Olm totem mi yaptınız, nazar mı değdirdiniz naptınız bilmiyorum ama çok pis gözlere geldim tatillerde! Burnum ayrı, gözüm ayrı, beynim ayrı aktı yemin ediyorum. Ama neyse ki iki aspirin, üç felak ilen atlattık badireyi. Size de kerevetine çıkmak kaldı hacılar. Öperinnsssss....
Hazır izleyici sayım 1 eksilerek 27'ye düşmüşken (hayır yani kim olduğunu da bulamadım o 1 kişinin, bulsam neden takip etmeyi bıraktığını da soracağım ama neyse!) yine abidik gubidik postlarımıza devam edebiliriz sevgili köfteler. Bakın o kadan entel dantel postlar yaptım; yok efendim kitaplar, etkinlikler, hikayeler falan fıstık ama n'oldu? Hangi biriniz açıp da okudunuz ya da yorum yaptınız? Nada. O vakit hiiiiç kendimi kasmıyorum, hazır alıp başımı da gitmişken aynen o başın dikine gitmeye devam ediyorum. Bıyrın bakalım.
Şunu anladım ki, cinsiyetler arası farklılıklar en çok bavul toplarken kendini belli ediyor. Ne alacağım, ne koyacağım derken kafaları yedim yine, bavullara çantalara sığamadım. Ne o, kafa dinlemeye gidiyorum. Bırak arkadaş, sinir stres sahibi oldum bişi unuttum mu diye. Dakka bir gol bir...
Yazın geldiğini benim renklenen ayak parmaklarımdan anlayabilirsiniz. Meteorolojiyle koordineli çalışıyorum, onlar söylüyor ben boyuyorum. Ve hayır, ojelerime sponsor olmuyorlar maalesef, ancak tekliflere açığım :P
Tatil dediğin şeyde insan erken uyanmak zorunda kalmamalı diye düşünüyorum. Fakat uyandığımda karşılaşacağım manzara buysa bence sorun yok :) Ha bi de en baştan 3 kişilik yerine 2 kişilik oda vermeyeydiler eyiydi, sonradan sorun çözüldü ama şunu anladım ki, ben yoğum arkadaş, yoğum ben yoğum!
Henüz ısınma ve kafa dinleme turlarındayız. Deniz sezonu ne zaman açılır bilmoorum ama şimdilik böyle takılıyoruz biz. İlerleyen günlerde ne olur, fırtına mı kopar isyan mı çıkar, bakacağız artık. Ve fakat şu kadarını söyleyeyim: emekliler çıldırmış olmalı sayın seyirciler! (evet sen, beni bırakıp da giden o 28. kişi! çok mu mutlusun şimdi ha? terkettiğine değdi mi, başın göğe erdi mi ha söyle bana! git başkalarını takip et şimdi sen, git onları oku, onlara yorum yap! git hadi git, ben bakmıyorum :)))
Canlarım ciğerlerim, sevgili köftelerim! Size yine bol yazmalı, bol sürprizli bir haberim var, Haziran ayı bereketli oldu anacım tü tü tüü Maşallah :))
Çizim ETHEM ONUR BİLGİÇ
Kayıp Rıhtım Aylık Öykü Seçkisi'nin üçüncü yılı için özel olarak hazırlanan muhteşem seçkide benim de bir öyküm yer alıyor, "Rıhtım"ı okuyunuz, okutunuz lütfen :)
Sadece benim değil, Barış Müstecaplıoğlu, Altay Öktem, Aşkın Güngör, Göktuğ Canbaba, Hakan Bıçakçı, Şebnem Pişkin, Sadık Yemni, Ayfer Kafkas, Erbuğ Kaya, Gülşah Elikbank, Hamit Çağlar Özdağ, M. İhsan Tatari ve Mustafa Samsunlu gibi birbirinden yetenekli yazarların rıhtım öykülerini ve Sevin Okyay'ın o güzel önsözünü buradan okuyabilirsiniz. Hatta okumalısınız. Okuyun işte ya! :)))
Şaka maka 500. posta gelmişiz. Vay babasını sayın izleyiciler, postlar ne kadan da çabuk geçiyor! 5. kez dalya derken hepimize nice postlar, bol yorumlar ve kalabalık izleyiciler diliyorum. Çoook çok öperim sevgili köftelerim mucuk! ;))
Haftanın başında duyurusunu yapmıştım, yeni çıkan çocuk kitabım "Derslerle Başım Dertte" serisinin ilki olan "Şifreli Mesajlar, Gizli Ajanlar"ı tanıtmak için iki etkinlik planlanmıştı. İlk kez bu tür bir organizasyona katılacağım için, özellikle de çocuklarla kaynaşacağım için acayip heyecanlıydım ve merak ediyordum neler olacağını. Siz de bir bakın bakalım, neler olmuş :))
Birinci Gün
Tarih: 5 Haziran 2012 Salı
Yer: Güneşli Final Okulları
Çikolara hazırlık yaptım elbet - prezentaabıl yazar mod on bin beş yüz
Öncelikle sabah saat 10'da evcağızımın önünden arabayla alındım. O günkü cehennem sıcağının yanına trafikteki mahşer günü kalabalığı da eklenince çok çikilom oldu tabii. Bir buçuk saatte Şişli'deki Final headquarters'a vardık (uuubeybi laflara bak!). Biraz mola verip yayınevinden bir ekiple beraber yine yollara döküldük. Güneşli'deki okula varınca bizi bandoyla karşıladılar (inandınız bi an ama di mi? şaka la şaka, müsamere provalarına denk geldik ama aksini de iddia edemez kimse! :))) Sonra biiir güzel yemeğimizi yedik, benim şansıma mı bilmiyorum yoksa Final'de normal menü hep böyle harika mı ama yemekte mantı+tavuk patates+çorba vardı. Ben mantıda komaya girdim zaten hemen :) Ardından çaylar vs. derken etkinliği beraber yapacağımız yaratıcı drama eğitmeni Çiğdem Odabaşı da geldi ve hayatımı kurtardı :) Onun geleceğini öğrendiğim andan itibaren daha bir rahatlamıştım zaten, kendisiyle tanışınca ve çocuklarla olan iletişimini de görünce iyice rahatlayıp havaya girdim. O olmasa ne yapardım bilemiyorum gerçekten :))
Hedef kitlem :))
Çok geçmeden de konferans salonuna geçtik ve şu yukarıdaki manzarayla karşılaştık. Pür dikkat bakışlarla sizi izleyen, kıkır kıkır gülen, kıpır kıpır oynaşan şu tipleri görünce ne sıcak, ne de trafik kaldı valla bende :) Çiğdem Hocam onları çok güzel toparlayıp dikkatlerini çekti. Başta birkaç oyunla ısınma turları attık. Ardından kitaptan ve benden bahsettik. Hepsi ellerine kitabı almıştı zaten, sorular sordular ve bazen ne cevap vereceğimi bilemedim gerçekten :)) Çocuk olmak da, çocukla uğraşmak da başka bir şey hakikaten...
İmza kuyrukları :)
Kitapta mektup yazmak geçtiği için çocuklara da mektup yazdırdık. Getirdiğimiz kalemlerle kağıtlara öyle güzel şeyler yazıp üstüne bir de resimler çizdiler ki, şaşırıp kaldım. Bir kere çok dürüst ve açıklar, duygularını çok iyi ifade ediyorlar, çekinmiyorlar. Aradan birkaç kız öğrencinin yazdıkları özellikle hoşuma gitti. İmza sırasında "ben de yazıyorum aslında" dedi zaten ikisi, hemen ilgilendim, onlara özel notlar yazdım, yazmak deyince akan sular duruyor ya tabii :P
yirim! ♥
İmzalarken hepsine ayrı ve özel şeyler yazmaya dikkat ettim ama kalabalık olunca bir yerden sonra otomatiğe bağlıyor insan. İmzalar bitip de kafamı kaldırdığımda başım dönüyordu zaten, o kadar da olsun artık. Etkinlik bitip de yine yorucu ve sıcak bir yolculukla eve döndüğümde mutlu mutlu sırıtıyordum diyeyim, siz anlayın ;))
İkinci Gün
Tarih: 7 Haziran 2012 Perşembe
Yer: Florya Final Okulları
Çikolara hazırlık iki - prezentaabıl yazar mod on yüz bin milyon baloncuk
İkinci etkinlik gününde de saat 10'da yola çıktık. Neyse ki trafik de, sıcak da biraz olsun hafiflemişti. Sağolsun Fatih Bey, iki gün ordan oraya bu sıcakta ve o trafikte getirip götürdü. Zaten ben anlamıyorum, daha önce de burada ne kadar tuhaf ve hoş sürprizli bir hayatım olduğundan bahsetmiştim. Misal, arabam yok, ehliyetim de yok, kullanmayı da bilmem ama üçtür özel arabalarla evimden alınıp bir yerlere götürülüyorum. Velhasıl, hayat tuhaf, vapurlar özel araçlar falan :P
Conicim de beni bu özel günümde yalnız bırakmadı elbet :))
Yine ilk günkü gibi önce yayınevine gittik, sonra okula geçtik. Bu sefer bizi su savaşı yapan çocuklar karşıladı ellerinde su tüfekleriyle -tabancası demedim bak :) Derken yemeğimizi yedik (kıymalı ve ıspanaklı pide+ayran+çorba :))), çayımızı içtik. Başta Çiğdem Hoca gelmeyecekti, ben kara kara ne yapacağımı düşünüyordum ki, o da geldi kurtarıcı gibi, sağolsun varolsun :)
Bir sevgi yumağı ;))
Bu sefer biraz daha rahat ve aktiftim Çiğdem Hocam'ın da yönlendirmesiyle, tabii yaptıkça tecrübeyle öğreniyor insan. Ve fakat şunu asla unutamayacağım; benim kitabın yazarı olduğumu öğrenen kızlardan üç dört tanesi kedi yavrusu gibi yanıma sokulup bir anda belime sarıldılar, can simidi gibi halka oluverdiler, öyle şirinlerdi ki ben de dayanamayıp sevgi yumağı oldum onlarla. Bir tanesi gözlerini Japon animelerindeki gibi bana dikip "Çok güzelsiniiiiz," demesin mi! Allah'ım yenir bunlar! Hele başka iki tanesi yaşımı öğrenip de "Ama çok gençsiniz, 14 yaşında gösteriyorsunuz," deyince ben kayışı kopardım tabii, o an doğurasım geldi :D
Hazır doğurulmuşu var hafız, al götür bunları eve :))
Bu sefer imza için daha hazırlıklıydım, renkli kalemler götürdüm yanımda. Mavi, pembe ve yeşil derken imzaları da dağıttık, kendimiz de dağıldık :) Arada ikindi kahvaltısı yaptılar, enerji depolayıp etrafta koşturmaya devam ettiler. Arada yakalayabildiklerimi kıstırdım tabii :)))
Benim elime mikrofon verilmemesi gerektiği bilinen bir gerçek ama ya elime çocuk verilirse??? Dı nı nı nııııın :D
Sonuç olarak, tahmin ve beklentilerimin ötesinde iki gün geçirdim. Çocuklar muhteşem, ki ben bile doğurmalara kalkacak derecede sevdiysem, bunların artık yenmesi gerektiğini düşünüyorum :)))
Daha nice kitaplara ve nice etkinliklere canlarım ;*
Sağ baştan dördüncü ama kendi kategorisinde ilk olan kitabım "Derslerle Başım Dertte: Şifreli Mesajlar, Gizli Ajanlar" çıktı sevgili köftegiller! Adından ve kapağından da anlaşılacağı gibi 8-10 yaşa hitap eden bir çocuk kitabı ve serinin ilki. Yetişkinlere ve ergenlere yaptıklarım yetmedi, şimdi gözümü sabi sübyanlara diktim :))
Bu arada kitap tanıtım çalışmaları kapsamında ilk etkinliğimiz yarın saat 14.00'te Güneşli Final Okulu'nda, ikinci etkinliğimiz ise 7 Haziran Perşembe günü saat 14.00'te Florya Final Okulu'nda. Çoook ama çok heyecanlıyım, neler olacak hiç bilmiyorum ama her zamanki gibi olur olmaz tüm detaylarla sizleri bilgilendirmeyi sürdüreceğim ;P
Bir filmi aldıysan hemen akşamına izleyeceksin hafız, ben bunu bilir bunu söylerim. Bekletince kesinlikle gazı kaçıyor, iğrenç bir film oluyor. Neden mi? Ben ne zaman bir filmi bekletip de izlesem iğrenç çıktı ve fakat alır almaz izlediklerim hep güzeldi. Nasıl genelleme, müthiş değil mi? Peki biz buralara nasıl geldik? Sorduğuna sevindim sevgili köftegil, şöyle ki:
The Lovely Bones'u yaklaşık bir ay önce aldım ama hem zamanım olmadığından, hem de çok filmsiz dizisiz kalırsam izleyeyim diye beklettim. Hay bekletmez olaydım. Gerçi ben bekletmesem de, sarımsaklamasam da yesem de film yine iğrenç olacaktı, ona yapılacak bir şey yok. Peter Jackson vakti zamanında yapmış yapacağını, bizim de tam 130 dakikamızı çalmış hayatımızdan. Emeğe saygı da bir yere kadar, sen bu filmi yaparken bizim hayatımızdan çalınan o 130 dakikaya acıdın mı Pita? O zaman ben de şimdi senin gözünün yaşına bakmam. Hoş suç sadece onda değil, genel olarak hikaye malca işlenmiş, onu da filmin kaynağı olan kitabı yazan Alice ablaya yükleyebiliriz sanırım. Kısaca söylemek gerekirse; ellerinde mis gibi konu ve mis gibi oyuncular olan ama bunu aptalca bir kurguyla ziyan eden insanların bok yemesi olarak açıklayabiliriz. Ha bir de 130 dakika demiş miydim?
Gelelim madalyonun öbür yüzüne... Bundan iki ay kadar önce de üç adet film aldım; Daybreakers, Multiple Sarcasms ve Pitbullterje. İlkinden başlayarak her gün birini izleyerek üçünü de hemen tükettim, çok da iyi ettim; çünkü üçü de birbirinden güzel filmler çıktılar. Aslında onların hakkında daha evvel yazacaktım ama unuttum. Şimdi TLB kadar kötü bir film izleyince bunların değerini anladım ve en başta yazdığım o genellemeyi hatırladım. O yüzden bu üç şahaneden bahsetmek boynumun borcu oldu bir yerde.
Öncelikle Daybreakers'a bakalım; benim gibi vampir filmleri (ama kesinlikle alacakaranlık saçmalığı hariç) hastasıysanız zaten bir şekilde seversiniz. Fakat bunun haricinde de gayet başarılı bir film. Genel atmosferi, vampirlerin görüntüsü, korku ve gerilim dozu, kurgunun akışı ve tabii Ethan Hawke, Willem Dafoe gibi oyuncuların varlığıyla favori vampir filmlerimden biri oldu kendisi. Kesinlikle tavsiye ederim.
Multiple Sarcasms ise beni yazar olmayı isteyen baş karakteriyle kendine çekti, ancak hafif romantik komediye çalan ve adıyla müsemma senaryosuyla kendine bağlamayı başardı. Tamam, şaheser değil belki ama kesinlikle iyi bir film, özellikle TLB ile kıyaslarsak -ki çok farklı kulvarlarda iki film olmasına rağmen iki filmde de iki ergen kız (Saoirse Ronan ve India Ennenga inanmayan gitsin baksın) var ve birbirlerine fiziken acayip benziyorlar. Bu garip tesadüfü belirttikten sonra şunu da ekleyeyim; Mira Sorvino içine girdiği her işi mi güzelleştiriyor, yoksa bana mı öyle geliyor? Bu arada filmde Joan Jett de görünüyor, daha ne olsun allasen?!
Son filmimiz Pitbullterje bir Norveç filmi, isim zaten şahane. Bir çocuk/aile komedisi gibi görünse de, klasik bir kurguyla olacakları tahmin etseniz de gayet sıcak ve sevimli bir film. Özellikle başroldeki çocuğu evlat edinmek istiyorsunuz, filmin gıcık çocuklarını da dövmek istiyorsunuz haliyle. Yani film duygusunu da gayet iyi verebiliyor, daha ne versin? Daha ne beklersin ki bir filmden; eğlenceli birkaç saat işte. Yani TLB'nin yaptığı gibi harcanan zayi olan 130 dakika değil kesinlikle. Bilmem anlatabildim mi?!!
...neler dönmüş köfte ya. alt tarafı üç haftalığına ıssız adaya kaçtım, bi de döndüm gözümü açtım ki distopyadayım. vay anasını sayın seyirciler...
Alıntıdır:
"Bu listedekilerin tamamı, dün 24 saat içerisinde gerçekleşti:
- Polise astımlı olduğunu söylemesine rağmen biber gazı yiyerek ölen
gencin hastane önünde eylem yapan ailesine de biber gazı sıkıldı. - Sağlık Bakanı "Tecavüze uğrayan kadının bebeğine devlet bakar" dedi. - Kürtajı yasaklayacak kanunun Haziran'da meclise sunulacağı açıklandı. - Havayolu çalışanlarına grev yasağı getiren yasa Meclis'ten geçti. - 150 THY çalışanı grev yaptığı için işten çıkarıldı. - Emniyet güçlerinin copları demire çevrildi. - KCK davasında avukatlık yapan 103 avukat hakkında soruşturma başlatıldı. - 16 yıllık Yeni Şafak yazarı Ali Akel, hükümetin Uludere'deki tutumunu eleştirdiği için gazetesinden kovuldu.
- RTÜK üyelerinden gelen 'tavsiye' kararının ardından, 1 Kadın, 1 Erkek
dizisindeki çiftin yeni bölümde evlendirilmesine karar verildi. - Tütün ve alkole %15 zam geldi. - 3. köprü ihalesi yapıldı."
sevgili ıssız ada,
artık maceramızın sonuna geldik. seninle acı tatlı, sulu ekşi bir sürü anımız oldu. yeri geldi birbirimizden nefret ettik, yeri geldi can ciğer kuzu sarması olduk. o minik ve masum kuzuyu hiç acımadan şişe geçirip bir güzel pişirmemizi ve sonrasında mideye indirmemizi hala unutamıyorum. hey gidi günler hey. ama her güzel şeyin bir sonu vardır canım adacığım. bizim münasebetimiz de burada bitiyor. bitsin de zaten. sıkıldım artık, içim şişti seni görmekten. yeter be! ada da ada ada da da da... her neyse. sen bu satırları okurken ben çok uzaklarda olacağım. bi gemiye, bilemedin bi uçağa, en azından bi helikoptere, hiç değilse de bi sandala kapağı atmış olacağım. o yüzden zerre umurumda değilsin. ne halin varsa gör. başka da diycek bişiim yok sayın hakim.
not: van dey gudbay vil bi feyrvel... bu arada adanın bi yerine bi tencere yaprak sarma sakladım. artık bundan sonrasını sen düşün çiko ;)))
ulan ıssız ada!
bugün adayı kıyı bucak temizledim, anam ağladı ama mesele o diil. onca işimin gücümün arasında sahildeki kayalıkların arasına atılmış bir sürü meşale, sandık ve kağıt parçaları buldum. sandığın içine tıkıştırılmış kağıtların üzerinde "kim gitsin?" sorusu, altında da cevaben benim ismim yazıyodu. biliyorum, hepsi senin marifetin. kendi kendine gelin güvey olup abuk sabuk oyunlar oynuyosun ama bana sökmez. gerekirse senin tüm ağaçlarını kayalarını tek tek ellerimle sökerim, kendine gel artık! meşaleleri de tam söndürememişsin zaten cayır cayır yanıyoduk az daha, gerizekalı seni! bişi diil, uzaktan geçen bi uçak ya da gemi görecek gelip kurtaracaklar beni buradan, o olacak. aslında istediğin bu, biliyorum ama çok beklersin ada. ayrıca çok da ararsın sonra, bak sölemedi deme. şimdi yürü git gözüm görmesin.
not: kumların üzerine taşlarla yazılmış o s.o.s. mesajı da gözümden kaçtı sanma. hepsini topladım o taşların, artık adanın münasip bi yerine koyarım, oradan alırsın. canım.
"ben ada. ıssız ada."
bugün çok yoruldum sevgili adacım, biraz yardım etsen diyorum artık? senin görevin ada, tabii eğer kabul edersen, üstünü başını bir güzel temizlemek. şu kumlarının hali ne allasen, ağaçlar desen hep bi parmak toz olmuş. bi kalk, bi silkelen kendine gel, bu nedir arkadaşım ya! ha diyelim ki bu görevi kabul ettin, o zaman da eğer yakalanır ya da öldürülürsen seni tanımam hacı, açık konuşalım. hem şimdi bile tanımıyorum ki. sahi kimsin sen ada? ada bir kimdir mesela, nelerden hoşlanır? boş zamanlarında neler yapar? mesela temizlik yapar mı? yapsa ya... yapsana lan...
not: bu not kendini beş saniye içinde imha etmeyecek, ona göre ayağını denk al. çüss.
lan ıssız ada. özledin mi beni? iki gün görünmedim hemen balinalar vurmuş sahile, ne iş? hayır, küçücük adasın zaten, eşşek kadar balinalar pek hoş durmuş üzerinde, manda götüne konan sinek gibin. ya da yok, tersi olcaktı, aman neyse. sabaha toplarım artıkın, şimdik yorgunum. sen de sütünü iç yat uyu, yarına çok işimiz var.
not: rüyanda beni gör e mi, tırım tırım kork, kabusun oliim. öperim.
sevgili ıssız ada,
bugün de haydar abi'yle uğraşarak geçti. çok huysuz adam yahu. ne desem ters anlıyor. yaşlılık zor, çok zor ada. sen sakın yaşlanma olur mu? hep böyle genç kal, hep böyle ıssız. kıs kıs. hatta tıss tıss tıss. ha bu arada demin ağaca çıkıp erik topladım. haydar abi'yle yedik, helal et nolur. yalnız senin eriklerde bi yamuk var hacı, acayip kafa yaptı. burada müzeyyen'le dalgalandık da durulduk, o derece. aman diyiim sen de tikat et. haydin kal sağlıcaklan.
halo mayne libe vüste,
nabersin görüşmeyeli? beni sorarsan alamancı bir içgüveysinden halliceyim. çünkü bu adada haddinden fazla kedi ve çocuk var. kediler geceleri, çocuklar da gündüzleri beni uyutmuyollaa. sanma ki gece gündüz uyuyan bir derbederim amma velakin ben de neticede bi insan sayılırım. benim de neticemi yayıp horul horul uyumaya hakkım var diye düşünüyorum. ve fakat dostum şu lanet kedilere biri dur demeli artık ya. etmediğim küfür beddua kalmadı, bak kediye beddua ettim diyorum, daha ötesi var mı? ama kabahat bende. eşşekim ben. unutkanım. yıfkayım. sabah kalktım, hiçbişe olmamış gibi yine besledim bunnarı. kör olmayasıcalar! çarpılmaktan korkmasam gecenin bi vakti boca edicem bi kova suyu kafalarından aşşa. devamlı bağırıp cırlayan çocuklar için de bir takım planlarım var. fekat onlar için daha tikatli ve sinsi davranmalıyım. çünkü sayıları çok fazla. boşbakan hiç üzülmesin, her santimetrekareye üç çocuk düşüyo zaten. ıssız ada değil çocuk yuvası sanki. kıyır kıyır her yer, her köşe başından bir çocuk fırlıyo. kadınlar yemeyip içmeyip çocuk doğuruyollaa resmen. o yüzden daha köklü ve kalıcı bi çözüme ihtiyacım var. bu sefer kararlıyım ada. seni bu hayattan kurtarıcam bebeyim. bekle beni...
diyır aylınd,
ıssız adaya düşmüşlüğümün ikinci haftasını geride bırakmışken şunu fark ettim ki, no men iz en aylınd. ayrıca no wumın no kıray. ve tabii ki kam on evribadi. haydi.
not: bi ekmek bi de süt, giderken çöpü de çıkarıver hadi gülüm...
sevgili ıssız,
bugün de ada cephesinde yeni bir şey yok. dört yanımız su zaten ne cephesi yani. ama ben yine de az zamanda çok işler yapmayı becerebiliyorum. haydar abi de yardım ediyo sağolsun. haydar abi bildiğin gibi adanın yerlisi. zamanında robinson kurüzo'nun yanında staj yapmış, cuma emminin de öğrencisiymiş. çok şey biliyo hakkaten. hep o söylüyo, ben yapıyorum. şimdiye kadar bi hayrın görmedik ama du bakalım ada, son gelişmelerden umutluyum. bi de süprizi varmış diyollaa ama bakak görek artıkın...