film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Haziran 01, 2012

Gazı kaçmadan izleyiniz...

Bir filmi aldıysan hemen akşamına izleyeceksin hafız, ben bunu bilir bunu söylerim. Bekletince kesinlikle gazı kaçıyor, iğrenç bir film oluyor. Neden mi? Ben ne zaman bir filmi bekletip de izlesem iğrenç çıktı ve fakat alır almaz izlediklerim hep güzeldi. Nasıl genelleme, müthiş değil mi? Peki biz buralara nasıl geldik? Sorduğuna sevindim sevgili köftegil, şöyle ki:

The Lovely Bones'u yaklaşık bir ay önce aldım ama hem zamanım olmadığından, hem de çok filmsiz dizisiz kalırsam izleyeyim diye beklettim. Hay bekletmez olaydım. Gerçi ben bekletmesem de, sarımsaklamasam da yesem de film yine iğrenç olacaktı, ona yapılacak bir şey yok. Peter Jackson vakti zamanında yapmış yapacağını, bizim de tam 130 dakikamızı çalmış hayatımızdan. Emeğe saygı da bir yere kadar, sen bu filmi yaparken bizim hayatımızdan çalınan o 130 dakikaya acıdın mı Pita? O zaman ben de şimdi senin gözünün yaşına bakmam. Hoş suç sadece onda değil, genel olarak hikaye malca işlenmiş, onu da filmin kaynağı olan kitabı yazan Alice ablaya yükleyebiliriz sanırım. Kısaca söylemek gerekirse; ellerinde mis gibi konu ve mis gibi oyuncular olan ama bunu aptalca bir kurguyla ziyan eden insanların bok yemesi olarak açıklayabiliriz. Ha bir de 130 dakika demiş miydim?

Gelelim madalyonun öbür yüzüne... Bundan iki ay kadar önce de üç adet film aldım; Daybreakers, Multiple Sarcasms ve Pitbullterje. İlkinden başlayarak her gün birini izleyerek üçünü de hemen tükettim, çok da iyi ettim; çünkü üçü de birbirinden güzel filmler çıktılar. Aslında onların hakkında daha evvel yazacaktım ama unuttum. Şimdi TLB kadar kötü bir film izleyince bunların değerini anladım ve en başta yazdığım o genellemeyi hatırladım. O yüzden bu üç şahaneden bahsetmek boynumun borcu oldu bir yerde.

Öncelikle Daybreakers'a bakalım; benim gibi vampir filmleri (ama kesinlikle alacakaranlık saçmalığı hariç) hastasıysanız zaten bir şekilde seversiniz. Fakat bunun haricinde de gayet başarılı bir film. Genel atmosferi, vampirlerin görüntüsü, korku ve gerilim dozu, kurgunun akışı ve tabii Ethan Hawke, Willem Dafoe gibi oyuncuların varlığıyla favori vampir filmlerimden biri oldu kendisi. Kesinlikle tavsiye ederim.

Multiple Sarcasms ise beni yazar olmayı isteyen baş karakteriyle kendine çekti, ancak hafif romantik komediye çalan ve adıyla müsemma senaryosuyla kendine bağlamayı başardı. Tamam, şaheser değil belki ama kesinlikle iyi bir film, özellikle TLB ile kıyaslarsak -ki çok farklı kulvarlarda iki film olmasına rağmen iki filmde de iki ergen kız (Saoirse Ronan ve India Ennenga inanmayan gitsin baksın) var ve birbirlerine fiziken acayip benziyorlar. Bu garip tesadüfü belirttikten sonra şunu da ekleyeyim; Mira Sorvino içine girdiği her işi mi güzelleştiriyor, yoksa bana mı öyle geliyor? Bu arada filmde Joan Jett de görünüyor, daha ne olsun allasen?!

Son filmimiz Pitbullterje bir Norveç filmi, isim zaten şahane. Bir çocuk/aile komedisi gibi görünse de, klasik bir kurguyla olacakları tahmin etseniz de gayet sıcak ve sevimli bir film. Özellikle başroldeki çocuğu evlat edinmek istiyorsunuz, filmin gıcık çocuklarını da dövmek istiyorsunuz haliyle. Yani film duygusunu da gayet iyi verebiliyor, daha ne versin? Daha ne beklersin ki bir filmden; eğlenceli birkaç saat işte. Yani TLB'nin yaptığı gibi harcanan zayi olan 130 dakika değil kesinlikle. Bilmem anlatabildim mi?!!

Pazartesi, Nisan 02, 2012

yeni filmim: doğal habitatında bir yazar yaratığı




Artık bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmanın zamanı geldi. Hani diyorsanız ki "Vay efendim bu kız niye böyle, ne yapıyor, neyin peşinde falan fişmekan?" işte size cevabı. Benim çoğu zamanki, özellikle de geçen haftaki halim budur. Hiçbir masraftan kaçınmayıp sizlere dev bir prodüksiyonla sunuyorum. Böyle gerçekçi, varoluşsal ve  sanatsal bir belgeseli de her yerde bulamazsınız söyleyeyim. Hadi iyi seyirler! :))

Pazartesi, Ocak 23, 2012

bridesmaids & boho braids :))


Haftasonu Betüşçüğüm'ün nişanı için Gölcük'teydik. Hazırlanmamız ayrı, gidişimiz ayrı, kalışımız ayrı, dönüşümüz de ayrı olaydı (bkz. olaylar olaylar!). Çok güldük, çok eğlendik, çok rezildik -her zamanki gibi diyeceğim ama olağanötesiydi bu seferki, legen-wait for it-daaary idik resmen sevgili köfteseverler. Ayrıntılara elbette girmeyeceğim ama kısaca şöyle özetleyebilirim; eğer bir film yapılacaksa o, bu haftasonunun filmi olurdu! Bridesmaids filmini henüz izlemedim ama bu haftasonunu ölümsüzleştirmek için ben de her an klavyeye sarılıp harekete geçebilirim, gardınızı şimdiden alın canlarım ;)) 
Bu arada nişan detaylarına inecek olursak, saç ve makyajımı kendim yaptım. Annemin gençliğinden kalma çok sevdiğim bir elbisesini giydim (vintage oldum vintage!), altına da topuklu çizmelerimi çektim. O elbiseye uygun bir saç stili düşünmüştüm önceden, sonra internette şu siteyle karşılaştım princess braided updo ve bayıldım. Kendi kendime dedim ki, şimdi bu saç şeklini bizim kuaförlere anlatsam başımın tepesinden ikinci bir kafa çıkarıp örgülere boğarlar, iyisi mi kendi işini kendin gör kızım. Evde birkaç denemeden sonra saçım modeldekinden daha uzun olduğu için birkaç modifiye yaptım ve ta daaa! Karşınıza fotoğraftaki köfte çıktı, üstelik tüm gece boyunca da bozulmadan durdu. Makyaj da aynı şekilde, doğal ve hafif bir biçimde halloldu. Ne kuaför stresi, ne de makyaj fiyaskosu yaşadım. Kafam rahattı anlayacağınız :)
Ancak biraz fazla rahattı sanırım; çünkü her gittiğim yerde bir şeyimi bırakıp gelmişim. Şemsiyem, saç spreyim ve diş fırçam ayrı ayrı yerlerde kalmış, hatırlamıyorum bile şu an nerede unuttuğumu. Yine de kendimi unutmadığıma şükrediyorum, geçirdiğimiz haftasonundan sonra o da olabilirdi, öyle demeyin :P

Çarşamba, Ekim 12, 2011

İlk filmim



SuluKöfte Prodüksiyon İftiharla Sunar!

Eşsiz Görsel Efektler
Duygu dolu bir Senaryo
Müthiş Oyunculuklar
Dillerden düşmeyecek Müziği
ve
Sulu Köfte'nin Mükemmel Yönetimiyle

karşınızda

Bir Doğumgünü Macerası!

şimdi sinemalarda