köfte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
köfte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cuma, Mayıs 11, 2012
ıssız adadan notlar-3
sevgili ıssız adacım,
seninle münasebetimizin an be an arttığı şu günlerde anladım ki tek dostum ve sadık yarim sensin. hani "benim sadık yarim kara topraktır" demiş ya veysel, hah işte benim sadık yarim de sarı kumlarmış adacım. adaaam sen de! varsın öyle olsun lan nabalım. ıssız adaya düştüm diye karalar mı bağlayayım? hem iyi ki de düşmüşüm, oh canıma değsin. düşmeyip de napacağıdım, insan sevmeyen bünyemi konuya komşuya toruna torbalağa mı saracağıdım? bak azıcık kafamı çıkarayım dedim neler oldu. kendimi alışa verişe tüketmeye verip yemediğim kazık kalmadığı gibi bir de ilkokul arkadaşıma rastladım. ya insan ıssız adada ilkokul arkadaşına rastlar mı ada ya? bu ne biçim saçmalıktır, bi yürü git allasen! bırak bunları da, gel sana kanka makarnasından yapayım şöle bol domatesli peynirli. yanına da iki sarma açtık mıydı değme keyfimize!
not: tamam la köfte de var, gel hadi seni köftehor seniii...
Pazartesi, Nisan 30, 2012
psyköfte
"Olma. Köfte, Olma. Köfte, Sinir Hastası Olma."
Ne kadar işe yarar bilemem ama mütemadiyen bunu söylemeye başladım kendi kendime. Ki bu bile çoktan sinir hastası olduğuma dalalet zaten. Neyse, ummaktan ümit kesilmez. Zira durum vahim. Hiçbir zaman sakin bir insan olduğumu iddia etmedim ama bir süredir dikkat ediyorum, en ufak şeyler bile beni çıldırma noktasına getirebiliyor. Hemen parlıyorum, bok var gibi her yaşadığım duyguyu anında dışarıya yansıttığım için öfkemi de volkan patlaması gibi dışarı atıyorum. Tahmin edersiniz ki sonu hiç iyi olmuyor. Ve ben artık böyle hissetmek istemiyorum. Mesela bilgisayarda dizi yüklenirken yanlışlıkla pencereyi mi kapattım? Amman aman! Birileri gürültü mü yaptı? Oooy oy oy! Karşı apartmandaki komşu neredeyse gelip ağzımın içinde mi yaşayacak? Vay efendim! Otobüs mü kaçtı? Kimin haddine! Minibüs her kırmızı ışıkta ve sokak başında durup yolcu mu bekledi? Hay ben onun tekerine! Tv'de beklediğim dizi yerine kanal saçma bir program mı koydu? Haydi küfüre!!! Liste böyle uzayıp gidiyor, tabii küfürler ve krizler de uzayıp gidiyor onunla birlikte. Peki sonuç ne? Bir adet sinirli köfte. İstediğini alabiliyor mu? Hayır. Bir şeyi değiştirebiliyor mu? Yoo. Ne yapıyor peki? Sinirlenip çıldırdığıyla kalıyor. Ama niye??? İşler istediğim gibi gitmeyince hemen hırçınlaşıyorum, çirkefleşiyorum, çirkinleşiyorum. Tamam, çocuk gibi olduğumu baştan kabul ettim ama bu kadarı da fazla be anam. Ne o öyle ergen tavırları, huysuz ihtiyar modları bilmem neler. Ne kadan ayıp, ne kadan yazık cık cık cık, sana hiç yakıştıramadım köfte kızım!
Ne kadar işe yarar bilemem ama mütemadiyen bunu söylemeye başladım kendi kendime. Ki bu bile çoktan sinir hastası olduğuma dalalet zaten. Neyse, ummaktan ümit kesilmez. Zira durum vahim. Hiçbir zaman sakin bir insan olduğumu iddia etmedim ama bir süredir dikkat ediyorum, en ufak şeyler bile beni çıldırma noktasına getirebiliyor. Hemen parlıyorum, bok var gibi her yaşadığım duyguyu anında dışarıya yansıttığım için öfkemi de volkan patlaması gibi dışarı atıyorum. Tahmin edersiniz ki sonu hiç iyi olmuyor. Ve ben artık böyle hissetmek istemiyorum. Mesela bilgisayarda dizi yüklenirken yanlışlıkla pencereyi mi kapattım? Amman aman! Birileri gürültü mü yaptı? Oooy oy oy! Karşı apartmandaki komşu neredeyse gelip ağzımın içinde mi yaşayacak? Vay efendim! Otobüs mü kaçtı? Kimin haddine! Minibüs her kırmızı ışıkta ve sokak başında durup yolcu mu bekledi? Hay ben onun tekerine! Tv'de beklediğim dizi yerine kanal saçma bir program mı koydu? Haydi küfüre!!! Liste böyle uzayıp gidiyor, tabii küfürler ve krizler de uzayıp gidiyor onunla birlikte. Peki sonuç ne? Bir adet sinirli köfte. İstediğini alabiliyor mu? Hayır. Bir şeyi değiştirebiliyor mu? Yoo. Ne yapıyor peki? Sinirlenip çıldırdığıyla kalıyor. Ama niye??? İşler istediğim gibi gitmeyince hemen hırçınlaşıyorum, çirkefleşiyorum, çirkinleşiyorum. Tamam, çocuk gibi olduğumu baştan kabul ettim ama bu kadarı da fazla be anam. Ne o öyle ergen tavırları, huysuz ihtiyar modları bilmem neler. Ne kadan ayıp, ne kadan yazık cık cık cık, sana hiç yakıştıramadım köfte kızım!
Cuma, Nisan 13, 2012
off yavrum hepsi senin mi?!
Cık cık cık... Başlığa bak tüüüü! Ne kadan da terbiyesiz, ne kadan da ağzı bozuk bir kız oldu bu köfte böyle. Anası babası da mı uyarmıyor diyeceğim ama bu çirkef köfte onları da bozdu; hanfendiler beyfendiler hacısız hafızsız konuşmaz oldu! Sonra vay efendim gençlik niye böyle?
Neyse... Başlığa dönelim. Ya da dönmeyip de yanında yatalım; zira bakar mısınız şu güzelliğe? Ecnebiler apple pie demiş ama ben diyecek kelime bulamıyorum, yüzümü böğrüne basmak istiyorum! Uuubeybi elbette ki hepsi benim, kimselere vermem veremem, hepsini ben yerim oooyeah! Ellerime de sağlık, boğazıma da sağlık niahahaa...
Ve fekat ne kadan da arsız yüzsüz bir blog oluverdi burası. İnsan okurlarına da ikram eder be kızım, göz hakkı denen bir şey var hayatta, komşu hakkı vs. Neyse artık, bu seferlik böyle olsun. Bir dahakine çekiliş mekiliş mi yapsam diğer haspalar gibi, random.org'la şanssız talihsizleri seçip seçip yedireyim tartları pooçaları, elalem hediye görsün. Hıh!
Etiketler:
afiyet olsun,
all the pretty things,
apple pie,
blog,
çekiliş,
köfte
Pazar, Ekim 30, 2011
durum raporu
| sona doğru... |
İstedim ki okurlarıyla her şeyini paylaşan vıcık vıcık bir blog yazarı olayım. Kısmet bugüneymiş...
Şimdi son olarak evdeki çılgın projelerimden bahsetmiş ve bir kısmını paylaşmıştım. Şimdi de devamını anlatıyorum. İyi dinleyin çocuum!
Yanda ilk başladığım clutch make over projesini görüyorsunuz. (bkz. bir önceki post - son resim) Hala bitmedi ama alt kısmının kumaş ve dantelini dikip yapıştırdım. Şimdilik fena görünmüyor, siz bir de bitince görün ablası...
| derya kuzusu bunlar |
Bu yanda ise eldivenimsi bileklikimsi dirseklikimsileri görüyoruz. Evet, piyasaya bu isimle süreceğim, nası süper fikir di mi?! Yok la, sağdaki grileri annem örmüştü, ben de janti olsun diye kenarına pembe kurdele geçirip bağladım. Soldaki turuncular ise bir zamanlar çoraptı. Yeaaa nerden nereye kardeş, hayat işte... Bir çorabın hayatı. Artık o da bir kolluk... Hah, buldum işte ismini. Karşınızda kolluk kuvvetleri.
| ne oldum demiycen hacı, ne olcam diycen... |
Aha! Bir ne idüğüm belirsizim projesi daha... Şimdi şu yanda görmüş olduğunuz arkadaş gayet sıradan ve sıkıcı bir laptop çantası. Bize laptop satan çocuğun kazığı o da, kulakalrı çınlasın. Neyse işte, bu arkadaş -satıcı çocuk değil, çanta- nedense gözüme gözüme batıyordu evvelden de. Şimdi bu çılgın projeler arasında dedim ki, neden bunu da reforme edip güncellemiyorum, ne de olsa durmak yok yola devam. İşte durdurulamamamın son eseri, bu da yarım kaldı, henüz bitmiş değil ama şu hali gördükten sonra devam edip etmemekte kararsızım açıkçası. Sizce de yeteri kadar çekmemiş mi zavallıcık?
| benim o! benim o! |
Gelelim yandaki yakışıklıya... Kendisi de son dönem projelerimden, yeni yaptım dermişim ahahaha! Yok la korkmayın, ben yapmadım ama kendim yapmışım kadar seviyorum zibidiyi. Yeğenim sayılır delikanlı, bir zamanlar da komşumdu, eskiden bidi bidiydi yarım kiloluk köftelik kıymaydı, aha şimdi büyüdü dünyalar tatlısı bir köftehor oldu. Ay Maşallah tü tü tü tüh! Hazır cadılar bayramı da geldi, benim size ikramım olsun, hadi yine iyisiniz ha...
Ha bu arada projelerim bitmiş değil elbette, sırada çıpçılgın bir projem var. Aşama aşama kaydediyorum ki, aklınızı başınızdan alabileyim. Bekleyin beni anacım, hadi bay...
Etiketler:
beybi,
biçki dikiş,
clutch,
crafts,
çanta,
çılgın proje,
el işi,
halloween,
ıvır zıvır,
köfte,
yakışıklı
Salı, Eylül 27, 2011
o kadar basit değil işte
Şimdi hayat basit dedik, kekleri pişirip bir güzel afiyetle yedik ama öyle olmuyor işte hanımkızım. Olmuyor, olamıyor maalesef. İşler birikiyor, maddeler çoğalıyor, hayat karmaşıklaşıyor, köfte şıklaşıyor. Tamam lan sonuncusunu kafiye olsun diye salladım ama siz konuyu anladınız. Konu zaten hiç değişmiyor ki, hep aynı. Köfte bir şeylere sinirlenir, alır bloga yazar ve olaylar gelişir. Ya da bazen bazı konularda olduğu gibi: gelişemez. Annadınız siz onu, o yüzden maddesel çemkirme ve tepkimelere girişiyorum hemen...
Ha bir de erkek milletine taktım bu aralar ama onu anlatmayacağım. Sadece ulusa sesleniş yapmakla yetineceğim: Bana bakın ulan gerzekler, bundan sonra ben de size sizin kızlara davrandığınız gibi davranacağım. (Yazının bu bölümünde istek bir parça alıyoruz. Gelecek zaman kipinden meydanlarda oy isteyen politikacıya gelsin: Gezeceğim, göreceğim, görürsün sana neler edeceğim...) Nasıl diye açıklamama gerek yok herhalde; nasılsa erkekler nasıl davrandıklarını, kızlar da kendilerine nasıl davranıldığını biliyordur. O yüzden kısaca adios amigos, see u in hell...
Misal ttnet'e taktım bu aralar. Ya da ttnet bana taktı da diyebiliriz, çünkü kafasına göre davranıyor artık. Bazı bazı facebook'a sokmuyor beni, arasıra da yavaşlıyor ama illa ki bir sürpriz hazırlıyor her gün. Buradan bir kez daha sesleniyorum kendisine: Ben sürprizlerden hoşlanmam ahbap, çek fişimi bitsin bu çile... Şaka lan şaka, çekme. Zaten fişim yok, kablosuzum canım, öperim ellerinden.
Sonra mesela hayatı drama tadında yaşayanlara taktım bu ara. Ya da onlar bana taktı da diyebiliriz; çünkü drama-free hayatımda olmadık yerlerden madik atıp ortalığı bulandırmaya çalışıyorlar. Geçmiş mazi ve niyazi kontenjanını zorlayıp magazin basınına bomba düşürmenin hesaplarını yapıyorlar ama yemezler bebek. Bak buradan sesleniyorum: Öyle hayatın draması Rondo'nun kreması diye gelmeyin karşıma, reklam kokan hareketler bunlar, alayınızı yırtarım ha!... Şaka lan şaka, yırtmam belki ama zorlarım. Zor bi insanım. Oh yeah...
Veronica Mars'a taktım bir de bu aralar mesela. O bana takmış olamaz; çünkü bitik bir dizi kendisi, neresiyle taksın allasen. Ama ben yine yeni yeniden Veronica Mars izler oldum, ttnet sağolsun tabii bir de kotamız var nurtopu gibi, o büyümesin diye azar azar zerk ediyoruz bünyeye ama öyle böyle değil. Kurgusal düzeni olsun, diyalogların düzeyi olsun, Logan'ın beni düzeysizleştirmesi olsun öhhöm... Yani su gibi akıp giden bir dizi sonuç olarak... da... dediğim gibi vaktinden önce bitirilmiş kendisi. Buradan yapımcılara ve tv executiflere sesleniyorum: Alemin abuk sabuk dizilerinde milyon dolarlar batıracağınıza şu diziyi üç beş sezon daha sürdüreydiniz de bizi de süründürmeyeydiniz ya be sürüm sürüm sürünesiceler!... Şaka değil bu sefer, sürünmenizi istiyorum pis sürüngenler!
Ha bir de erkek milletine taktım bu aralar ama onu anlatmayacağım. Sadece ulusa sesleniş yapmakla yetineceğim: Bana bakın ulan gerzekler, bundan sonra ben de size sizin kızlara davrandığınız gibi davranacağım. (Yazının bu bölümünde istek bir parça alıyoruz. Gelecek zaman kipinden meydanlarda oy isteyen politikacıya gelsin: Gezeceğim, göreceğim, görürsün sana neler edeceğim...) Nasıl diye açıklamama gerek yok herhalde; nasılsa erkekler nasıl davrandıklarını, kızlar da kendilerine nasıl davranıldığını biliyordur. O yüzden kısaca adios amigos, see u in hell...
Cumartesi, Temmuz 02, 2011
bir köfte canavarının itirafları
Bu, içinden canavar çıkan bir köftenin hikayesidir. Tamamen yaşanmış olaylardan esinlenilmiştir.
Ben Köfte... Sulu Köfte. Sizlerle yaklaşık altı yıl önce tanıştık. Bu süre boyunca acı tatlı ekşi kremsi bir sürü şey yaşadık. Hepsine bu blog aracılığıyla şahit oldunuz. Kah güldünüz, kah altınıza ettiniz. Ama bir şeyi hiç bilmediniz. Ben, nam-ı diğer Sulu Köfte, aslından azılı bir canavarım.
Bunu sizden saklamak için çok uğraştım. Bu karanlık yönümü bilmenizi istemedim. Beni hep sulu, iyi ve entel hatırlamanızı istedim. Fakat artık gerçekleri saklayamayacağım. Buna daha fazla dayanamıyorum. Siz sevgili köftehorlar gerçeği bilmeyi hak ediyorsunuz. Buna müstehaksınız diyelim, siz anlayın. İşte o gerçekler...
1. Ben bir alışveriş canavarıyım. Almaya doyamıyorum. Özellikle indirim varsa, hele bir de yarı fiyatınaysa bir su aygırını bile satın alabilirim. Neyime güvenip alıyorum ben de bilmiyorum; çünkü genel olarak işsizim. Ama çalıştığım dönemlerde kazandığımı itinayla değerlendirip kendimi alışa verişe adıyorum. Mağazalara dadanıyorum. En beklemedikleri anda saldırıyorum, ne olduklarını şaşırıyorlar. Etekler, pantolonlar, bluzler, tişörtler, kemerler... Ama en çok ama en en çok da... Çantalar ve babetler.
2. Ben bir çanta ve babet canavarıyım. Onları gördüğüm zaman kendimden geçiyorum. Siyahı, beyazı, kırmızısı, eflatunu, renklisi, renksizi, allısı, pulsuzu, fiyonklusu, bağcıklısı, hepsini, her türünü ve çeşidini seviyorum. Uzaktan sevmek de yetmiyor, yemiyorum içmiyorum, gidiyorum alıyorum. Toplamda 50'ye yakın çantam var. Sırf bu senenin ilk yarısında 5 çift babet aldım. Yine de doyamadım. Açlığımı terlik ve sandaletlerle gidermeye çalışıyorum. Neyse ki yaz geldi. Kışın ne yapacağım, babetleri o havalarda nasıl giyeceğim, giymeyince nasıl sakinleşeceğim hiçbir fikrim yok.
Not: Ayrıca bu babet dediğimiz olay aslında hiç de göründüğü kadar rahat bir ayakkabı çeşidi değil. En rahatı bile ayağınızı bir şekilde vuruyor. Çoraplı da giyilemediği için tüm acılara rağmen bu kahır çekiliyor. Çünkü aşk zaten acı bir şey. Oh yeah...
3. Ben bir düğün canavarıyım. Kendim evlenmeyi düşünmüyorum ama bir başkasını kendine kıyacak kadar çok seven biri olduğunda ve bu biri benim yakınım, sevdiğim biriyse hemen atlıyorum. En şıkıdım elbiseleri giyip en pür makyajları yapıyorum, saçlarımı bile kabartıyorum ve olay mahaline varıyorum. Kınaysa kına, altınsa altın, göbekse göbek; yakıyorum, takıyorum, atıyorum. Ben bunu hep yapıyorum.
4. Ben bir mutfak canavarıyım. Bunca yıldır sadece yiyerek dadandım mutfaklara. Ama bu sene yapım ve yıkım için de mutfaktayım. Önce kurabiyeler ve küçük keklerle başladım. Sonra tuzlulara, tartlara geçtim. Hızımı alamadım, pişirmelere doyamadım. Makarnalar ve özel soslardan sonra en sonunda pilava da el attım. Sade, şehriyeli, havuçlu... Hiç ayırdetmeden yapıyorum. Önce kavuruyor, sonra demliyorum, her seferinde de tutturuyorum. Adeta bir pilav canavarı oluyorum, kendimi durduramıyorum. Sırada domatesli ve etlisi var. Geleceği varsa göreceği de var.
5. Ben bir itiraf canavarıyım. Ne yapsam, ne halt yesem hemen birilerine anlatıyorum. Gizlim saklım özelim kalmıyor, herkes her bir haltı biliyor. Bilmeseler şaşıyorum, hemen anlatmaya başlıyorum. Ben bu boku hep yiyorum. Hepinizi öpüyorum.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
