günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Kasım 06, 2012

my name is block. writer's block.

Sevgülü günnük,
Tek yapabildiğin şey yazmaksa ve onu da yapamıyorsan... Al sana mis gibi raytırs bılok, oooh geçmiş olsun! Aşısı da yok, ne halt yiyeceksin bakalım. Bir de öyle sinsi bir hastalık ki, sevdiğiyle evlenmezse ölecek hastalığı halt etmiş yanında. Biliyorum, içinden diyorsun ki böyle tırt hastalık mı olur lan yeme beni? Ama bu mereti çeken bilir günnük. Öyle bir illet ki insanı yer bitirir, aman evlerden klavyelerden  ırak. Aslında biliyordum, haftalardır semptomlarını hissettiriyordu ama bana bir şey olmaz dedim kendi kendime, hep inkar ettim (birinci basamak). Sonra nedenli nedensiz sinirlenmelere başladım -ki beni tanıyan biri için bu zaten normal halim olduğundan pek sallamadım, meğersem ikinci basamakmış bilemedim. Sonra baktım sıkışıyorum, yavaş yavaş pazarlıklara başladım (ahan da üçüncü basamak). Şimdi biraz ara vereyim sonra yazarım, ay şuraya biraz bakayım sonra yazmaya başlarım, önce biraz okuyayım öyle yazayım vs. vs. Derkeeen dördüncü basamak sonunda dank etti; depresyon. İçim daralıyor, canım sıkılıyor, hiçbir şey yapmak istemiyorum. Artık anladım ki ben raytırs bılok olmuşum, üzerine afiyet (beşinci basamak: kabullenme). Çünkü ben ne zaman yazamasam böyle mutsuz oluyorum, ben ne zaman mutsuz olsam böyle yazamıyor oluyorum. Bana bir haller oloor sevgili günnük, ne yapacağımı hiç bilemoorum. Oysa ki işler güçler beni bekliyor, tonla yazı var yazılacak. Ama musluğu açıyorum, tısss'tan başka ses gelmiyor. Moralim bozuluyor, ağlamak istiyorum, ağlayamıyorum, neden? Çünkü tısss... Su yok günnük, sular kesik gönül hanemde. Piiiiii o ne biçim laf oldu yaa, yemin ediyom raytır's bılok bile daha iyiydi. Hep o Sami Bey yüzünden. Pis ihtiyar. Geldi yerleşti hikayeye, ne bir gıdım ileri gidiyor, ne de defolup gidiyor. Hüsamettin'den de hayır yok zaten. Offff! Poffff! Gidiyom ben. Çişim geldi.

Pazartesi, Mayıs 14, 2012

ıssız adadan notlar-5

ada dediğin böyle olacak arkadaş!
pek kıymetli ıssız adacığım -adam demiyorum tikat edersen, aman karıştırırlar felan neme lazım,
gün geçmiyor ki şu ıssız yerde yine eski bir tanışla karşılaşmayayım. bu sefer de ilkokul örtmenimi gördüm sevgili ada. dünya küçük derler ya, meğer ada küçükmüş. devamlı bir karşılaşma rastlaşma ve fekat neden ilkokul? sorarım sana ada ama cevabını alamam, bilirim. zaten ne zaman cevap alabildim ki senden. varsa yoksa öyle mal gibi dur. bak dün anneler günüydü ama sen beni ne kutladın, ne de tebrik. oysa ben de bir yerde senin anan sayılmaz mıyım? sen benim adamsan, ben de senin ananım yavrum, neden böle yapıyosun? çok kırıldım bak, aşk olsun. aç koynunu kuş konsun. bak sana anne şakası bile yaptım. daha ne yapayım? senin için saçımı süpürge ettim. süpürge demişken, ortalığı süpürcem ayak altında dolaşma. dolapta dolma var, ısıt ye, e mi çocuum?

not: yalınayak dolaşma dedim elli kere, o terlikler giyilecek!!!

Cumartesi, Mayıs 12, 2012

ıssız adadan notlar-4

diyır disörtıd aylınd,
gördüğün gibi, memleketten ayrı kala kala iyice ecnebiye bağladım. artur'a kralım, mayls'a bff'im gözüyle bakıyorum artıkın. o derece ki oturup kendisine mektup bile yazdım, sonra mektubu şişeye koyup denize attım. "o şişe bir gün gelecek mayls abi!" dedim, arkasından el salladım. böle de angutum afedersin. o değil de ingliş mafinim deyince canım çekti biliyon mu, oturdum bugün bi de mafin yaptım, böle tuzlu tuzlu. yanına da çay ama törkiş çay of kors yani. ayrıca bugün bi uçak gördüm, böle adanın üstünden doğru geçiyodu. beni görcekler de kurtarcaklar diye ödüm koptu, hemen eğdim kafamı gömdüm mafinlere. neyse ki görmediler, uçak gidince bir oh çektim, karşıki kum tepeleri yıkılmasa da bazı kumlar denize uçuştu. yalnız bu başını mafine kuma gömme meselesini abartmış olabilirim sevgili ada. zira buraya düştüğümden beri ne gazete okuyorum, ne de haber izliyorum. hayır yani, madem ki ıssız adaya düşmüşüm bana ne arkadaş sizin gündeminizden dedim kendi kendime. kendime kafa izni verdim, fekat genel olarak kafasız bi insan olduğum için kuruldan geri dönebilir raporum. bilmiyorum, bekliyorum.

not: tebrikler gs ;)
not2: gündemden bana ne dediysek o kadar da değil. kutlama sesleri tee ıssız adalara kadar geldi yau...

Cuma, Mayıs 11, 2012

ıssız adadan notlar-3


sevgili ıssız adacım,
seninle münasebetimizin an be an arttığı şu günlerde anladım ki tek dostum ve sadık yarim sensin. hani "benim sadık yarim kara topraktır" demiş ya veysel, hah işte benim sadık yarim de sarı kumlarmış adacım. adaaam sen de! varsın öyle olsun lan nabalım. ıssız adaya düştüm diye karalar mı bağlayayım? hem iyi ki de düşmüşüm, oh canıma değsin. düşmeyip de napacağıdım, insan sevmeyen bünyemi konuya komşuya toruna torbalağa mı saracağıdım? bak azıcık kafamı çıkarayım dedim neler oldu. kendimi alışa verişe tüketmeye verip yemediğim kazık kalmadığı gibi bir de ilkokul arkadaşıma rastladım. ya insan ıssız adada ilkokul arkadaşına rastlar mı ada ya? bu ne biçim saçmalıktır, bi yürü git allasen! bırak bunları da, gel sana kanka makarnasından yapayım şöle bol domatesli peynirli. yanına da iki sarma açtık mıydı değme keyfimize!

not: tamam la köfte de var, gel hadi seni köftehor seniii...

Perşembe, Mayıs 10, 2012

ıssız adadan notlar-2

sevgili ıssı... hadi ordan be! nerden sevgili oluyomuşun bakiim sen? tanımam etmem, hayret bişi! bi çekil, bi geri dur, bi haddini bil yahu! aaa... düştük dediysek o kadar da düşmedik herhalde. herkes yerini bilecek arkadaşım. bak şimdi de arkadaşım dedim diye sırnaşma, herkes dedim diye de havalara girme. biliyorum ıssız olduğunu, lafın gelişi söledim ben onu. hem ben başka bişi diyecektim hep unutturdun. hep böyle yapıyosun kafamı karıştırıp bırakıyosun. olmuyo ama bak kızıcam şimdi! zaten bugün hiç iş yaptırmadın bana. varsa yoksa otur kitap oku kıç büyüt. ıssız değil misiniz hepiniz aynısınız. ama biliyorum ben sana yapacağımı. görürsün sen ada gibi nasıl oluyomuş. hişt kime diyorum? bak yine...!

not: ıssız..zzz...zzzzz......................

Çarşamba, Mayıs 09, 2012

ıssız adadan notlar-1

sevgili ıssız ada,
ıssızsın da bana mı ıssızsın? değilsin elbet. sana düşeli daha ne kadar oldu ki? bu arada kusura bakma, öyle paldır küldür düşüverdim ama sen de az değilsin. kafa göz yardın valla. bir de üstüne haber bile vermedin, bileydim yanıma üç şey alırdım. hani ıssız adaya düşücez ya. neyse, bu seferlik de böyle olsun. ha, ne diyordum? daha sana düşeli çok olmadı ama ben hemen sana ayak uydurdum. önce kalkıp şööle bi temizlik yaptım, adanın kabasını aldım. artık kaba değilsin adacım, ıssız olabilirsin ama kaba değilsin. yat kalk teşekkür et. ıssızlık bir kader değil sonuçta. ne demişler? ıssızsanız ıs sızsınız. yaa adacım, kader işte. ne oldum demiycen, ne olcam diycen. ben de ne olcam dedim ve büyüyünce pilot olmaya karar verdim. madem düştük bir ıssız adaya, beni ancak bir uçak paklar hesaabı, çaktın? ben şimdi bi çakıcam sana görcen gününü gerzek ada! daha yeni sildim süpürdüm her yeri, hemen kirletmişsin. elli kere söyledim ayağınla basma şu yerlere, çamur oldu hep güzelim kumsal! hooop kime diyorum? ay uyumuş ayol! sabah erken kalktıysa demek ki...

not: yatıp kalkıp şükredicen hacı. ıssız ada yerine yeraltına da düşebilirdim. noldu o zaman, al sana yeraltından notlar hoppalaa! yaaa...

Salı, Mart 13, 2012

foto dayri

Memlekette bu kadar saçma salak olay olurken mevcut bulunan yarım aklımı da muhafaza etmemi beklemiyordunuz herhalde. Sivas katliamı zamanaşımı, 4+4+4 eğitim komisyonu, hükümet ve RTE'nin saçmalıkları rezaletleri pişkinlikleri derken Şener ve Şık'ın tahliyesine mi sevinelim, onca zaman boşuna yattılar içeride ona mı üzülelim falan fıstık diyene kadaaar zaten fındık beyinliydim, onu da yedim tam oldu. Çok da güzel oldu, iyi oldu, taam mı?

Madem öyle, ben de dünyanın en güzel, en demokratik, en refah, en barışçıl ve en sorunsuz memleketinde yaşıyormuş gibi yapar, günümü gün eder, üzerine de post yazarım arkadaş dedim kendi kendime. Niye, hepimiz öyle yapmıyor muyuz zaten?

Alın o zaman...



Editörden notlar... 




Birkaç tel, biraz silikon ve bolca can sıkıntısı... Viola!



Gün bugündür!

Pazar, Şubat 26, 2012

diyır dayri - infiniti

Sevgili günnük... Çok yorgunum. İnan klavyeye parmak basacak gücüm yok. Sana bunları burnumun ucuyla yazıyorum. O yüzden biraz uzun sürecek kusura kalma. Ama evde kal. Ev en güzel bir yer. O bir şahane, o bir muhteşem. Hele bir de yatak varsa oh, değme keyfine. Şanslı hergele. Tamam, izinsiz kafiye yapmayacağım, o kadar kötü bir insan değilim. Biraz kötü bir insanım, çok az. Bir de yorgunum, söylemiş miydim? İki buçuk gün çalıştım canım çıktı günnük, kalan yarım günü de mağaza mağaza koşturarak geçirdim, çok mağdurum. Üstüne bir de gaydırıguppak cheesecake ve temizlik yaptım, o da yetmedi sancılardan sancı beğendim. Üzerime en çok yakışanı bulup yatak döşek yattım. Daha ne yapayım günnük, sen söyle. Bak bu yanlarım hep ağrıyo, belim sırtım mafsallarım of anam of... Artık takatim kalmadı... Sen bu satırları okurken ben çoktan... Zzzzzz.......


Pazartesi, Aralık 19, 2011

diyır dayri - tu

sevgili günnük. bu sabah saatimin alarm ziliyle sıçrayarak uyandım. bir de baktım ki, aslında sabah olmamış. hala kapkaranlık geceymiş ama saat de beşbuçukmuş. gecenin bu kör saatinde zombiler gibi dikildim elbet. çünkü işe gidecektim. her gün, her hafta, her ay olduğu gibi sıcacık yatağımı, yumuşacık yastığımı ve sadık yarim yorganımı boyunları bükük bırakıp kalktım. güneş henüz doğmadığı için hava soğuktu, titreye titreye banyoya gittim. aynaya baktım ama ayna bana bakmadı günnük. çok üzüldüm, o bile bana tafra yapıyodu. sittir lan dedim, işedim ve çıktım. elbette ellerimi yıkamayı ihmal etmedim. sonra giyinmek için harekete geçtim ama giysilerin de tuhaflıkları üzerlerindeydi, hepsi bana hareket çekti. hal böyle olunca ben de ne giyeceğime karar veremedim tabii. onu mu giysem bunu mu derken saat hızla geçiyordu. hemen bir etek, bir gömlek, bir de hırka seçtim ama ben seçtiğime, onlar da seçildiklerine pişmandı. çünkü işyerinde ancak belirli kıyafetlere izin vardı, ofis hayatı acımasızdı. sonra saçlarımı topladım, yüzüme gözüme azcık boya sürdüm ki, zombiliğim anlaşılmasın. sen bilmezsin günnük, biz ofis insanları kendimizi kamufle etmeyi çok iyi biliriz. bu bizim yaşam tarzımız oooyeeah. neese işte, hazırlandım ve hemen çıktım. çünkü servis beni bekliyordu. ne? kahvaltı mı? o da ne allasen günnük, tuhaf tuhaf lakırdılar etme reca ederim. elbette ki plazaya varınca alt kattaki cafe'de bir şeyler atıştırırım, şimdi sırası mı? önce servise binip en az bibuçuk saat yol tepmem ve bu sırada da tepilmem gerek, beni oyalama. efenime söyliim, plazaya vardık en sonunda tabii ki. oh my god. o ne ihtişam, o ne heybet. o yüce makam, o ulu mevki. en nihayetinde dünyayı kurtardığımız yer burası, boru değil. ama bize girişi boru gibi, sen öyle düşün. sonra yukarı bilmemkaçıncı katlara çıktık. bak bunca yıllık plaza insanıyım hala kaçıncı kata çıktığımızı bilmem. anla artık ne kadar ulvi. ulvi bizim ofisboy. beni kapıda karşıladı, günaydın dedi. ben de "mersi canım, sütsüz iki şekerli lütfen" dedim. ulvi saniyesinde getirdi kahveyi, akıllı çocuktu. kahvemi alıp masama geçtim. iyelik eki kullanıyorum ki benimsediğim anlaşılsın. benim masam, benim sandalyem, benim minik kübikılım. kübe kılım. o benim dünyam, o benim hayatım. uuu beybim. baktım saat sıfır sekiz kırk dokuz. aaa onbir dakikam daha var mesai başlamasına. hemen açtım interneti, kahvemi höpürdete höpürdete gezdim haber sitelerini, ne de olsa gündemden kopmamak lazım. tam günnük falımı okurken müdür geldi. tabii hemen toparlandım, kapadım pencereyi, açtım ofisluku. çalışıyor gibi yaptım. sen bilmezsin günnük, biz ofis insanlarının en iyi yaptığı şeydir çalışıyor gibi görünmek. ama bir o kadar da zor ve yorucu. yani şöle anlatiim sana, çalışıyor gibi yapmayıp da gerçekten çalışsam daha az yorulurdum, yemin ediyorum. ama ben kolaycı bi insan değilim, zoru severim, imkansızı başarırım. o yüzden burdayım. daha ilk görüşmede böle işe aldılar beni. impossible is nothing ama susuzluk her şeydir. o yüzden çalışırken arada su da içiyorum, su bile içsem yarıyo. bi de bütün gün bilgisayar başında oturuyoruz biliyo musun günnük, her yerim tutuluyo, yağ bağlıyo. ama no problem, haftasonları pilates yapıyorum, popom patates gibi oluyo. çişimi yapıyorum ama altım kuru kalıyo. her neyse, konuya gelelim. ben bugün de hiçbir şey yapmayarak çok işler başarıyordum ki, diğer ofis insanları da geldi. biraz gırgır şamata, bolca da dedikodu yaptık. plazanın şıklarını rüküşlerini, şıllıklarını ve godoşlarını seçtik, sonra kübikıllarımıza dağıldık. topumuz kıldık. üç buçuk saat boyunca yerimizden bir santim bile kıpırdamadan dünyaları kurtardık. yine. tam ondan da sıkılmışken öğle tatili oldu. toplandık çıktık. yemeğe gittik. kalori hesapladık ama hesabı tikıtlarımızla ödediğimiz için sorun olmadı. az hava alıp tekrar yukarı, ulvi'nin yanına çıktık. tam yemek sonrası çaylarımızı söyleyecektik ki, müdür hepimizi toplantıya çağırdı. bütün ofis toplandık, toplandık, toplandık. müdürümüz kadındı. bittabii ki evde kalmıştı. aklımda kalacağına evimde kalsın mottosuyla bizlere brifing verdi. ama biz almadık, zaten yeni yemekten gelmiştik, ne brifingi allasen. tabi öyle olunca müdür bize kızdı. dünyayı dar etti. dünyayı zaten biz kurtarmıştık, bir de üstüne dar gelince hiç çekilmedi valla. yemeğin üstüne, böğk. ben kendimi tuttum ama birkaç kişi kustu. hemen onları kınadık. ulvi ortalığı temizledi. müdür son kez uyardıktan sonra bizleri kübikıllarımıza saldı. kübikıllarımızda çocuklar gibi şendik. kalan onyüzbinmilyon saat nasıl geçti anlamadık. bir de baktık ki mesai bitmiş. bitmiş mesainin davası olmayacağı için toparlandık, toptan aşşa indik. servislerimize doluştuk. akşam trafiğinde en az iki saat yol teptik. sonunda eve vardım. hemen içeri girip üzerimdekileri çıkardım. hemen yanlış anlama günnük, alt tarafı duş aldım. günün yorgunluğunu atayım dedim ama ona bile mecalim yoktu. buzdolabındaki yemekleri ısıtıp yedim. tv'yi açtım, dizi izledim. sanki ben yaşıyomuşum gibi sevindim, üzüldüm, heyecanlandım, biraz da mala bağladım. sonra bi baktım ki saat ohooo olmuş. hemen gidip yattım. sabah boynu bükük bıraktığım sıcacık yatağım, yumuşacık yastığım ve sadık yarim yorganım beni bekliyordu. yatak çoktan soğumuştu, yastığın da başı ağrıyordu ama sadık yarim yorganım beni hemen sarıp sarmaladı. "bi gün hepsi geçecek" dedi. "hele bi emekli ol, o zaman bak nasıl eğlencez" dedi. beni avuttu, beni uyuttu. derken sıçrayarak uyandım. bi de baktım ki hepsi rüyaymış günnük. bu kabus da burada biter ve ben çeker giderim dedim. döndüm kıçımı yattım. oooh mis...