serbest çağrışımın kollarında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
serbest çağrışımın kollarında etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Nisan 09, 2012

temizlik demişken...


Son zamanlarda iyice görsel bir blog olup çıktı burası. Resmen fotoğrafsız post yazamaz oldum, yetmedi bir de video çektim. Ayrıca şunu fark ettim ki, ne zaman çok işim ya da yetiştirecek bir şeyim olsa daha fazla post yazıyorum. Ama ne zaman ki boşum o vakit de elim varmıyor klavyeye. Tersim pis ya, hep o yüzden...
Pis demişken, sonunda geleneksel yıllık oda temizliğine giriştim. Ama ne girişmek! Odada ayağa kalkmayan eşya kalmadı, ölsün mikroplar! Yalnız arkadaş o tozu toprağı geçtim de, o çer çöp fazlalık neydi Allasen? Az daha dursa belediye basacaktı çöp ev diye yemin ediyorum. Hayır, herifler sahiden gelse söyleyecek lafım da yok, alın götürün diyeceğim tıpış tıpış. Neyse ki dellendiğim bir zamana geldi de içim bunalıp çoğunu attım, atamadıklarımı kaldırdım. Atsan atılmaz satsan satılmaz türlü çeşit saçmalıkla uğraştım üç gün boyunca. Fakat bir rahatladım, bir ferahladım o üç günün sonunda. Duyan da tripleks villam var onu temizledim sanacak. Ama niye, odam da benim villam bir yerde. Gönlüm genişse demek ki...
Geniş demişken, tebdili mekanda ferahlık var derler, külliyen yalan sevgili köftegil! (Ara nağme: gil gil gili gililerine bakar bakar bakar dururum) İnsan bazen öyle günler yaşıyor ki, hafızasında nereye koyacağını şaşırıyor resmen. Atsan atılmaz, satsan satılmaz cinsinden vol. 2. Bir de beklemeye alışıyormuş insan, onu öğrendim. 1+2 saat bilfiil ayakta ve bazı bazı oturarak bekleyince 1 saat boş boş otobüs bile bekleyebiliyormuşum, hem hayret hem de takdir ettim. Bir de bol bol küfür ettim. Yokluğunda küfürler eskittim...
Küfür demişken, terslediğim insan sayısını kendi tersimle pis çarpıp ters giden işlerim sayısına bölünce zıkkımın köküne ulaşıyormuşum. Tecrübe ettim rahatladım, bu da böyle bir anım oldu sevgili okur...
Okur demişken, son birkaç günde 20'den 23'e çıkan izleyici sayımı da saygıyla selamlıyor; orada görünen rakamın aslında 22 olduğunu, fakat kontrol panelinde 23 yazdığını, buna göre bir (rakamla 1) adet gizli hayranımın bulunduğunu cümle aleme bildirmeyi kendime bir borç biliyorum. İnsan değilim, bunu da biliyorum. Hepinizi öpüyorum.

Çarşamba, Şubat 08, 2012

ikircikli bir ilişki

Son zamanlarda yaşadığım hüsran, sıkıntı ve beceriksizlik hissi üzerine (hııı writers block oldum ay çok fenayım çok zor bu entel hastalıkları ayol), bir de Nick Cave'in şehir efsanesini ( bkz. Nick Cave Mtv adaylığını neden ve nasıl reddetmiş) okuyunca aldı beni bir düşünce. Malum kendi şahsi ve de resmi ilham perimle olan ilişkim biraz ikircikli bu aralar (uuu beybi ikircikli dedim bir kımıldanma oldu bende) ama zaten ikirciksiz olanından tırsacaksın. 

Mesela ne demiş Nick abi:

"Benim ilham perimle olan harika ilişkim çok narin. Ben, onun kırılgan doğasını rahatsız edebilecek, onu incitebileceğini düşündüğüm bu tip etkilerden korumakla görevli olduğuma inanıyorum. Bana ödül olarak şarkılarla gelen ilham perime karşı tüm sorumluluklarımı saygı ile yerine getiriyorum. Bu durumda onu rekabete sürüklemek oldukça kırıcı olacaktır. Benim ilham perim bir at değil, ben de at yarışçısı değilim. Dolayısıyla bu kesik kafalarla dolu salonda, ışıltılı ödüller için onu koşturmayacağım. İlham perim yok olabilir,  beni tamamen terkedebilir!"

Çok güzel söylemiş, kral adam zati... de. Benim ilham perim böyle değil mesela. Benimki ne narin, ne de kırılgan; kodum mu oturtan cinsinden. Ha bir at değil elbet ama öküzün önde gideni. Çünkü benim ilham perim bir erkek. Stephen King'in perisi gibi ters herifin teki üstelik. Böyle ukala, lanet, huysuz. Biraz Dr. House'u andırıyor aslında; kirli sakallı, asık suratlı, geçimsiz. Bana her zaman ne kadar beceriksiz, yeteneksiz ve de işe yaramaz olduğumu hatırlatıp bununla eğleniyor. Tüm işi bana yaptırıyor, sonra da karşıma geçip benimle alay ediyor. Hiçbir yaptığımı beğenmiyor. Ben amelelik yaparken o ayaklarını uzatıp sigarasını tüttürüyor ve üstelik de kokuyor! Bu kadarla kalsa yine iyi, içki de içiyor ve sarhoş olduğu zaman sapıtıp bana asılmaya başlıyor. Ben ona işle aşkı birbirine karıştırmadığımı söyleyip geri çevirdiğimde ise "Hadi lan ordan, bari işin de bi boka benzese!" deyip kahkahalar atıyor. Gördüğünüz gibi gayet acımasız ve benim acı çekmemden de zevk alıyor. Fakat ne yaparsınız ki, böyle kıza böyle ilham perisi. Bir yerde hak ettiğim muameleyi görüyorum; çünkü ancak böyle yazabileceğimi biliyorum. Eğer narin, kırılgan, nazik bir perim olsaydı bu sefer ben onu döver öldürürdüm, sonra al başına belayı. O yüzden böyle iyi anacım, ayıdır uyudur ama ne de olsa ilhamımdır, bir şey diyemem. Şimdi onu böyle ifşa ettim diye ağzıma sıçacak biliyorum ama en azından belki bir uğrar da o nemrut yüzünü görürüm. Hem belki gelirken birkaç fikir de getirir yanında, ha? Olmaz mı Gregorim?