aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Ocak 24, 2012

klişe olduk!!!

Başlık, her ne kadar birazdan anlatacaklarımı çok iyi ifade etse de, bana ait değil. Sevgili babamın geçen akşam x bir durumda ettiği laf olur kendileri. Ebeveynlerim (cümle içinde kullandım, içim bir hoş oldu) beni adam edecekleri yerde gitgide bana benzemeye, benim gibi konuşmaya başladılar. Böyle de kötü örnek oluyorum insanlara, mutluyum gururluyum. Öyleyse gelelim klişenin faydalarına...
Şimdi efenim biraz aşk meşk olaylarından bahsetmek istiyorum. Biliyorum şoktasınız, bir bardak soğuk su için geçer canlarım. Ayrıca paniğe de gerek yok; anlatacağım şey yıllar yıllar öncesinde vukuu bulan bir olay. Zaten anlatmamın sebebi de bu. Üzerinden o kadar çok zaman geçti ki, hükmünü yitirdi. Elli küsur yılda bir kamuya açılan top secret devlet dosyaları gibi ben de bu dosyayı açmanın zamanı geldi diye düşünüyorum, öyleyse varım...
İlkokuldayız. Ben bir çocuğa aşığım. Çocuk benim kankama aşık. Çocuğun kankası da bana aşık. Nasıl ama? Klişeye bak hizaya gel. Ama duuur daha bitmedi. Aşık olduğum çocuk, kankamla aralarını yapayım diye benden yardım istiyor, ben de kankamı ikna etmeye çalışıyorum. Sanırım kankamın da gönlü var ama yüz vermiyor çocuğa. Klişelere doymadıysanız devam edelim; çünkü bir zaman sonra çocuğun kankası bana açılıyor sınıfın ortasında. Bana beni sevdiğini söyleyen ilk erkeğin suratına tokadı yapıştırıyorum. Evet öküzüm. Artık korktum mu, utandım mı, kızdım mı, niyeyse işte... Sonradan pişman oluyorum tabii ama yıllar sürecek bir lanetin de fitilini ateşliyorum. Sanırım çocukceğiz gidip yaptığım dangalaklığı tüm erkek milletine ispiyonladı; çünkü ondan sonra yıllarca ne aşklarıma karşılık bulabildim, ne de bulduğumu sandığımda mutlu olabildim. Ve öğrendim ki kalp kırmak da ayna kırmak gibi, laneti yıllarca üzerine yapışıyor insanın. Benimki ne zaman biter ya da hiç biter mi bilmiyorum ama siz siz olun öküzlük yapmayın. Gelinim sana söylüyorum, Mecnun sen anla!!! :)))

Salı, Ocak 17, 2012

bir kış masalı zımbırtısı

-Sulu Köfte Fotoroman İftiharla Sunar-
Başrolde: Savaşçı Köfte - Kardan Adam - Latife the Yeti
Metropole kar yağmıştır. Şehirdeki tüm yaşam adeta donar. Yollar kapanır, elektrikler kesilir, insanlar mahsur kalır. Bunlar yetmezmiş gibi, kar adamı yeti kılıklı Latife canavarı kara kışı fırsat bilip hortlamıştır. Latife the Yeti yollarda mahsur kalan masum insanlara saldırır, şehre dehşet saçar. Bunun üzerine masumların koruyucusu, kötülerin baş düşmanı, evimizin kahramanı Savaşçı Köfte kızımız onu durdurmak üzere yola çıkar. Köfte'nin peşine düştüğünü öğrenen Latife dağlara çıkarak doğal habitatına döner. Ancak Köfte peşini bırakmaz. Karda yürüyüp izini belli etmeyen Köfte sonunda Latife'yi karlı bir tepenin eteklerinde kıstırır. Tam okunu çıkarmış, atışını yapacaktır ki birden Kardan Adam araya girer. 

Peki bundan sonra ne olur?

a) Kardan Adam, Köfte'yi "ho ho ho" diyerek durdurur. Noel Baba'dan kalma çuvalın içinden bir çift bot çıkararak kıza verir. Çıplak ayakları karın içinde donmakta olan Köfte botlara bayılır, Latife'yi bile unutur. Unutulmaya dayanamayan Latife dağlara çıkarak kendini içkiye verir.

b) Kardan Adam, Yeti kılıklı Latife'nin boşanma sürecinde olduğu eski kocasıdır. Aslında Latife de ondan kaçtığı için şehre inmiştir. Ancak karısının kendisine döndüğünü sanan Kardan Adam, Köfte'nin karısını öldürmesine engel olur. Köfte'yi bertaraf ettikten sonra Latife'yi alıp dağa kaldırır.

c) Kardan Adam araya girince, Köfte'nin Latife'ye attığı okun hedefi olur. Latife, Kardan Adam'ın kendisine siper olup hayatını kurtarmasından çok etkilenir. Hemen oracıkta tövbe eder. Koşup Kardan Adam'a sarılır. Ancak Kardan Adam vurulmuştur, yarası ölümcüldür. Son nefesinde Latife'ye ilan-ı aşk eder. Latife gözyaşlarına boğulurken, Köfte de yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duyar. O da silahlara tövbe eder, gider evinin kadını olur. 

d) Hiçbiri

e) Hepsi

Hadi bakalım...

Perşembe, Ocak 05, 2012

neye niyet neye kısmet vol. 873645

Hem beni özleyen esnafın hasretini gidermek, hem de yeni ördüğüm snoodu hava alsın iki çarşı pazar görsün diye gezdirmek maksadıyla kendimi dışarlara attım. Tabii ki asıl amacım indirime giren mağazalara baskın düzenlemekti. Onları en beklemedikleri anda yakalayarak kötü emellerime alet etmek istiyordum. Ve fakat yakalanan ben oldum sayın köftegiller. Ava gittim ve avlandım. Şöyle ki;


Yukarıda gördüğünüz iki güzel ve de özel nesne hesaplarıma göre benim olacaktı. Ben hesabımı bilirim, ancak gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymuyor sayın köftegil. Şu şirin bere göründüğü kadar şirin, ancak küçük. Benim fındık beyinli kafama bile küçük geldiyse elin koca kafalı alışverişseveri ne yapsın allasen, resmen rezalet, kınıyorum. Resimdeki birinci materyalimiz ise tüm aramalara karşın bulunamıyor. Gören ya da bilenlerin bu postun altına yorum bırakmaları rica olunur.



Gelelim köftenin avlandığı kısma. Aradığım nesneleri bulamayınca nesneye olan inancımı kaybetmiş halde geri dönüyordum ki, gözlük reyonuna takıldım. Köfteseverler bilir, bana her gözlük yakışmaz. Kafam küçük ya, dolayısıyla suratım da küçük ve çok sevmeme rağmen şu koskocaman güneş gözlüklerinden takamıyorum. Ama bu zilliyi çok beğendim, hemen takıp denedim. Bir hoşuma bir hoşuma gitti. Hemen çevirdim ordan geçen iki genç kızı sordum, baktım onlar da beğendi, kaptım geldim valla. Böylece 2012'nin ilk alışverişini de yapmış bulundum sevgili köfteler; ne diyeyim vatana millete ama en önce de bana hayırlı olsun, bereketli olsun, eh indirimimiz de bol olsun bu sene ;))

Not: Ulan sevgili mağazalar, "indirime girdiniz de bana mı girdiniz!" demek istiyorum ama yanlış anlaşılırız diye korkuyorum. İyisi mi siz indirin ben gireyim, tabii mağazaya yani... öhöm!

Not 2: Geçen senenin başında aldığım beyaz puantiyeli lacivert burnu açık babetlere aşık olduğumdan beri nesne aşkı neymiş öğrendim. Hey gidi günler hey, o zamandan bu yana kimbilir kaç kez aşık oldum, her zaman da aşklarımın peşinden koştum. Yani diyorum ki, siz de aşkınızın peşinden koşun, seviyorsanız gidin konuşun. İster bir biker bot olsun, isterse bir güneş gözlüğü, elbet sizin için de üretilmiş bir nesne vardır bu dünyada, valla ;)))

Çarşamba, Aralık 28, 2011

aşıkım!


"Give a girl the right shoes and she can conquer the world..."
Marilyn Monroe

Çarşamba, Kasım 02, 2011

yes sir, I can boogie

ne oldum dememeli, ne olacağım demeli no. 2
Daha postu yeni girmiştim ki, gözlük kılıfı kenardan bana sırıttı. Evet, bu hayatının hatasıydı. Ama sorarım size, sevmek suç mu?
Kılıflar sapsız kalmasınlar, çanta olarak da kullanılabilsinler!
İşte gözlük kılıfından clutch'ımsı çantaya evrilen cicinin mutlu sonu

Pazar, Ocak 30, 2011

sophie'nin seçimi





Heartbreak, make me a dancer, dancer
DJ, give me the answer, answer
Love, stop getting me down, down, down

Ben demiyorum, Sophie diyor. Sophie Ellis-Bextor. İsmi bile melodik hanım kızımızın, kendisi ise şahane. Pop müzikten hazetmeyen bünyeye te lise yıllarında zerk eyledi "If this ain't love, why does it feel so good?" virüsünü. O günden beri yaptığı çoğu şarkıyı beğenerek dinledim, kendisini de severek izledim. Kolay değil; insan hem top model güzelliğinde olsun, hem böylesine aklı başında olsun, hem de taş çatlatırcasına yetenekli olsun. Eh sonrasında da kalplerde taht kursun. Kurar abi bi'şey demiyorum ama o kalpler kırık olunca insanın içi de bir hoş oluyor haliyle şarkıyı duyunca. Şimdi taktık ya kırık kalbe son zamanlarda, hah işte Sophie bacımız da yeni şarkısıyla değinmiş toplumun genel bir yarasına. Aşk acısı insanı vezir de yapar, rezil de misali; bazı bünyelerde de dansçı, şarkıcı, zurnacı yapıyor demek ki. O zaman, haydi DJ çal bakalım, neşemizi bulalım. Aşk, sen de bir hoşttur git lütfen ayak altında dolaşma, hadi çocuum!