Perşembe, Şubat 02, 2012

Köy okulu için kütüphane projesi

SuluKöfte'ysek her zaman da şebeklik peşinde koşmayacağız elbette. Bakın internette gezinirken şöyle bir projeye rastladım, ufaktan da olsa katkımız olsun dedim. Yazıyı aynen paylaşıyorum, linki de şöyle:  Köy Okulu İçin Kütüphane Projesi




" Daha önce sitemizde hep kitap ödüllü yarışma duyuruları yaptık. Bu sefer de sizlerden köy okulunda kurulacak kütüphane için kitap talep ediyoruz. Biyografimden de anlaşılacağı üzere köy okulunda sınıf öğretmeniyim. İmkanlar kısıtlı olduğu için kütüphane oluşturmak için okulumuzun kütüphaneye ayıracak bütçesi yok maalesef. Öğrencilerin de durumları pek iyi olmadığı için geriye tek bir seçeneğimiz kaldı: “Sosyal Medya”… Sosyal Medyanın gücünün farkında olan biri olarak bu işin üstesinden hep beraber kalkacağımızdan eminim. Sitemizi takip eden değerli kitapseverlerin hem ellerindeki kitapları hem de çevrelerinden topladıkları kitapları okulumuzdaki okumaya aç, köy okulu öğrencileri için kurulacak olan kütüphanemize yollayacağından eminim.
Kütüphane projemize destek olmak için ne mi yapabilirsiniz?
-          Hikaye, roman, dergi, ansiklopedi türü kitapları okulumuza kargo olarak yollayabilirsiniz.
-          Projemizi arkadaşlarınıza, akrabalarınıza vs duyurarak daha geniş kitlelere ulaşmamızı sağlayabilirsiniz.
-          Facebook,twitter,friendfeed ve bloglarınızda projemizi duyurarak ve bu sayfaya link vererek destek olabilirsiniz.

Okul Bilgileri: HATAY’ın Reyhanlı ilçesine bağlı Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu

Kargo Adresimiz: Karasüleymanlı Uzunköy İlköğretim Okulu, Reyhanlı/HATAY

Daha detaylı bilgi almak için:


mail: mahmutadin@hotmail.com

face: http://www.facebook.com/kutuphane.olusturuyoruz

blog: http://www.kitapkolik.net/koy-okulu-icin-kutuphane-projesi

Not:  Okulumuz köy okulu olduğundan dolayı bazı kargo firmaları tarafından sorun-gecikme olabilir. Bu yüzden kitapları kargoya verdikten sonra kargo firmasını-kargo bilgilerini  mahmutadin@hotmail.com mail adresine yollarsanız daha iyi olur. Böylece kargonun takibini daha iyi yapabiliriz.
—-
Kütüphanemizi oluşturduktan sonra resimler-videolar çekilip sizlere sunulacaktır. "

Salı, Ocak 31, 2012

matrak köfte, sulu kenny

Dışarısı kış kıyamet. Bir kartopu oynayacak, kardanadam yapacak insanım yok diye üzülürken kapı çaldı. Baktım kargocu gelmiş. Hayır, elbette kartopu oynamaya değil. Kenny'mi getirmeye! :))



Daha dün sözünü ettiğim, ekrandan bakıp iç geçirdiğim kapşonlu Kenny sweatshirt'üm bugün elime ulaştı ve anında sırtımdaki yerini aldı. Bu kara kış gününde hem içimi, hem de dışımı sımsıcak tuttu. Kenny mutlu, ben mutlu; daha ne isterim!

Teşekkürler Matrak Tişört :))

Pazartesi, Ocak 30, 2012

Matrak Köftelere Matrak T-shirt!

Bir süredir giyime kuşama ve alışverişe taktığım malumunuz. Ama bir sorun neden? Sorun sorun, çekinmeyin. Sorun ya! 
"Neden köfte?"
Çünkü çok güzel şeyler vaaar! :D İnsan görünce dayanamıyor, içi gidiyor. Üstelik benim gibi, giydiği şeylerin kişiliğini ve hayata bakışını yansıtmasını isteyenler için çok ama çok süper alternatifler var.
Mesela mı? Alın size Matrak Tişört !


"Türkiye'nin Tişört Hareketi" sloganıyla hem ülkesine, hem tişörte, hem de harekete meraklı olan bünyeleri (kiiim? ben miii!) hemen kendisine çekiyor bir kere bu site. Esprili t-shirt'ler, şık sweatshirt'ler, şeker mi şeker kapşonlular ve çantalar yetmezmiş gibi benim gibi kahve bağımlıları için komik kupalar da üretiyorlar. South Park, Sponge Bob, Şirinler ve Garfield gibi dünyaca ünlü karakterlerin lisanslı ürünlerinin yanı sıra kendi orijinal tasarımları da harika, siteyi gezerken içim gitti resmen. Ayrıca özel sipariş de verebiliyorsunuz, böylece hayalinizde yeşerttiğiniz bir ürünü sizin için üretip adresinize gönderiyorlar. Ama şahanelik burada bitmiyor sevgili köftegiller. Sitelerinde de görebileceğiniz gibi birbirinden şahane kampanyaları mevcut; özellikle Sevgililer Günü'nün yaklaştığı şu zamanlarda ne alacağını bilemeyenlere ilaç gibi gelecek eminim. Bir sevgiliniz yoksa da üzülmeyin, kapşonlu sweatshirt alana kupa hediye ederek hemencecik gönlünüzü alıveriyorlar :)
Ha, tişörtünüzü aldınız, pek de memnun kaldınız, o zaman da mutlu t-shirtler için 4 altın kural'ı uygulayarak uzun yıllar beraberce mutlu yaşayabilirsiniz sevgili köfteler :))
Matrak Tişört Facebook sayfası için buraya ve bir tişörtün tasarım hikayesi için de buraya tıklayabilirsiniz.

Salı, Ocak 24, 2012

klişe olduk!!!

Başlık, her ne kadar birazdan anlatacaklarımı çok iyi ifade etse de, bana ait değil. Sevgili babamın geçen akşam x bir durumda ettiği laf olur kendileri. Ebeveynlerim (cümle içinde kullandım, içim bir hoş oldu) beni adam edecekleri yerde gitgide bana benzemeye, benim gibi konuşmaya başladılar. Böyle de kötü örnek oluyorum insanlara, mutluyum gururluyum. Öyleyse gelelim klişenin faydalarına...
Şimdi efenim biraz aşk meşk olaylarından bahsetmek istiyorum. Biliyorum şoktasınız, bir bardak soğuk su için geçer canlarım. Ayrıca paniğe de gerek yok; anlatacağım şey yıllar yıllar öncesinde vukuu bulan bir olay. Zaten anlatmamın sebebi de bu. Üzerinden o kadar çok zaman geçti ki, hükmünü yitirdi. Elli küsur yılda bir kamuya açılan top secret devlet dosyaları gibi ben de bu dosyayı açmanın zamanı geldi diye düşünüyorum, öyleyse varım...
İlkokuldayız. Ben bir çocuğa aşığım. Çocuk benim kankama aşık. Çocuğun kankası da bana aşık. Nasıl ama? Klişeye bak hizaya gel. Ama duuur daha bitmedi. Aşık olduğum çocuk, kankamla aralarını yapayım diye benden yardım istiyor, ben de kankamı ikna etmeye çalışıyorum. Sanırım kankamın da gönlü var ama yüz vermiyor çocuğa. Klişelere doymadıysanız devam edelim; çünkü bir zaman sonra çocuğun kankası bana açılıyor sınıfın ortasında. Bana beni sevdiğini söyleyen ilk erkeğin suratına tokadı yapıştırıyorum. Evet öküzüm. Artık korktum mu, utandım mı, kızdım mı, niyeyse işte... Sonradan pişman oluyorum tabii ama yıllar sürecek bir lanetin de fitilini ateşliyorum. Sanırım çocukceğiz gidip yaptığım dangalaklığı tüm erkek milletine ispiyonladı; çünkü ondan sonra yıllarca ne aşklarıma karşılık bulabildim, ne de bulduğumu sandığımda mutlu olabildim. Ve öğrendim ki kalp kırmak da ayna kırmak gibi, laneti yıllarca üzerine yapışıyor insanın. Benimki ne zaman biter ya da hiç biter mi bilmiyorum ama siz siz olun öküzlük yapmayın. Gelinim sana söylüyorum, Mecnun sen anla!!! :)))

Pazartesi, Ocak 23, 2012

bridesmaids & boho braids :))


Haftasonu Betüşçüğüm'ün nişanı için Gölcük'teydik. Hazırlanmamız ayrı, gidişimiz ayrı, kalışımız ayrı, dönüşümüz de ayrı olaydı (bkz. olaylar olaylar!). Çok güldük, çok eğlendik, çok rezildik -her zamanki gibi diyeceğim ama olağanötesiydi bu seferki, legen-wait for it-daaary idik resmen sevgili köfteseverler. Ayrıntılara elbette girmeyeceğim ama kısaca şöyle özetleyebilirim; eğer bir film yapılacaksa o, bu haftasonunun filmi olurdu! Bridesmaids filmini henüz izlemedim ama bu haftasonunu ölümsüzleştirmek için ben de her an klavyeye sarılıp harekete geçebilirim, gardınızı şimdiden alın canlarım ;)) 
Bu arada nişan detaylarına inecek olursak, saç ve makyajımı kendim yaptım. Annemin gençliğinden kalma çok sevdiğim bir elbisesini giydim (vintage oldum vintage!), altına da topuklu çizmelerimi çektim. O elbiseye uygun bir saç stili düşünmüştüm önceden, sonra internette şu siteyle karşılaştım princess braided updo ve bayıldım. Kendi kendime dedim ki, şimdi bu saç şeklini bizim kuaförlere anlatsam başımın tepesinden ikinci bir kafa çıkarıp örgülere boğarlar, iyisi mi kendi işini kendin gör kızım. Evde birkaç denemeden sonra saçım modeldekinden daha uzun olduğu için birkaç modifiye yaptım ve ta daaa! Karşınıza fotoğraftaki köfte çıktı, üstelik tüm gece boyunca da bozulmadan durdu. Makyaj da aynı şekilde, doğal ve hafif bir biçimde halloldu. Ne kuaför stresi, ne de makyaj fiyaskosu yaşadım. Kafam rahattı anlayacağınız :)
Ancak biraz fazla rahattı sanırım; çünkü her gittiğim yerde bir şeyimi bırakıp gelmişim. Şemsiyem, saç spreyim ve diş fırçam ayrı ayrı yerlerde kalmış, hatırlamıyorum bile şu an nerede unuttuğumu. Yine de kendimi unutmadığıma şükrediyorum, geçirdiğimiz haftasonundan sonra o da olabilirdi, öyle demeyin :P

Cuma, Ocak 20, 2012

suluköfte bildiriyor...


  • Örgü işleri ve de şişleri son sürat gidiyor. Benim hızımla iki ayda tozluğun birini bitiririm, çiftin diğer teki de bahara artık...
  • On parmağımdaki beş marifetin yanına klozet söküp takmayı da eklediğim için mutlu ve de gururluyum...
  • Yeni yıl kararlarımdan "gıda boyasına son" başarıyla gerçekleşiyor. İkinci karar olan apartman yöneticiliği içinse çalışmalar devam ediyor...
  • Yayınevinden aldığım "Tüm Dersler 2. Sınıf" kitabıyla okula geri döndüm, derslerime çalışıp uslu bir çocuk gibi kitaplarımı yazıp teslim edersem mezun olacağım İnşallah...
  • Mağaza saldırılarım devam ediyor. En son Cevahir AVM'ne dadandığım için babam Cevahir'i yeni erkek arkadaşım sanıyor, konuyla ilgili sessizliğini koruması ise beni endişelere gark ediyor...
  • İstanbul'daki tüm Koton mağazalarını talan etmeme rağmen birkaç post önce bahsettiğim çiftli kartal yüzüğü bulamadım, arama ve kurtarma çalışmalarına ara verildi, kamuoyunda ümitler tükenmiş durumda...
  • Nesne aşkı ve indirim çılgınlığı Pull & Bear'deki leopar babetlerle devam ediyor... Tip için teşekkürler modaerator ;) 
  • Mağazada bir şey alırken kararsız kalıp yanımdan geçen x bir dişi kişiye fikir sorma trendi dün akşam 20.00 dolaylarında sona erdi. O gerizekalı suratsız paçoz beğenmediyse kesin alıyorum diyerek trendleri yıktım, gerekirse yolarım da hiaayyt!!!
  • Tamam, biraz gözüm kararmış olabilir... O son gözlüğü almayacaktım hacı...
  • fashiolista diye şöyle bir de site var, tıklayıp kendinizi kaybedebilir, hatta kafayı yiyebilirsiniz anacım... Ben İzmit'e doğru yola çıkıyorum, haydin hoşçakalın...
P.S. Hepi de börtdey tu yuu Haticem 

Salı, Ocak 17, 2012

bir kış masalı zımbırtısı

-Sulu Köfte Fotoroman İftiharla Sunar-
Başrolde: Savaşçı Köfte - Kardan Adam - Latife the Yeti
Metropole kar yağmıştır. Şehirdeki tüm yaşam adeta donar. Yollar kapanır, elektrikler kesilir, insanlar mahsur kalır. Bunlar yetmezmiş gibi, kar adamı yeti kılıklı Latife canavarı kara kışı fırsat bilip hortlamıştır. Latife the Yeti yollarda mahsur kalan masum insanlara saldırır, şehre dehşet saçar. Bunun üzerine masumların koruyucusu, kötülerin baş düşmanı, evimizin kahramanı Savaşçı Köfte kızımız onu durdurmak üzere yola çıkar. Köfte'nin peşine düştüğünü öğrenen Latife dağlara çıkarak doğal habitatına döner. Ancak Köfte peşini bırakmaz. Karda yürüyüp izini belli etmeyen Köfte sonunda Latife'yi karlı bir tepenin eteklerinde kıstırır. Tam okunu çıkarmış, atışını yapacaktır ki birden Kardan Adam araya girer. 

Peki bundan sonra ne olur?

a) Kardan Adam, Köfte'yi "ho ho ho" diyerek durdurur. Noel Baba'dan kalma çuvalın içinden bir çift bot çıkararak kıza verir. Çıplak ayakları karın içinde donmakta olan Köfte botlara bayılır, Latife'yi bile unutur. Unutulmaya dayanamayan Latife dağlara çıkarak kendini içkiye verir.

b) Kardan Adam, Yeti kılıklı Latife'nin boşanma sürecinde olduğu eski kocasıdır. Aslında Latife de ondan kaçtığı için şehre inmiştir. Ancak karısının kendisine döndüğünü sanan Kardan Adam, Köfte'nin karısını öldürmesine engel olur. Köfte'yi bertaraf ettikten sonra Latife'yi alıp dağa kaldırır.

c) Kardan Adam araya girince, Köfte'nin Latife'ye attığı okun hedefi olur. Latife, Kardan Adam'ın kendisine siper olup hayatını kurtarmasından çok etkilenir. Hemen oracıkta tövbe eder. Koşup Kardan Adam'a sarılır. Ancak Kardan Adam vurulmuştur, yarası ölümcüldür. Son nefesinde Latife'ye ilan-ı aşk eder. Latife gözyaşlarına boğulurken, Köfte de yaptığı hatadan dolayı pişmanlık duyar. O da silahlara tövbe eder, gider evinin kadını olur. 

d) Hiçbiri

e) Hepsi

Hadi bakalım...

funda çiçeği :)

hep kendi resmimizi koyacak değiliz ya, alın size çiçeemin resmi. ben funda(lık) bitkisini sırf çalılık sanıyordum, hani akdeniz bitki örtüsü vs. geyiği vardır ya. meğer çiçeği de varmış, pembiş pembiş açarmış. valla yıllarca süpürge otu diye anıldıktan sonra aslında bir çiçek olduğunu görmek benim çok hoşuma gitti. üstelik haftada bir kez su vermek yeterliymiş. ne kadan da tasarruflu, ne kadan da mazbut bir bitkiyim de mi ben? biraz su, biraz sevgi tamam, bir köşeye geçer fotosentezimi yaparım... snıf snıf :))

Pazar, Ocak 15, 2012

get well & farewell

bazen veda etmek zordur. tamam, genel olarak veda etmek zordur. ama yeni bir hayat, yeni umutlar ve hatta yeni bir burun :P teselli olabilir ayrılanlara. ayrılık da değil ya işte, sadece yeni bir bölüm hayatta. dilerim çok daha güzel ve tatlı ;) nice bölümlerin başlangıcı olur bu da...

Cuma, Ocak 13, 2012

hep benden bahsettiğimiz yeter kuzum, biraz da sen anlat lutfen

Baktım ki bu blogu iyice babamın malı gibi görmeye başladım, bu gidişata bir dur demek yerine biraz daha katkıda bulunmayı kendime görev bildim. Ancak maalesef hayat böyle geçmiyor sevgili köftesever. Bana kalsa geçer de, bu kafayla daha nereye kadar allasen? Bu sebeptendir ki kafaları değiştirmek lazım diyerekten çeşitli gündem maddeleri seçtim size kendi elcağızımla. Koyiim bi tabak bak valla çok seveceksiniz...

Sabah okudum bu haberi, güleyim mi ağlayayım mı bilemedim. Taylandlılar zaten bir tuhaf insanlar ama adamcağıza da diyecek bir şey bulamadım valla. Bağlılığın böylesi diyerek kısa kesiyor ve sizleri ölü gelinin suratındaki huzur ve mutluluk ifadesiyle başbaşa bırakıyorum.


Hah işte zurnanın zortladığı yer... Bir arkadaşımın uyarısıyla haberim oldu bu durumdan; sevgili hökümetimiz bu kadar refah size yeter demiş olacak ki işsizlerden sağlık sigortası adı altında her ay haraç kesmeyi uygun görmüş. Yalnız ve güzel memleketimin bir yerlerinde gizli bir kamera var ve birileri bize fena bir şaka yapıyor sanırım. Bari kameranın nerede olduğunu söylesinler de o yöne el sallayalım, tabii münasip bir el hareketiyle!!!


Harala gürele arasında unutmamamız gereken şeylerden biri... Çok güzel bir kampanya, hiç değilse ucundan kıyısından da olsa bir katkı. Van'da hala soğuktan donan, ölen çocuklar için bir şeyler yapmak isterseniz alın elinize şişlerinizi, yününüzü ve örmeye başlayın. Kendiniz öremiyorsanız da fark etmez, yardım etmek istedikten sonra hazırını da yollayabilirsiniz. Atkılar, bereler, yelekler, kazaklar, hırkalar; elinizde ne varsa, elinizden ne geliyorsa siz de katılın.


"Dünyanın en büyük karikatürü" by Erdil Yaşaroğlu
Arada güzel haberler de çıkmıyor değil tabii. Erdil Yaşaroğlu'nun çizdiği karikatür muhteşem, evrene mesajımızı gönderdik bence her an geri dönüş alabiliriz :)) Bu arada Guinness rekoru kırmış olmamız da işin cabası ama olaydaki güzellik bu kadarla da kalmıyor sevgili köftegil. Linke tıklayıp da videoyu izledikten sonra hemen yandaki facebook linkine tıklayarak Erdil Yaşaroğlu'nun bahsettiği fidan dikme kampanyasına destek olabilirsiniz. Evet, siz bu kadar şahanesiniz ;)

Pazar, Ocak 08, 2012

kısmet nasip hayırlısı ;)

Azmin zaferi, neye niyet neye kısmet, her işte bir hayır, umulmadık taş vs. vs. Adına ne derseniz deyin bazı şeyler hakikaten kısmet nasip hayırlısı. Artık secret mi yaptım farkında olmadan, yoksa wishlistim mi kanatlandı bilemiyorum ama panda bereme kavuştum. Üstelik boyutları da tam kafama göre, rengi ise şahane :)) Çift yüzüklü kartalım hala beklemede ama inanıyorum, o da bir şekilde çıkacak karşıma. Hem çıkmasa da biricik kankam bana daha güzelini almış bile, daha ne isterim ;))
Demek ki ne yapıyormuşuz? Olayları akışına bırakıyormuşuz, zaten olacağı varsa oluyormuş, biz hiç kendimizi üzüp hırpalamıyormuşuz (elbette ki artık bereden ya da yüzükten bahsetmediğimi anlamışsınızdır, mesaj verdim evrene biz çıkalım kerevetine :P) O vakit herkesin gönlüne göre olsun diyoruz, dileklerimiz bir bir gerçekleşsin wishlistimiz coşsun diyoruz ve hepinizi kocaman öpüyoruz! ;D

Cuma, Ocak 06, 2012

latifem

melaba. benim adım latife. eskiden eldivendim. şimdi suluköfte'nin özel ve resmi ilham perisiyim. nerden nereye işte, insan noldum dememeli nolcam demeli. ben de ilham perisi oldum, kader napalım, ne yazıldıysa o. aha da kalem. bi de ponpon kuyruğum var ama şimdi gözükmüyo. bir süredir izindeydim. ben yokken iyice azıtmış bizimki. zaten pek bişi de becerememiş, ay nolcak bu kızın hali, çok üzülüyom valla. piii şu odanın da haline bakın. bu pasaklılıkta ben bile kaybolurum be. aaa iyi fikir ha. bi kaybolayım da görsün gününü zilli. dıy dıy arayıp dursun ehehe. hadi soona görüşürüz muck!

Perşembe, Ocak 05, 2012

neye niyet neye kısmet vol. 873645

Hem beni özleyen esnafın hasretini gidermek, hem de yeni ördüğüm snoodu hava alsın iki çarşı pazar görsün diye gezdirmek maksadıyla kendimi dışarlara attım. Tabii ki asıl amacım indirime giren mağazalara baskın düzenlemekti. Onları en beklemedikleri anda yakalayarak kötü emellerime alet etmek istiyordum. Ve fakat yakalanan ben oldum sayın köftegiller. Ava gittim ve avlandım. Şöyle ki;


Yukarıda gördüğünüz iki güzel ve de özel nesne hesaplarıma göre benim olacaktı. Ben hesabımı bilirim, ancak gelin görün ki evdeki hesap çarşıya uymuyor sayın köftegil. Şu şirin bere göründüğü kadar şirin, ancak küçük. Benim fındık beyinli kafama bile küçük geldiyse elin koca kafalı alışverişseveri ne yapsın allasen, resmen rezalet, kınıyorum. Resimdeki birinci materyalimiz ise tüm aramalara karşın bulunamıyor. Gören ya da bilenlerin bu postun altına yorum bırakmaları rica olunur.



Gelelim köftenin avlandığı kısma. Aradığım nesneleri bulamayınca nesneye olan inancımı kaybetmiş halde geri dönüyordum ki, gözlük reyonuna takıldım. Köfteseverler bilir, bana her gözlük yakışmaz. Kafam küçük ya, dolayısıyla suratım da küçük ve çok sevmeme rağmen şu koskocaman güneş gözlüklerinden takamıyorum. Ama bu zilliyi çok beğendim, hemen takıp denedim. Bir hoşuma bir hoşuma gitti. Hemen çevirdim ordan geçen iki genç kızı sordum, baktım onlar da beğendi, kaptım geldim valla. Böylece 2012'nin ilk alışverişini de yapmış bulundum sevgili köfteler; ne diyeyim vatana millete ama en önce de bana hayırlı olsun, bereketli olsun, eh indirimimiz de bol olsun bu sene ;))

Not: Ulan sevgili mağazalar, "indirime girdiniz de bana mı girdiniz!" demek istiyorum ama yanlış anlaşılırız diye korkuyorum. İyisi mi siz indirin ben gireyim, tabii mağazaya yani... öhöm!

Not 2: Geçen senenin başında aldığım beyaz puantiyeli lacivert burnu açık babetlere aşık olduğumdan beri nesne aşkı neymiş öğrendim. Hey gidi günler hey, o zamandan bu yana kimbilir kaç kez aşık oldum, her zaman da aşklarımın peşinden koştum. Yani diyorum ki, siz de aşkınızın peşinden koşun, seviyorsanız gidin konuşun. İster bir biker bot olsun, isterse bir güneş gözlüğü, elbet sizin için de üretilmiş bir nesne vardır bu dünyada, valla ;)))

Çarşamba, Ocak 04, 2012

it's fnood time!

Pirinç örgü modelini keşfettiğimden beri kendimi durduramıyorum. İçimdeki ören bayan coştu resmen. Sanki emekli aylığım buna bağlıymış gibi sabah akşam örüp duruyorum. Ve itiraf ediyorum; en güzel örgü dizi izlerken örülüyor arkadaş! Gerçi istediğimden daha dar bir boyunluk oldu ama bu sayede bere olarak da kullanabilirim hehe. Bu arada sarı sevmeyen bünye hardal sarısı+bordo+petrol yeşili/mavisini bir arada (g)örünce kendinden geçti (hay senin kelime oyununa...!), kalan yünlerle çok daha çılgın projeler yapmayı planlıyorum. Beni izlemeye devam edin anacım!

Salı, Ocak 03, 2012

eski yıldan dost, yeni yıldan post olmaz!

Vallahi olmuyor. Tam üç gündür bloga yeni yılın ilk postunu yazayım diyorum ama aklıma yazacak bir şey gelmiyor. Devam eden DIY'larımdan bahsedeyim diyeceğim ama benim bile içim gıy gıy oldu, hem daha bitmeden ne projesi zaten, bitsin adabıyla koyarız postunu. Sonra yeni yıl kararlarımdan bahsedeyim, içinizi şişireyim dedim ama "1. Gıda boyasına son verilecek 2. Apartman yöneticisi olunacak"tan öteye gidememenin verdiği şişkinlik var bende de. Oradan da iş çıkmaz yani. Bu arada yeni yıldan ve dolayısıyla hayattan ne kadan az şey beklediğim, yani ne kadan mal bi insan (insan derken?) olduğum da meydana çıktı zaten. N'apsam bilmiyorum ki... İlgi çekmek için özel hayatımın abuk sabuk detaylarını anlatayım desem özel hayatım da yok, genel takılıyorum cicim, oyeah... Herkesin hayatının tek ve biricik öznesi benmişim gibi ona buna laf tokuşturmaya çalışsam, onunla da ben uğraşamam, malum meşgul insanım. Acep tekrar televizyona çıkıp reyting mi toplasam diyorum ama epi topu ondört (rakamla 14) izleyicim var ahan da şu sağ köşede, bi de onlardan olmayayım ayol arada. Dolayısıyla elimiz dizimizde, gözümüz yolda bekleyeceğiz sevgili köftehorlar. Bir dahaki yayına dek esen kalın...

Cumartesi, Aralık 31, 2011

Hoş gel 2012 :)

yavaş gir de sakatlanma! :P
Tüm köftelere sağlıklı, mutlu, başarılı, huzurlu ve iyi bir yıl dilerim. Sevdiklerimizle beraber, sapasağlam, enerjik, neşe dolu, kahkahalar attığımız, güzel sürprizlerle dolu, paraya para demediğimiz, bol kazançlı, üretken, dingin ve barış dolu bir yıl olsun İnşallah 2012. Hadi göreyim seni koçum benim!
 :))*

mırtlı yılsonları :P

yıl biterken aldığım ilk yeni yıl kararı: gıda boyasına son!

bkz. başlık :))

Cuma, Aralık 30, 2011

yılsonu parti hazırlıkları :))

Elbette ki normal insanlar gibi yılbaşı kutlamamız beklenemezdi. Biz de doğal olarak (!) yılsonu kutluyoruz. Madem öyle hazırlıklar başlasın!

nam nam nam!
 Dünden beri bir şeyler pişirip duruyorum, aklımda milyon şey var. Neyse ki sürprizleri önceden halletmiştim. Şimdi sıra süslemelerde... dı nı nı nııın!

sürpriiiiz!
Yılbaşına daha var, o yüzden herkese mutlu yılsonları!

Çarşamba, Aralık 28, 2011

aşıkım!


"Give a girl the right shoes and she can conquer the world..."
Marilyn Monroe

Pazartesi, Aralık 26, 2011

Sevgili 2011, "we need to talk..."

Öncelikle belirtmek isterim ki, sen bu mektubu okurken ben hala burada olacağım. Çünkü giden sen olacaksın bebeğim oyeeah... Öhöm. Tamam biraz kalpsiz olabilirim ama artık ayrılık zamanı geldi, sen de biliyorsun. Vedalardan hoşlanmam ama senin vedan bir başka, yani yanlış anlama ama partilerle konfetilerle falan kutlamayı planlıyoruz. Senden kurtulmanın sevinci demeyelim de, yeni gelecek olanın heyecanı diyelim ama böyle de teselli olmaz, biliyorum. Senden boşanıp yeni koca alıcam der gibi... Pöf... Nasıl yapsak ki şimdi ya... Tamam, şöyle yapalım; ben seninle geçirdiğimiz acı tatlı olayları anlatayım, sen de fenalık geçir. Nasıl fikir?! Süper, başlıyorum ozman...
Biliyorsun ki sana çalışarak girmiştik. Oha muazzam bir cümle oldu ama doğru. Sanki çalışıp kurbanda koça koyuna girer gibi girdik sana. Affet bizi. Ama sen de sonradan bize girdin, itiraf et. O kadar çalıştık, didindik, denedik ama n'oldu? Ha olmadı da kötü mü oldu, hayır elbette. Hayırdır dedik, vardır bir hayrı dedik, öptük başımıza koduk. Sonra sen de bize kodun derdim ama bayatladı di mi? İçin kıyıldı mı? Tamam ozman, devam ediyorum.
Seninle geçen günlerimde istemeden de olsa büyüdüm. Evet, kabulleniyorum artık. Yaşım ve cinsiyetim icabı yapılan genellemeler aynen tuttu beddua gibi. Seninle birlikte kendimi alışverişe verdim, ayakkabı çanta hastası oldum. Yetmedi DIY'lara sardım, kestim diktim ördüm, kendimi kaybettim. Sonra buldum kendimi aldım pişirmeye verdim. Kurabiyeler, kekler derken mutfaktan çıkmaz oldum. Ha kendim yedim mi? Hayır, itinayla rejim yaptım. Seninleyken tam beş kilo verdim. Şu cümleleri ardarda koyunca kocasına "senin için saçımı süpürge ettim" diyen kadınlar gibi olacağım sandın di mi? Hayır efenim, gayet memnunum ben halimden. Yeni halimi, genellenmiş prototipimi seviyorum. Üstüne kilo da verdim ya, benden iyisi yok!
Peki sadece bu kadar mı? Elbette değil. Seninleyken senaryolar, öyküler yazdım, çocuk kitapları yazdım, biricik bebeğim Oz'u bitirdim uuubeybi... Öykü yarışmasında jürilik yaptım, ajansa gittim geldim, fuarlara seminerlere katıldım, standlarda öykü sattım, süper kitaplar aldım. Bir sürü görüşmeye gittim, iş peşinde koştum. Oldu olmadı, çok takmadım her zamanki gibi. Ama en çılgını televizyona çıkmış olmam sanırım. O yüzden sırf bu nedenle bile asla unutulmayacaksın 2011, hadi yine iyisin kerata... 
Bunun dışında yeni insanlarla tanıştım, bazısını hayatıma kattım, bazısını hayatımdan çıkarttım. Hazır çıkartmaya başlamışken eskilerden de artık dar olanları ayırdım bir kenara, ihtiyaç sahiplerine verdim oyeah... Yine kalpsizleşmeye başlamadan toparlayayım; hayatıma kattığın ve zaten hayatımda olup da değerini pekiştirdiğin tüm insanlar için teşekkürler 2011, çok makbule geçti valla, bi'tanesin. Ama yine de gideceksin, sori...
Fakat gitmeden son bi güzellik yapıp kuman olacak 2012'nin kulağını bükerek kendisine bazı nasihatler verirsen süper olur. Hayır yani, attan inip eşeğe binmeyelim şimdi, bir de eşekten düşmüş karpuza dönmek var sonunda çünkü. Neyse, lafı fazla uzatmadan finale geliyorum. Tüm sürprizlerin, sevinçlerin, heyecanların, komikliklerin, garipliklerin ve attırdığın kahkahalarla sevdim seni. Döktürdüğün gözyaşları, kırdığın hayaller ve yersiz şakaların için de alacağın olsun. Şimdi al mektuplarını, ver mektuplarımı; bitsin bu iş bebek!

 


Çarşamba, Aralık 21, 2011

diyır piipıl

Aslında açıklama yapmak adetim değildir. Fakat son postumdan sonra durup düşündüm, ki bu da adetim değildir. Yani durmak tamam da, düşünmek ne allasen? Neyse, oldu bi kere işte, üstelemedim. Ve bir de baktım ki, plaza insanlarına çok yüklenmişim gibi olmuş. Elbette yazarken tamamen kendimi onların yerine koyup şeetmiştim ama nasıl koyduysam artık... Sanki yaralarına tuz basarmışım gibi olmuş, halbuki yok öyle bir niyetim. Kendi yaram dururken niye başkasınınkine tuz basayım Allah aşkına, kendine müslüman bir insanım en nihayetinde. İstemeden yediysem bir halt demek ki... Neyse işte, kendimi affettireyim diyerekten aslında ne hayvan bi insan olduğumu, nasıl mal bir hayat sürdüğümü anlatayım, diyır dayri tri yapayım dedim. Ama yazacağım postu düşünürken öyle ağır bir depresyona girdim ki, anlatamam okur. Meğer ben ne işsiz güçsüz, ne işe yaramaz, ne gereksiz bir insan evladıymışım. Bak insan evladı dedim yine, insaflıyım da aynı zamanda. Ama hayatında doğru düzgün hiçbir başarı elde edememiş, kimseye yararı dokunmayan, sadece saçma sapan şeylerle uğraşıp saçma sapan laflar eden birinin hayatındaki bir günü nasıl geçirdiğini de okumak istemezsiniz diye düşündüm. Yani belki istersiniz ama sonunda ağlarsınız bak karışmam. Ben şahsen ağladım, ki çok da sulugöz bir insan sayılmam. Ha belki de ağlanacak halime gülmeyi de seçebilirdiniz tabii ama iş işten geçtiyse demek ki... N'apalım, bununla yetineceksiniz hacılar. Şimdi dağılabilirsiniz.

Pazartesi, Aralık 19, 2011

diyır dayri - tu

sevgili günnük. bu sabah saatimin alarm ziliyle sıçrayarak uyandım. bir de baktım ki, aslında sabah olmamış. hala kapkaranlık geceymiş ama saat de beşbuçukmuş. gecenin bu kör saatinde zombiler gibi dikildim elbet. çünkü işe gidecektim. her gün, her hafta, her ay olduğu gibi sıcacık yatağımı, yumuşacık yastığımı ve sadık yarim yorganımı boyunları bükük bırakıp kalktım. güneş henüz doğmadığı için hava soğuktu, titreye titreye banyoya gittim. aynaya baktım ama ayna bana bakmadı günnük. çok üzüldüm, o bile bana tafra yapıyodu. sittir lan dedim, işedim ve çıktım. elbette ellerimi yıkamayı ihmal etmedim. sonra giyinmek için harekete geçtim ama giysilerin de tuhaflıkları üzerlerindeydi, hepsi bana hareket çekti. hal böyle olunca ben de ne giyeceğime karar veremedim tabii. onu mu giysem bunu mu derken saat hızla geçiyordu. hemen bir etek, bir gömlek, bir de hırka seçtim ama ben seçtiğime, onlar da seçildiklerine pişmandı. çünkü işyerinde ancak belirli kıyafetlere izin vardı, ofis hayatı acımasızdı. sonra saçlarımı topladım, yüzüme gözüme azcık boya sürdüm ki, zombiliğim anlaşılmasın. sen bilmezsin günnük, biz ofis insanları kendimizi kamufle etmeyi çok iyi biliriz. bu bizim yaşam tarzımız oooyeeah. neese işte, hazırlandım ve hemen çıktım. çünkü servis beni bekliyordu. ne? kahvaltı mı? o da ne allasen günnük, tuhaf tuhaf lakırdılar etme reca ederim. elbette ki plazaya varınca alt kattaki cafe'de bir şeyler atıştırırım, şimdi sırası mı? önce servise binip en az bibuçuk saat yol tepmem ve bu sırada da tepilmem gerek, beni oyalama. efenime söyliim, plazaya vardık en sonunda tabii ki. oh my god. o ne ihtişam, o ne heybet. o yüce makam, o ulu mevki. en nihayetinde dünyayı kurtardığımız yer burası, boru değil. ama bize girişi boru gibi, sen öyle düşün. sonra yukarı bilmemkaçıncı katlara çıktık. bak bunca yıllık plaza insanıyım hala kaçıncı kata çıktığımızı bilmem. anla artık ne kadar ulvi. ulvi bizim ofisboy. beni kapıda karşıladı, günaydın dedi. ben de "mersi canım, sütsüz iki şekerli lütfen" dedim. ulvi saniyesinde getirdi kahveyi, akıllı çocuktu. kahvemi alıp masama geçtim. iyelik eki kullanıyorum ki benimsediğim anlaşılsın. benim masam, benim sandalyem, benim minik kübikılım. kübe kılım. o benim dünyam, o benim hayatım. uuu beybim. baktım saat sıfır sekiz kırk dokuz. aaa onbir dakikam daha var mesai başlamasına. hemen açtım interneti, kahvemi höpürdete höpürdete gezdim haber sitelerini, ne de olsa gündemden kopmamak lazım. tam günnük falımı okurken müdür geldi. tabii hemen toparlandım, kapadım pencereyi, açtım ofisluku. çalışıyor gibi yaptım. sen bilmezsin günnük, biz ofis insanlarının en iyi yaptığı şeydir çalışıyor gibi görünmek. ama bir o kadar da zor ve yorucu. yani şöle anlatiim sana, çalışıyor gibi yapmayıp da gerçekten çalışsam daha az yorulurdum, yemin ediyorum. ama ben kolaycı bi insan değilim, zoru severim, imkansızı başarırım. o yüzden burdayım. daha ilk görüşmede böle işe aldılar beni. impossible is nothing ama susuzluk her şeydir. o yüzden çalışırken arada su da içiyorum, su bile içsem yarıyo. bi de bütün gün bilgisayar başında oturuyoruz biliyo musun günnük, her yerim tutuluyo, yağ bağlıyo. ama no problem, haftasonları pilates yapıyorum, popom patates gibi oluyo. çişimi yapıyorum ama altım kuru kalıyo. her neyse, konuya gelelim. ben bugün de hiçbir şey yapmayarak çok işler başarıyordum ki, diğer ofis insanları da geldi. biraz gırgır şamata, bolca da dedikodu yaptık. plazanın şıklarını rüküşlerini, şıllıklarını ve godoşlarını seçtik, sonra kübikıllarımıza dağıldık. topumuz kıldık. üç buçuk saat boyunca yerimizden bir santim bile kıpırdamadan dünyaları kurtardık. yine. tam ondan da sıkılmışken öğle tatili oldu. toplandık çıktık. yemeğe gittik. kalori hesapladık ama hesabı tikıtlarımızla ödediğimiz için sorun olmadı. az hava alıp tekrar yukarı, ulvi'nin yanına çıktık. tam yemek sonrası çaylarımızı söyleyecektik ki, müdür hepimizi toplantıya çağırdı. bütün ofis toplandık, toplandık, toplandık. müdürümüz kadındı. bittabii ki evde kalmıştı. aklımda kalacağına evimde kalsın mottosuyla bizlere brifing verdi. ama biz almadık, zaten yeni yemekten gelmiştik, ne brifingi allasen. tabi öyle olunca müdür bize kızdı. dünyayı dar etti. dünyayı zaten biz kurtarmıştık, bir de üstüne dar gelince hiç çekilmedi valla. yemeğin üstüne, böğk. ben kendimi tuttum ama birkaç kişi kustu. hemen onları kınadık. ulvi ortalığı temizledi. müdür son kez uyardıktan sonra bizleri kübikıllarımıza saldı. kübikıllarımızda çocuklar gibi şendik. kalan onyüzbinmilyon saat nasıl geçti anlamadık. bir de baktık ki mesai bitmiş. bitmiş mesainin davası olmayacağı için toparlandık, toptan aşşa indik. servislerimize doluştuk. akşam trafiğinde en az iki saat yol teptik. sonunda eve vardım. hemen içeri girip üzerimdekileri çıkardım. hemen yanlış anlama günnük, alt tarafı duş aldım. günün yorgunluğunu atayım dedim ama ona bile mecalim yoktu. buzdolabındaki yemekleri ısıtıp yedim. tv'yi açtım, dizi izledim. sanki ben yaşıyomuşum gibi sevindim, üzüldüm, heyecanlandım, biraz da mala bağladım. sonra bi baktım ki saat ohooo olmuş. hemen gidip yattım. sabah boynu bükük bıraktığım sıcacık yatağım, yumuşacık yastığım ve sadık yarim yorganım beni bekliyordu. yatak çoktan soğumuştu, yastığın da başı ağrıyordu ama sadık yarim yorganım beni hemen sarıp sarmaladı. "bi gün hepsi geçecek" dedi. "hele bi emekli ol, o zaman bak nasıl eğlencez" dedi. beni avuttu, beni uyuttu. derken sıçrayarak uyandım. bi de baktım ki hepsi rüyaymış günnük. bu kabus da burada biter ve ben çeker giderim dedim. döndüm kıçımı yattım. oooh mis...



Perşembe, Aralık 15, 2011

Salı, Aralık 13, 2011

diyır dayri

sabah kalktım, bi de baktım ki aslında öğlen olmuş. oh my god, hemen fırlayıp yüzümü yıkadım. aynaya baktım, kendime göz kırptım, kendimi sevdim, kendimi onayladım. sonra bu kadar sırnaşma yeter diyerek kahvaltımı ettim, bones izledim. labcı kız alttan alttan bizim eski angel'a hallenirken ben de boş durmadım. kalktım sana kek yaptım -ay nil andı beni, töbe tanrım'a- kek yapmadım, pooça yaptım. önce hamuru yoğurdum, iyice yorunca dinlenmeye bıraktım. kendime de bi yorgunluk kahvesi yaptım. ne de olsa az zamanda çok işler başarmıştım. neyse efendim, bunların hallenmesi, hamurun da dinlenmesi bitince fırını ısıttım. pooçaları fırına koydum, bi köşeye çekildim. başladığım etekliği -eteklik bkz. içimdeki menopoz teyze- dikmeye devam ettim. ikinci bahar'ın tekrarı vardı, onu izledim. izlerken de iğneyi bir güzel parmağıma batırdım ama tam tırnakla etin kesiştiği yere böle cart diye, kan aktı hep. sonra baticon döktüm üstüne, üfledim ama yanmadı. gittim pooçaları fırından çıkarttım, neyse ki onlar da yanmamıştı. hiç kahvaltı etmemişim gibi farzedip iki tanesini anında mideme indirdim. geldim etekliği bitirdim, menopoz teyze aferin dedi, ona da kendime de bir çay koydum. aynı bardaktan içtik iğrenç iğrenç. sonra maillerime baktım, kankimle yazıştık. ergen ergen güldük, çok komik kız o da. buradan selamlarımı gönderiyorum kendisine. o kendini biliyor, oyeaa... sonra biraz sörf yaptım, dalgalarla dans ettim, bi de baktım ki çok açılmışım. tee dıy'lara kadar gelmişim, dedim o zaman ben artık kalkayım geç oldu. hemen şişle yünü aldım elime, uzundur planladığım bere olayını hayata geçireyim dedim. başladım örmeye. ben, menopoz teyze ve ören bayan takıldık öyle. bi de baktım ki akşam olmuş. bugün de işe yarar hiçbir şey yapmadım çok şükür diyerek şişlerimi topladım. sıra çişlere gelmişti, eee o kadar su içersem olacağı buydu. ben tuvalete giderken menopoz teyze arkamdan bağırdı, "senin gibi sidikliyi kim n'apsın!" banyo aynasından kendime baktım, kendimi sevmedim, menopoz teyzeyi onayladım. tuvaletten dönüşte cevap verecektim kendisine ama baktım ki tv karşısında uyuyakalmış. uyandırmaya kıyamadım, üzerini örtüp yatmaya gittim. rüyamda bu postu giriyordum, öyle çok korktum ki sıç(ray)arak uyanmışım. üff neyse ki hepsi rüyaymış günlük. seni de yordum kusura bakma. kendine iyi bak. öptm bye...


Pazar, Aralık 11, 2011

demek ki...

Kafandaki düşünceleri sıraya koymaya çalışmak çok saçma bir şey. Düşünce lan bu, sırası mı olur. Gerçi "hiçbir şey zamanı gelen bir fikir kadar güçlü değildir" ama sırası geleni de görmediysem demek ki... Bu demek ki de Mecnun'un yadigarı. Herif ne söylerse özenle alıp saklıyorum kızkurusu çeyizi gibi çıkarıp çıkarıp kullanıyorum. Kızkurusuyum ya oradan biliyorum. Lan bak ne diyecektim, laf yine nerelere gitti. 
Bazı insanlar hakikaten mal. Ama öyle böyle değil. Bir gerizekalı, bir haset, bir artniyetli, böyle embesil, hem de kıskanç, bir de hırslı... Al o insanı gebert, o derece. Ya da gebertme, sadece hayatından çıkart. "You're dead to me." Ama bazısını da çıkartamıyorsun işte. Oysa negzel olurdu, işten kovar gibi hayatından eleman çıkartmak. "Üzgünüz ama insani potansiyelinizi kullanamıyorsunuz, ahlaki performans da düşük, bu durumda kurum olarak bazı önlemler almamız şart. Dolayısıyla sizinle yollarımız burada ayrılıyor, size hayatta başarılar dileriz, hoşçakalın..."
Bu aralar sinir katsayım yükseldi yine, tahammül sınırlarım ise diplerde. Artık pmsten midir nedir ama hayat boyu süren de pms mi olurmuş Allah aşkına ya, yeme beni köfte. Benim genelim bu, özelim zaten yok. Bazen öyle bir kafaya geliyorum ki, sanki herkes gerzek bir ben akıllıyım amk. Oysa değil, biliyorum içten içe. Ama yine de durduramıyorum içimdeki ergeni, "fuck you all taam mı!" Yalnız ne bitmez ergenlikmiş arkadaş bu. Yemin ediyorum içimde bir adet ergen, bir adet pmsli hatun, bir adet de menopozlu teyze var. Birlikte yaşıyor bunlar, hepsi ayrı ayar, hepsinin tribi ayrı. Övünmek gibi olmasın ama çok kişilikli bir insanım, bu kelime oyununu da yaptım ya insan değilim zaten.
Geçen gün televizyonda Feride filmine denk geldim, hani Emel Sayınlı olan. Aslen Emel Sayın'ı severim, normalde Feride'yle de bir problemim yoktur. Yani yoktu, o güne kadar. Artık neye sinirlendiysem hıncımı Feride'den çıkarttım. Tam filmin başlarındayız, hani Feride o salak herifle evleniyor, herif bunu ezikliyor, istediği haltı yiyor falan ya. Orada bana bir geldiler zaten. Ama tuttum kendimi. Sonra baktım Feride eziklerde, beyimdir ne yapsa yeridir derken kocasını kazanmak (!!!) için güzelleşiyor falan, herifin dibi düşüyor, bu sefer Feride herifin yaptıklarını yapıp intikam alıyor güya. Sikerim öyle intikamı afedersin. Değil mi ki sen filmin başında o gıcık herife siktiri çekip gidemedin, daha da gözüme görünme Feride. Yok güzelleşmişmiş de herifi kendine aşık etmişmiş, herif de aşkından (!!!) maçoya bağlamışmış da mışmış. Öyle aşık olacak herif olmaz olsun bu biiiir, alsın o aşkı götüne soksun bu ikiiii, öyle heriften koca olmaz bu üüüüç, kafayı kocayla bozan gerzek Feride sen bunları hak ediyorsun bu dööört, hepiniz bir yürüyün gidin bu da beeeeş. Oh be rahatladım.
Bu aralar kendime deşarj olacak mecra arıyorum. Bir arkadaşım twitter'da fake hesap açmış, istediği gibi yazıp çiziyor, çok da iyi yapıyor. Ben ki twitter'dan özenle uzak durdum, iş görüşmelerinde eziklenmek pahasına hesap açmadım, şimdi ondan gördüm özendim, ne yalan söyleyeyim. İçimdeki ergen diyor "sen de aç bir fake hesap, giydir millete rahatla!" Sonra pmsli hatun yanından çemkiriyor "kır bu erkek egemen zihniyeti sıç sıva hepsine!" En arkadan menopoz teyze yırtınıyor "benim dediklerimi de yazmazsan sütümü helal etmem!" Üzerimdeki baskı çok fazla, her an teslim olabilirim. Ama kendi adımı ya da bilinen nicklerimi kullanmam, baştan söyleyeyim. Kimselere de haber vermem, gizli gizli söver dururum, ruhunuz duymaz yemin ediyorum. Böyle de sinsiyim, evet. Başkalarını kötüleyerek kendini yücelttiğini sanan tüm gerzek artniyetli hasetlere malzemeyi baştan veriyorum ki iyice mala bağlasınlar. Owwyeah...  

Bu post da bir uzun oldu, bir saçma oldu, bir gereksiz oldu sanki ama artık nasıl dolduysam demek ki...


Perşembe, Aralık 08, 2011

yes please!



DIY DIY diye diye...


İnsanın sorumluluğu olan şeyi yapıp bitirmesi, teslim edip ellerini ensesine dayayarak geriye yaslanması, esnemesi gerinmesi ama daha da önemlisi yaptığı şeyden memnun olarak sona erdirmesi negzel şey Yarabbim!
Şimdi konumuzla alakası yok ama işlerimi bitirince kendime pinterest ve DIY sözü vermiştim. Yani ne ka ekmek o ka köfte hesabı, kitabı teslim edince kendimi DIY projelerine vuracaktım. Hala da vurabilirim tabii ama pinterest funterest gezinirken kim ne yapmış diye bakarken arada benim bile garipsediğim şeyler çıkmıyor değil sayın köfteler. Yani DIY yapacağım diye kendini yırtan, giysilerini kesip mobilyaları parçalayan, kapıyı bacayı söküp şekilden şekile girenler de var bu dünyada. Sen koru Allah'ım!
Bu arada fotoğraftaki onlardan biri değil elbette, renkler ve fikir çok hoşuma gitti, paylaşmak istedim.  Bir dahaki oce procemizde kullanılabilir gayet, yes sir it is a pencil!
Tamam, daha fazla saçmalamadan kendimi ekrandan alıyor ve kapıyı bacayı indirmeye gidiyorum. Çok çılgın fikirlerim var olm, beni izlemeye devam edin. Bakarsınız izlerseniz bağ olur, izlemezseniz bok olur. Ups! :P