P
Geçenlerde -baya oluyor- hani bir anket yapmıştım ya, çok hoşuma gitmişti. Zaten başta kendim güleyim diye yaptıydım, zaten her şey kendim için sevgili okur. Sen yalansın, bugün varsın, yarın yoksun. Ama ben öyle miyim? Canım ben, bi'taneyim ben! Her şeyi kendim için yapıyorum; sanat toplum için değil, sanat sanat için de değil; sanat benim için sevgili okur!
Neyse işte, yine yapayım dedim öyle bir anket ama soru bulamadım. Hadi bana yardımcı ol, sormak istediğin soru varsa sor burada cevaplayayım. Ne kadar abuk sabuk olursa o kadar iyi, çünkü emin ol cevaplar abuk sabuk olacak :PP

Pazar, Temmuz 29, 2007

ya çıkarsa :P

Geçen gün piyango bileti aldım. Aslında adetim değildir ama bir canciğer arkadaşım istedi, iki tane çeyrek aldım. Ve dedim; ya çıkarsa? ;)
Dün gece rüyamda sevgilimlen sinemaya gittiğimi gördüm. Ama film başlamadan çıktık, o beni ailesiyle tanışmaya götürdü. Sonra bir ara evlenmeye karar vermiş olmalıyız ki beni bir evlilik korkusu sardı, anneme söyleyemediğim için çocuğa "biz bu işi biraz daha düşünelim" dedim. O sırada uyandım ve dedim; ya çıkarsa? ;))

Cuma, Temmuz 20, 2007

gözünüz gönlünüz açılsın :))


Eee hep depreşip mi takılcaz be! Biraz da içimiz açılsın şöyle, oooh mis gibi :PP
Kendisi Milo Ventimiglia olur, hani Heroes'daki Peter Petrelli :)
Alın doya doya seyredin anacım; kızgın kumlardan serin sulara ;))

Perşembe, Temmuz 19, 2007

çekimser

Yeter diye bağırmak istiyorum. Ama niye? Nedeni yok sevgili okur. Aslında var ama yeterli bir neden değil. O yüzden bağıramıyorum zaten. Ancak buraya yazacak kadar yeterim var. Nasıl ama? :)
Şimdi; kafam karışık. Ama her konuda. Aklına ne gelirse sevgili okur, benim o konuda kafam karışık. Seçim hariç. Siyasal anlamda seçimle sorunum yok, oyumu kime vereceğimi biliyorum. Ama hayattaki seçimler ne olacak? Onlar için de oy pusulası yapıyorlar mı ki? Eminim yapıyorlardır ama benim damgam yok. Yani insanlar ne ile seçim yapıyorlarsa, bende ondan yok. Zeka, mantık ya da sağduyu; ne derseniz deyin. Bende on(lar)dan yok. Ciddiyim. O yüzden kafam çok kolay karışıyor.
Bir de safım, çabuk inanırım biliyor musun sevgili okur. Hayalperest de olduğum için, hemen hayal kurarım. Hemen yazıveririm aklımdan senaryolar, gerçekleşmeyeceğini bile bile. Olsun ama, onlarla mutluyumdur ben. Sonunda gerçek olmayacağını bildiğim için rahatımdır bu konuda. Oh be, derim. Ya gerçekleşseydi hayallerim, ne büyük hayal kırıklığı olurdu, değil mi?
Ama gel gör ki sevgili okur; bir gün bir şey olur, biri bir şey der, bir şey yapar. Amanın derim kendi kendime, noluyor acep recep? Herhalde galiba sanırsam bir şeyler olmakta, diye tırsarım. Ama sonunda bi halt olmaz, ben yine vecihi gibi kalırım ortada. Oh be, derim yine. Ama bir yandan düşünürüm; ulan ben bu gece mehtaba dalıp... Müzeyyen en şahane ilaçtır böyle zamanlarda (Senar olan).
En fecisi de (vecihi değil, fecii); olanların da, olmayanların da benim kontrolümde olmamasıdır. Hoş, hayat bu, kimin kontrolü var ki? Ya da kimin kontrolü kimin elinde değil mi sevgili okur?
Ve fekat sinirime dokunan konu şu; benim kafamın karışmaması lazım. Karıştırmayın benim kafamı. Çok rica edicem. Zaten üflesen uçacak kadar aklım var, bir de siz bulandırmayın, n'olursunuz. Eminim yapacak çok daha elzem işleriniz vardır, gidin onları karıştırın. Bana nesi? Yazık değil mi? Ayıp valla. Bulmuşsunuz şuncacık kızı, ara ara ayar verip bulandırıyorsunuz beynini. Yapmayın rica ederim. Koca koca insanlarsınız. Sizin yüzünüzden bir gün çekimser kalıcam, Allah muhafaza.
Neyse efenim... Gel ey saki biz kıyı kıyı takılalım. Neydi sevgili okur? Dün gece mehtaba daldım, hep seni andım. Öyle bir an geldi ki, mehtap seni sandım. Ya...

Fikret :)

Anacım bu kuş milleti manyak! Vecihi uçtu göçtü derken; dün gece bahçede bir martı yavrusu bulduk (zeyno kulakların çınlasın :)) Uçamamış kalmış bahçenin orta yerinde, etrafında da bizim acar kediler! Hayır bi de salak kuş, üstüne gelen kediden kaçacağına yanına gidiyor, "ye beni" gibilerinden! Dayanamadık yine tabii, bizim aile de manyak anacım! Babam indi, aldı getirdi martı yavrusunu. Su verdik, yem verdik, koduk balkona. Mal duruyo tabii, kuştan başka ne beklenir. Hayır, tuhafıma giden şu; bu saf yavrucak ses çıkarsa anası baası gelip alacak onu kurtulacak. Ama gıkı çıkmıyo ki delinin! Neyse efenim; tabii ben bu kuşa da hemen bi isim kodum. Vecihi'nin sevgilisi Fikret var ya! Ahan da işte o! Yakında baş göz de ederim ben bu iki salağı; hoş, arada biraz boy farkı var (biri güvercin, biri martı be insaf!) ama olsun! Gönülleri bir olduktan sonra, di mi ama :PP

Perşembe, Temmuz 12, 2007

vecihi geliyo vecihi!


Ahahahaaaaaaaa! Ay çatliycam ayol! Hihihhohohhooo valla çok komik bak sevgili okur, n'ooolur bi dinle!
Şimdi; geçen gün bahçede bi gürültüdür koptu. Ev ahalisi olarak heman koşuştuk pencerelere. Bi de baktık ki, bizim kedi -bizim diil aslında ama besliyoz işte sevabına- bi güvercini kıstırmış, güvercin de uçamıyo mu sana! Al başına belayı! Neyse efenim, kediyi kovduk, kuşu kurtardık ama kuş bahçede kendi halinde yürüyor. Yürüyor çünkü uçamıyor hakikaten. Babam hasta dedi, annem yavru dedi. Bi süre kuşu kendi haline bıraktık. Ve fekat heyhat! Gel gör ki sevgili okur -ki gelemezsin göremezsin biliyom, o yüzden ben anlatıyom- kuşceğiz bahçedeki parmaklıkların tepesine çıktı duruyo öyle. Uçsa uçamıyo, kaçsa kaçamıyor; e kedi de sotada bekliyo!
N'apsak n'apsak? E sonunda dayanamadık -çok merhametli ve insaniyetliyiz ya- babam kaptı kuşu eve getirdi yardım ve yataklık maksadıyla. Meğersem hasta diil yavruymuş ama görseniz dünyanın en salak yavrusu! Tüyler zaten bi tuhaf, gaga uzun tuhaf, kanatların altında tüy yok, kuyruk bi enteresan; uçamıyor hayvan. Hayır, hadi yavrusun uçamazsın anlarım. Bi de embesil bi de salak! Ayol koyduk kapalı balkona, önünde de su ve yem. Bi ye di mi hayvanat, bi eşelen, bi dolaş. Yok! Öyle bıraktığın yerde duruyo salak! Bir gün boyunca ne kıpırdadı, ne de yedi içti anacım. Mal gibi durdu orda!
Soona babam bunu açık balkona koymuş; hani uçsun gitsin başımızdan salak diye. Gitmedi anacım, uçmadı da atlamadı da aşşa -ki burda akıllı olduğunun sinyalini aldığınızı sanıyonuz ama yanılıyonuz anacım- Derken bi baktık bizim yan pencereye geçmiş. Hoop ordan da karşı evin penceresine geçmiş. O evde de kimse yok; be salak biz sana yem veriyoz su veriyoz; sen kalkıp da niye yalınayak başıkabak oralara gidiyosun!
Neyse canlarım, biz bunu evlatlıktan reddettik haliyle. İki gün soora da unuttuk -hain ebeveyn!- Derkeeeen... Bugün kuşları beslerken -evet, hem kedileri hem de kuşları besliyoz, köpek bulsak onu da besleriz, hatta at, hatta inek, hatta...- bi de baktık ki ne görelim sevgili okur! Bizimki alt katın panjurunun üstünden aval aval bakmakta yemlenen kuşlara. Ulan insene sen de! Neyse indi sonunda. Ve fekat heyhat! Önündeki emek kırıntılarını görmüyo, görse de ne olduklarını idrak edemiyor. Varsa yoksa diğer kuşların peşinde, onların gagasının dibinde. E haliyle dayak da yiyo! Evet sayın seyirci; yem yiyemiyor ama dayak yiyor bu embesil! Meğer onu beslememiz diil dövmemiz gerekiyormuş, bunu idrak ettik biz de!
Bu arada bi teori geliştirdim: imdi bu salağı kesin anası terketmiştir, embesil olduğunu anlayıp "böyle evlat olmaz olsun!" diyerek evlatlıktan reddetmiştir -ki biz de öyle yaptıydık zaten, bkz. 8 satır yukarsı- ayrıca bu kesin erkektir -salak ya- bu nedenle adını "vecihi" koydum ben. Hani uçamıyo ya o hesap hehehe çaktın köfteyi sevgili okur ;)
Durun şimdi gitmem lazım; zira vecihi gelcek ama uçamıyo salak ahahahaaaayyyyyy